Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Şahinoğlu'na göre Attâr 1142-1145 arasında Nişabur'da doğar, eczacılıkla uğraşır, tasavvufa yönelir ve Moğollar tarafından Nişabur'da öldürülür. Hiçbir makam sahibini övmez; mesnevilerinin hepsi tasavvufludur ve Mevlânâ gibi sonraki şairlere önderlik eder.
- Sevgi'ye göre Mantıku't-Tayr 5000 beyti aşan, otuz bir bölümlük bir mesnevidir ve 1187'de tamamlanır. Kuşlar bir kral arar; hüdhüd, yani mürşid, onları Sîmurg'a götürmeyi önerir; bülbül, doğan, baykuş gibi kuşlar birer mazeret ileri sürer.
- Kuşlar talep, aşk, marifet, istiğna, tevhid, hayret ve fenâ vadilerinden geçer; yalnızca otuzu ulaşır ve Sîmurg'un kendileri olduğunu görür. «Sî murg» Farsçada «otuz kuş» demektir; eser vahdet-i vücûd düşüncesini temsilî olarak anlatır.
- Attâr çerçeve hikâye içinde iç içe küçük hikâyeler anlatır; Şahinoğlu'na göre Mevlânâ bu tekniği ondan alıp geliştirir.
- Gülşehrî 1317'de Mantıku't-Tayr'a konu ve düzen bakımından bağlı bir Türkçe nazire yazar ve eserini telif sayar; Nevâî Lisânü't-Tayr'ı yazar; Gölpınarlı 1945-1946'da düzyazı çeviri yapar.
Kazanımlar
- Ferîdüddîn Attâr'ın hayatını, tasavvufla ilişkisini ve Fars edebiyatındaki yerini açıklayabilir.
- Mantıku't-Tayr'ın çerçeve hikâyesini, kuşların mazeretlerini, yedi vadiyi ve Sîmurg sahnesini özetleyebilir.
- Eserin tasavvufi anlamını vahdet-i vücûd kavramıyla ve iç içe hikâye tekniğiyle değerlendirebilir.
- Gülşehrî'nin Türkçe Mantıku't-Tayr'ını ve eserin Türk edebiyatındaki izlerini anlatabilir; bülbülün mazeretini, hüdhüdün cevabını ve ayna sahnesini yakından okuyabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Binlerce kuş yola çıkar. Kralları olmadığını, hükümdarsız bir ülkede düzen kurulamayacağını söylemişlerdir. Kılavuzları hüdhüd, yani çavuşkuşu, onlara bir kral bildiğini söyler: Sîmurg. Ama yol uzundur, önlerinde yedi vadi vardır.
Kuşlar birer birer düşer. Kimi yolda ölür, kimi korkup geri döner, kimi bir mazeret bulur. Sonunda yalnızca otuz kuş, yorgun ve hasta, yüce bir kapının önüne varır. Kapı açılır. Sîmurg'u görmek için başlarını kaldırdıklarında gördükleri şey kendileridir.
Büyük soru
Farsçada «sî murg» «otuz kuş» demektir. Bu hikâyeyi 1187'de tamamlayan şair, Nişaburlu Ferîdüddîn Attâr'dır. Bir kelime oyunu, nasıl oluyor da bir tasavvuf yolunun bütün özetine dönüşüyor? Ve kuşların yolculuğu, neden yüzyıllar boyunca Türkçe konuşan okurlar tarafından da yeniden yazıldı?
Bağlam
M. Nazif Şahinoğlu'nun TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki «Attâr» maddesine göre Attâr büyük ihtimalle 1142-1145 arasında Nişabur'da doğar. Eczacılık ve tıpla uğraştığı için «attâr» lakabını alır. Eserlerinden anlaşıldığına göre gençliğinde hem bu mesleği sürdürür hem ilim tahsil eder, tasavvufi bilgiler edinir. Uzun seyahatlerden sonra Nişabur'a döner ve inzivaya çekilir; çok ileri bir yaşta Moğollar tarafından Nişabur'da öldürülür.
Şahinoğlu'na göre Attâr, önceki ünitelerde gördüğümüz saray şairlerinden ayrı bir yol tutar: ömrünün sonuna kadar hiçbir makam sahibini övmez. Mesnevilerinin hepsi tasavvufla ilgilidir ve Şahinoğlu onun «doğuştan mesnevici» sayılabileceğini söyler. Mevlânâ, Sa'dî, Hâfız ve Câmî gibi sonraki şairlere önderlik eder; Mevlânâ onu âşıkların önderi sayar.
Ana anlatı — Kuşların meclisi
H. Ahmet Sevgi'ye göre Mantıku't-Tayr 5000 beyti biraz aşan, otuz bir bölümlük bir mesnevidir ve 25 Eylül 1187'de tamamlandığı kaydedilir. Adı Kur'an'da geçen bir terkipten gelir; Sevgi'ye göre «mantık» burada söylemek, konuşmak anlamındadır, «tayr» yani kuş ise yolcuları, sâlikleri temsil eder.
Hikâyenin kılavuzu hüdhüddür. Sevgi'ye göre Süleyman peygamberin haberci kuşu olan hüdhüd, eserde mürşidi temsil eder. Kuşları toplar, Sîmurg'u anlatır ve onlara yol gösterir.
Ama kuşlar yola çıkmak istemez. Sevgi'ye göre bülbül, papağan, tavus, kaz, keklik, hümâ, doğan, baykuş ve başkaları birer mazeret ileri sürer. Her mazeret bir insan zaafının portresidir: bülbül güle olan aşkından, doğan kralın elindeki yerinden, baykuş yıkıntılardaki hazinesinden vazgeçemez. Hüdhüd her birine cevap verir ve ikna eder. Attâr bu cevapların içine kısa hikâyeler yerleştirir.
Şahinoğlu'na göre bu Attâr'ın en belirgin tekniğidir: tasavvufi bir meseleyi anlatırken temsillere başvurur ve bir çerçeve hikâyenin içinde açık bir plana göre iç içe daha küçük hikâyeler anlatır. Şahinoğlu'na göre Mevlânâ bu anlatım tarzını Attâr'dan alır ve bazı yönlerden geliştirir.
Ana anlatı — Yedi vadi ve otuz kuş
Kuşlar yolda yorulunca hüdhüd önlerindeki yolu anlatır. Sevgi'ye göre önlerinde yedi vadi vardır: talep, aşk, marifet, istiğna, tevhid, hayret ve fakr ü fenâ.
Vadileri geçmeyi yalnızca otuz kuş başarır. Sevgi'ye göre yüce bir kapının önüne gelirler; bir haberci onlara birer kâğıt verir ve kuşlar kâğıtlarda bütün yaptıklarının yazılı olduğunu görür. Sonra Sîmurg görünür, ama gördükleri Sîmurg kendilerinden başka bir varlık değildir. Bir ses duyulur: burası bir aynadır; daha fazla ya da daha az gelseydiniz yine o kadar görünürdünüz.
Yaygın yanlış«*Mantıku't-Tayr*'da kuşlar sonunda gökteki bir krala, kendilerinden başka bir varlığa ulaşır.»
Eserin sonu bunun tersini söyler. Sevgi'ye göre otuz kuş, aradıkları Sîmurg'un kendileri olduğunu anlar ve Sîmurg'da yok olur; artık ne yol ne yolcu ne kılavuz kalır. Yolculuk dışarıya değil içeriye doğrudur. Ama bu, «her kuş kendi başına tanrıdır» demek de değildir: kuşlar ancak bütün vadilerden geçip kendilerini tüketince aynaya bakabilir.
Ana anlatı — Türkçe kuşlar
Sevgi'ye göre eser yalnızca İran'da değil, Türk edebiyatında da derin iz bırakır. Gülşehrî onu 1317'de manzum olarak Türkçeye aktarır. Ama Gülşehrî'nin eseri bir çeviriden fazlasıdır: Sevgi'ye göre Gülşehrî, eserin son bölümünde Mantıku't-Tayr'ı esas almakla birlikte başka bir eser meydana getirdiğini ve eserinin telif sayılması gerektiğini söyler. Konu ve düzen bakımından Attâr'a bağlı kalan bir nazire yazmıştır.
Sevgi'ye göre eseri sonraki yüzyıllarda başka Türk şairleri de manzum olarak çevirir; Ali Şîr Nevâî ise onu örnek alarak Lisânü't-Tayr'ı yazar. Abdülbaki Gölpınarlı 1945-1946'da eseri açıklamalı bir düzyazı çeviriyle Türkçeye aktarır. Şahinoğlu'na göre Attâr'ın İlâhînâme'si de ilk olarak Şemseddin Sivâsî tarafından manzum olarak Anadolu Türkçesine çevrilir.
Metin anı
Önce kuşların mazeretlerinden, bülbülün sözleri:
Sîmurg'a ulaşmak benim gücümü aşar; bülbüle gülün aşkı yeter. Yüz yapraklarıyla benim için açan odur; nasıl mutsuz olabilirim? Bugün açan gül, arzuyla dolu, bana sevinçle gülümsüyor.
Sonra hüdhüdün bülbüle cevabı:
Ey geride kalan, şeylerin dış görünüşüyle meşgul olan! Seni aldatan bir bağlılıktan hoşlanmayı bırak. Gülün yüzüne duyduğun aşk yüreğine nice diken batırdı. Gül güzel olsa da güzelliği bir hafta içinde kaybolur.
Son olarak kitabın sonundan, Sîmurg'un cevabı:
Benim yüceliğimin güneşi bir aynadır; ona gelen kendini içinde görür, canını ve bedenini görür, bütünüyle kendini görür. Siz buraya otuz kuş olarak geldiğiniz için bu aynada kendinizi otuz kuş olarak buluyorsunuz. Kırk ya da elli kuş daha gelseydi, Sîmurg'u gizleyen perde yine açılırdı.
Bülbülün sözü Türk okura çok tanıdık gelir, çünkü gül ile bülbül klasik şiirimizin en bilinen mazmunlarından biridir. Attâr'da bu tablonun bir eleştirisi vardır: bülbülün aşkı gerçektir, ama yanlış yere bağlanmıştır. «Bülbüle gülün aşkı yeter» cümlesi, yolun başındaki en güzel ve en tehlikeli mazerettir: güzel bir bağlılık, daha büyük bir arayışın önünü kesebilir.
Hüdhüdün cevabı sert ama kısadır. Gül bir hafta içinde solar; yani dış görünüşe bağlanan aşk, kaybolacak bir şeye bağlanır. Hüdhüd bülbülü aşktan vazgeçmeye değil, aşkın yönünü değiştirmeye çağırır. Attâr'ın bütün mazeret sahnelerinde aynı kalıp işler: her kuş bir şeye bağlıdır, hüdhüd o bağın geçiciliğini gösterir.
Sîmurg'un cevabı eserin bütün yolculuğunu tek bir imgede toplar. Güneş bir aynadır: ona bakan kendini görür. «Otuz kuş» ile «Sîmurg» arasındaki kelime oyunu burada bir teolojiye dönüşür. Ama cevap bir ikinci adımı da taşır: kırk ya da elli kuş gelseydi perde yine açılırdı. Sîmurg sayıya bağlı değildir; aynaya kim gelirse onu gösterir.
Cevap ve bağlantı
Bir kelime oyunu nasıl bir tasavvuf yolunun özetine dönüşür? Attâr'ın eserinde «sî murg» ile «Sîmurg» arasındaki ses benzerliği, yolun sonunu önceden haber verir. Kuşlar bir kral arar, ama yolculuk dışarıya değil kendilerine doğrudur. Yedi vadi bu dönüşümün basamaklarıdır ve kuşların sayısını binlerden otuza indirir. Sonunda otuz kuş aynaya bakar ve aradıklarının kendileri olduğunu anlar.
Kuşlar neden Türkçe de konuştu? Sevgi'nin gösterdiği gibi Mantıku't-Tayr hem çevrildi hem örnek alındı: Gülşehrî'nin nazire niteliğindeki Türkçe eserinden Nevâî'nin Lisânü't-Tayr'ına, Gölpınarlı'nın düzyazı çevirisine uzanan bir zincir. Bu kursun büyük sorusunun bir halkası daha burada: Osmanlı okurunun Farsça şiire duyduğu ilgi yalnızca saraydan değil, tekkeden, tasavvuf geleneğinden de besleniyordu.
Kapanış kancası
Şahinoğlu'na göre Mevlânâ Attâr'ı «ruh», Senâî'yi bu ruhun «iki gözü» sayar; Sevgi'ye göre de Mantıku't-Tayr'ın bazı hikâyelerini aynı vezinde yazdığı Mesnevî'sinde yeniden işler. Belh'te doğan, Konya'da yaşayan ve Farsça yazan bir şair, Anadolu'nun en çok okunan şairlerinden biri oldu. Bir kamış neyin ayrılıktan yakınması, nasıl yüzyıllar sonra bütün dünyada okunan bir şiire dönüştü?
Özet kartı
- Şahinoğlu'na göre Attâr 1142-1145 arasında Nişabur'da doğar, eczacılıkla uğraşır, tasavvufa yönelir ve Moğollar tarafından Nişabur'da öldürülür. Hiçbir makam sahibini övmez; mesnevilerinin hepsi tasavvufludur ve Mevlânâ gibi sonraki şairlere önderlik eder.
- Sevgi'ye göre Mantıku't-Tayr 5000 beyti aşan, otuz bir bölümlük bir mesnevidir ve 1187'de tamamlanır. Kuşlar bir kral arar; hüdhüd, yani mürşid, onları Sîmurg'a götürmeyi önerir; bülbül, doğan, baykuş gibi kuşlar birer mazeret ileri sürer.
- Kuşlar talep, aşk, marifet, istiğna, tevhid, hayret ve fenâ vadilerinden geçer; yalnızca otuzu ulaşır ve Sîmurg'un kendileri olduğunu görür. «Sî murg» Farsçada «otuz kuş» demektir; eser vahdet-i vücûd düşüncesini temsilî olarak anlatır.
- Attâr çerçeve hikâye içinde iç içe küçük hikâyeler anlatır; Şahinoğlu'na göre Mevlânâ bu tekniği ondan alıp geliştirir.
- Gülşehrî 1317'de Mantıku't-Tayr'a konu ve düzen bakımından bağlı bir Türkçe nazire yazar ve eserini telif sayar; Nevâî Lisânü't-Tayr'ı yazar; Gölpınarlı 1945-1946'da düzyazı çeviri yapar.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Sîmurg | Simurgh | Fars mitolojisinde adı olup cismi olmayan efsanevi kuş; eserde Allah'ın görünüşünü temsil eder |
| Hüdhüd | Hoopoe | Süleyman peygamberin haberci kuşu; eserde kuşlara yol gösteren mürşid |
| Yedi vadi | Seven valleys | Talep, aşk, marifet, istiğna, tevhid, hayret ve fenâ vadileri |
| Vahdet-i vücûd | Unity of being | Gerçek varlığın yalnızca Allah'a ait olduğu, çokluğun onun görünüşleri olduğu düşüncesi |
| Nazire | Response poem | Bir eserin konusu, vezni ya da biçimiyle ona karşılık olarak yazılan eser |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Attâr hakkında neler biliyoruz? Onu Gazneli saray şairlerinden ayıran özellik nedir?
- (Kazanım 2) Mantıku't-Tayr'ın çerçeve hikâyesini, kuşların mazeretlerini ve yedi vadiyi özetleyin.
- (Kazanım 3) Sîmurg sahnesi ve «sî murg» kelime oyunu eserin tasavvufi anlamını nasıl taşır? «Kuşlar sonunda kendilerinden başka bir krala ulaşır» yargısını tartışın.
- (Kazanım 4) Gülşehrî'nin Mantıku't-Tayr'ı neden yalnızca bir çeviri sayılmaz? Eserin Türk edebiyatındaki diğer izlerini anlatın.
- (Kazanım 4) Bülbülün mazeretini, hüdhüdün cevabını ve Sîmurg'un ayna sözlerini yakından okuyun.
Cevaplar
- Şahinoğlu'na göre Attâr 1142-1145 arasında Nişabur'da doğar, eczacılık ve tıpla uğraştığı için «attâr» lakabını alır, tasavvufi bilgiler edinir, uzun seyahatlerden sonra Nişabur'da inzivaya çekilir ve çok ileri yaşta Moğollar tarafından öldürülür. Onu saray şairlerinden ayıran, ömrünün sonuna kadar hiçbir makam sahibini övmemesi ve bütün mesnevilerini tasavvufa ayırmasıdır; Mevlânâ, Sa'dî, Hâfız ve Câmî gibi şairlere önderlik eder.
- Sevgi'ye göre kuşlar kralsız bir ülkede düzen olmayacağını söyleyerek toplanır; mürşidi temsil eden hüdhüd onlara Sîmurg'u anlatır. Bülbül güle olan aşkından, doğan kralın elindeki yerinden, baykuş yıkıntılardaki hazineden vazgeçemediği için mazeret ileri sürer; hüdhüd her birine cevap verir ve bu cevapların içine kısa hikâyeler yerleştirir. Yolda önlerinde talep, aşk, marifet, istiğna, tevhid, hayret ve fakr ü fenâ adlı yedi vadi vardır; yalnızca otuz kuş hepsini geçer.
- Otuz kuş yüce kapıya ulaşır, kâğıtlarda bütün yaptıklarını görür ve Sîmurg göründüğünde onun kendilerinden başka bir varlık olmadığını anlar; bir ses burasının bir ayna olduğunu söyler. Farsçada «sî murg» «otuz kuş» demektir; kelime oyunu, aranan birliğin çokluğun içinde bulunduğu vahdet-i vücûd düşüncesini taşır. Yargı yanlıştır: kuşlar dışarıda bir krala değil, kendi özlerine ulaşır ve Sîmurg'da yok olur; ama bu ancak bütün vadilerden geçip kendilerini tükettikten sonra mümkündür.
- Sevgi'ye göre Gülşehrî 1317'de eseri manzum olarak Türkçeye aktarır, ama son bölümde Mantıku't-Tayr'ı esas almakla birlikte başka bir eser meydana getirdiğini ve eserinin telif sayılması gerektiğini söyler; konu ve düzen bakımından Attâr'a bağlı bir nazire yazmıştır. Eser sonraki yüzyıllarda başka Türk şairlerince de manzum olarak çevrilir; Ali Şîr Nevâî onu örnek alarak Lisânü't-Tayr'ı yazar; Gölpınarlı 1945-1946'da açıklamalı düzyazı çeviri yapar.
- Bülbül Sîmurg'a ulaşmanın gücünü aştığını, güle olan aşkının kendisine yettiğini söyler; bu, güzel ama yolun önünü kesen bir bağlılıktır ve klasik şiirin gül ile bülbül mazmununu hatırlatır. Hüdhüd onu dış görünüşe bağlılıkla eleştirir ve gülün güzelliğinin bir haftada kaybolduğunu hatırlatır; aşktan vazgeçmeye değil, aşkın yönünü değiştirmeye çağırır. Sîmurg yüceliğinin güneşinin bir ayna olduğunu, gelenin kendini içinde gördüğünü söyler; otuz kuş kendini otuz kuş olarak görür ve kırk ya da elli gelseydi perde yine açılırdı; Sîmurg sayıya bağlı değildir.
Okuma
- Ferîdüddîn Attâr, Mantıku't-Tayr, Farsçadan düzyazı çeviri: Abdülbaki Gölpınarlı (1945-1946; İstanbul 1962 baskısı).
- Gülşehrî, Mantıku't-Tayr (Gülşen-nâme).
- H. Ahmet Sevgi, «Mantıku't-tayr», TDV İslâm Ansiklopedisi.
- Kuşların mazeretlerinden birini seçin ve bugünkü bir insanın benzer bir mazeretini düşünün. Hüdhüd bu mazerete ne cevap verirdi? Cevabınızı Attâr'ın kalıbını izleyerek kısa bir paragrafla yazın.