İçeriğe geç

Ünite EDB-212-04 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

Bellek ve yüzleşme

EDB-212 Çağdaş Türk Edebiyatı (1980–Bugün)

2.373 kelime · yaklaşık 11 dakika okuma · anlatım 11 dk

  • kolektif bellek
  • kültürel travma
  • postbellek
  • mübadele
  • yüzleşme edebiyatı
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Tatlı'ya göre bellek çalışmalarının artmasıyla travma, yas ve sessizlik görünür oldu; 2000 sonrası Türk romanı olaylara mağdurun belleğinden bakmaya başladı. Kolektif bellek (Halbwachs), kültürel travma (Eyerman) ve postbellek (Hirsch) bu edebiyatı okumanın başlıca kavramlarıdır.
  2. 6-7 Eylül 1955'te Kıbrıs gerginliği içinde yayılan bir haberin ardından İstanbul'da gayrimüslimlerin evleri, işyerleri, kiliseleri ve okulları saldırıya uğradı; resmî bir kaynağa göre 5.622 yer zarar gördü. Güven'e göre saldırılar Rumların yanında Ermeni ve Yahudileri de hedef aldı; birçok Müslüman komşu gayrimüslimleri korumaya çalıştı.
  3. Tatlı altı romanı inceler (Uzuner, Tunç, Ümit, Levi, Livaneli): bu romanlar sürgünü, yası ve travmayı mekân ve zaman üzerinden, Varlık Vergisi'nden 1964'e uzanan bir kopuş zinciriyle anlatır.
  4. Fethiye Çetin'in Anneannem'i (2004), Ermeni bir ailenin çocuğu olup Türk ve Müslüman olarak yaşamış Heranuş/Seher'in hikâyesini anlatan bir anı kitabıdır. Hepçilingirler'in Zesto Psomi'si (2023) ise 1923 mübadelesinde Girit'ten Ayvalık'a göç eden Müslüman Hamide Hanım'ın belleğini ev, eşya ve dil üzerinden kurar.
  5. Tatlı 6-7 Eylül romanlarını, Türklerin düşüncesine yer vermeyen «mağduriyet temelli» anlatılar olarak eleştirir, ama bunların suskunluğu kırdığını da kabul eder. Seçilen parçalarda şehir yaralı bir bedene, eşya bir tanığa dönüşür; anneannenin dileği ise susku ile hatırlama arasında durur.

Kazanımlar

  • 2000'lerden sonra Türk edebiyatında azınlıkların, sürgünün ve toplumsal travmaların anlatılmasını, kolektif bellek ve kültürel travma kavramlarıyla açıklayabilir.
  • 6-7 Eylül 1955 olaylarını anlatan romanları, Fethiye Çetin'in Anneannem'ini ve nüfus mübadelesini anlatan bir romanı konu ve bakış açısı bakımından karşılaştırabilir.
  • Yüzleşme edebiyatının kazandırdıklarını ve eleştirmenlerin işaret ettiği sınırlarını, özellikle tek taraflı mağduriyet anlatısı tartışmasını değerlendirebilir.
  • Üç metinden seçilen cümleleri eşya, mekân ve susku bakımından yakından okuyabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Kasım 2004. Bir avukat, ince bir kitap yayımlar. Kitap bir büyükanneyi anlatır: Seher. Torunu yıllar sonra öğrenir ki anneannesinin asıl adı Heranuş'tur ve bir Ermeni ailenin çocuğudur.

Kitabın adı Anneannem'dir, yazarı Fethiye Çetin.

Büyük soru

Önceki ünitede Pamuk bir aşkı eşyalarla hatırlayan bir roman yazmıştı. Bu ünite başka bir hatırlamayı izliyor: bir toplumun uzun yıllar yüksek sesle konuşmadığı acıları. Bir roman ya da bir anı kitabı, tarih kitaplarının söylemediği bir şeyi söyleyebilir mi? Söylerse, kimin sesiyle konuşur ve kimin sesini dışarıda bırakır?

Bağlam

Meliha Tatlı'ya göre son dönemde bellek çalışmalarının artmasıyla kamuoyunda travma, şiddet, yas ve sessizlik gibi kavramlar görünür hâle gelir; Türk romanı da olaylara mağdurun belleğinden bakarak anlatıdaki kırılmalar ve sessizlikler üzerine düşünmeye başlar.

Bu ünite üç iz sürüyor: 1955'teki 6-7 Eylül olayları, 1915'te Ermenilerin yaşadığı ve adlandırılması bugün de siyasi bir tartışma konusu olan felaket, ve 1923'teki Türk-Yunan nüfus mübadelesi. Her biri farklı bir topluluğun belleğidir: İstanbul Rumları, Ermeniler ve Girit'ten Anadolu'ya göç eden Müslümanlar.

Ana anlatı — 6-7 Eylül: bir şehrin yarası

Tatlı'ya göre 6 Eylül 1955'te Atatürk'ün Selanik'teki evinin bombalandığı haberi, Kıbrıs meselesinin yarattığı milliyetçi gerginlik içinde basında yayılır; Taksim'de başlayan gösterilerin ardından İstanbul başta olmak üzere birçok yerde gayrimüslimlere ait evler ve dükkânlar yağmalanır. Tatlı'nın aktardığı Dilek Güven'e göre saldırılar yalnız Rumlara değil, önemli sayıda Ermeni ve Yahudiye de yönelir. Fahri Çoker Arşivi'ndeki resmî bir kaynağa göre 4.214 işyeri, 1.004 ev, 73 kilise, 1 sinagog, 26 okul ile birlikte toplam 5.622 yer saldırıya uğrar.

Aynı kaynak başka bir şeyi de kaydeder. Güven'e göre saldırılar sırasında çoğu durumda Müslüman komşular gayrimüslimleri korumaya çalışır; Tatlı'ya göre söylentiyi duyan kimi Türk komşular onları evlerinde saklar. Bellek tek renkli değildir.

Tatlı 2000 sonrası altı romanı inceler: Buket Uzuner'in İstanbullular'ı, Ayfer Tunç'un Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi, Ahmet Ümit'in Beyoğlu'nun En Güzel Abisi ve Beyoğlu Rapsodisi, Mario Levi'nin Pazarın Yalnızları: Beyoğlu'su ve Zülfü Livaneli'nin Serenad'ı. Tatlı'ya göre bu romanlar olayları yaşamış azınlıkların sürgününü, yasını ve travmasını mekân ve zaman üzerinden tartışmaya açar. Ümit'in romanlarından birinde bir karakter kopuşu üç adımda sayar: Varlık Vergisi, 6-7 Eylül ve 1964'teki Kıbrıs meselesi. Tunç'un romanında ise bir aile olaylardan sonra bölünür, beş çocuktan biri kalır, ötekiler Atina'ya yerleşir.

Ana anlatı — Anneannem: saklı bir kimlik

Anneannem bir roman değil, bir anı kitabıdır. Metis Yayınları'nın tanıtımına göre kitap, «Ermeni ve Hıristiyan iken Türk ve Müslüman olmuş binlerce çocuktan biri»ni anlatır: Heranuş ya da diğer adıyla Seher. Torunu avukat Fethiye Çetin anneannesinin gerçeğini yıllar sonra öğrenir; anneannesinin akrabalarına ise ancak onun ölümünden sonra ulaşabilir.

Yayınevinin okuma parçası olarak verdiği sayfalar, bir kafilenin Çermik'e varışını anlatır. Yol boyunca pek çok çocuk ölmüştür; bir anne çocuklarını oraya kadar sağ getirebilmiştir. Kafileyi saran kasabalılar ekmek ve su karşılığında altın ister; kimileri acıyarak, kimileri iğrenerek bakar. Sonra bazıları çocukları almak için yakınlarıyla konuşmaya başlar. Heranuş'u bir jandarma onbaşısı ister.

Tanıtım, kitabın merkezindeki soruyu da aktarır: hayatı boyunca akla hayale gelmez zorluklara göğüs germiş bu kadın, gerçek kimliği söz konusu olduğunda neden kendini bu kadar çaresiz hissediyordu? Cevap belki de anneannenin her acı hatırayı anlattıktan sonra tekrarladığı cümlededir.

Ana anlatı — Mübadele ve yüzleşmenin sınırı

Bellek yalnız gayrimüslimlerin değildir. Müberra Bağcı'ya göre Feyza Hepçilingirler'in 2023'te yayımlanan Zesto Psomi romanı 1923 Türk-Yunan nüfus mübadelesini merkeze alır. Romanın kahramanlarından Hamide Hanım, Girit'ten Ayvalık'a göç eden Müslüman bir kadındır.

Bağcı romanı ev, eşya ve gündelik hayat üzerinden okur. Hamide Hanım'ın evinden ve eşyalarından ayrılışı ayrıntılı biçimde anlatılır; Hanya'dan getirdiği tek eşya, bir duvar saati, kendi hayatından kalan tek şeydir. Romanın adı da belleğin gündelik bir biçimine işaret eder: Bağcı'ya göre Hamide Ayvalık'ta fırında kendi dilinde ekmek ister, fırıncı ise ondan Türkçe konuşmasını ister. Kendi dilinde konuşan Müslüman bir Giritli için dil, yeni yurdunda da bir sınır olur.

Bağcı'nın aktardığı bir pasaj, mübadillerin durumunu açıkça söyler: onlara «asıl vatanınıza gidiyorsunuz» denir, ama gönderildikleri yer hakkında en küçük bilgileri yoktur. Anadolu'dan giden Rumların ve Girit'ten gelen Müslümanların hikâyesi, aynı yerinden edilmenin iki yüzüdür.

Tatlı, 6-7 Eylül romanlarına ise yalnız övgüyle bakmaz. Ona göre romanlar azınlıkların yanında duran bir bakış açısıyla yazılır ve onları göçe zorlayan topluma duydukları öfkeyi öne çıkarır; romanlarda azınlıkların sesi duyulurken Türklerin bu olaylar ve sonrasında olanlar hakkında ne düşündüklerine yer verilmez. Tatlı bunu «mağduriyet temelli bir anlatı» diye adlandırır ve bu anlatının kurmaca yoluyla bir tartışma alanı açtığını da kabul eder.

Yaygın yanlış«Bu romanlar bir topluluğu suçlamak için yazılmıştır; bellek edebiyatı taraf tutmaktan başka bir şey yapmaz.»
Doğrusu

Kaynaklar daha dengeli bir tablo verir. Tatlı'ya göre edebî metinlerin olayları ideolojik bir tartışma alanında sunmak gibi bir derdi yoktur; amaç uzun yıllar süren suskunluğu kırmaktır. Aynı kaynaklarda Müslüman komşuların gayrimüslimleri koruduğu da kaydedilir; Zesto Psomi ise Müslüman mübadillerin acısını anlatır. Tatlı'nın tek taraflılık eleştirisi, bu edebiyatın suçlamak için değil, eksik bıraktığı sesler bakımından tartışılması gerektiğini gösterir.

Metin anı

Önce Mario Levi'nin Pazarın Yalnızları: Beyoğlu'sundan, Tatlı'nın aktardığı dört kısa cümle. Konu, 6-7 Eylül'den sonra şehirden gidenlerdir:

Beyoğlu'nun kalbinde birçok hançer yarası açılmıştı. Çok derin bir yarıktı bu. Giden gidecekti. Çünkü bu yara taşınamazdı.

Sonra Feyza Hepçilingirler'in Zesto Psomi'sinden, Bağcı'nın aktardığı bir soru. Hamide Hanım evini bırakmak üzeredir:

Üstünde el izi, göz izi, anı izi olan hangi eşya gönül rahatlığıyla bırakılabilir?

Son olarak Anneannem'den, yayınevinin tanıtımında aktarılan ve anneannenin her acı hatıradan sonra tekrarladığı cümle:

O günler gitsin, bir daha geri gelmesin...

Levi'nin cümleleri bir şehri bir bedene çevirir. «Kalp» ve «hançer yarası» Beyoğlu'nu yaralı bir insan gibi gösterir. Sonra cümleler kısalır: «Giden gidecekti.» Bu, bir karar değil, bir kaçınılmazlık gibi söylenir. Son cümle en ağır olanıdır: yara «taşınamazdı». Taşınamayan şey hem yaranın kendisi hem de onunla yaşamaktır; gidenler yarayı götürmez, yaranın olduğu yerden giderler.

Hepçilingirler'in sorusu belleği bir nesneye yerleştirir. «El izi», «göz izi», «anı izi» üç kez tekrarlanan bir sözcükle kurulur: iz. Eşya burada bir mal değil, bir tanıktır; Bağcı'nın deyişiyle hatırlamanın somut taşıyıcısıdır. Soru cevapsız bırakılır, çünkü cevap bellidir: bırakılamaz, ama bırakılır.

Anneannenin cümlesi ise bir dilektir ve susku ile hatırlama arasında durur. Anlatır, sonra bu cümleyle kapatır. Cümle geçmişi reddetmez, onun tekrarlanmamasını ister. Tanıtımın sorusu da burada düğümlenir: bir insan bütün acıları anlatabildiği hâlde, kimliğini neden savunamaz? Belki de «o günler» yalnız geçmişte değil, hâlâ korkulan bir olasılıktır.

Cevap ve bağlantı

Bir roman ya da anı kitabı tarih kitaplarının söylemediği bir şeyi söyleyebilir mi? Kaynaklarımıza göre evet: rakamların ve belgelerin söyleyemediğini, bir evin eşyasında, bir sokağın yarasında, bir büyükannenin tekrarladığı cümlede söyler. Tatlı'nın deyişiyle edebiyat resmî tarihin dışında kalan hikâyelere travma, sessizlik ve utanç bağlamında eleştirel düşünme imkânı sunar.

Kimin sesiyle konuşur, kimin sesini dışarıda bırakır? Tatlı'nın eleştirisi burada önemlidir: 6-7 Eylül romanları mağdurun sesini duyurur, ama öteki tarafın düşüncesine yer vermez. Zesto Psomi ise başka bir mağduriyeti, Müslüman mübadillerinkini anlatır. Birlikte okunduklarında bu metinler, yerinden edilmenin tek bir topluluğun hikâyesi olmadığını gösterir. Bu, dünya edebiyatında yas ve tanıklık metinlerinin de ortak sorusudur: hatırlamak, başkasının acısını da görebildiğinde bir yüzleşmeye dönüşür.

Kapanış kancası

Tatlı'nın incelediği romanlardan biri Ayfer Tunç'undu; bir ailenin Varlık Vergisi'nden 6-7 Eylül'e uzanan dağılışını anlatıyordu. Tunç, Aslı Erdoğan ve Elif Şafak: 1990'lardan bu yana kadın yazarlar Türk edebiyatında nasıl bu kadar görünür bir yere geldi?

Özet kartı

  1. Tatlı'ya göre bellek çalışmalarının artmasıyla travma, yas ve sessizlik görünür oldu; 2000 sonrası Türk romanı olaylara mağdurun belleğinden bakmaya başladı. Kolektif bellek (Halbwachs), kültürel travma (Eyerman) ve postbellek (Hirsch) bu edebiyatı okumanın başlıca kavramlarıdır.
  2. 6-7 Eylül 1955'te Kıbrıs gerginliği içinde yayılan bir haberin ardından İstanbul'da gayrimüslimlerin evleri, işyerleri, kiliseleri ve okulları saldırıya uğradı; resmî bir kaynağa göre 5.622 yer zarar gördü. Güven'e göre saldırılar Rumların yanında Ermeni ve Yahudileri de hedef aldı; birçok Müslüman komşu gayrimüslimleri korumaya çalıştı.
  3. Tatlı altı romanı inceler (Uzuner, Tunç, Ümit, Levi, Livaneli): bu romanlar sürgünü, yası ve travmayı mekân ve zaman üzerinden, Varlık Vergisi'nden 1964'e uzanan bir kopuş zinciriyle anlatır.
  4. Fethiye Çetin'in Anneannem'i (2004), Ermeni bir ailenin çocuğu olup Türk ve Müslüman olarak yaşamış Heranuş/Seher'in hikâyesini anlatan bir anı kitabıdır. Hepçilingirler'in Zesto Psomi'si (2023) ise 1923 mübadelesinde Girit'ten Ayvalık'a göç eden Müslüman Hamide Hanım'ın belleğini ev, eşya ve dil üzerinden kurar.
  5. Tatlı 6-7 Eylül romanlarını, Türklerin düşüncesine yer vermeyen «mağduriyet temelli» anlatılar olarak eleştirir, ama bunların suskunluğu kırdığını da kabul eder. Seçilen parçalarda şehir yaralı bir bedene, eşya bir tanığa dönüşür; anneannenin dileği ise susku ile hatırlama arasında durur.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Kolektif bellekCollective memoryBir topluluğun geçmişi toplumsal çerçeveler içinde birlikte hatırlaması
Kültürel travmaCultural traumaBir topluluğun kimliğini sarsan olayın sonraki kuşaklarda ve anlatılarda da iz bırakması
PostbellekPostmemoryTravmayı yaşamamış kuşağın onu aile hikâyeleri ve suskunluklar yoluyla taşıması
MübadelePopulation exchange1923'te Türkiye ile Yunanistan arasında Rumlar ve Müslümanların karşılıklı yer değiştirmesi
Yüzleşme edebiyatıLiterature of reckoningKonuşulmayan geçmiş acıları anlatarak okuru o geçmişle yüzleşmeye çağıran metinler

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Kolektif bellek, kültürel travma ve postbellek kavramlarını birer cümleyle tanımlayın. Tatlı'ya göre 2000 sonrası Türk romanında ne değişti?
  2. (Kazanım 2) Tatlı'nın aktardığı kaynaklara göre 6-7 Eylül olaylarında ne oldu ve kimler hedef alındı? İncelediği romanlardan ikisi olayları nasıl anlatır?
  3. (Kazanım 2) Anneannem ile Zesto Psomi'yi tür, anlatılan topluluk ve belleğin taşıyıcısı bakımından karşılaştırın.
  4. (Kazanım 3) Tatlı'nın «mağduriyet temelli anlatı» eleştirisi nedir? «Bu romanlar yalnızca suçlamak için yazılmıştır» yargısına kaynaklarla nasıl cevap verilebilir?
  5. (Kazanım 4) Levi'nin, Hepçilingirler'in ve Anneannem'in cümlelerini beden, eşya ve susku bakımından yakından okuyun.

Cevaplar

  1. Kolektif bellek, bir topluluğun geçmişi aile, mahalle, din ya da millet gibi toplumsal çerçeveler içinde birlikte hatırlamasıdır (Halbwachs). Kültürel travma, bir topluluğun kimliğini sarsan olayın sonraki kuşaklarda ve topluluğun kendini anlatma biçiminde iz bırakmasıdır (Eyerman). Postbellek, travmayı doğrudan yaşamamış kuşağın onu aile hikâyeleri, fotoğraflar ve suskunluklar yoluyla neredeyse kendi anısı gibi taşımasıdır (Hirsch). Tatlı'ya göre bellek çalışmalarının artmasıyla travma, şiddet, yas ve sessizlik kavramları görünür oldu ve Türk romanı olaylara mağdurun belleğinden bakmaya başladı.
  2. Tatlı'ya göre 6 Eylül 1955'te Atatürk'ün Selanik'teki evinin bombalandığı haberi Kıbrıs gerginliği içinde yayıldı; Taksim'de başlayan gösterilerin ardından İstanbul başta olmak üzere birçok yerde gayrimüslimlerin evleri ve dükkânları yağmalandı; resmî bir kaynağa göre 4.214 işyeri, 1.004 ev, 73 kilise ve 26 okul dahil 5.622 yer saldırıya uğradı. Güven'e göre Rumların yanı sıra Ermeniler ve Yahudiler de zarar gördü ve birçok Müslüman komşu gayrimüslimleri korumaya çalıştı. Ümit'in romanında bir karakter kopuşu Varlık Vergisi, 6-7 Eylül ve 1964 Kıbrıs meselesi olarak üç adımda sayar; Tunç'un romanında bir aile olaylardan sonra bölünür, beş çocuktan biri kalır, ötekiler Atina'ya yerleşir.
  3. Anneannem bir anı kitabıdır; Ermeni bir ailenin çocuğu olup Türk ve Müslüman olarak yaşamış Heranuş/Seher'i torununun gözünden anlatır; belleğin taşıyıcısı anneannenin anlattıkları, suskunluğu ve tekrarladığı cümledir. Zesto Psomi bir romandır; 1923 mübadelesinde Girit'ten Ayvalık'a göç eden Müslüman Hamide Hanım'ı anlatır; Bağcı'ya göre belleğin taşıyıcıları ev, eşya (Hanya'dan getirilen duvar saati) ve gündelik hayattır; fırında kendi dilinde ekmek isteyen Hamide'ye Türkçe konuşması söylenir.
  4. Tatlı'ya göre 6-7 Eylül romanları azınlıkların yanında durur, onları göçe zorlayan topluma duydukları öfkeyi öne çıkarır ve Türklerin olaylar hakkında ne düşündüğüne yer vermez; bunu «mağduriyet temelli» anlatı diye adlandırır, ama bu anlatının kurmaca yoluyla tartışma alanı açtığını da kabul eder. Yargıya cevap: Tatlı'ya göre metinlerin amacı ideolojik tartışma değil, uzun süren suskunluğu kırmaktır; aynı kaynaklarda Müslüman komşuların gayrimüslimleri koruduğu da kaydedilir; Zesto Psomi Müslüman mübadillerin acısını anlatır. Eleştiri, suçlama değil eksik sesler üzerinedir.
  5. Levi'nin cümlelerinde Beyoğlu bir bedene dönüşür: «kalp» ve «hançer yarası»; cümleler kısalır ve «Giden gidecekti» bir kaçınılmazlık gibi söylenir; «bu yara taşınamazdı» hem yaranın hem onunla yaşamanın imkânsızlığını anlatır. Hepçilingirler'in sorusunda «iz» sözcüğü üç kez tekrarlanır; eşya bir mal değil bir tanıktır ve soru cevapsız kalır, çünkü eşya bırakılamaz ama bırakılır. Anneannenin cümlesi bir dilektir; anlatıp kapatır, geçmişi reddetmez ama tekrarlanmamasını ister; «o günler» belki hâlâ korkulan bir olasılıktır ve bu, kimliğini neden savunamadığı sorusuna bir cevap olabilir.

Okuma

  • Fethiye Çetin, Anneannem (Metis, 2004).
  • Feyza Hepçilingirler, Zesto Psomi (2023).
  • Mario Levi, Pazarın Yalnızları: Beyoğlu; Zülfü Livaneli, Serenad.
  • Meliha Tatlı, «Bellek ve Travma Bağlamında 2000 Sonrası Türk Romanında 6-7 Eylül Olayları» (2026).
  • Ailenizden yaşlı birine, evden ayrılırken yanına aldığı ya da geride bırakmak zorunda kaldığı bir eşyayı sorun. Anlattığı hikâyede eşya ne işe yarıyor: bir hatıra mı, bir tanık mı, bir yük mü?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:00 Soğuk açılış: ince bir kitabın kapağı; bir kimlik kartında «Seher» adı, altından silik bir başka ad belirir.
  • 1:00–1:40 Büyük soru: bir tarih kitabının sayfaları arasından el yazısı bir mektup düşer.
  • 1:40–3:00 Bağlam: üç tarih ve üç yer: 1955 İstanbul, 1915 Çermik yolu, 1923 Girit-Ayvalık; üç ayrı ışık.
  • 3:00–6:00 Ana anlatı — 6-7 Eylül: bir gazete manşeti; kırık vitrin camları; bir kapının arkasında saklanan bir aile ve kapıyı tutan bir komşu eli; Beyoğlu'nda boşalan bir apartman.
  • 6:00–8:00 Ana anlatı — Anneannem: uzun bir yol; bir çocuğun elini tutan bir el, sonra ayrılan eller; yıllar sonra bir mahkeme koridorunda bir avukat.
  • 8:00–9:40 Ana anlatı — Mübadele: bir limanda eşyalar; bir duvar saati bir kadının kollarında; bir fırın tezgâhında iki dilde yazılmış bir ekmek sözcüğü.
  • 9:40–10:40 Ana anlatı — Mübadele ve yüzleşmenin sınırı (devam): bir sahnede tek bir spot; sahnenin karanlıkta kalan yarısı.
  • 10:40–12:40 Metin anı: bir şehir haritasında yara izleri; bir eşyanın üzerinde parmak izleri; yaşlı bir kadının kapattığı bir fotoğraf albümü.
  • 12:40–13:30 Cevap ve bağlantı: üç ışık aynı masada birleşir.
  • 13:30–14:00 Kapanış kancası: üç kadın yazarın kitapları yan yana bir rafta.

Telaffuz

  • Heranuş: «he-ra-NUŞ»; Fethiye Çetin: «fet-hi-YE çe-TİN»; Çermik: «çer-MİK»; Zesto Psomi: «ZES-to pso-Mİ»; Hanya: «HAN-ya».
  • Meliha Tatlı: «me-li-HA tat-LI»; Müberra Bağcı: «mü-ber-RA bağ-CI»; Feyza Hepçilingirler: «fey-ZA hep-çi-lin-gir-LER»; Mario Levi: «MAR-yo LE-vi»; Marianne Hirsch: «mar-YAN HİRŞ»; Halbwachs: «alb-VAKS».