Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Yeni Farsça, Eski ve Orta Farsçanın devamıdır; Arap harfleriyle yazılır ve dokuzuncu, onuncu yüzyıllardan itibaren İran'ın doğusundaki devletlerin resmî dili olur. Erken adlarından biri Derî'dir.
- Tâhirîler döneminde Farsça şiir çok azdır; Saffârî Ya'kūb b. Leys Arapça bilmediği için şiirin Farsça söylenmesini ister. Sâmânîler döneminde Buhara ve Semerkant Arapça ve Farsça yazanların merkezi olur; Arapça resmî dil olarak kalır.
- Sâmânî sarayı Taberî tarihinin (963) ve tefsirinin (976) Farsça çevirileriyle düzyazının da temelini atar. Rûdekî bu sarayın en ünlü şairidir; körlüğü ve eserinin büyüklüğü tartışmalıdır, bugünkü divanında 1045 beyit vardır.
- Müslüman bir Türk hanedanı olan Gaznelilerin sarayında resmî dil Farsçadır. Unsurî melikü'ş-şuarâdır; Türk asıllı Ferruhî ve Menûçihrî ile ilk İranlı kadın şair Râbia-i Belhî de bu dönemdendir. Sâmânîlerin kökeni ise tartışmalıdır.
- Çehâr Makâle'nin anekdotlarında Rûdekî'nin Buhara şiiri emîri eve döndürür, Unsurî irticalen söylediği bir rubaiyle sultanın pişmanlığını yatıştırır; Nizâmî-i Arûzî'ye göre şair, hükümdarın adını ölümsüz kılan kişidir.
Kazanımlar
- Arap fethinden sonra Yeni Farsçanın bir edebiyat dili olarak doğuşunu Tâhirîler, Saffârîler, Sâmânîler ve Gazneliler dönemleri üzerinden açıklayabilir.
- Rûdekî'yi ve Sâmânî sarayının şiir, çeviri ve düzyazıdaki rolünü anlatabilir.
- Gazneli sarayında Farsça şiirin yerini, himaye ve methiye kavramlarıyla, Türk hükümdarlarla Farsça edebiyat arasındaki ilişkiyi de gözeterek değerlendirebilir.
- Rûdekî'nin Buhara şiirini, Unsurî'nin irticalen söylediği rubaiyi ve Nizâmî-i Arûzî'nin şairin görevi üzerine sözlerini yakından okuyabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Onuncu yüzyıl, Herat yakınları. Sâmânî emîri Nasr b. Ahmed ordusuyla bir yaz geçirmek için gelmiştir. Bahar gelir, üzümler olgunlaşır, kış geçer, bir bahar daha gelir. Emîr her mevsim biraz daha kalmak ister. Dört yıl böyle geçer.
Komutanlar ve saray ileri gelenleri eşlerini, çocuklarını, Buhara'yı özlemektedir. Emîri ikna etmesi için bir şaire gider ve beş bin dinar teklif ederler. Şair düz sözün işe yaramayacağını anlar. Bir sabah emîrin meclisine girer, çengi alır ve bir şiir söylemeye başlar: Mûliyân ırmağını anarız, uzaktaki dostları özleriz. Şiir bittiğinde emîr tahtından iner, çizmesini giymeden atına atlar ve Buhara'ya doğru yola çıkar.
Büyük soru
Şairin adı Rûdekî'dir ve söylediği şiir Farsçadır. Oysa iki yüz yıl önce, Arap fethinden sonra, bu topraklarda sarayın, bilimin ve şiirin dili Arapçaydı. Fethedilmiş bir halkın dili, nasıl olup da kendi fatihlerinin sarayında yeniden şiir dili oldu? Ve bu yeniden doğuşta, çoğu Türk olan sonraki hükümdarların payı neydi?
Bağlam
TDV İslâm Ansiklopedisi'nin «İran» maddesinin dil bölümünde Tahsin Yazıcı ile Mürsel Öztürk'e göre Yeni Farsça, Eski Farsça ile Orta Farsçanın devamıdır ve dokuzuncu ve onuncu yüzyıllardan itibaren İran'ın doğusunda kurulan devletlerin resmî dili olur. Saray ve yönetim dili olunca şairler bu dille yazmaya başlar ve Rûdekî, Dakīkī, Firdevsî gibi şairler onu önemli bir edebiyat diline dönüştürür.
Aynı maddenin edebiyat bölümünde A. Naci Tokmak, edebiyat tarihçilerinin şairleri genellikle mensup oldukları hanedanlara göre sınıfladığını söyler. Çünkü edebî hareketler hükümdar saraylarında doğup gelişir. Bu ünite de o yolu izleyecek: Tâhirîler, Saffârîler, Sâmânîler ve Gazneliler.
Ana anlatı — «Anlamadığım dilde niçin şiir söylensin?»
Tokmak'a göre Arap fethinden sonraki ilk dönemde, Tâhirîler zamanında, Farsça şiir henüz çok az gelişir; birkaç şairin adı ve tezkirelerde kalan birkaç beyit dışında bir şey yoktur. Kırılma Saffârîlerle gelir. Hanedanın kurucusu Ya'kūb b. Leys Arapça bilmediği için şairlerden şiirlerini Farsça söylemelerini ister.
Nurullah Kesai Târîh-i Sîstân'a dayanarak onun sözünü aktarır: benim anlamadığım dilde niçin şiir söylensin? Bu cümle bir dil politikası kadar bir okur talebidir. Şiir, onu dinleyecek hükümdarın anlayacağı dilde söylenmelidir.
Ama Farsçanın asıl yükselişi Sâmânîlerle olur. Tokmak'a göre Buhara ve Semerkant, hem Arapça hem Farsça yazan âlimlerin ve şairlerin toplandığı merkezlere dönüşür. Aydın Usta da önemli bir ayrıntıyı vurgular: Sâmânîler Farsça yazanlar kadar Arapça yazanları da himaye etmiş, divanlarında resmî dil olarak Arapçayı kullanmıştır. Yeniden doğuş Arapçayı silmez; iki dil yan yana yaşar.
Sâmânî sarayı yalnızca şiir değil, düzyazı ve çeviri de üretir. Tokmak'a göre Vezir Bel'amî'nin 963'te gerçekleştirdiği Taberî tarihinin Farsça çevirisi ve bir heyetin 976'da tamamladığı Taberî tefsirinin çevirisi dönemin başlıca düzyazı eserleridir. Usta'ya göre bu tefsir çevirisi günümüze ulaşan en eski Kur'an tercümesidir. Tokmak'a göre dönemin dili sadedir, anlatım doğaldır.
Ana anlatı — Rûdekî, Sâmânî sarayının sesi
Mürsel Öztürk'e göre Rûdekî Semerkant'ın Rûdek kasabasına bağlı bir köyde doğar ve Sâmânî emîri Nasr b. Ahmed'in sarayına girer. Emîrin ve vezirlerinin ödülleriyle büyük bir servet ve itibar kazanır. Birçok kaynak onun doğuştan kör olduğunu yazar. Ama Öztürk'ün aktardığına göre başka kaynaklar bundan söz etmez ve Rûdekî'nin şiirlerinde renkler ve görülen şeylere dair pek çok benzetme vardır. Bir görüşe göre sonradan gözden düşmüş ve kör edilmiştir. Rûdekî'nin körlüğü bile tartışmalıdır.
Eserinin büyüklüğü de öyle. Öztürk'e göre kaynaklar divanındaki beyit sayısını yüz binlerle verir; oysa çeşitli kaynaklardan derlenen bugünkü divanında 1045 beyit vardır ve bunların bir kısmı başka bir şaire aittir. Tokmak'a göre Rûdekî Farsça şiiri Arap şiirinin etkisinden kurtaran ilk şair sayılır ve sonrakiler onu üstat kabul eder.
Yaygın yanlış«Farsça, Arap fethiyle yok oldu ve yüzyıllar sonra birden yeniden ortaya çıktı.»
Kaynaklar bir kopuş değil, bir dönüşüm anlatır. Yazıcı ile Öztürk'e göre Yeni Farsça, Eski ve Orta Farsçanın devamıdır; değişen yazısı, kelime hazinesi ve toplumsal yeridir. Usta'ya göre Sâmânî sarayında Arapça resmî dil olarak kalır, Farsça onun yanında yükselir. «Yeniden doğuş», bir dilin halk ağzından saray ve edebiyat diline yükselmesidir.
Ana anlatı — Gazneli sarayı: Türk sultanlar, Farsça şiir
Sâmânî devletinin ordularında giderek daha çok Türk kumandan yer alır. Erdoğan Merçil'e göre Sâmânî Horasan ordularının kumandanı Alp Tegin, bir taht mücadelesinde başarısız olunca Gazne'ye çekilir ve orada Gazneliler hanedanının temelleri atılır. Merçil Gaznelileri müslüman bir Türk hanedanı olarak tanımlar.
Bu Türk hanedanının sarayında resmî dil Farsçadır. Merçil'e göre Sultan Mahmud'un sarayında dört yüz şair bulunduğu rivayeti abartılı sayılsa bile şiire verilen önemi gösterir. Şairlerin başında, sürekli sultanı ve saray mensuplarını öven melikü'ş-şuarâ Unsurî gelir. Merçil sarayın şairleri arasında Türk asıllı Ferruhî-yi Sîstânî'yi ve Menûçihrî'yi de sayar. Tokmak'a göre bu dönemin şairleri arasında bilinen ilk İranlı kadın şair Râbia-i Belhî de vardır.
Sâmânîlerin kökeni de tartışmalıdır. Usta'ya göre bir kısım araştırmacı onları İran asıllı sayar ve İran dili ile edebiyatının bu hanedan döneminde zirveye çıkmasını delil gösterir; bir kısmı ise Türk kökenli olduklarını ileri sürer. Usta, edebiyattaki yükselişi yalnızca bir kökene bağlamanın doğru olmadığını söyler. Fars edebiyatının erken tarihi, kökeni kesin olarak bilinmeyen ya da kendileri Farsçayı ana dili olarak konuşmayan hükümdarların sarayında da yazılmıştır.
Metin anı
Önce Çehâr Makâle'den, Rûdekî'nin emîr Nasr'ı Buhara'ya döndüren şiirinden bir parça, Browne'un çevirisiyle:
Ceyhun'un kumları, ne kadar yorucu olsalar da,
ayaklarımın altında ipek kadar yumuşaktı.
Dostun dönüşüne sevinen derin Ceyhun
gülen dalgalarıyla atlarımızın kolanına kadar yükselecek.
Yaşa Buhara! Neşelen!
Emîrimiz sana sevinçle koşuyor!
Sonra Gazneli sarayından. Sultan Mahmud bir gece sarhoşken gözdesi Ayaz'ın saçlarını kestirir; sabah pişman olur, yerinde duramaz. Unsurî'den bir şey söylemesi istenir ve şair irticalen şu rubaiyi söyler:
Güzelin buklelerini kesmeyi neden ayıp sayarsın?
Neden burada öfkeyle kalkar, kederle oturursun?
Bunun yerine sevin, eğlen, şarap iste:
Selvi en düzgün görünüşünü budanınca kazanır.
Son olarak Nizâmî-i Arûzî'nin şairin görevi üzerine sözleri:
Bir hükümdar, adının ölümsüzlüğünü sağlayacak ve ününü divanlara, kitaplara kaydedecek iyi bir şairden vazgeçemez. Çünkü kimsenin kaçamayacağı o buyruk geldiğinde ne ordusundan ne hazinesinden eser kalır; ama adı, şairin şiiri sayesinde sonsuza dek yaşar.
Rûdekî'nin dizeleri bir methiye değil, bir özlem şiiridir ve gücü de buradan gelir. Kumların ipek gibi olması, sevgilinin yolunda zahmetin hissedilmediğini söyleyen eski bir mazmunu Buhara'ya uygular. Sonra şiir kenti bir sevgili gibi seslenir: «Yaşa Buhara!». Browne'un çevirisine göre bu beyti duyan emîr çizmesiz yola çıkar. Hikâye iki yüz yıl sonra yazılmıştır, ama anlattığı şey açıktır: Farsça şiir, bir hükümdarı kararından döndürecek kadar etkilidir.
Unsurî'nin rubaisi sarayın başka bir yüzünü gösterir. Burada şair bir özlemi değil, bir pişmanlığı yönetir. Sultanın hatası şiirin içinde bir güzellik kuralına dönüşür: selvi budanınca güzelleşir. Nizâmî-i Arûzî bu hikâyeden bir ders çıkarır: irticalen söyleyebilmek şiir sanatının temel direğidir, çünkü hazineden para bu yolla çıkar.
Nizâmî-i Arûzî'nin son cümlesi ise himayenin mantığını açıkça söyler. Hükümdar şairi besler; şair de hükümdarın adını yaşatır. Bu, Horatius'un ve Ovidius'un kendi eserleri için kurdukları ölümsüzlük iddiasının saraya bağlanmış bir biçimidir. Ama Nizâmî-i Arûzî'nin aktardığı bir dörtlük bu ilişkiyi tersine çevirir: Sâsânîlerin ve Sâmânîlerin hazinelerinden geriye yalnızca şarkıcıların ezgileri ve Rûdekî'nin tatlı şiirleri kalmıştır. Hükümdarlar gider; kalan, onları övenin sesidir.
Cevap ve bağlantı
Fethedilmiş bir halkın dili nasıl yeniden şiir dili oldu? Kaynaklarımıza göre üç yoldan. Önce anlaşılma ihtiyacıyla: Arapça bilmeyen bir hükümdar, şiirin kendi dilinde söylenmesini istedi. Sonra himayeyle: Buhara ve Semerkant'ta Sâmânî emîrleri ve vezirleri şairleri, çevirmenleri ve âlimleri besledi. Son olarak çeviriyle: tarih, tefsir ve Kelîle ve Dimne gibi eserler Farsçaya aktarılarak dilin düzyazı gücü kuruldu.
Türk hükümdarların payı ne oldu? Gazneliler, müslüman bir Türk hanedanı olarak, Farsçayı resmî dil ve saray şiirinin dili yaptı. Ferruhî ve Menûçihrî gibi Türk asıllı şairler bu dilde yazdı. Selçuklular ve sonra Osmanlılar da bu çizgiyi sürdürecektir. Bu kursun büyük sorusu, Osmanlı saraylarında neden Farsça şiir okunduğudur. Cevabın ilk halkası burada, Gazne'deki Türk sultanın Farsça yazan şairlerle dolu sarayındadır.
Kapanış kancası
Tokmak'a göre 957'de yazılan düzyazı Şâhnâme-yi Ebû Mansûrî, sonradan çok daha ünlü bir eserin temelini oluşturdu. Merçil'e göre Sultan Mahmud, o eserin şairinin hatırasına sonradan bir kervansaray yaptırdı. Tûslu bir şair, İran'ın efsanevi krallarını ve kahramanlarını anlatan dev bir manzume yazdı ve onu bir Türk sultana sundu. Bir şair, bir halkın bütün geçmişini tek bir kitapta nasıl yaşatabilir?
Özet kartı
- Yeni Farsça, Eski ve Orta Farsçanın devamıdır; Arap harfleriyle yazılır ve dokuzuncu, onuncu yüzyıllardan itibaren İran'ın doğusundaki devletlerin resmî dili olur. Erken adlarından biri Derî'dir.
- Tâhirîler döneminde Farsça şiir çok azdır; Saffârî Ya'kūb b. Leys Arapça bilmediği için şiirin Farsça söylenmesini ister. Sâmânîler döneminde Buhara ve Semerkant Arapça ve Farsça yazanların merkezi olur; Arapça resmî dil olarak kalır.
- Sâmânî sarayı Taberî tarihinin (963) ve tefsirinin (976) Farsça çevirileriyle düzyazının da temelini atar. Rûdekî bu sarayın en ünlü şairidir; körlüğü ve eserinin büyüklüğü tartışmalıdır, bugünkü divanında 1045 beyit vardır.
- Müslüman bir Türk hanedanı olan Gaznelilerin sarayında resmî dil Farsçadır. Unsurî melikü'ş-şuarâdır; Türk asıllı Ferruhî ve Menûçihrî ile ilk İranlı kadın şair Râbia-i Belhî de bu dönemdendir. Sâmânîlerin kökeni ise tartışmalıdır.
- Çehâr Makâle'nin anekdotlarında Rûdekî'nin Buhara şiiri emîri eve döndürür, Unsurî irticalen söylediği bir rubaiyle sultanın pişmanlığını yatıştırır; Nizâmî-i Arûzî'ye göre şair, hükümdarın adını ölümsüz kılan kişidir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Yeni Farsça | New Persian | Arap harfleriyle yazılan, dokuzuncu ve onuncu yüzyıllardan itibaren saray ve edebiyat dili olan Farsça |
| Derî | Dari | Yeni Farsçanın erken dönemdeki adlarından biri |
| Himaye | Patronage | Hükümdar ya da vezirin şair ve âlimleri ödül, maaş ve sarayda yerle desteklemesi |
| Methiye | Panegyric | Bir hükümdarı ya da hâmiyi övmek için yazılan şiir |
| İrtical | Improvisation | Şiiri önceden hazırlamadan, o anın durumuna göre anında söyleme |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Yeni Farsça nedir ve hangi hanedanlar döneminde edebiyat dili hâline geldi? Ya'kūb b. Leys'in sözü bu süreçte neyi temsil eder?
- (Kazanım 2) Sâmânî sarayı Farsça şiire, düzyazıya ve çeviriye nasıl katkıda bulundu? Rûdekî hakkında hangi bilgiler tartışmalıdır?
- (Kazanım 3) Gazneli sarayında Farsçanın yeri neydi? Himaye ve methiye kavramlarıyla açıklayın ve Türk hükümdarlarla Farsça edebiyat arasındaki ilişkiyi değerlendirin.
- (Kazanım 3) «Farsça, Arap fethiyle yok oldu ve sonra birden yeniden ortaya çıktı» yargısını kaynaklarla tartışın.
- (Kazanım 4) Rûdekî'nin Buhara şiirini, Unsurî'nin rubaisini ve Nizâmî-i Arûzî'nin şairin görevi üzerine sözlerini yakından okuyun.
Cevaplar
- Yazıcı ile Öztürk'e göre Yeni Farsça, Eski ve Orta Farsçanın devamıdır ve dokuzuncu ve onuncu yüzyıllardan itibaren İran'ın doğusundaki devletlerin resmî dili olur; Derî, Pârsî-i Derî, Pârsî ve Fârsî gibi adlarla anılır. Tokmak'a göre Tâhirîler döneminde Farsça şiir çok azdır; Saffârîlerde canlanır; Sâmânîlerde tam anlamıyla gelişir; Gaznelilerde büyük bir atılım yapar. Ya'kūb b. Leys'in «benim anlamadığım dilde niçin şiir söylensin» sözü, şiirin dinleyen hükümdarın dilinde söylenmesi talebini, yani Farsçanın okur ve dinleyici ihtiyacından doğan yükselişini temsil eder.
- Tokmak'a göre Buhara ve Semerkant Arapça ve Farsça yazanların merkezi olur; emîrler ve vezirler şairleri korur, Rûdekî'den Kelîle ve Dimne'yi nazmetmesi istenir. Vezir Bel'amî'nin 963'te gerçekleştirdiği Taberî tarihi çevirisi ve 976'da tamamlanan Taberî tefsiri çevirisi başlıca düzyazı eserleridir; Usta'ya göre tefsir çevirisi günümüze ulaşan en eski Kur'an tercümesidir. Rûdekî'nin doğuştan kör olup olmadığı tartışmalıdır: birçok kaynak kör olduğunu yazar, başkaları söz etmez ve şiirlerinde renkler vardır. Kaynaklarda yüz binlerle verilen beyit sayısına karşılık bugünkü divanında 1045 beyit vardır ve bir kısmı başka bir şaire aittir.
- Merçil'e göre müslüman bir Türk hanedanı olan Gaznelilerin sarayında resmî dil Farsçaydı. Sultan Mahmud'un sarayında dört yüz şair bulunduğu rivayeti abartılı sayılsa da şiire verilen önemi gösterir. Hükümdar şairleri himaye eder; şairler, başta melikü'ş-şuarâ Unsurî olmak üzere, sultanı ve saray mensuplarını methiyelerle över. Türk asıllı Ferruhî ve Menûçihrî de bu dilde yazar. Türk hükümdarlar Farsçayı yalnızca kullanmakla kalmaz, onun edebiyat dili olarak gelişmesinin hâmileri olur.
- Yargı yanlıştır. Yazıcı ile Öztürk'e göre Yeni Farsça, Eski ve Orta Farsçanın devamıdır; değişen yazısı, kelime hazinesi ve toplumsal yeridir. Usta'ya göre Sâmânî sarayında Arapça resmî dil olarak kalır ve Farsça yanında yükselir. «Yeniden doğuş» bir dilin halk ağzından saray ve edebiyat diline yükselişidir, bir yokluktan doğuş değildir.
- Rûdekî'nin şiiri bir özlem şiiridir: Ceyhun'un kumları ipek gibi yumuşaktır, ırmak dostun dönüşüne sevinerek yükselir, Buhara bir sevgili gibi selamlanır; Çehâr Makâle'ye göre emîr bu şiirle çizmesiz yola çıkar. Unsurî'nin rubaisi sultanın pişmanlığını bir güzellik kuralına çevirir: selvi budanınca daha düzgün görünür; Nizâmî-i Arûzî'ye göre irticalen söyleyebilmek saray şairinin temel becerisidir. Nizâmî-i Arûzî hükümdarın ordusunun ve hazinesinin yok olacağını, adının ise şairin şiiriyle yaşayacağını söyler; himaye bu karşılıklılığa dayanır. Aktardığı dörtlükte ise Sâmânî hazinelerinden geriye yalnız Rûdekî'nin şiirlerinin kaldığı söylenir.
Okuma
- Nizâmî-i Arûzî, Çehâr Makâle, Farsçadan çev. Esin Eren Soysal (2016): özellikle şairlik üzerine ikinci makale.
- Mürsel Öztürk, «Rûdekî», TDV İslâm Ansiklopedisi.
- Erdoğan Merçil, «Gazneliler», TDV İslâm Ansiklopedisi: kültür hayatı bölümü.
- Rûdekî'nin Buhara şiirini ve bu ünitedeki Unsurî rubaisini karşılaştırın. Hangisi bir duyguyu, hangisi bir durumu yönetmeye çalışıyor? Saray şiirinde bu iki iş birbirinden ayrılabilir mi?