Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Vüs'at O. Bener (1922-2005) «Dost»la 1950'de bir dünya öykü yarışmasında üçüncülük aldı; Dost (1952) ve Yaşamasız'dan sonra uzun bir suskunluğa girdi, 1990'larda yeni öykü kitaplarıyla döndü. Batur'a göre Sait Faik sonrası yenilikçi öykünün öncülerindendir.
- Antakyalı'ya göre Bener'in öyküleri taşraya görevle gelmiş okumuş kişilerin iç sıkıntısını anlatır; «Dost»ta olay azdır, asıl olay Niyazi Bey'in iç konuşmalarında geçer. Karagülle'ye göre Bener göstermekten çok sezdirir ve ayrıntıyı yaşamı yaşanır kılan şey sayar; Gürbilek'e göre anlatma isteğiyle anlatıya inançsızlık arasında gider gelir.
- Bilge Karasu (1930-1995) ilk kitabı Troyada Ölüm Vardı'da (1963) ayrı ayrı okunabilen ama bir roman bütünlüğü gösteren bağlantılı öyküler yazdı; Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı (1970) klasik tekniğe yakın bir kurguda zamanı karıştırdı ve Sait Faik Ödülü'nü aldı.
- Göçmüş Kediler Bahçesi (1979) on iki metin ve araya dağılmış bir masaldan oluşan modern masallardır; Karasu'nun eserlerinde çoğul anlatıcı belirgindir ve yazı onun için dilin belleğidir. Kanter postmodern öğelerin altını çizer; Eliuz ve Şişman öyküleri varoluşçu yabancılaşmayla okur.
- Seçilen parçalarda «Depo» kalabalıkla yalnızlığı bir eşyanın ağzından yan yana koyar; «Dost» sıkıntıyı bir öfke patlamasıyla ve duygu adı taşımayan dört kısa cümleyle sezdirir; «Bir Başka Tepe»deki üç «Bakıyor» bir anlayışın bakıştan bakışa yerleşmesini gösterir.
Kazanımlar
- Vüs'at O. Bener ile Bilge Karasu'nun hayatlarını ve 1950-1980 arasındaki başlıca öykü kitaplarını açıklayabilir.
- Bener'in taşra öykülerinde sıkıntının olaydan çok iç konuşma, suskunluk ve ayrıntıyla nasıl kurulduğunu örneklerle gösterebilir.
- Karasu'nun bağlantılı öyküler, modern masal ve çoğul anlatıcı gibi biçimlerle klasik olay örgüsünden nasıl uzaklaştığını ve bu yazının modernist mi postmodern mi sayılacağı tartışmasını değerlendirebilir.
- Bener'in «Dost» öyküsünden ve Karasu'nun iki öyküsünden seçilmiş parçaları yakından okuyabilir.
Video metni
Soğuk açılış
1950. New York Herald Tribune bir İstanbul gazetesiyle birlikte bir dünya öykü yarışması düzenler. Üçüncülük ödülü, Türkiye'den katılan genç bir subaya verilir. Öykünün adı «Dost»tur ve bir Anadolu kasabasında akşamı bir türlü bitmeyen iki adamı anlatır.
Aynı yıl bu subay siyasi bir dava yüzünden tutuklanır. Dava takipsizlikle sonuçlanır, ama üç yıl sonra ordudan istifa eder.
Adı Vüs'at O. Bener'dir.
Büyük soru
Bir öykü, neredeyse hiçbir şey olmadan ne anlatabilir? Bir kasaba meyhanesinde geçen sıkıcı bir akşam, bir depoda unutulmuş bir eşya, bir tepenin doruğunda duran bir adam: bunlar birer olay değil, birer durumdur. 1950'lerden itibaren iki yazar, öyküden olay beklemeyi bırakıp başka bir şey istedi. Neydi bu, ve okura ne yükledi?
Bağlam
Önceki ünitede durum öyküsünü Sait Faik ve Çehov çizgisiyle tanımıştık. Fırat Karagülle'nin sözlük maddesi, Enis Batur'a dayanarak Bener'in Dost ve Yaşamasız kitaplarındaki öyküleri Sait Faik sonrasında gelişen yenilikçi öykücülüğün öncülleri arasında sayar; Batur'a göre bu yönüyle Bener 1950'lerin yenilikçi öykücüleri üzerinde önemli bir etki yapmıştır.
Bu öykücülüğün yayın yeri de ortaktı. Bener'in «Sarhoşlar» öyküsü Salim Şengil'in Seçilmiş Hikâyeler dergisinde çıkar; Bilge Karasu'nun kendi eseri saydığı ilk öyküsü «Depo» da Mart 1952'de aynı derginin ikinci sayısında yayımlanır.
Ana anlatı — Bener: taşrada bir akşam
Karagülle'nin maddesine göre Bener 1922'de Samsun'da doğar, Kara Harp Okulu'nu bitirir ve Kıdemli Yüzbaşıyken 1953'te istifa eder. Ardından Ankara'da hukuk okur, bakanlıklarda ve Karayolları'nda çalışır; ancak 1992'den sonra yalnız edebiyatla uğraşır. Dost (1952) ve Yaşamasız'dan sonra öyküde uzun bir suskunluğa girer, 1990'lardan itibaren Siyah-Beyaz, Mızıkalı Yürüyüş, Kara Tren ve Kapan'la geri döner.
Antakyalı'ya göre Dost'taki öykülerin hemen hepsi taşra hayatından doğan bir iç sıkıntısını anlatır. Kahramanlar Anadolu'ya görevle gelmiş okumuş kişilerdir; kasabanın durağan hayatıyla yetinemezler, sürekli içerler. Bener bir söyleşisinde bunu kendi hayatına bağlar: sekiz yıl taşrada yaşadığını, orada sinema, tiyatro olmadığını, kitabın tek başına yetmediğini söyler.
«Dost» öyküsünde olup biten azdır. Antakyalı'nın özetine göre Niyazi Bey bir ikindi vakti arkadaşı Kasap Ali'nin dükkânına uğrar; öykü, Niyazi Bey, Ali ve Ali'nin karısı Naciye arasındaki kısa anlardan oluşur. Asıl olay Niyazi Bey'in kafasının içinde geçer: iç konuşmalar diyaloglarla birlikte akar ve Antakyalı'nın deyişiyle okura açık yorum alanları bırakır.
Karagülle bu tutumun bir düşünceye dayandığını söyler. Bener'in öyküleri merakla ilerleyen, kesin sonlu kurgular değildir; sıradan bir hayatın göz ardı edilen ayrıntılarını öne çıkarır. Yazar bunu Mızıkalı Yürüyüş'te açıkça söyler: ilgiye değer ayrıntıları yaratmak, ayrıntılardan kaçmamak belki de yaşamayı yaşanır kılandır.
Nurdan Gürbilek ise Bener'de bir gerilim görür. Karagülle'nin aktardığına göre Gürbilek'e göre Bener'in anlatıları, hayatı yazarak var etme çabasıyla bunun imkânsız olduğu sezgisi arasında, anlatma isteğiyle anlatıya olan inançsızlık arasında gidip gelir. Öykünün az olay taşıması bir eksiklik değil, bu inançsızlığın biçimidir.
Ana anlatı — Karasu: birbirine bağlanan öyküler
Kanter'in maddesine göre Bilge Karasu 1930'da İstanbul'da doğar, felsefe okur, Ankara Radyosu'nda çalışır ve 1974'ten ölümüne, 1995'e kadar Hacettepe Üniversitesi'nde ders verir. Kanter'in aktardığına göre Talat Sait Halman, onun yirmili yaşlarında sekiz dil bildiğini söyler. İlk kitabını otuz üç yaşında yayımlar: Troyada Ölüm Vardı (1963).
Kanter'e göre kitap bir giriş ve on iki hikâyeden oluşur ve olay örgüsü klasik serim, düğüm, çözüm yapısından farklıdır. On iki hikâye ayrı ayrı okunabilir; ama birlikte okunduğunda bir roman bütünlüğü gösterir. Eliuz ve Şişman'a göre bu anlatılar dört erkek arkadaşın çocukluktan beri süren dostluğunu ve anneleriyle ilişkilerini kişi, zaman ve mekân bakımından birbirine bağlar. Makale, öykülerdeki eşcinsel ilişkilerin de kahramanları toplumun beklediği kalıpların dışına düşüren bir etken olduğunu belirtir.
Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı (1970) ise Kanter'e göre «Ada», «Tepe» ve «Dutlar» adlı üç uzun hikâyeden oluşur ve 1971'de Sait Faik Hikâye Ödülü'nü alır. «Ada»da, Eliuz ve Şişman'ın özetine göre, Bizans'ta keşişlerin yeni bir inanca yemin edeceği toplantıdan kaçan Andronikos bir adaya sığınır ve inancının sağlamlığını sınar. Kanter burada ilginç bir ayrıntıya dikkat çeker: bu kitabın kurgusu klasik hikâye tekniğine yakındır; yenilik, olaydaki zamanla gerçek zamanın karıştırılmasındadır.
Ana anlatı — Karasu: masal, kirpi ve çoğul ses
Göçmüş Kediler Bahçesi (1979), Kanter'e göre on iki metin ve aralarına parça parça yerleştirilmiş bir masaldan oluşur; gerçeküstü öğeler sıktır ve yazar bu metinleri bir anlamda modern masal olarak adlandırır. «Korkusuz Kirpiye Övgü»de, Eliuz ve Şişman'ın gösterdiği gibi, insanlar bir kirpinin gözünden anlatılır: kirpi insanların gücünün nerede saklı olduğunu çıkaramaz.
Karasu'nun dile bakışı bu biçimlerin temelindedir. Kanter'in aktardığına göre Karasu yazını bir dilin söyleyebildiklerini kayda geçiren yapıtların topluluğu olarak tanımlar ve sık sık yazının dilin belleği olduğunu söyler. Pegasus Ödülü'nü aldığı törende de kendini Türkçeye borçlu olduğunu söylemiştir.
Kanter'e göre Karasu'nun eserlerinin çoğunda birden çok anlatıcı vardır: okur, bir anlatıcının sözünün kesilip başkasına devredildiğini, anlatıcının gizlendiğini hatta kaybolduğunu görür. Bu teknik en belirgin biçimine romanı Gece'de (1985) ulaşır.
Bu yazı nasıl adlandırılmalı? Kanter, ironi, metinlerarasılık ve gerçeklik fikrinin sarsılması gibi postmodern öğelerin Karasu'nun eserlerinde yer bulduğunu söyler. Eliuz ve Şişman ise onu, herhangi bir topluluğa katılmayan ve postmodern metin örnekleri de veren bireysel bir yazar olarak anar; ama öykülerini varoluşçu yabancılaşma izleğiyle, yani modernist bir çerçeveyle okur. Kanter'in kendi maddesi de Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı'nın klasik tekniğe yakın olduğunu kabul eder. Etiket tartışmalıdır; ortak olan, olay örgüsünün öykünün tek taşıyıcısı olmaktan çıkmasıdır.
Yaygın yanlış«Bu öykülerde hiçbir şey olmaz; yazarlar olay kurmayı beceremedikleri için anlaşılmaz yazdılar.»
Bu yargı iki yazarın okunuşunda tutmaz. Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı'nın kurgusu, Kanter'e göre, klasik tekniğe yakındır; Bener'in olay azlığı ise Karagülle'ye göre bilinçli bir düşünceye dayanır. Kanter, Karasu'nun karmaşık olay örgüsünün okurla eser arasında bir engel gibi görünse de okurda tekrar okuma isteği uyandırdığını söyler. Güçlük bir beceriksizlik değil, okurdan istenen bir katılımdır.
Metin anı
Önce Karasu'nun ilk öyküsü «Depo»dan, Eliuz ve Şişman'ın aktardığı bir parça. Konuşan, bir depoya kapatılmış, ne olduğu söylenmeyen bir eşyadır:
Dışarısı aydınlık ve gürültülü. Burası kalabalık, karanlık ve meyvasını durmadan döken bir ağacın yalnızlık sesi ile dolu. Yalnızız bu kalabalıkta, her birimiz yalnızız.
Sonra Bener'in «Dost» öyküsünden, Antakyalı'nın aktardığı iki kısa parça. İlki anlatıcının iç sesidir:
Kitaplar. Yerin dibine batsın kitaplar! Ne öğrettiler bana? Sökebildiler mi içimdeki huzursuzluğu?
Aynı akşamdan bir başka an, masada:
Sustuk. Vakit geçmiyor. Saat daha dokuz buçuk.
Son olarak Karasu'nun «Bir Başka Tepe» öyküsünden, doruğa ulaşan adamın karşı tepeye baktığı an:
Duruyor, donuyor, o böceğin, o hayvancığın, kendi gibi bir insan olduğunu anlayınca. Bakıyor. Bakıyor. Bakıyor.
«Depo»daki parça bir çelişkiyle kuruludur: kalabalık ve yalnızlık aynı cümlede yan yana durur. Konuşanın bir eşya olması bu çelişkiyi keskinleştirir; insan dilini konuşan bir nesne, insanlara da aynı depoya kapatılmış eşyalar gibi bakmamızı ister. Eliuz ve Şişman bu eşyada kalabalık içinde bile duyulan yalnızlığın simgelendiğini söyler. Olay yoktur; bir ses, bir karanlık ve bir ağaç vardır.
Bener'in iki parçası ise aynı sıkıntıyı iki ayrı hızda verir. İlki bir öfke patlamasıdır: okumuş bir adam, onu kasabada yalnız bırakan kitaplara lanet eder. İkincisi ise dört kısa cümledir ve hiçbir duygu adı taşımaz. «Sustuk» bir eylemdir, ama bir şey yapmamayı anlatır; «saat daha dokuz buçuk» bir bilgi gibi durur, ama bitmeyen gecenin ağırlığını taşır. Sıkıntı sözcüğü geçmez; sezdirilir.
«Bir Başka Tepe»deki tekrar ise zamanı durdurur. Doruğa çıkan adam kendini herkesten yüksek sanmaktadır; karşı tepedeki böcek bir insana dönüşünce, kendisinin de o insanın gözünde bir böcek olduğunu anlar. Üç kez tekrarlanan «Bakıyor», bu anlayışın bir anda gelmediğini, bakıştan bakışa yerleştiğini gösterir. Biçim, anlamı taşır.
Cevap ve bağlantı
Bir öykü neredeyse hiçbir şey olmadan ne anlatabilir? Bu iki yazarın cevabına göre, bir bilincin içini. Bener'de bu, taşra akşamının sıkıntısı, iç konuşma ve ayrıntıdır; Karasu'da birbirine bağlanan öyküler, konuşan eşyalar ve hayvanlar, el değiştiren anlatıcılar ve dilin kendisidir.
Okura ne yüklediler? Sezdirilen anlamı kendisinin kurmasını, tekrar tekrar okumayı. Kaynaklarımız bu yükü çoğunlukla bir kazanç olarak görür. Karşı soru da açıktır: sezdirme, okurun elinde yeterli ipucu olmadığında bir kapalılığa dönüşebilir mi? Bunun cevabı büyük ölçüde okurun kendisinde ve metnin nasıl okunduğundadır.
Kapanış kancası
Bener ve Karasu öyküyü bir bilincin içine çevirdi. 1971'de ise 12 Mart muhtırası geldi; önceki ünitede gördüğümüz gibi Sevgi Soysal bu dönemde tutuklanan yazarlardan biriydi. Toplumcu şiir ve 12 Mart romanı, bu baskı yıllarını nasıl yazdı?
Özet kartı
- Vüs'at O. Bener (1922-2005) «Dost»la 1950'de bir dünya öykü yarışmasında üçüncülük aldı; Dost (1952) ve Yaşamasız'dan sonra uzun bir suskunluğa girdi, 1990'larda yeni öykü kitaplarıyla döndü. Batur'a göre Sait Faik sonrası yenilikçi öykünün öncülerindendir.
- Antakyalı'ya göre Bener'in öyküleri taşraya görevle gelmiş okumuş kişilerin iç sıkıntısını anlatır; «Dost»ta olay azdır, asıl olay Niyazi Bey'in iç konuşmalarında geçer. Karagülle'ye göre Bener göstermekten çok sezdirir ve ayrıntıyı yaşamı yaşanır kılan şey sayar; Gürbilek'e göre anlatma isteğiyle anlatıya inançsızlık arasında gider gelir.
- Bilge Karasu (1930-1995) ilk kitabı Troyada Ölüm Vardı'da (1963) ayrı ayrı okunabilen ama bir roman bütünlüğü gösteren bağlantılı öyküler yazdı; Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı (1970) klasik tekniğe yakın bir kurguda zamanı karıştırdı ve Sait Faik Ödülü'nü aldı.
- Göçmüş Kediler Bahçesi (1979) on iki metin ve araya dağılmış bir masaldan oluşan modern masallardır; Karasu'nun eserlerinde çoğul anlatıcı belirgindir ve yazı onun için dilin belleğidir. Kanter postmodern öğelerin altını çizer; Eliuz ve Şişman öyküleri varoluşçu yabancılaşmayla okur.
- Seçilen parçalarda «Depo» kalabalıkla yalnızlığı bir eşyanın ağzından yan yana koyar; «Dost» sıkıntıyı bir öfke patlamasıyla ve duygu adı taşımayan dört kısa cümleyle sezdirir; «Bir Başka Tepe»deki üç «Bakıyor» bir anlayışın bakıştan bakışa yerleşmesini gösterir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Sezdirme | Suggestion, implication | Duygu ya da anlamı adıyla söylemeden ayrıntı ve suskunlukla okura çıkarttırma |
| Ayrıntı poetikası | Poetics of detail | Anlamı büyük olaylarda değil gündelik hayatın küçük ayrıntılarında arama |
| Bağlantılı öyküler | Short story cycle | Tek başına okunabilen ama ortak kişi ve mekânlarla bir bütün oluşturan öykü dizisi |
| Modern masal | Modern fable | Masalın öğelerini çağdaş bir bilinçle ve açık ders vermeden kullanan kısa anlatı |
| Çoğul anlatıcı | Multiple narrators | Sözün birden çok anlatıcı arasında el değiştirdiği, anlatıcıların birbirini kestiği anlatım |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Bener'in ve Karasu'nun hayatlarından ikişer olay ve 1950-1980 arasından ikişer kitap sayın. Bu iki öykücünün ilk öyküleri hangi dergide çıktı?
- (Kazanım 2) Antakyalı'ya göre Bener'in «Dost» öyküsünde sıkıntının kaynağı nedir? Öyküde olay azken anlam nasıl kurulur?
- (Kazanım 2) Karagülle'nin «göstermekten ziyade sezdiren» anlatım ve ayrıntı üzerine söyledikleri ile Gürbilek'in okuması Bener'in öykücülüğü hakkında ne söyler?
- (Kazanım 3) Karasu Troyada Ölüm Vardı, Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı ve Göçmüş Kediler Bahçesi'nde klasik olay örgüsünden nasıl uzaklaşır? Bu yazı neden hem postmodern hem modernist bir çerçeveyle okunabiliyor?
- (Kazanım 4) «Depo», «Dost» ve «Bir Başka Tepe»den seçilen parçaları yalnızlık, sıkıntı ve biçim bakımından yakından okuyun.
Cevaplar
- Karagülle'ye göre Bener 1950'de siyasi bir dava yüzünden tutuklandı, dava takipsizlikle bitti; 1953'te Kıdemli Yüzbaşıyken ordudan istifa etti; Dost (1952) ve Yaşamasız'ı yayımladı. Kanter'e göre Karasu felsefe okudu, Ankara Radyosu'nda çalıştı, 1974'ten 1995'e Hacettepe'de ders verdi; Troyada Ölüm Vardı (1963), Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı (1970) ve Göçmüş Kediler Bahçesi'ni (1979) yayımladı. Bener'in «Sarhoşlar»ı da Karasu'nun «Depo»su (Mart 1952) da Salim Şengil'in Seçilmiş Hikâyeler dergisinde çıktı.
- Antakyalı'ya göre sıkıntının kaynağı taşradır: Anadolu'ya görevle gelmiş okumuş kişiler kasabanın durağan, tekdüze hayatıyla yetinemez, yalnızlık ve yabancılaşmayla içkiye sığınır. «Dost»ta Niyazi Bey'in Kasap Ali'nin dükkânına uğramasıyla başlayan kısa anlar dışında pek bir şey olmaz; anlam, diyaloglarla birlikte akan iç konuşmalarla kurulur ve okura açık yorum alanları bırakır.
- Karagülle'ye göre Bener daha ilk öykülerinden itibaren anlamı çoğaltan, göstermekten çok sezdiren bir anlatım kurar; öyküleri merakla ilerleyen kesin sonlu kurgular değil, sıradan hayatın göz ardı edilen ayrıntılarını öne çıkaran yapıtlardır ve yazar ayrıntıyı yaşamı yaşanır kılan şey sayar. Gürbilek'e göre bu anlatılar hayatı yazarak var etme çabasıyla bunun imkânsızlığı sezgisi arasında, anlatma isteğiyle anlatıya inançsızlık arasında gider gelir. Olay azlığı bir eksiklik değil, bu gerilimin biçimidir.
- Kanter'e göre Troyada Ölüm Vardı'nın on iki hikâyesi serim-düğüm-çözüm yapısından farklıdır, ayrı ayrı okunabilir ama bir roman bütünlüğü gösterir; Eliuz ve Şişman'a göre dört arkadaşın hayatını kişi, zaman ve mekânla birbirine bağlar. Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı'nın kurgusu klasik tekniğe yakındır ama olaydaki zamanla gerçek zamanı karıştırır. Göçmüş Kediler Bahçesi araya dağılmış bir masalla birlikte modern masallardan oluşur; eserlerin çoğunda çoğul anlatıcı vardır. Kanter ironi, metinlerarasılık ve gerçeklik fikrinin sarsılması gibi postmodern öğelerin altını çizer; Eliuz ve Şişman ise öyküleri varoluşçu yabancılaşma izleğiyle okur. Klasiğe yakın bir kitabın da bulunması, tek bir etiketin yetmediğini gösterir.
- «Depo»da konuşan bir eşyadır; kalabalık ve yalnızlık aynı cümlede yan yana durur ve insanlara da depoya kapatılmış eşyalar gibi bakmamızı ister. «Dost»taki ilk parça okumuş bir adamın onu yalnız bırakan kitaplara öfkesidir; ikinci parça duygu adı taşımayan dört kısa cümledir, «Sustuk» bir şey yapmamayı, «saat daha dokuz buçuk» bitmeyen geceyi anlatır ve sıkıntı sezdirilir. «Bir Başka Tepe»de doruğa çıkan adam karşı tepedeki böceğin bir insan olduğunu, kendisinin de onun gözünde bir böcek olduğunu anlar; üç kez tekrarlanan «Bakıyor» bu anlayışın bakıştan bakışa yerleştiğini gösterir.
Okuma
- Banu Antakyalı, «Vüs'at O. Bener'in "Dost" ve "Dam" Öykülerinde Sıkıntı ve Huzursuzluk» (2018).
- Ülkü Eliuz ve Gülşah Şişman, «Bilge Karasu Öykülerinde Yabancılaşma» (2021).
- TEİS'teki Vüs'at O. Bener ve Bilge Karasu maddeleri.
- Kendi gününüzden olayı olmayan bir an seçin ve onu, duygunun adını hiç anmadan, yalnız ayrıntılar ve kısa cümlelerle anlatan bir paragraf yazın. Sonra bir arkadaşınıza okutun: sezdirmek istediğiniz duyguyu buldu mu?