İçeriğe geç

Ünite EDB-211-11 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

1970'ler

EDB-211 Cumhuriyet Dönemi II (1950–1980)

2.593 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · anlatım 12 dk

  • Altmış Kuşağı
  • sloganlaşma
  • 12 Mart romanı
  • tanıklık romanı
  • dönem romanı
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Aydoğdu'ya göre 1961 Anayasası'nın özgürlük ortamı, TİP'in yükselişi, Marksist çeviriler ve Nâzım Hikmet'in yeniden basılması 1960'ları sosyalist hareketin en etkili dönemi yaptı; Altmış Kuşağı 1969'da Ant'taki «Devrimci Genç Şairler Savaş Açıyor» söyleşisiyle İkinci Yeni'ye karşı çıktı, 1971 Muhtırası'ndan sonra bir süre durakladı ama 1980'e kadar etkisini sürdürdü.
  2. Behramoğlu geri kalmış edebiyatla savaşmayı şairin görevi saydı; Nihat Behram hapis ve sürgün yaşadı; İsmet Özel 1974'te «Amentü» ile İslami bir dünya görüşüne, Kemal Özer 1973'te Kavganın Yüreği ile toplumcu şiire yöneldi.
  3. Aydoğdu ve aktardığı eleştirmenlere göre bu şiir estetik kaygıyı arka plana itti, aynı sözlüğü tekrarladı ve sloganlaştı; ama Ahmet Oktay imgeyi önemseyen bir toplumcu şiir savundu, Gülten Akın başarılı örnekler verdi.
  4. Günay-Erkol'a göre 12 Mart, darbeden hemen sonra güçlü bir tanıklık edebiyatı doğurdu: Altan'ın Büyük Gözaltı'sı, Öz'ün Yaralısın'ı, Füruzan'ın Kırk Yedi'liler'i, Soysal'ın Şafak'ı, Işınsu'nun Sancı'sı, Çokum'un Zor'u, Ağaoğlu'nun Bir Düğün Gecesi. Romanların bir kısmı dönem portresi çizer, bir kısmı darbeyi hiç anmadan soyut bir dille anlatır.
  5. Seçilen parçalarda Özer'in dizeleri şairin eski şiiriyle hesaplaşmasını; Şafak'ın açılışı dıştaki kapının kırılmasıyla içteki kapıların kapanmasını; Yıldırım Bölge'nin cümlesi ise baskıyı ironiyle anlatmayı gösterir.

Kazanımlar

  • 1960'ların sonundan 1980'e uzanan toplumcu gerçekçi şiirin başlıca şairlerini, dergilerini ve 12 Mart 1971 muhtırasıyla ilişkisini açıklayabilir.
  • Bu şiirin estetik kaygı ve sloganlaşma üzerinden aldığı eleştiriyi, şairlerin kendi görev anlayışıyla karşılaştırabilir.
  • 12 Mart romanını tanımlayabilir ve farklı siyasi konumlardan yazılmış örneklerini, tanıklık biçimleriyle birlikte sınıflandırabilir.
  • Kemal Özer'in bir şiirinden ve Sevgi Soysal'ın Şafak ile Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu'ndan seçilmiş parçaları yakından okuyabilir.

Video metni

Soğuk açılış

2 Aralık 1969. Ant dergisinin 153. sayısında bir söyleşi yayımlanır. Başlığı bir savaş ilanıdır: «Devrimci Genç Şairler Savaş Açıyor». Ataol Behramoğlu, İsmet Özel, Süreyya Berfe ve Özkan Mert, İkinci Yeni şiirine karşı çıkar ve toplumcu şiiri savunur.

On beş ay sonra, 12 Mart 1971'de ordu bir muhtıra verir. Söyleşideki dört şairden Özkan Mert, ilk kitabındaki şiirler yüzünden hüküm giyer; 1972'de yurt dışına çıkmak zorunda kalır.

Büyük soru

Bir şiir bir silah olabilir mi? 1970'lerin toplumcu şairleri buna evet dedi; eleştirmenlerinin bir kısmı, bu cevabın şiire pahalıya mal olduğunu söyledi. Aynı yıllarda romancılar gözaltını, işkenceyi, sürgünü yazdı. Bir yazar, yaşadığı baskıyı anlattığında edebiyattan ne kazanır, neyi kaybetme tehlikesiyle karşılaşır?

Bağlam

Yusuf Aydoğdu'ya göre 1961 Anayasası'nın sağladığı görece özgürlük ortamı, 1962'de kurulan Türkiye İşçi Partisi'nin ülke genelinde karşılık bulması, Marksist kitapların çevrilmesi, sol yayınevlerinin kurulması ve Nâzım Hikmet'in kitaplarının yeniden basılması, 1960'ları sosyalist hareketin sanatta ve siyasette en etkili olduğu dönem yapar. Hasan Hüseyin Korkmazgil'in kitapları ve Ahmed Arif'in dilden dile dolaşan şiirlerinin 1968'de Hasretinden Prangalar Eskittim adıyla basılması bu çevrelerde büyük etki bırakır.

Aydoğdu'ya göre bu şiir kuşağı 1971 Muhtırası'ndan sonra bir süre duraklar, ama 1980 Darbesi'ne kadar etkisini sürdürür. Önceki ünitelerde toplumcu gerçekçi şiiri Nâzım Hikmet ve Kırk Kuşağı'yla tanımıştık; bu ünite onun 1960'ların sonunda doğan yeni kolunu ve aynı yılların romanını izliyor.

Ana anlatı — Altmış Kuşağı: şiir bir görev

Aydoğdu'ya göre bu yeni toplumcu gerçekçi şiir, Kırk Kuşağı'ndan beslenir ama mücadeleyi, sınıf kavgasını ve emekçinin sorunlarını günlük hayata ve sokağa taşımaya çalışan, daha politik ve daha radikal bir sanattan yana tavır alır. Şairler Yeni Gerçek, Ant, Halkın Dostları, Yürüyüş ve Militan gibi dergiler etrafında toplanır; bu dergiler edebiyatın yanında siyasal bir görev de üstlenir.

Kuşağın sözcüsü Ataol Behramoğlu'dur. Aydoğdu'ya göre Behramoğlu Ant söyleşisinde edebiyatımızın birçok yönden geri kaldığını, çağdaş zevkleri karşılamadığını ve bu geri kalmış edebiyatla savaşmanın her toplumcu gerçekçi şairin görevi olduğunu söyler. «Bir Gün Mutlaka» şiiri, Aydoğdu'nun deyişiyle, 1960'larda kuşağın manifestosu olur; ilk kitabı Bir Ermeni General 1965'te çıkar.

Kuşağın hayat hikâyeleri, şiirin bedelini de gösterir. Aydoğdu'ya göre Nihat Behram, ağabeyi Behramoğlu'yla birlikte Militan dergisini çıkarır; hapishane günleri ve gördüğü eziyet şiirine sık sık girer. 1980 darbesinden sonra vatandaşlıktan çıkarılır ve 1996'ya kadar sürgünde yaşar. Refik Durbaş'ın «Anıt» şiiri, idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın mücadelesini, adlarını anmadan şiire taşır.

Kuşak tek bir çizgide de kalmaz. İsmet Özel, Aydoğdu'ya göre İkinci Yeni etkisinde başlar, Evet İsyan (1969) ile sosyalist tavrının doruğuna çıkar, 1974'te Diriliş dergisinde yayımladığı «Amentü» şiiriyle Müslüman bir dünya görüşüne yönelir. Kemal Özer ise tam tersi yönde yürür: İkinci Yeni etkisindeki üç kitaptan sonra 1973'te Kavganın Yüreği ile toplumcu şiire geçer.

Ana anlatı — Eleştiri: silah mı, şiir mi?

Aydoğdu bu şiire sert bir eleştiri yöneltir ve bunu başka eleştirmenlerin sözleriyle destekler. Ona göre bu kuşak şiiri siyasal tavrının aracına dönüştürür, estetik kaygıyı arka plana iter. Aktardığı Narlı'ya göre bazı şairler, belli anahtar kavramları kullanmayan şairleri burjuvalıkla ve bireycilikle suçlar; şiirin ölçüsü şiirin kendisi değil, o sözcüklerin kullanılıp kullanılmadığı olur. Aktardığı Bilen'e göre konu zenginliği gözetilmez, aynı sözlük kullanılır ve bu nicel çoğalma 1970'lerin şiirini yatay olarak boyutlandırır.

Bu yargı tek ses değildir. Şairlerin kendi bakışından şiir, bir görevdir: Behramoğlu'na göre geri kalmış edebiyatla savaşmak şairin borcudur. Aydoğdu'nun kendisi de kuşağın içindeki farkları kaydeder. Ahmet Oktay, toplumcu bir şiiri savunduğu hâlde şiirin entelektüel bir üretim olduğunu düşünür ve imgeyi önemser; Gülten Akın, 1971'deki Kırmızı Karanfil ve 1976'daki Ağıtlar ve Türküler ile Aydoğdu'nun deyişiyle toplumcu gerçekçi şiirin başarılı örneklerini verir. Eleştirinin gücü, bu farkları görmezden gelmediğinde artar.

Ana anlatı — 12 Mart romanı: tanıklığın biçimleri

Çimen Günay-Erkol'a göre askerî darbeler Türkçede çok boyutlu bir tanıklık edebiyatı üretir; ama her darbe aynı yoğunlukta değil. 27 Mayıs 1960'larda güçlü bir tanıklık edebiyatı doğurmazken, 12 Mart ve 12 Eylül darbeden hemen sonra edebiyatta çarpıcı biçimde boy gösterir. Günay-Erkol'a göre 12 Mart'tan sonra pek çok yazarın gözaltına alınması ve kötü muamele görmesi, tanıklık anlatılarını hızla çoğaltır.

Örnekler çeşitlidir. Günay-Erkol'a göre Çetin Altan 1972'de cezaevinden çıkar çıkmaz Büyük Gözaltı'yı yayımlar; romanın anlatıcısı neyle suçlandığını bilmeden kendini cezaevinde bulur. 1974'te Erdal Öz'ün Yaralısın'ı çıkar: gözaltına alınan, işkenceden geçirilip hapishaneye gönderilen anlatıcı, hapiste karşılaştığı insanlarla kendini kıyaslayarak devrimci ideallerini sorgular. Aynı yıl Füruzan'ın Kırk Yedi'liler'i, 1947 doğumlu bir kuşağın cezalandırılmasını ülkenin dönüşümüyle çerçeveler.

Sevgi Soysal'ın Şafak'ı (1975) bu haritada ayrı bir yer tutar. Seval Şahin'e göre roman, Soysal'ın sıkıyönetim Adana'sındaki sürgününden izler taşır ve bir ev baskınıyla açılır. Şahin'e göre Şafak'ı önemli kılan, darbe karşısında yaşananları devrimcilerin gözünden anlatırken mücadelenin içindeki yanlışlıkları ve zayıflıkları da göstermesidir; öteki 12 Mart romanlarından bir farkı da işkenceyi anlatının merkezine koymamasıdır. Şahin'in aktardığı Günay-Erkol'a göre Şafak, erkekliğin çok güçlü bir metafora dönüştüğü 12 Mart romanları arasında ayrıksı bir romandır.

Günay-Erkol romanları bir de yazılış biçimine göre ayırır. Bazıları gerçek kişilere ve olaylara dayanarak tarihsel bir portre çizer; bazıları ise darbeyi hiçbir tarihsel kişi ya da olayı anmadan, soyut bir dille anlatır. Melih Cevdet Anday'ın İsa'nın Güncesi (1974) 12 Mart'ı hiç anmadan, zorla bir binaya götürülüp sorgulanan ve bürokrasinin çarklarında ezilen bir adamı anlatır.

Yaygın yanlış«12 Mart romanı yalnızca sol yazarların, yalnızca işkence üzerine yazdığı romanlardır.»
Doğrusu

Günay-Erkol'un haritası başka bir şey gösterir. Emine Işınsu'nun Sancı'sı (1975), çatışmalarda hayatını kaybeden ülkücü bir gencin hayatından kesitler taşır; Sevinç Çokum'un Zor'u (1977) ve Tarık Buğra'nın Gençliğim Eyvah'ı (1979) da dönemin şiddetini başka bir konumdan tartışır. Adalet Ağaoğlu'nun Bir Düğün Gecesi (1979), 12 Mart'ta farklı siyasi görüşlere savrulmuş kardeşleri bir düğün gecesinde buluşturur. İşkenceyi merkeze koymayan Şafak da bu türün içindedir.

Metin anı

Önce Kemal Özer'in 1973 tarihli Kavganın Yüreği'nden, Aydoğdu'nun aktardığı üç dize. Şair, toplumcu şiire geç kaldığı için kendisiyle hesaplaşır:

Bunca geç kaldığıma üzgünüm,
Bulanıklıktan sıyırıp yaşamı
Açmakta çalışkan ellere

Sonra Sevgi Soysal'ın Şafak'ının açılışından, Şahin'in aktardığı iki parça. İlki romanın ilk cümlesidir:

Gecekondu asıllı evin kapısı, dışardan hoyratça vurulan tekmeyle açılıverdi.

Aynı paragrafın ilerisinden:

kapının tekmeyle açılıvermesiyle, gece boyunca dışarıya açmayı beceremediği kendi kapıları da kapanıverdiler.

Son olarak Soysal'ın koğuş anılarını anlattığı Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu'nun başından, yine Şahin'in aktarımıyla:

12 Mart'ın gelip de kazma kürek yerine insan yakmaya başladığı dönemde insan yakmanın –tutuklamakla insanlar ne kadar yakılabilirse- türlü yolları vardı.

Özer'in dizeleri bir özür gibi başlar. «Geç kalmak» bir pişmanlıktır; «bulanıklık» ise şairin geride bıraktığı İkinci Yeni şiirine, kapalı imgeye yöneltilmiş bir sözcüktür. Hayat artık bulanıklıktan sıyrılıp «çalışkan ellere» açılacaktır. Aydoğdu bu dizelerde şairin sanatsal geçmişiyle hesaplaşmasını görür; eleştirel okur ise aynı dizelerde şiirin kendi eski dilini bir kusur saymaya başladığı anı görebilir.

Şafak'ın açılışı iki kapı kurar. Birincisi somut bir kapıdır: tekmeyle açılır, içeri polis dolar. İkincisi Oya'nın içindedir: bütün gece dışarıya açamadığı kendi kapıları, dıştaki kapı kırıldığı anda kapanır. Baskın bir olay olarak anlatılmaz yalnızca; bir iç dünyanın kilitlenmesi olarak anlatılır. Şahin'in deyişiyle Soysal'da anlatıcının sesi ile kahramanın sesi birbirine karışır; bu cümlelerde de dışarıdaki tekme ile içerideki korku aynı fiilde, «-ıverdi» ekinin ani hızında buluşur.

Yıldırım Bölge'nin cümlesi ise bir ironiyle çalışır. «Kazma kürek yakmak» bir deyimdir, bir şeyi sonuna kadar tüketmek demektir; Soysal onu insanlara uygular ve hemen araya bir düzeltme koyar: tutuklamakla ne kadar yakılabilirse. Şahin'e göre bu kitapta darbe ve yaşattıkları mizahla yoğrulur. Baskıyı gülünç kılmak, onu anlatmanın bir yoludur.

Cevap ve bağlantı

Bir şiir bir silah olabilir mi? Altmış Kuşağı'nın şairleri şiiri böyle gördü ve bunun bedelini hapisle, mahkûmiyetle, sürgünle ödedi. Aydoğdu'nun ve aktardığı eleştirmenlerin gözünde aynı tercih, şiirin kendi ölçülerini zayıflattı; Oktay ve Akın gibi şairler ise toplumcu bir şiirin imgeyi de koruyabileceğini gösterdi.

Bir yazar yaşadığı baskıyı anlattığında ne kazanır, neyi kaybetme tehlikesiyle karşılaşır? 12 Mart romanı, tanıklığın edebiyata büyük bir malzeme getirdiğini gösterir; ama Günay-Erkol'un ayrımı, tanıklığın tek başına yetmediğini de hatırlatır. Şafak'ı ayrıksı kılan, yalnız neyi anlattığı değil, mücadelenin zaaflarını ve bir kadının iç kapılarını da görmesidir.

Kapanış kancası

Günay-Erkol'un listesinde, 12 Mart yılında çıkan bir roman daha vardır: Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ı. Ona göre roman dönem tanıklığı üzerine kurulu değildir, ama sivil ile asker arasındaki ikiliği ironik bir dille konu edinir. Ödül almasına rağmen yayınevi bulmakta zorlanan bu kitap, nasıl oldu da yıllar sonra bir kült kitaba dönüştü?

Özet kartı

  1. Aydoğdu'ya göre 1961 Anayasası'nın özgürlük ortamı, TİP'in yükselişi, Marksist çeviriler ve Nâzım Hikmet'in yeniden basılması 1960'ları sosyalist hareketin en etkili dönemi yaptı; Altmış Kuşağı 1969'da Ant'taki «Devrimci Genç Şairler Savaş Açıyor» söyleşisiyle İkinci Yeni'ye karşı çıktı, 1971 Muhtırası'ndan sonra bir süre durakladı ama 1980'e kadar etkisini sürdürdü.
  2. Behramoğlu geri kalmış edebiyatla savaşmayı şairin görevi saydı; Nihat Behram hapis ve sürgün yaşadı; İsmet Özel 1974'te «Amentü» ile İslami bir dünya görüşüne, Kemal Özer 1973'te Kavganın Yüreği ile toplumcu şiire yöneldi.
  3. Aydoğdu ve aktardığı eleştirmenlere göre bu şiir estetik kaygıyı arka plana itti, aynı sözlüğü tekrarladı ve sloganlaştı; ama Ahmet Oktay imgeyi önemseyen bir toplumcu şiir savundu, Gülten Akın başarılı örnekler verdi.
  4. Günay-Erkol'a göre 12 Mart, darbeden hemen sonra güçlü bir tanıklık edebiyatı doğurdu: Altan'ın Büyük Gözaltı'sı, Öz'ün Yaralısın'ı, Füruzan'ın Kırk Yedi'liler'i, Soysal'ın Şafak'ı, Işınsu'nun Sancı'sı, Çokum'un Zor'u, Ağaoğlu'nun Bir Düğün Gecesi. Romanların bir kısmı dönem portresi çizer, bir kısmı darbeyi hiç anmadan soyut bir dille anlatır.
  5. Seçilen parçalarda Özer'in dizeleri şairin eski şiiriyle hesaplaşmasını; Şafak'ın açılışı dıştaki kapının kırılmasıyla içteki kapıların kapanmasını; Yıldırım Bölge'nin cümlesi ise baskıyı ironiyle anlatmayı gösterir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Altmış KuşağıThe Sixties generation1960'ların ortasından itibaren İkinci Yeni'ye karşı toplumcu şiiri daha radikal biçimde sürdüren şairler
SloganlaşmaSloganeeringŞiirin anlamını kendi düzeninden çok siyasal kalıp sözcük ve çağrılardan alması
12 Mart romanıThe March 12 novel12 Mart 1971 muhtırası ve sonrasının gözaltı, hapis ve sürgün deneyimlerini konu alan romanlar
Tanıklık romanıTestimonial novelYaşanmış ya da görülmüş tarihsel bir şiddeti kurmaca yoluyla aktaran roman
Dönem romanıPeriod novelBir dönemi gerçek kişi ve olaylara dayanarak geniş bir portre hâlinde anlatan roman

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Aydoğdu'ya göre 1960'ları toplumcu şiir için elverişli kılan gelişmeler nelerdi? Altmış Kuşağı'nın dört şairini, çevresinde toplandıkları iki dergiyi ve 12 Mart'ın bu şiire etkisini sayın.
  2. (Kazanım 1) İsmet Özel ile Kemal Özer'in şiir yolculukları 1970'lerde hangi yönlere döndü? Nihat Behram ve Özkan Mert'in hayatları şiirin bedeli hakkında ne gösterir?
  3. (Kazanım 2) Aydoğdu ve aktardığı eleştirmenler 1970'ler toplumcu şiirine hangi eleştirileri yöneltir? Bu eleştiriye şairlerin kendi görüşü ve kuşağın içindeki farklar açısından nasıl karşılık verilebilir?
  4. (Kazanım 3) 12 Mart romanı nedir? Günay-Erkol'un haritasından farklı siyasi konumlardan ve farklı tanıklık biçimlerinden örnekler verin.
  5. (Kazanım 4) Özer'in dizelerini ve Soysal'ın iki kitabından seçilen parçaları hesaplaşma, iç dünya ve ironi bakımından yakından okuyun.

Cevaplar

  1. Aydoğdu'ya göre 1961 Anayasası'nın görece özgürlük ortamı, 1962'de kurulan Türkiye İşçi Partisi'nin karşılık bulması, Marksist kitapların çevrilmesi, sol yayınevlerinin kurulması, Nâzım Hikmet'in kitaplarının yeniden basılması ve Korkmazgil ile Ahmed Arif'in kitapları bu şiiri besledi. Ataol Behramoğlu, İsmet Özel, Süreyya Berfe ve Özkan Mert 1969'da Ant'ta İkinci Yeni'ye karşı çıktı; şairler Ant, Halkın Dostları, Yürüyüş ve Militan gibi dergiler etrafında toplandı. Kuşak 1971 Muhtırası'ndan sonra bir süre durakladı ama 1980 Darbesi'ne kadar etkisini sürdürdü.
  2. Aydoğdu'ya göre Özel İkinci Yeni etkisinde başladı, Evet İsyan (1969) ile sosyalist tavrının doruğuna çıktı, 1974'te «Amentü» ile Müslüman bir dünya görüşüne yöneldi. Özer İkinci Yeni etkisindeki üç kitaptan sonra 1973'te Kavganın Yüreği ile toplumcu şiire geçti. Nihat Behram hapishane ve eziyet yaşadı, 1980'den sonra vatandaşlıktan çıkarıldı ve 1996'ya kadar sürgünde kaldı; Özkan Mert ilk kitabındaki şiirler yüzünden hüküm giydi ve 1972'de yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Bu hayatlar, şiiri siyasal bir görev sayan şairlerin bunun bedelini de ödediğini gösterir.
  3. Aydoğdu'ya göre bu şiir kendini siyasal tavrın aracına dönüştürdü ve estetik kaygıyı arka plana itti; Narlı'ya göre bazı şairler belli anahtar sözcükleri kullanmayanları burjuvalıkla suçladı ve şiiri o sözcüklerle ölçtü; Bilen'e göre konu zenginliği gözetilmedi, aynı sözlük kullanıldı; Aydoğdu'ya göre ortaya ütopik ve slogancı, kendini tekrar eden bir söylem çıktı. Karşılık olarak, Behramoğlu'na göre geri kalmış edebiyatla savaşmak şairin görevidir; ayrıca Aydoğdu'nun kendi kaydettiği gibi Ahmet Oktay imgeyi önemseyen bir toplumcu şiir savundu, Gülten Akın başarılı örnekler verdi. Eleştiri kuşağın tamamına aynı ölçüde uymaz.
  4. 12 Mart romanı, 1971 muhtırası ve sonrasının gözaltı, sorgu, işkence, hapis ve sürgün deneyimlerini ya da darbeye giden atmosferi konu alan romanlardır. Günay-Erkol'a göre Altan'ın Büyük Gözaltı'sı (1972) ve Öz'ün Yaralısın'ı (1974) cezaevi ve işkence deneyimine dayanır; Soysal'ın Şafak'ı (1975) sürgünden izler taşır ama işkenceyi merkeze koymaz; Işınsu'nun Sancı'sı (1975) ülkücü bir gencin hayatından kesitler taşır; Çokum'un Zor'u (1977) ve Buğra'nın Gençliğim Eyvah'ı (1979) dönemin şiddetini başka bir konumdan tartışır. Bazı romanlar gerçek kişi ve olaylara dayanan dönem portreleridir; Anday'ın İsa'nın Güncesi ise 12 Mart'ı hiç anmadan soyut bir dille anlatır.
  5. Özer'in dizeleri bir özür gibi başlar: «geç kalmak» pişmanlıktır, «bulanıklık» şairin geride bıraktığı kapalı İkinci Yeni diline yöneltilmiştir ve hayat «çalışkan ellere» açılacaktır; bu hem bir hesaplaşma hem de şiirin kendi eski dilini kusur saydığı an olarak okunabilir. Şafak'ın açılışı iki kapı kurar: dıştaki kapı tekmeyle açılırken Oya'nın iç kapıları kapanır; baskın bir iç dünyanın kilitlenmesi olarak anlatılır ve «-ıverdi» eki ani hızı iki kapıda birleştirir. Yıldırım Bölge'nin cümlesi «kazma kürek yakmak» deyimini insanlara uygular ve araya bir düzeltme koyar; baskıyı ironiyle anlatmak onu gülünç kılmanın bir yoludur.

Okuma

  • Yusuf Aydoğdu, «Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Toplumcu Gerçekçi Şiirin Serüveni II (1960-1980)» (2021).
  • Çimen Günay-Erkol, «Askerî darbeler ve tanıklık romanları» (K24, 2016).
  • Seval Şahin, «Sevgi Soysal, 12 Mart, Yıldırım Bölge ve Şafak» (K24, 2016).
  • Günay-Erkol'un listesinden farklı siyasi konumlardan iki 12 Mart romanının ilk bölümlerini okuyun. İki romanın darbeyi gösterme biçimini karşılaştırın: hangisi gerçek olaylara dayanıyor, hangisi soyut bir dil kuruyor, hangisi kahramanının iç dünyasına daha çok yer veriyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:00 Soğuk açılış: 1969 tarihli bir dergi kapağı; dört ad bir sayfada belirir; bir takvim yaprağı 12 Mart 1971'e döner; bir bavul ve bir sınır kapısı.
  • 1:00–1:40 Büyük soru: bir kalem yavaşça bir silah silüetine dönüşür, sonra yeniden kaleme döner.
  • 1:40–2:50 Bağlam: 1960'ların bir kitapçı vitrini; çeviri kitaplar, yeniden basılmış şiir kitapları.
  • 2:50–5:10 Ana anlatı — Altmış Kuşağı: dergi başlıkları yan yana; bir şiir dizesi bir pankarta yazılır; bir hapishane penceresi.
  • 5:10–6:50 Ana anlatı — Eleştiri: aynı beş sözcük bir sayfada tekrar tekrar belirir; yanında tek bir imgeyle dolu başka bir sayfa açılır.
  • 6:50–9:40 Ana anlatı — 12 Mart romanı: kitap sırtları bir rafta dizilir; bir kısmı gerçek fotoğraf kolajlarıyla, bir kısmı soyut şekillerle kaplıdır.
  • 9:40–12:10 Metin anı: bir defterin eski sayfaları karalanır; bir gecekondu kapısı dışarıdan açılır, içeride bir başka kapı kapanır; bir koğuş ranzasında yazı yazan bir el.
  • 12:10–12:50 Cevap ve bağlantı: bir kalem, bir kapı ve bir kitap aynı karede.
  • 12:50–13:20 Kapanış kancası: 1971'in küçük bir yayınevi baskısı; yıllar geçtikçe kitabın üzerinde yeni el izleri belirir.

Telaffuz

  • Ataol Behramoğlu: «a-ta-OL beh-ram-oğ-LU»; Süreyya Berfe: «sü-rey-YA ber-FE»; Özkan Mert: «öz-KAN MERT»; Nihat Behram: «ni-HAT beh-RAM»; Kemal Özer: «ke-MAL ö-ZER».
  • Çimen Günay-Erkol: «çi-MEN gü-NAY er-KOL»; Emine Işınsu: «e-mi-NE ı-şın-SU»; Sevinç Çokum: «se-VİNÇ ço-KUM»; Yaralısın: «ya-ra-LI-sın»; Yusuf Aydoğdu: «yu-SUF ay-doğ-DU».