Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Güner'e göre 12 Eylül'den sonra 4 Mayıs 1981-11 Eylül 1987 arasında 31 Bakanlar Kurulu kararıyla 379 yayın yasaklandı; en çok gerekçe «komünizm propagandası»ydı (124 yayın, 84'ü 1983'te). Kararlar sansürün yalnız belgelenmiş kesitidir; denetimin bir kısmı doğrudan sıkıyönetim komutanlıklarınca yapıldı.
- Alver'e göre 650 bin kişinin gözaltına alındığı resmî kaynaklarca doğrulanır; Türkeş'e göre devrimciler, ülkücüler ve muhafazakârlar baskı gördü ve bu görüşleri destekleyen yazar, kitap, yayıncı ve okur da baskı altında tutuldu.
- Tolu'ya göre toplumcu gerçekçi şiir darbe koşullarına uygun bir dil geliştiremedi ve ilk beş yılda sessizleşti; şiir cezaevinde sürdü (Emirhan Oğuz, 1984 açlık grevi; Adnan Yücel), sonra kitlelerden bireyin toplumsal imgelemine yöneldi, 1990'larda faili meçhuller ve açlık grevleri yeniden konusu oldu.
- Günay-Erkol'un haritasında 12 Eylül romanları geç ve farklı konumlardan geldi: Eroğlu'nun basılamayan 1979 ödüllü romanı (1984), Tekin'in Gece Dersleri (1986), Ağaoğlu'nun Hayır'ı (1987), Konuk ve Arslanoğlu'nun tanıklıkları, Zeren'in başörtüsü romanı, Bostancı'nın ülkücü öğrencisi; Eroğlu'nun Yüz: 1981'i olayları bir asteğmenin gözünden anlatır.
- Seçilen parçalarda yasaklanan dize bir iddiayı soru içinde saklar ve sansürün sorulana da uzandığını gösterir; Yüz: 1981'in anlatıcısı darbenin istediği apolitik insanın boşluğunu ve bedelini itiraf eder; Ağaoğlu'nun üçlü tekrarı değerlerin yerini alan sahte biçimleri bir hükme çevirir.
Kazanımlar
- 12 Eylül 1980 darbesinin yayın, yazar ve okur üzerindeki baskısını, yasaklama kararları ve gözaltı rakamları gibi somut verilerle açıklayabilir.
- Darbeden sonraki ilk yıllarda toplumcu şiirin sessizleşmesini, cezaevinde süren şiiri ve şiirin bireye yönelişini örneklerle tartışabilir.
- 1980'lerde ve sonrasında yazılan 12 Eylül romanlarını farklı siyasi konumlar ve anlatıcı tercihleri bakımından sınıflandırabilir.
- Bir yasaklı şiirden, bir 12 Eylül romanından ve Adalet Ağaoğlu'nun Hayır'ından seçilmiş cümleleri yakından okuyabilir.
Video metni
Soğuk açılış
4 Mayıs 1981. Bakanlar Kurulu, 12 Eylül darbesinden sonraki ilk yayın yasaklama kararını alır. Son karar 11 Eylül 1987 tarihlidir. Arada 31 karar vardır ve bu kararlarla 379 yayın yasaklanır.
Listede birbirine hiç benzemeyen adlar yan yana durur. Yılmaz Güney'in Boynu Bükük Öldüler romanının Fransızca çevirisi 9 Mayıs 1983'te yasaklanır. Bir yıl önce, 21 Haziran 1982'de, bir şairin mahkemeleri eleştiren şiirleri de yasaklanmıştır.
Büyük soru
Bir darbe edebiyata ne yapar? Yazarları hapse atar, kitapları toplatır, dergileri kapatır; bunlar görünen kısmıdır. Ama bir kuşağın sesi kısıldığında, yazmaya devam edenler neyi, nasıl yazar? Sessizlik edebiyatın yalnız kaybı mıdır, yoksa yeni bir dilin de başlangıcı olabilir mi?
Bağlam
Önceki kursta 12 Mart'ın edebiyatını gördük: gözaltını, sürgünü, işkenceyi anlatan romanlar ve sloganla çarpışan bir şiir. 12 Eylül 1980, Ahmet Alver'in aktardığı değerlendirmelere göre, daha önceki müdahalelerden farklı olarak toplumun her kesimini hedef alır.
Alver'e göre 12 Eylül sonrasında 650 bin kişinin gözaltına alındığı çeşitli resmî kaynaklarca doğrulanır. Alver, Ömer Türkeş'e dayanarak bu dönemde devrimcilerin, ülkücülerin ve muhafazakâr kesimin işkence gördüğünü, hapishanelere kapatıldığını ve bu ideolojileri destekleyen yazarların, kitapların, yayıncıların ve okurların da baskı altında tutulduğunu yazar.
Ana anlatı — Yasak: kararlar, kitaplar, dergiler
Güner, Devlet Arşivleri'nden 31 Bakanlar Kurulu kararını inceler ve yasaklama gerekçesi belli 379 yayını sınıflandırır. Bu yayınların önemli bir kısmı yurt dışında basılmış dergi, gazete, broşür ve kitaplardır; kararlar onların ülkeye girişini ve dağıtımını engeller. Güner'e göre en çok yasaklama «komünizm propagandası» gerekçesiyle yapılır: 124 yayın, bunların 84'ü 1983'te. Güner, başka hiçbir konunun Bakanlar Kurulu kararıyla bir yıl içinde bu oranda sansürlenmediğini, bunun Cumhuriyet tarihi için bir rekor olduğunu belirtir.
Yasaklar tek bir cepheye yönelmez. Güner'in sınıflamasında «komünizm propagandası»nın yanında ayrılıkçılık, İran İslam Devrimi propagandası ve yöneticileri eleştirmek de gerekçe olarak geçer. Şair Arif Şirin'in şiir ve bildirileri, Güner'e göre yargı organlarına hakaret ettiği gerekçesiyle yasaklanır; Kenan Evren hakkında «asılsız» iddialar taşıdığı söylenen şiirler de öyle.
Güner, 1982'den sonra yasakların hızla azalmasını üç olasılıkla açıklar: rejimin denetimi arttığı için yasak yayın sokma çabalarının azalması, denetimin doğrudan sıkıyönetim komutanlıklarınca yapılıp kayda geçmemiş olması ve anayasanın yürürlüğe girmesiyle rejimin kendini tehdit altında görmemesi. İkinci olasılık önemlidir: Bakanlar Kurulu kararları sansürün yalnız belgelenmiş bir kesitidir.
Ana anlatı — Şiir: sessizlik, cezaevi, birey
Aytuğ Tolu'ya göre 1980 sonrası Türk şiiri bir kırılma çizgisiyle şekillenir: 12 Eylül. Toplumcu gerçekçi şiir, Tolu'nun deyişiyle, darbe döneminin koşullarına uygun bir dil geliştiremez ve darbenin ağırlığı azalana kadar belirli şairler dışında sessizliğe gömülür. Ona göre darbenin özellikle ilk beş yılında güçlü toplumcu gerçekçi şiirler yazılmaz.
Sessizliğin içinde bir istisna vardır: cezaevi. Tolu'ya göre bu dönemde toplumcu gerçekçi anlayışı cezaevindeki şairler sürdürmeye çalışır. Emirhan Oğuz'un Ateş Hırsızları Söylencesi, kendisinin de içinde bulunduğu 1984 açlık grevini anlatır; Tolu onu hem toplumcu gerçekçi hem de belgesel şiire uygun bulur. 12 Eylül uygulamalarının kısmen yumuşadığı yıllarda Adnan Yücel'in Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek adlı uzun şiir kitabı darbe dönemini eleştirir.
Tolu'ya göre ardından şiirin yönü değişir. Politik hareketlerin zayıflığı şiirin kitlelere ideal bir düzen ve kurtuluş coşkusu vermesini engeller; kitlelerin anlatımından bireyin toplumsal imgelemine geçilir. Ama toplumculuk büsbütün kaybolmaz: Tolu'ya göre 1990'larda faili meçhuller, cezaevlerindeki işkence ve açlık grevleri şiirin konusu olur; Metin Altıok'un şiirinde acı ve tanıklık merkezdedir.
Ana anlatı — Roman: geç gelen tanıklık
Günay-Erkol'un haritası, 12 Eylül romanlarının darbeden hemen sonra değil, yavaş yavaş geldiğini gösterir. Gecikmenin somut bir ölçüsü Eroğlu'nun Issızlığın Ortası'dır: ödül aldığı yıl ile raflara çıktığı yıl arasında beş yıl ve bir darbe vardır. Ardından 1986'da Latife Tekin'in Gece Dersleri sol hareket içinde kadınların ve yoksulların sesini öne çıkarır; 1987'de Adalet Ağaoğlu «Dar Zamanlar» dizisinin son kitabı Hayır'ı yayımlar.
Tanıklığın bir kısmı sürgünden gelir. Günay-Erkol'a göre 1982'de tutuklanan, 1983'te ölüm cezasına çarptırılan ve yurt dışına kaçıp Almanya'da yaşayan A. Kadir Konuk, Gün Dirildi'de bir gencin devrimciliğe uzanan hayatını, işkencesini ve idamını anlatır. 1988'de Kaan Arslanoğlu'nun Devrimciler'i, gözaltında ağır işkenceden geçen üniversite öğrencilerini konu alır; Alver'e göre dönemin gerçeklerini en cüretkâr biçimde yansıtan romanlardan biridir.
12 Eylül romanı da, 12 Mart romanı gibi, tek bir siyasi konumdan yazılmaz. Günay-Erkol'a göre Mehmet Zeren'in 1987'de ilk cildi çıkan Öz Yurdunda Garipsin'i, başörtüsü yasaklarının gündemde olduğu yıllarda üniversitede okuyan öğrencileri anlatır. M. Naci Bostancı'nın Seksenler: Işığın Gölgesi (1996) ise televizyondan okunan tutuklama kararlarında adını duyan ülkücü bir hukuk öğrencisinin şiddet ve idealleri arasında bocalamasını işler.
Mehmet Eroğlu'nun Yüz: 1981'i (2000) ise bakış açısını ters çevirir. Alver'e göre roman olayları ezilenlerin gözünden değil, askerî yönetimin emrinde görev yapan bir asteğmenin gözünden anlatır ve darbenin yaratmak istediği apolitik insan modelini inceler.
Yaygın yanlış«12 Eylül yalnızca solcu yazarları susturdu; darbe edebiyatı yalnızca solun edebiyatıdır.»
Kaynaklar daha karmaşık bir tablo çizer. Alver'in aktardığı Türkeş'e göre devrimciler kadar ülkücüler ve muhafazakârlar da işkence ve hapis gördü; Güner'in listesinde komünizm propagandasının yanında İran Devrimi propagandası ve yöneticileri eleştirmek de yasak gerekçesidir. Günay-Erkol'un haritasında başörtüsü yasaklarını ve ülkücü bir gencin hikâyesini anlatan romanlar da vardır. Baskının en yoğun hedefi sol olsa da, darbe edebiyatı tek bir kampın edebiyatı değildir.
Nurdan Gürbilek'in bir değerlendirmesi bu tabloya bir boyut daha ekler. Alver'in aktardığına göre Gürbilek, 1980'leri bir toplumun kendi devleti eliyle yaşayabileceği en sert ve baskıcı dönem olarak tanımlar; ama aynı yılları, daha önce ancak siyasi tasarıların içinde var olabilen kültürel taleplerin kendilerini ifade imkânı bulduğu yıllar olarak da görür. Susturma ile yeni seslerin açılması aynı on yılda yan yana durur.
Metin anı
Önce Güner'in aktardığı, 21 Haziran 1982'de yasaklanan bir şiirden bir dize. Şair mahkemelere seslenmektedir:
Mahkeme değilse şartlanmış yönde, neden yapılmıyor millet önünde..?
Sonra Mehmet Eroğlu'nun Yüz: 1981'inden, Alver'in aktardığı iki cümle. İlkinde asteğmen anlatıcı kendini tanımlar:
Hiçbir hayatın başrolünü oynamaya kalkışmadım; kendiminkinin bile.
Romanın sonlarına doğru bir arkadaşına söylediği cümle ise şudur:
1981'de çok şey oldu, insanlığı katlettiler.
Son olarak Adalet Ağaoğlu'nun Hayır'ından, Günay-Erkol'un aktardığı bir haykırış. Konuşan, gelecek umudunu yitirmiş Aysel'dir:
hukuk olmayan yerde yargı, aşk olmayan yerde çocuk, hayat olmayan yerde ölüm.
Şirin'in dizesi bir soru biçimindedir ve bir iddiayı soru içinde saklar. «Şartlanmış yön» önceden verilmiş bir karar demektir; dize bunu söylemez, yalnızca sorar: öyle değilse, neden açıkta değil? Yasaklama kararına göre bu soru bir hakarettir. Bir sorunun yasaklanması, sansürün yalnız söylenene değil, sorulana da uzandığını gösterir.
Eroğlu'nun asteğmeni ise başka bir sessizliği temsil eder. «Hiçbir hayatın başrolünü oynamaya kalkışmadım» cümlesi bir alçakgönüllülük gibi başlar; «kendiminkinin bile» eki onu bir boşluk itirafına çevirir. Alver'in deyişiyle darbenin istediği apolitik insan, kendi hayatında bile rol almayan insandır. Aynı anlatıcının yıllar sonra «insanlığı katlettiler» demesi ise o boşluğun bir bedeli olduğunu kabul eder. Özne gizlidir: «katlettiler» fiilinin kimleri kapsadığını roman okura bırakır.
Ağaoğlu'nun cümlesi üç kez aynı kalıbı tekrarlar: «... olmayan yerde ...». Her seferinde bir değerin yokluğu, onun yerini alan sahte bir biçimle eşleşir: hukukun yerine yargılama, aşkın yerine çocuk, hayatın yerine ölüm. Tekrar bir ritim kurar ve ritim bir hükme dönüşür. Aysel'in sonu, Günay-Erkol'a göre intihardır; cümle, darbelerle sarsılan bir ülkede umudun nasıl tükendiğini tek bir nefeste söyler.
Cevap ve bağlantı
Bir darbe edebiyata ne yapar? Kaynaklarımıza göre önce susturur: yayınları yasaklar, yazarları gözaltına alır, şiirin toplumcu damarını ilk yıllarda neredeyse sessizliğe gömer. Güner'in rakamları görünen kısmı, Tolu'nun gözlemi görünmeyen kısmı gösterir.
Ama sessizlik edebiyatın yalnız kaybı değildir. Cezaevinde şiir sürer; romanlar geç de olsa gelir, hem de farklı konumlardan; anlatıcı kurbanın yerine failin yanına geçebilir. Gürbilek'in değerlendirmesiyle, aynı on yıl yeni kültürel taleplerin de ses bulduğu yıllardır. 12 Eylül'ün edebiyatı, dünyanın başka askerî rejimlerin ardından yazılan tanıklık edebiyatlarına benzer biçimde, hem bir yara hem de o yarayı anlatmanın yeni yollarını arayan bir edebiyattır.
Kapanış kancası
Günay-Erkol'un listesinde iki ad daha vardır: Orhan Pamuk'un 1983'te çıkan Sessiz Ev'i ve Latife Tekin'in 1986'daki Gece Dersleri. Aynı yıllarda bazı romancılar gerçekliği doğrudan anlatmak yerine romanın kendi kurallarıyla oynamaya başladı. Postmodern roman nedir, ve Türkiye'de neden tam bu yıllarda öne çıktı?
Özet kartı
- Güner'e göre 12 Eylül'den sonra 4 Mayıs 1981-11 Eylül 1987 arasında 31 Bakanlar Kurulu kararıyla 379 yayın yasaklandı; en çok gerekçe «komünizm propagandası»ydı (124 yayın, 84'ü 1983'te). Kararlar sansürün yalnız belgelenmiş kesitidir; denetimin bir kısmı doğrudan sıkıyönetim komutanlıklarınca yapıldı.
- Alver'e göre 650 bin kişinin gözaltına alındığı resmî kaynaklarca doğrulanır; Türkeş'e göre devrimciler, ülkücüler ve muhafazakârlar baskı gördü ve bu görüşleri destekleyen yazar, kitap, yayıncı ve okur da baskı altında tutuldu.
- Tolu'ya göre toplumcu gerçekçi şiir darbe koşullarına uygun bir dil geliştiremedi ve ilk beş yılda sessizleşti; şiir cezaevinde sürdü (Emirhan Oğuz, 1984 açlık grevi; Adnan Yücel), sonra kitlelerden bireyin toplumsal imgelemine yöneldi, 1990'larda faili meçhuller ve açlık grevleri yeniden konusu oldu.
- Günay-Erkol'un haritasında 12 Eylül romanları geç ve farklı konumlardan geldi: Eroğlu'nun basılamayan 1979 ödüllü romanı (1984), Tekin'in Gece Dersleri (1986), Ağaoğlu'nun Hayır'ı (1987), Konuk ve Arslanoğlu'nun tanıklıkları, Zeren'in başörtüsü romanı, Bostancı'nın ülkücü öğrencisi; Eroğlu'nun Yüz: 1981'i olayları bir asteğmenin gözünden anlatır.
- Seçilen parçalarda yasaklanan dize bir iddiayı soru içinde saklar ve sansürün sorulana da uzandığını gösterir; Yüz: 1981'in anlatıcısı darbenin istediği apolitik insanın boşluğunu ve bedelini itiraf eder; Ağaoğlu'nun üçlü tekrarı değerlerin yerini alan sahte biçimleri bir hükme çevirir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Yayın yasağı | Publication ban | Bir yayının basımının, dağıtımının ya da ülkeye girişinin kararla engellenmesi |
| Depolitizasyon | Depoliticization | Bir toplumun siyasal katılım ve tartışmadan bilinçli olarak uzaklaştırılması |
| Cezaevi şiiri | Prison poetry | Tutukluluk ya da mahkûmiyet sırasında yazılan, hapishane deneyimini konu alan şiir |
| Susturulan kuşak | The silenced generation | 12 Eylül'den sonra gözaltı, hapis, yasak ve sürgünle sesi kısılan yazar ve okur kuşağı |
| Fail anlatıcı | Perpetrator narrator | Baskıyı uygulayan ya da uygulayan kurumun içindeki kişinin gözünden anlatan anlatıcı |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Güner'in incelediği yasaklama kararları hakkında dört bilgi verin. Bu kararlar 12 Eylül sansürünün neden yalnızca bir kesitidir?
- (Kazanım 2) Tolu'ya göre 12 Eylül'den sonra toplumcu gerçekçi şiire ne oldu? Cezaevi şiirinden iki örnek verin ve şiirin daha sonra nasıl yön değiştirdiğini açıklayın.
- (Kazanım 3) Günay-Erkol'un haritasından darbe yıllarını başka başka konumlardan ve biçimlerde anlatan dört roman seçin. Yüz: 1981'in anlatıcısı neden ayrıdır?
- (Kazanım 3) «Darbe edebiyatı yalnızca solun edebiyatıdır» yargısını kaynaklarla tartışın. Gürbilek'in 1980'ler hakkındaki iki yönlü değerlendirmesi bu tartışmaya ne ekler?
- (Kazanım 4) Yasaklanan dizeyi, Yüz: 1981'den iki cümleyi ve Hayır'dan seçilen cümleyi soru, boşluk ve tekrar bakımından yakından okuyun.
Cevaplar
- Güner Devlet Arşivleri'nden 31 kararı inceler; ilk karar 4 Mayıs 1981, son karar 11 Eylül 1987 tarihlidir; gerekçesi belli 379 yayın yasaklanmıştır; en çok gerekçe «komünizm propagandası»dır ve 124 yayının 84'ü 1983'te yasaklanır. Yasaklanan yayınların önemli bir kısmı yurt dışında basılmış dergi, broşür ve kitaplardır. Kararlar bir kesittir, çünkü Güner'e göre denetimin bir kısmı doğrudan sıkıyönetim komutanlıklarınca yapılmış ve kayda geçmemiş olabilir; ayrıca gözaltı, toplatma ve dava gibi başka baskı biçimleri bu kararlarda görünmez.
- Tolu'ya göre toplumcu gerçekçi şiir darbe döneminin koşullarına uygun bir dil geliştiremedi ve darbenin ağırlığı azalana kadar, özellikle ilk beş yılda, belirli şairler dışında sessizleşti; şairler kolektif mücadeleyi sürdüremedi. Cezaevinde şiir sürdü: Emirhan Oğuz'un Ateş Hırsızları Söylencesi 1984 açlık grevini içeriden anlatır; Adnan Yücel'in Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek'i yumuşama yıllarında darbe dönemini eleştirir. Sonra şiir kitlelerin anlatımından bireyin toplumsal imgelemine yöneldi; 1990'larda faili meçhuller, işkence ve açlık grevleri ile Metin Altıok'un tanıklık şiiri toplumculuğu başka bir biçimde sürdürdü.
- Örnekler: Eroğlu'nun 1979'da ödül alıp ancak 1984'te basılabilen 12 Mart romanı; Latife Tekin'in sol hareketteki kadınları ve yoksulları anlatan Gece Dersleri (1986); Kaan Arslanoğlu'nun gözaltında işkence gören öğrencileri anlatan Devrimciler'i (1988); Mehmet Zeren'in başörtüsü yasaklarını anlatan Öz Yurdunda Garipsin'i (1987); M. Naci Bostancı'nın ülkücü bir hukuk öğrencisini anlatan Seksenler: Işığın Gölgesi (1996). Yüz: 1981 ayrıdır, çünkü Alver'e göre olayları ezilenlerin değil, askerî yönetimin emrindeki bir asteğmenin gözünden anlatır ve darbenin yaratmak istediği apolitik insanı inceler.
- Yargı eksiktir: Alver'in aktardığı Türkeş'e göre devrimciler kadar ülkücüler ve muhafazakârlar da işkence ve hapis gördü; Güner'in listesinde İran Devrimi propagandası ve yöneticileri eleştirmek de yasak gerekçesidir; Günay-Erkol'un haritasında başörtüsü yasaklarını ve ülkücü bir gencin hikâyesini anlatan romanlar vardır. Baskının en yoğun hedefi sol olsa da darbe edebiyatı tek kampın değildir. Gürbilek'e göre 1980'ler hem bir toplumun kendi devleti eliyle yaşayabileceği en sert dönemdir hem de daha önce siyasi tasarılara bağlı kalan kültürel taleplerin kendilerini ifade ettiği yıllardır; bu, sessizlik ile yeni seslerin aynı on yılda yan yana durduğunu gösterir.
- Yasaklanan dize bir iddiayı («şartlanmış yön») soru içinde saklar; karar bu soruyu hakaret sayar ve sansürün yalnız söylenene değil sorulana da uzandığını gösterir. Yüz: 1981'de «Hiçbir hayatın başrolünü oynamaya kalkışmadım» alçakgönüllülük gibi başlar, «kendiminkinin bile» onu bir boşluk itirafına çevirir; bu, darbenin istediği apolitik insandır; «insanlığı katlettiler» ise o boşluğun bedelini kabul eder ve özneyi okura bırakır. Hayır'da «... olmayan yerde ...» kalıbı üç kez tekrarlanır; her değerin yokluğu sahte bir biçimle eşleşir (hukuk yerine yargılama, aşk yerine çocuk, hayat yerine ölüm) ve tekrar bir hükme dönüşür.
Okuma
- Adalet Ağaoğlu, Hayır (1987).
- Mehmet Eroğlu, Yüz: 1981 (2000).
- Deniz Güner, «12 Eylül 1980 Sonrası Bakanlar Kurulu Kararıyla Yasaklanan Yayınlar (1980-1987)» (2022).
- Ahmet Alver, «12 Eylül 1980 Askeri Darbesi 'Devrimciler' ile 'Yüz: 1981' Romanlarından Hareketle...» (2012).
- Evinizde, kütüphanenizde ya da bir sahafta 1980-1987 arasında basılmış bir edebiyat dergisi ya da kitap bulun. Künyesine, önsözüne, içindekilere bakın: dönemin baskısından bir iz görüyor musunuz, yoksa izin yokluğu da bir iz mi?