İçeriğe geç

Ünite EDB-212-08 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

Öykünün yeniden doğuşu

EDB-212 Çağdaş Türk Edebiyatı (1980–Bugün)

2.298 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · anlatım 11 dk

  • türler arası geçişkenlik
  • deneysel öykü
  • edebiyat kamusu
  • fanzin
  • okuma grubu
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Sarpkaya'ya göre öykü canlanmasının kökü 1990'lardaki 1950 kuşağı ilgisindedir; 1995'te Adam Öykü ve 1997'de Ankara Öykü Günleri öyküye bir alan açtı. 2000'lerde roman sayısı hızla arttı ama Sarpkaya'ya göre nitelik sorunu yaşarken öykü verimli bir dönem geçirdi.
  2. 2000'lerin öykücüleri heterojendir: bir kısmı türler arası geçişkenlikle (Durusel, Çalı, Büke, Türkgeldi, Işık), bir kısmı Duman'ın deyişiyle «modern öykü»yle yazdı; çocukluk ve mahalle anlatıları klişeleşme riski taşıdı; Büke ve Eriş şehir ve taşrayla bugünün gerçeğini yakaladı; Carver, Munro, Saunders çevirileri yeni bir gerçekçilik ve bazen öykünmecilik getirdi.
  3. Aslan'a göre günümüz öyküsü dil, anlam ve yapıda deneyselliği sürdürür; Enis Batur, Cem Akaş, Murat Gülsoy ve Ali Teoman bu çizginin adlarındandır.
  4. Sarpkaya'ya göre 2000'lerin en atılgan öykücüleri kadın yazarlardır; Hatice Meryem, Birgül Oğuz, Nursem Banu Özyürek, Fadime Uslu, Melike Uzun gibi adlar biçimsel ve içeriksel cesaretle yazdı.
  5. 1980 sonrası dağılan edebiyat kamusunun yerini internet yayıncılığı (altZine), fanzinler (Parşömen Fanzin), okuma grupları ve yaratıcı yazarlık seminerleri aldı. Seçilen cümlelerde «artık klasik» olan bir biçim, biçimsel ve içeriksel cesaret ve mekânlarını yitiren bir kuşağın inadı görünür.

Kazanımlar

  • 1990'ların sonundan 2010'lara uzanan öykü canlanmasını, dergileri, öykü günlerini ve yayıncılıktaki değişimleri anarak açıklayabilir.
  • 2000'lerin öykücülüğündeki farklı yönelimleri, türler arası geçişkenliği, «modern öykü» çizgisini, taşra anlatısını ve kadın öykücülerin katkısını örneklerle karşılaştırabilir.
  • Öykünün yeni sosyalleşme yollarını, internet yayıncılığını, fanzinleri ve okuma gruplarını, dağılan edebiyat kamusu bağlamında değerlendirebilir.
  • Bir eleştirmenin, bir yazarın ve bir öykü eleştirmeninin 2000'ler öyküsü üzerine cümlelerini yakından okuyabilir.

Video metni

Soğuk açılış

1995. Adam Öykü adında bir dergi çıkmaya başlar; yalnız öyküye ayrılmış bir dergi. İki yıl sonra Ankara'da ilk kez Öykü Günleri düzenlenir.

Yirmi yılı aşkın bir süre sonra bir eleştirmen, 2000'li yılların roman açısından eksik ve yanlışlarla dolu bir dönem olduğunu yazar. Aynı yazıda aynı yılların öykü açısından oldukça verimli geçtiğini söyler.

Büyük soru

Önceki ünitede romanın çok satanlar rafına yürüdüğünü gördük. Öykü ise uzun süre romanın gölgesinde, «küçük kardeş» gibi anıldı. Peki yeni yüzyılın ilk yirmi yılında öykü neden yeniden canlandı? Bu canlanma yeni bir kuşağın mı, yeni bir okurun mu, yoksa yeni mekânların mı eseriydi?

Bağlam

Doğuş Sarpkaya'ya göre bu canlanmanın kökleri 1990'lardadır. O yıllarda 1950 kuşağına, yani Sait Faik sonrasının yenilikçi öykücülerine yönelik bir ilgi başlar; önceki kursta tanıdığımız Bilge Karasu, Vüs'at O. Bener gibi yazarlar yeniden okunur. Sarpkaya'ya göre bu ilgiyi 1995'te çıkmaya başlayan Adam Öykü ve 1997'de başlayan Ankara Öykü Günleri izler ve öyküye ses bulacağı bir alan yaratır.

Sarpkaya aynı dönemin yayıncılık tablosunu da çizer. Ona göre 2000'lerin başından neredeyse 2017'ye kadar edebî eserlerin basımında, özellikle romanda, sürekli bir artış olur; 2000'lerin ilk on üç yılında basılan yeni roman sayısı, Cumhuriyet'in ilanından 2000'e kadar basılan roman sayısını geçer. Ama Sarpkaya'ya göre nicelik niteliğin habercisi olmaz. Romanın niteliksel düşüşüne karşılık öykü, onun deyişiyle, oldukça verimli bir dönem geçirir.

Ana anlatı — Tek bir kuşak değil, bir yelpaze

Sarpkaya'ya göre 2000'lerin öykücüleri homojen değil heterojen bir kuşaktır. Bu kuşağın 1950 kuşağıyla paylaştığı en önemli özellik, farklı biçim ve üslupları deneme cesaretidir. Sarpkaya bu cesaretin birkaç yolunu ayırır.

Birinci yol, Sarpkaya'nın aktardığı Fadime Uslu'nun deyişiyle, öykünün diğer türlerle sınırlarını saydamlaştırmaktır. Sarpkaya'ya göre İlhan Durusel öykülerine gölge oyununu ve parodiyi katar, Onur Çalı mitolojik ve dinî anlatıları eğip büker, Ahmet Büke ölmüş yazarlarla gerçeküstü söyleşiler yapar, Engin Türkgeldi fantastiğe, Kerem Işık bilimkurguya yönelir.

İkinci yol, Sarpkaya'nın aktardığı Faruk Duman'ın deyişiyle «modern öykü»dür: birinci ağızdan anlatılan, sıralı, klasik denebilecek öyküler. Sarpkaya'ya göre bu yazarlardan bir kısmı mahalle aralarını, çocukluk anılarını, aile geçmişini ve 1990'larda çocuk olmayı anlatır; ama bu konular kolayca klişeleşir ve bir konfor alanına dönüşünce üretim kısırlaşır. Bir kısmı ise klişelerden uzak durarak bugünün gerçeğini yakalar. Sarpkaya'ya göre Ahmet Büke'nin sokak aralarından şehrin meydanlarına ilerleyen ve Mahir Ünsal Eriş'in taşrayı anlatan öyküleri bu bakımdan dikkat çekicidir.

Üçüncü yol dışarıdan gelir. Sarpkaya'ya göre Raymond Carver, Alice Munro ve George Saunders gibi yazarların çevrilmesi, öykünün yeni bir gerçekçilikle yazılabileceğini hatırlatır; ama bu takip kimi zaman öykünmeciliği de beraberinde getirir.

Aslan ise bu yelpazenin en uç kanadına, deneysel öyküye bakar. Ona göre günümüz öyküsü dil, anlam ve yapı bakımından sıra dışı örneklerle deneysellik macerasını sürdürür. Aslan, öyküyü deneyselliğe taşıyan yazarlar arasında Enis Batur, Cem Akaş, Murat Gülsoy ve Ali Teoman gibi adlar sayar.

Ana anlatı — Kadın öykücüler ve yeni sesler

Sarpkaya'ya göre farklı yönelimler denince akla ilk gelmesi gereken 2000'li yıllar öykücüleri kadın yazarlardır. Ona göre önceki kuşaklara göre daha fazla kadın yazar görünür olur; bu yazarlar konu çeşitliliği, cesaret ve biçimsel farklılık bakımından daha atılgan bir kuşak oluşturur.

Sarpkaya bu kuşağın bazı adlarını anar: Hatice Meryem, Birgül Oğuz, Nursem Banu Özyürek, Ayşegül Kocabıçak, Pelin Buzluk ve daha niceleri. 1950 kuşağını usta sayan ve biçimle anlamı birbirine teyelleyen yazarlar arasında Fadime Uslu'nun ve Melike Uzun'un öykü kitaplarını da özellikle anar.

Önceki ünitelerde kadın yazarların ve kadın şairlerin görünürlüğünü tartışmıştık. Öykü bu tartışmanın en canlı alanlarından biridir: kısa bir tür, yeni bir yazarın ilk kitabı için daha kolay açılan bir kapıdır ve deneme cesaretine daha çok yer bırakır.

Ana anlatı — Dağılan kamu, yeni mekânlar

Sarpkaya'ya göre 1950 kuşağı kahvehanelerde, meyhanelerde ve ev toplantılarında bir araya gelen, eserlerini birbirine tartıştıran yazarların kuşağıdır. 1980'den sonra bu edebiyat kamusu ve eski bohem hayat hızla dağılır; bu dağılış genç yazarların usta yazarlarla buluşmasının önünü tıkar.

2000'lerin öyküsü bu dağılışın içine doğar, ama Sarpkaya'ya göre kendi sosyalleşme yollarını yaratır. İnternet kullanımının artması, yazmak isteyen genç kuşaklara okurla buluşmanın yeni yollarını açar: kişisel bloglar, forumlar ve internet yayıncılığı. Sarpkaya uzun yıllardır yayımlanan sanal dergi altZine'i ve Ankaralı öykücülerin platformu olarak doğan Parşömen Fanzin'i örnek verir.

İnternetin dışında öykü etkinlikleri de artar. Sarpkaya'ya göre öykü günleri, söyleşiler ve paneller yanında okuma grupları, yaratıcı yazarlık seminerleri ve edebiyat kuramı çalışmaları öykü dünyasının gelişmesine olumlu katkı yapar.

Yaygın yanlış«Öykü, romana hazırlanan yazarların alıştırma türüdür; 2000'lerde de romanın gölgesinde kaldı.»
Doğrusu

Kaynaklar farklı bir tablo çizer. Sarpkaya'ya göre 2000'ler romanın niteliksel sorun yaşadığı, öykünün ise oldukça verimli geçtiği bir dönemdir; yazarlar öyküyü kendi biçimleri, üslupları ve imgeleriyle bağımsız bir tür olarak yazar. Aslan'a göre öykü deneyselliğin en cesur alanlarından biridir. Bu yargılar tartışmaya açıktır; ama öykünün bir alıştırma değil, kendi ölçütleri olan bir tür olarak yazıldığını gösterir.

Metin anı

Önce Faruk Duman'ın, Sarpkaya'nın aktardığı ve 2000'lerin «modern öykü» çizgisini tanımlayan cümlesi:

Birinci ağızdan anlatılan, çoğunlukla artık 'klasik' diye nitelendirdiğimiz sıralı anlatım biçimiyle kaleme alınmış öyküler bunlar.

Sonra Şenay Eroğlu Aksoy'un, yine Sarpkaya'nın aktardığı ve 2000'lerin kadın öykücülerini anlatan cümlesinden bir bölüm:

2000'li yıllarda ilk kitaplarını yayımlayarak bu dünyada var olan öykücü kadınlardan kimileri dil ve biçim arayışında cesur, kadın bedeni ve cinselliği konusunda oto sansürü kaldıran, özgür arayışlar içindeydiler.

Son olarak Sarpkaya'nın yazısını bağladığı cümleden bir parça:

Dergiler bir bir kapandığında sanal ortamları, edebiyat kamusu dağıtıldığında sosyal medyayı, okuma gruplarını mekân edinerek yükselen 2000'li yıllar öykücülüğünün bu inadı

Duman'ın cümlesi ilginç bir paradoks taşır: 2000'lerin yeni öyküsü, kendini «klasik» diye tanımlar. Birinci ağız ve sıralı anlatım, 1950 kuşağının deneylerinden sonra bir geri dönüş gibi görünür. Ama «artık» sözcüğü önemlidir: bu biçim bir zamanlar yeni olmuş, şimdi klasikleşmiştir. Yeni kuşak için klasik olan, bilinçle seçilen bir biçimdir, alışkanlık değil.

Eroğlu Aksoy'un cümlesi ise bir cesaretin anatomisini çıkarır. «Dil ve biçim arayışında cesur» ile «oto sansürü kaldıran» yan yana durur: biçimsel cesaret ile içeriksel cesaret aynı yazarda birleşir. «Var olan» fiili de dikkat çekicidir: ilk kitap, bir yazarın edebiyat dünyasında varlık kazanmasının kendisidir.

Sarpkaya'nın cümlesi bir dizi karşıtlık üzerine kuruludur: dergiler kapanır, sanal ortamlar açılır; edebiyat kamusu dağılır, sosyal medya ve okuma grupları gelir. Her kayıp bir yer değiştirmeyle karşılanır. Cümlenin öznesi bir tür değil, bir tavırdır: «inat». Öykünün yeniden doğuşu, bu okumaya göre, bir kuşağın mekânlarını yitirse de yazmaktan vazgeçmemesidir.

Cevap ve bağlantı

Öykü neden yeniden canlandı? Kaynaklarımıza göre birkaç nedenle birden. 1990'larda 1950 kuşağının yeniden keşfi, Adam Öykü ve Ankara Öykü Günleri gibi mekânlar zemini hazırladı. 2000'lerde türler arası geçişkenlik, modern öykü, taşra anlatısı ve deneysel öykü gibi farklı yollar açıldı; kadın öykücüler bu kuşağın en atılgan seslerinden oldu. Dağılan edebiyat kamusunun yerini internet, fanzinler ve okuma grupları aldı.

Canlanma yeni bir kuşağın mı, okurun mu, mekânların mı eseriydi? Üçünün birden. Ama bu tablo, bu kuşağı yakından izleyen ve ona sevgiyle bakan bir eleştirmenin gözünden çizilmiştir; romana yönelik sert yargısı ve kuşağa duyduğu sevgi okurken hesaba katılmalıdır. Sarpkaya'nın andığı Carver, Munro ve Saunders çevirileri de bu canlanmanın dünya öykücülüğüyle konuşarak gerçekleştiğini gösterir.

Kapanış kancası

Sarpkaya'nın saydığı yeni mekânların çoğu dijitaldi: bloglar, forumlar, sanal dergiler. 2010'larda bu mekânlar genişledi; okurların doğrudan yazdığı, yorum yaptığı platformlar ve ekrana uyarlanan romanlar ortaya çıktı. Dijital çağda edebiyat nasıl yazılıyor, nerede okunuyor ve kime ait?

Özet kartı

  1. Sarpkaya'ya göre öykü canlanmasının kökü 1990'lardaki 1950 kuşağı ilgisindedir; 1995'te Adam Öykü ve 1997'de Ankara Öykü Günleri öyküye bir alan açtı. 2000'lerde roman sayısı hızla arttı ama Sarpkaya'ya göre nitelik sorunu yaşarken öykü verimli bir dönem geçirdi.
  2. 2000'lerin öykücüleri heterojendir: bir kısmı türler arası geçişkenlikle (Durusel, Çalı, Büke, Türkgeldi, Işık), bir kısmı Duman'ın deyişiyle «modern öykü»yle yazdı; çocukluk ve mahalle anlatıları klişeleşme riski taşıdı; Büke ve Eriş şehir ve taşrayla bugünün gerçeğini yakaladı; Carver, Munro, Saunders çevirileri yeni bir gerçekçilik ve bazen öykünmecilik getirdi.
  3. Aslan'a göre günümüz öyküsü dil, anlam ve yapıda deneyselliği sürdürür; Enis Batur, Cem Akaş, Murat Gülsoy ve Ali Teoman bu çizginin adlarındandır.
  4. Sarpkaya'ya göre 2000'lerin en atılgan öykücüleri kadın yazarlardır; Hatice Meryem, Birgül Oğuz, Nursem Banu Özyürek, Fadime Uslu, Melike Uzun gibi adlar biçimsel ve içeriksel cesaretle yazdı.
  5. 1980 sonrası dağılan edebiyat kamusunun yerini internet yayıncılığı (altZine), fanzinler (Parşömen Fanzin), okuma grupları ve yaratıcı yazarlık seminerleri aldı. Seçilen cümlelerde «artık klasik» olan bir biçim, biçimsel ve içeriksel cesaret ve mekânlarını yitiren bir kuşağın inadı görünür.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Türler arası geçişkenlikGenre permeabilityBir türün öteki türlerin ve sanatların öğelerini alarak sınırlarını geçirgen kılması
Deneysel öyküExperimental short storyÖykünün alışılmış kurallarını bilinçli olarak bozan öykü
Edebiyat kamusuLiterary public sphereYazar, eleştirmen ve okurun eserleri tartıştığı ortak alan
FanzinFanzineMeraklıların ticari kaygı gütmeden çıkardığı küçük, gayriresmî yayın
Okuma grubuReading groupAynı metni okuyup tartışan okurlardan oluşan topluluk

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Sarpkaya'ya göre öykü canlanmasının 1990'lardaki kökleri nelerdir? 2000'lerde roman ile öykü arasındaki durumu nasıl karşılaştırır?
  2. (Kazanım 2) 2000'lerin öykücülüğündeki üç yönelimi örneklerle açıklayın. Sarpkaya hangi riskleri de belirtir?
  3. (Kazanım 2) Aslan'a göre deneysel öykü nedir ve hangi yazarlar bu çizgide anılır? Sarpkaya'ya göre kadın öykücüler bu kuşağa ne kattı?
  4. (Kazanım 3) Edebiyat kamusu nedir ve Sarpkaya'ya göre 1980'den sonra ne oldu? 2000'lerin öykücülüğü hangi yeni mekânları buldu?
  5. (Kazanım 4) Duman'ın, Eroğlu Aksoy'un ve Sarpkaya'nın cümlelerini klasik, cesaret ve inat bakımından yakından okuyun.

Cevaplar

  1. Sarpkaya'ya göre 1990'larda 1950 kuşağına yönelik bir ilgi başlar; 1995'te yalnız öyküye ayrılmış Adam Öykü dergisi ve 1997'de Ankara Öykü Günleri öyküye ses bulacağı bir alan yaratır; bu yıllarda içsellik yeniden keşfedilir ve postmodernizmin etkisiyle farklı biçimler denenir. 2000'lerde roman sayısı hızla artar, ilk on üç yılda basılan yeni roman sayısı Cumhuriyet'ten 2000'e kadar basılanları geçer; ama Sarpkaya'ya göre nicelik niteliğin habercisi olmaz ve roman nitelik sorunu yaşar; öykü ise oldukça verimli bir dönem geçirir. Bu, Sarpkaya'nın kişisel ve tartışmaya açık yargısıdır.
  2. Birinci yönelim türler arası geçişkenliktir: Durusel gölge oyunu ve parodiyi, Çalı mitolojik ve dinî anlatıları, Büke ölmüş yazarlarla gerçeküstü söyleşileri, Türkgeldi fantastiği, Işık bilimkurguyu öyküye katar. İkincisi Duman'ın deyişiyle modern öyküdür: birinci ağızdan, sıralı anlatım; Büke şehri, Eriş taşrayı anlatır. Üçüncüsü Carver, Munro ve Saunders çevirilerinin getirdiği yeni gerçekçiliktir. Riskler: çocukluk, mahalle ve aile anlatılarının klişeleşip bir konfor alanına dönüşmesi ve yabancı yazarları takip ederken öykünmeciliğe düşülmesi.
  3. Aslan'a göre deneysel öykü dil, anlam ve yapı bakımından sıra dışı örneklerle öykünün alışılmış kurallarını bozar ve okuru metnin kuruluşu üzerine düşündürür; Enis Batur, Cem Akaş, Murat Gülsoy ve Ali Teoman bu çizgide anılır. Sarpkaya'ya göre kadın öykücüler önceki kuşaklardan daha görünür, konu çeşitliliği, cesaret ve biçimsel farklılık bakımından daha atılgan bir kuşaktır; Eroğlu Aksoy'a göre bir kısmı dil ve biçimde cesur ve kadın bedeni ve cinselliği konusunda öz sansürü kaldırmıştır.
  4. Edebiyat kamusu, yazar, eleştirmen ve okurların kahvehane, dergi ve toplantılarda eserleri tartıştığı ortak alandır. Sarpkaya'ya göre 1950 kuşağı böyle bir ortamda yetişti; 1980'den sonra bu kamu ve eski bohem hayat hızla dağıldı ve genç yazarların ustalarla buluşması zorlaştı. 2000'lerin öykücüleri bloglar, forumlar ve internet yayıncılığı (altZine), fanzinler (Parşömen Fanzin), öykü günleri, okuma grupları, yaratıcı yazarlık seminerleri ve kuram çalışmalarıyla yeni sosyalleşme yolları buldu.
  5. Duman'ın cümlesi 2000'lerin yeni öyküsünü «klasik» diye tanımlayarak bir paradoks kurar; «artık» sözcüğü bu biçimin bir zamanlar yeni olduğunu ve şimdi bilinçle seçilen bir klasik hâline geldiğini gösterir. Eroğlu Aksoy'un cümlesi biçimsel cesaretle («dil ve biçim arayışında cesur») içeriksel cesareti («oto sansürü kaldıran») aynı yazarda birleştirir; «var olan» fiili ilk kitabı bir varlık kazanma anı yapar. Sarpkaya'nın cümlesi her kaybı bir yer değiştirmeyle karşılar: dergiler kapanır, sanal ortamlar açılır; kamu dağılır, sosyal medya ve okuma grupları gelir; cümlenin öznesi bir tavırdır, «inat».

Okuma

  • Doğuş Sarpkaya, «1950 kuşağı gibi direngen ve inatçı: 2000'li yıllar öykücülüğü» (Gazete Duvar, 2019).
  • Özge Aslan, «Edebî Türün Değişimi Bağlamında: Türk Edebiyatında Hikâye/Öykünün Yaratıcı/Deneysel Yeni Görünümü» (2019).
  • Ahmet Büke ya da Mahir Ünsal Eriş'in bir öykü kitabı.
  • Fadime Uslu ya da Melike Uzun'un bir öykü kitabı.
  • Bu ünitede adı geçen öykücülerden birinin bir öyküsünü okuyun. Öykü Sarpkaya'nın saydığı yönelimlerden hangisine yakın: türler arası geçişkenlik, modern öykü, taşra anlatısı, deneysel öykü? Hiçbirine tam oturmuyorsa, neden?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:00 Soğuk açılış: 1995 tarihli ince bir dergi kapağı; bir takvim 1997'ye döner; Ankara'da bir salon, bir kürsü.
  • 1:00–1:40 Büyük soru: kalın bir romanın gölgesinde küçük bir kitap; ışık yavaşça küçük kitaba döner.
  • 1:40–3:20 Bağlam: 1950'lerin bir kahvehane masası; eski kitaplar yeniden basılır; roman sayılarını gösteren bir grafik yükselir.
  • 3:20–6:20 Ana anlatı — Yelpaze: bir öykü sayfasına gölge oyunu figürleri, mitolojik yaratıklar, bir uzay gemisi girer; başka bir sayfada sade bir mahalle sokağı; bir taşra kasabasının yolu.
  • 6:20–7:50 Ana anlatı — Kadın öykücüler: kitap kapaklarında yan yana dizilen adlar; ilk kitabını eline alan bir el.
  • 7:50–9:50 Ana anlatı — Dağılan kamu: bir kahvehane masası boşalır; ekranlarda bloglar, forumlar, bir fanzin sayfası belirir; bir kütüphane odasında okuma grubu.
  • 9:50–12:00 Metin anı: «klasik» sözcüğü bir sayfada yeniden yazılır; bir kilit açılır; kapanan dergi kapılarının yerine açılan ekran pencereleri.
  • 12:00–12:50 Cevap ve bağlantı: üç halka iç içe geçer: kuşak, okur, mekân.
  • 12:50–13:20 Kapanış kancası: bir telefon ekranında yazılan bir öykü, altında yorumlar birikir.

Telaffuz

  • Doğuş Sarpkaya: «do-ĞUŞ sarp-ka-YA»; Özge Aslan: «öz-GE as-LAN»; Faruk Duman: «fa-RUK du-MAN»; Şenay Eroğlu Aksoy: «şe-NAY e-roğ-LU ak-SOY»; Fadime Uslu: «faa-di-ME us-LU».
  • Ahmet Büke: «ah-MET bü-KE»; Mahir Ünsal Eriş: «ma-HİR ün-SAL e-RİŞ»; Onur Çalı: «o-NUR ça-LI»; İlhan Durusel: «il-HAN du-ru-SEL»; Engin Türkgeldi: «en-GİN türk-gel-Dİ».