Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Demir'e göre 1980 darbesinin iklimi en çok şiiri etkiledi: 1970'lerin ideolojik angajmanından kurtulma ve bireyselleşme imkânı ile yükselen tüketim kültürü aynı anda şiir dünyasını tersyüz etti. Asiltürk'e göre aynı yıllarda dergilerin sayısı bir anda arttı.
- 1980 sonrası şiir tartışmaları büyük ölçüde dergilerde (Varlık, Gösteri, Düşün, Hece ve öbürleri) ve şiir soruşturmalarında (Düşün 1986, Varlık 2005) yürüdü.
- Kuşak tartışmasında Tanyol kavramın şiire 1970'lerde girdiğini hatırlatır; Akyol, Bolat, Ergülen ve Toprak 1980 sonrası şiiri homojen bir kuşak ya da akım saymaz. Demir'e göre bu itirazlar poetik kaygılardan ve bireysel sesleri koruma isteğinden doğar.
- Oktay 1980 sonrası şiiri imgeci, toplumsalcı ve metafizik ya da İslamcı eğilimlere; Cengiz geleneği basamak gören imgesel, bireyin sorunlarını yazan ve yeni bir klasizm arayan eğilimlere ayırır. Çakmakçı ise darbeyle şiirin hayattan koparıldığını savunur.
- Sivri'ye göre Marmara, Keskin (ilk kitabı 1991) ve Madak (1970-2011) evi, bedeni ve ataerkil düzeni kendi dilleriyle yazarak dişil ve politik bir lirik kurdu. Seçilen dizelerde Keskin'in tekrarları bulunamayan evi, Madak'ın kireç sökücüsü yazma ile ev işinin yer değiştirmesini gösterir.
Kazanımlar
- 1980'lerden 1990'lara ve sonrasına uzanan Türk şiirinde dergilerin ve şiir soruşturmalarının oynadığı rolü açıklayabilir.
- Bu dönemin şiirini bir «kuşak» olarak adlandırmaya karşı çıkan şairlerin görüşlerini, şiiri eğilimlere ayıran sınıflamalarla karşılaştırabilir.
- Toplumcu şiir ile bireyci şiir arasındaki tartışmayı ve 1990'lardan sonra kadın şairlerin kurduğu dişil dili örneklerle değerlendirebilir.
- Bir şairin kuşak kavramı üzerine sözünü ve iki kadın şairin dizelerini yakından okuyabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Haziran 2005. Varlık dergisi şairlere tek bir konuda sorular sorar: «Günümüzün Şiiri». Cevaplar birbirine benzemez. Bir şair 1980 sonrası şairlerin ortaklaşma eğiliminde olmadığını söyler, bir başkası tanımlanabilir tek bir şiirden söz edilemeyeceğini, bir üçüncüsü Türk şiirinde Garip dışında bir kuşak olmadığını.
Sorular aynı, cevaplar dağınık. 1990 sonrası şiirin hikâyesi, biraz da bu dağınıklığın hikâyesidir.
Büyük soru
Önceki ünitede kadın yazarların görünürlüğünün bir kapısının dergiler olduğunu gördük. Şiirde bu kapı daha da önemlidir: şairler kitaptan önce dergide doğar. Peki 1980'lerden sonra Türk şiiri bir kuşak mıdır, yoksa birbirine benzemeyen seslerin yan yana durduğu bir alan mı? Ve bu seslerin arasında şiiri kim, hangi ölçüyle haritalandırır?
Bağlam
Önceki ünitelerde 12 Eylül'ün toplumcu şiiri ilk yıllarda nasıl sessizleştirdiğini gördük. Fethi Demir'e göre darbenin yarattığı iklimden en çok etkilenen edebî tür şiirdir: bir yandan 1970'lerin ideolojik angajmana girmiş şiirinden kurtulma ve bireyselleşme imkânı doğar, öte yandan yükselen tüketim kültürü şiirin beklentilerine uymaz. Bu çelişkili atmosfer şiir dünyasını tersyüz eder.
Tuğba Sivri'nin aktardığı Baki Asiltürk'e göre aynı yıllarda edebiyat ve yayın dünyasında bir canlanma görülür: dergilerin sayısı bir anda artar, özellikle magazin kültürünü yaygınlaştıran dergilerde bir patlama yaşanır, edebiyat alanında da çok renkli dergiler çıkar.
Ana anlatı — Dergiler ve soruşturmalar
Demir'in makalesi, 1980 sonrası şiir tartışmalarının büyük kısmının dergilerde yürüdüğünü gösterir. Kaynakçası başlı başına bir dergi haritasıdır: Varlık, Gösteri, Düşün, Hece, Yazko Edebiyat, Dergâh, Milliyet Sanat. Bu dergiler şiir yayımlamakla kalmaz, şairlere soru sorar, açık oturumlar düzenler, tartışmaları kayda geçirir.
Demir iki soruşturmayı özellikle kullanır. Düşün dergisi 1986'da «1980 Sonrasında Türk Şiirine Bakış» başlıklı bir soruşturma yapar; Varlık dergisi 2005'te «Günümüzün Şiiri» başlığıyla bir başkasını. Aradaki yirmi yıl, aynı sorunun farklı şairlerce nasıl cevaplandığını izleme imkânı verir.
Ana anlatı — Kuşak mı, tekil sesler mi?
Demir'e göre 1980 sonrası şiirin sınıflandırılmasında en çok tartışılan konu, bu dönem şairlerinin bir «kuşak» sayılıp sayılamayacağıdır. Önceki kurslarda kuşak kavramını tanımıştık. Tuğrul Tanyol bu kavrama sıcak bakmaz; Demir'in aktardığına göre Tanyol, bu sözcüğün şiir dağarcığımıza 1970'lerde girdiğini, ondan önce şiire kuşaklara göre bakılmadığını söyler.
Varlık'ın 2005 soruşturmasındaki şairler de benzer düşünür. Demir'e göre Sina Akyol, 1980 sonrası şairlerinin ortaklaşma eğilimi taşımadığını ve bireyselliklerini törpüleyecek bir kuşak tanımından uzak durmak gerektiğini söyler. Salih Bolat, homojen bir şair kuşağından söz edilemeyeceğini savunur. Haydar Ergülen, 1980'ler şiirinin bir akım ya da hareket olarak ortaya çıkmadığını, bir manifesto taşımadığını, yalnız benzer tarihsel şartların ürünü şiirlerden söz edilebileceğini belirtir. Bedirhan Toprak ise Türk şiirinde Garip dışında bir kuşak olmadığını ileri sürer.
Kuşak adına karşı çıkanlar, şiiri sınıflandırmaktan tamamen vazgeçmez. Demir'e göre Ahmet Oktay «1980 sonrasında şiir» ifadesini tercih eder ve bu şiiri üç eğilime ayırır: siyasal boyutun görünmez kılındığı ya da alt katmana çekildiği modernist ve imgeci bir şiir; siyasal boyutu vurgulayan, yalın söyleyişi öne çıkaran toplumsalcı bir şiir; ve dünyevi olayları eleştirse de hayatı tinsel bir düzleme taşıyan metafizik ya da İslamcı bir şiir. Metin Cengiz ise geleneği yeni bir şiirin basamağı gören imgesel bir şiir, bireyin karmaşık sorunlarını yazan bir şiir ve geleneği yeni bir klasizm için gerekli gören bir şiir olmak üzere üç arayış sayar.
Demir tartışmanın ortak noktasını da belirtir: sınıflamaya karşı çıkanların çoğu poetik kaygılarla hareket eder; amaçları, farklılıklarını yitirecekleri büyük bir bütün yerine bireysel ve özgün şair kimliklerini öne çıkarmaktır. Ama Demir'in aktardığı bir karşı ses de vardır: Osman Çakmakçı'ya göre 1980 darbesiyle birlikte şiir hayattan koparılmıştır.
Ana anlatı — Lirik olan politiktir: dişil bir dil
Bireyci şiir her zaman siyasetten uzaklaşmak anlamına gelmez. Tuğba Sivri'ye göre 1980'lerde Türk şiiri darbe sonrası baskı ortamında içe dönmüş ve kişisel olana yönelmiştir; bu kimi eleştirmenlerce şiirin siyasetsizleşmesi diye yorumlanır. Ama Sivri'ye göre aynı yıllar daha önceki siyaset biçimlerine benzemeyen yeni politik akımlara da sahne olur; bunlardan biri, «kişisel olan politiktir» sloganıyla yükselen feminizmdir.
Sivri bu çerçevede üç kadın şairi okur: Nilgün Marmara, Birhan Keskin ve Didem Madak. Keskin'in ilk kitabı Delilirikler 1991'de çıkar; Madak 2011'de genç yaşta ölür. Sivri'ye göre bu şairler evi, yani özel alanı sorunsallaştırır, Tanrı, baba ve erkeğe isyan eder, betonlaşmaya karşı doğayı savunur ve en önemlisi kadın bedenini kadınların kendi dilleriyle yazar.
Yaygın yanlış«1990 sonrası şiir siyasetten tamamen koptu; yalnızca şairlerin kendi iç dünyalarıyla ilgilendi.»
Kaynaklar bu yargıyı zorlar. Oktay'ın sınıflamasında siyasal boyutu vurgulayan toplumsalcı bir şiir de vardır; Demir'e göre toplumcu şiir ile bireyci şiir arasındaki tartışma dönem boyunca sürer. Sivri'ye göre kadın şairlerin ev, beden ve aile üzerine yazdıkları, ataerkil düzenin görmezden geldiği bir gerçeği gösterdiği ölçüde politiktir; Keskin'in bir şiiri ise doğrudan Bağdat'ın bombalanmasını sorar. Siyaset kaybolmaz, yer değiştirir.
Metin anı
Önce Tuğrul Tanyol'un kuşak kavramı üzerine, Demir'in aktardığı sözü:
Şiir dağarcığımıza bu sözcük 70'li yıllarda girdi. Ondan önce şiire kuşaklara göre bakış yoktu
Sonra Birhan Keskin'den, Sivri'nin aktardığı üç dize. Konu bir türlü bulunamayan evdir:
Değil burası bizim evimiz, burası da,
olmaz bize ev burası, burası değil, burası değil
diye diye kaç yıl oldu yoldayız.
Son olarak Didem Madak'tan, yine Sivri'nin aktarımıyla iki dize:
Ne zaman yazmaktan kaçsam
Banyoyu kireç sökücüye buluyordum.
Tanyol'un sözü bir kavramın tarihini hatırlatır. «Kuşak» doğal bir kategori değil, belirli bir dönemde şiir tartışmasına giren bir alettir. Sözcüğün geç girdiğini söylemek, onun her dönemi açıklamaya yetmeyebileceğini de ima eder. 1980 sonrası şairlerin bu kavrama direnci, burada tarihsel bir dayanak bulur.
Keskin'in dizeleri ise bir tekrarla yürür. «Burası değil» üç kez söylenir, her seferinde biraz daha yorgun. Cümle yerleşmek isteyip yerleşemeyenlerin yolculuğunu anlatır; «diye diye» ifadesi bu reddin bir alışkanlığa, bir yaşama biçimine dönüştüğünü gösterir. Sivri'ye göre ev bu şiirde bir sığınak değil, bulunamayan bir yerdir; içerisi de dışarısı kadar tehdit taşır.
Madak'ın dizeleri aynı evi başka bir yerden, banyodan görür. Yazmak ile temizlik aynı cümlede yer değiştirir: yazmaktan kaçan şair, kendini bir ev işinin içinde bulur. Sivri bu dizelerde annelerden kalan bir temizlik takıntısının, kadınlara yüklenen ev içi görevlerin şiire girişini görür. «Kireç sökücü» kadar gündelik bir sözcüğün şiire girmesi, dişil dilin tam da bu gündelik deneyimi yazmaya değer bulmasıdır.
Cevap ve bağlantı
1980'lerden sonra Türk şiiri bir kuşak mıdır? Şairlerin büyük kısmına göre değildir: ortak bir manifesto, homojen bir poetika yoktur; benzer tarihsel şartlarda yazan tekil sesler vardır. Ama bu sesler tamamen dağınık da değildir: Oktay ve Cengiz'in sınıflamaları imgeci, toplumsalcı ve metafizik gibi eğilimleri ayırt eder; Sivri de kadın şairlerin ortak bir dişil dil kurduğunu gösterir.
Şiiri kim haritalandırır? Kaynaklarımıza göre en çok dergiler ve onların soruşturmaları. Şairler dergide doğar, dergide tartışır, dergide sınıflandırılır ya da sınıflandırılmaya itiraz eder. Bu, dünyanın pek çok şiir geleneğinde küçük dergilerin oynadığı role benzer: bir edebiyatın canlı tartışması çoğu zaman kitaplardan önce bu dergilerin sayfalarında yaşanır.
Kapanış kancası
Asiltürk'ün gözlemi bir çift yönlü değişimi anlatıyordu: edebiyat dergileri çoğalırken magazin kültürünü yaygınlaştıran dergilerde de bir patlama yaşandı. Şiir küçük dergilerde kalırken roman giderek çok satan listelerine çıktı: polisiye, fantastik, çok satanlar. Bir kitabın çok satması onu edebiyatın dışına mı iter, yoksa edebiyatın başka bir yüzünü mü gösterir?
Özet kartı
- Demir'e göre 1980 darbesinin iklimi en çok şiiri etkiledi: 1970'lerin ideolojik angajmanından kurtulma ve bireyselleşme imkânı ile yükselen tüketim kültürü aynı anda şiir dünyasını tersyüz etti. Asiltürk'e göre aynı yıllarda dergilerin sayısı bir anda arttı.
- 1980 sonrası şiir tartışmaları büyük ölçüde dergilerde (Varlık, Gösteri, Düşün, Hece ve öbürleri) ve şiir soruşturmalarında (Düşün 1986, Varlık 2005) yürüdü.
- Kuşak tartışmasında Tanyol kavramın şiire 1970'lerde girdiğini hatırlatır; Akyol, Bolat, Ergülen ve Toprak 1980 sonrası şiiri homojen bir kuşak ya da akım saymaz. Demir'e göre bu itirazlar poetik kaygılardan ve bireysel sesleri koruma isteğinden doğar.
- Oktay 1980 sonrası şiiri imgeci, toplumsalcı ve metafizik ya da İslamcı eğilimlere; Cengiz geleneği basamak gören imgesel, bireyin sorunlarını yazan ve yeni bir klasizm arayan eğilimlere ayırır. Çakmakçı ise darbeyle şiirin hayattan koparıldığını savunur.
- Sivri'ye göre Marmara, Keskin (ilk kitabı 1991) ve Madak (1970-2011) evi, bedeni ve ataerkil düzeni kendi dilleriyle yazarak dişil ve politik bir lirik kurdu. Seçilen dizelerde Keskin'in tekrarları bulunamayan evi, Madak'ın kireç sökücüsü yazma ile ev işinin yer değiştirmesini gösterir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Küçük dergi | Little magazine | Küçük bir grubun çıkardığı, ticari değil edebî amaçlı, yeni şairlerin ilk ürünlerini yayımladığı dergi |
| Şiir soruşturması | Poetry survey | Bir derginin birçok şaire aynı soruları sorup cevapları bir arada yayımladığı yazı türü |
| Bireyci şiir | Individualist poetry | Toplumsal davadan çok şairin iç dünyasını ve özgün sesini öne çıkaran şiir |
| İmgeci şiir | Imagist poetry | Anlamı yoğun ve çoğu zaman kapalı imgelerle kuran şiir |
| Dişil dil | Feminine language, écriture féminine | Kadınların eril dilin kalıplarını kırarak kendi beden ve deneyimlerini kendi dilleriyle yazması |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Demir'e göre 1980 darbesi şiiri hangi çelişkili yönlerden etkiledi? Bu dönem şiir tartışmaları hangi dergilerde ve hangi soruşturmalarda yürüdü?
- (Kazanım 2) Varlık'ın 2005 soruşturmasına katılan dört şair «kuşak» kavramı hakkında ne söyler? Tanyol'un itirazı neye dayanır?
- (Kazanım 2) Oktay ve Cengiz 1980 sonrası şiiri nasıl sınıflandırır? Sınıflamaya karşı çıkanlarla sınıflandıranlar arasındaki fark nedir?
- (Kazanım 3) Sivri'ye göre 1980'lerde şiirin içe dönmesi neden yalnızca siyasetsizleşme olarak okunamaz? «1990 sonrası şiir siyasetten koptu» yargısını kaynaklarla tartışın.
- (Kazanım 4) Tanyol'un sözünü, Keskin'in ve Madak'ın dizelerini kavram, tekrar ve gündelik dil bakımından yakından okuyun.
Cevaplar
- Demir'e göre darbe bir yandan 1970'lerin ideolojik angajmana girmiş şiirinden kurtulma ve bireyselleşme imkânı, öte yandan şiirin beklentilerine uymayan kapitalist ve liberal bir tüketim kültürü getirdi; bu çelişki şiir dünyasını tersyüz etti. Tartışmalar Varlık, Gösteri, Düşün, Hece, Yazko Edebiyat, Dergâh ve Milliyet Sanat gibi dergilerde yürüdü; Demir özellikle Düşün'ün 1986'daki «1980 Sonrasında Türk Şiirine Bakış» ve Varlık'ın 2005'teki «Günümüzün Şiiri» soruşturmalarını kullanır.
- Sina Akyol, 1980 sonrası şairlerinin ortaklaşma eğilimi taşımadığını ve bireyselliklerini törpüleyecek bir kuşak tanımından uzak durulması gerektiğini söyler; Salih Bolat homojen bir şair kuşağından söz edilemeyeceğini savunur; Haydar Ergülen bu şiirin bir akım ya da manifesto taşımadığını, yalnız benzer tarihsel şartların ürünü olduğunu belirtir; Bedirhan Toprak Türk şiirinde Garip dışında bir kuşak olmadığını söyler. Tanyol'un itirazı tarihseldir: «kuşak» sözcüğü şiir dağarcığına 1970'lerde girmiştir, daha önce şiire kuşaklara göre bakılmıyordu.
- Oktay 1980 sonrası şiiri siyasal boyutu görünmez kılan modernist ve imgeci şiir, siyasal boyutu vurgulayan yalın söyleyişli toplumsalcı şiir ve hayatı tinsel düzleme taşıyan metafizik ya da İslamcı şiir olarak üçe ayırır. Cengiz geleneği yeni bir şiirin basamağı gören imgesel şiir, bireyin karmaşık sorunlarını yazan şiir ve geleneği yeni bir klasizm için gerekli gören şiir olarak üç arayış sayar. Sınıflamaya karşı çıkanlar Demir'e göre poetik kaygılarla bireysel sesleri korumak ister; sınıflandıranlar ise kuşak adını kullanmadan eğilimleri ayırt etmeye çalışır. İki taraf da homojen bir kuşak fikrini reddeder.
- Sivri'ye göre 1980'lerde şiir darbe sonrası baskıda içe dönse de aynı yıllar feminizm gibi yeni politik akımlara sahne olur; «kişisel olan politiktir» anlayışıyla ev, beden ve aile üzerine yazmak ataerkil düzenin görmezden geldiği bir gerçeği gösterdiği ölçüde politiktir. Yargı yanlıştır: Oktay'ın sınıflamasında toplumsalcı bir şiir vardır; Demir'e göre toplumcu şiir ile bireyci şiir arasındaki tartışma dönem boyunca sürer; Keskin'in bir şiiri doğrudan Bağdat'ın bombalanmasını sorar. Siyaset kaybolmaz, yer değiştirir.
- Tanyol'un sözü «kuşak»ın doğal değil, 1970'lerde şiir tartışmasına girmiş bir kavram olduğunu hatırlatır ve her dönemi açıklamaya yetmeyebileceğini ima eder. Keskin'in dizelerinde «burası değil» üç kez tekrarlanır ve her seferinde yorgunluk artar; «diye diye» reddin bir yaşama biçimine dönüştüğünü gösterir; ev bir sığınak değil, bulunamayan bir yerdir. Madak'ın dizelerinde yazmak ile temizlik yer değiştirir: yazmaktan kaçan şair kendini bir ev işinin içinde bulur; «kireç sökücü» gibi gündelik bir sözcüğün şiire girmesi, dişil dilin gündelik kadın deneyimini yazmaya değer bulmasıdır.
Okuma
- Birhan Keskin, Delilirikler (1991).
- Didem Madak'ın şiirlerinden bir seçki.
- Fethi Demir, «1980 Sonrası Türk Şiirinin Başlıca Tartışma Alanları» (2015).
- Tuğba Sivri, «Lirik Olan Politiktir: 1980 Sonrası Türk Şiirinde Dişil Dilin Oluşumu» (2019).
- Bugün yayımlanan bir edebiyat dergisinin son sayısını bulun ve içindeki şiirleri okuyun. Bu şiirleri bir «kuşak» olarak mı, birbirinden ayrı sesler olarak mı görürdünüz? Kararınızı hangi ölçütlere dayandırdınız?