Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Altun'a göre 1960'larda feminist hareket toplumsal cinsiyet rollerine yöneldi; Türk edebiyatında 68 kuşağının kadın yazarları, 1970'lerde verdikleri eserlerle kadının edebiyattaki temsilini değiştirdi.
- Sevgi Soysal (1936-1976) Tante Rosa'yla sonraki kadın yazarları etkiledi; Yürümek cinselliği cesurca anlattı ve toplatıldı; 12 Mart'ta tutuklandı ve sürgün edildi; eserlerinde mizah ve ironi belirleyicidir. Adalet Ağaoğlu (1929-2020) Ölmeye Yatmak (1973) ile «Dar Zamanlar» dörtlemesini başlattı; Moran Bir Düğün Gecesi'nin tekniğini «bağımsız iç konuşma» diye adlandırır.
- Leyla Erbil (1931-2013) Hallaç'la başlayan, dili deforme eden, kapalı bir yazışla sahte ahlaka başkaldırdı; ödüllere katılmadı, 2002'de Nobel'e aday gösterildi. Tomris Uyar (1941-2003) yalnız öykü yazdı; Çehov ve Sait Faik çizgisinde durum öyküleri, kolaj ve montajla şehirleşme, göç ve evliliği işledi.
- Füruzan (1935) ilkokuldan sonra okuyamadı, kendini yetiştirdi; anne-kız ilişkileri, yoksulluk ve göç öykülerinin merkezindedir. Kendi tanıklığına göre adı iki cinste kullanıldığı için önce erkek sanıldı, kadın olduğu anlaşılınca değerlendirmelere «kadın duyarlığı» sözcüğü girdi.
- Seçilen parçalarda «kadınca bilmeyiş» öğretilmemiş bilginin adıdır; kapanmış bir kapının tokmağı bırakılmayan her şeyin imgesidir; Füruzan'ın cümlesi ise «kadın yazar» etiketinin eleştirinin içinde nasıl doğduğunu gösterir.
Kazanımlar
- Leyla Erbil, Sevgi Soysal, Füruzan, Adalet Ağaoğlu ve Tomris Uyar'ın hayatlarını ve 1960-1980 arasındaki başlıca eserlerini açıklayabilir.
- Bu yazarların kadının toplumsal cinsiyet rollerini, bedenini, sınıfını ve özgürlüğünü nasıl işlediğini örneklerle karşılaştırabilir.
- «Kadın yazar» etiketinin ne kazandırdığını ve neyi gizleyebileceğini, yazarların kendi tanıklıkları ve eleştirmenlerin değerlendirmeleriyle tartışabilir.
- Soysal'ın iki cümlesini ve Füruzan'ın kendi adı üzerine bir tanıklığını yakından okuyabilir.
Video metni
Soğuk açılış
1973. Bir sosyoloji doçenti bir otel odasına girer, çantasını bir kenara atar, soyunur ve yatağa uzanır. Roman bu andan sonraki bir saat yirmi yedi dakikayı anlatır: kadının zihni çocukluğuna, okul yıllarına, Paris'teki öğrenciliğine gidip gelir.
Aynı yıl bir başka otel romanı, bir erkek kâtibin kapanmış bilincini anlatıyordu. Bu romanın kahramanı ise bir kadındır ve odaya kendisiyle hesaplaşmak için girmiştir.
Roman Adalet Ağaoğlu'nun ilk romanı Ölmeye Yatmak'tır.
Büyük soru
Atay'ın ve Atılgan'ın dünyasında kadınlar çoğu zaman ulaşılmaz ya da susturulmuş figürlerdi. Aynı yıllarda yazan kadınlar bu dünyayı kendi gözlerinden kurdu. Kadın yazarlar Türk edebiyatına ne getirdi? Ve bir yazarı cinsiyetiyle adlandırmak onu anlamaya mı yardım eder, yoksa onu bir kutuya mı koyar?
Bağlam
Sezin Seda Altun'a göre 1960'larda dünyada feminist hareket odağını toplumsal cinsiyet rollerine dayalı ayrımcılığa çevirir; kadının özgürlüğünü sınırlayan geleneksel bakış sorgulanmaya başlar. Altun'a göre bu mesele Türk edebiyatında özellikle 68 kuşağının eserlerinde sorunsallaştırılır. 1960'larda yazmaya başlayıp önemli eserlerini 1970'lerde veren Tomris Uyar, Adalet Ağaoğlu, Sevim Burak, Füruzan ve Sevgi Soysal gibi yazarlarla kadının edebiyattaki temsili başka bir boyuta taşınır.
Ana anlatı — Soysal ve Ağaoğlu: kadının hesaplaşması
Sevgi Soysal, Seval Şahin'in maddesine göre 1936'da doğar, 1976'da kırk yaşında kanserden ölür. Kısa hayatına çok şey sığar: TRT'de program uzmanlığı, 12 Mart'tan sonra tutuklanma, kadınlar koğuşu, Adana'ya sürgün. Romanı Yürümek (1970) müstehcenlik gerekçesiyle toplatılır.
Şahin'e göre Tante Rosa, bir kadının çocukluğundan ölümüne olgunlaşma hikâyesini anlatır ve kahramanı, verili ve dayatılan dünyadan uzaklaşıp kendi hayatını kurmaya çalıştığı için Türkiye'deki feminist kadın yazını içinde özel bir yer edinir; sonraki kadın yazar kuşağı üzerinde derin bir etki bırakır. Yürümek ise Şahin'in alıntıladığı Tutumlu'ya göre kadın ve erkek cinselliğini bir kadın yazarın cesurca anlatması bakımından önemlidir. Şahin, Soysal'ın eserlerinde mizahın ayırt edici bir rolü olduğunu da vurgular: kahramanları ironik bir dünya karşısında eğlenmeye sıkı sıkıya yapışır.
Adalet Ağaoğlu, İsa Koyuncu'nun maddesine göre 1929'da Nallıhan'da doğar, yirmi yıl radyoda çalışır ve 1971'de TRT'nin özerkliğine el konulunca istifa eder. İlk romanı Ölmeye Yatmak «Dar Zamanlar» dörtlemesini başlatır. Koyuncu'ya göre Ağaoğlu'nu romana iten, 1950 sonrası Türk romanıyla hesaplaşmak ve en kısa süreyi, bir «an»ı anlatmaktır; Ölmeye Yatmak'ta amaç, Cumhuriyet ideolojisinin küçük toplumsal sınıflar üzerindeki etkisini sorgulamaktır. İkinci roman Bir Düğün Gecesi'ni Berna Moran, Koyuncu'nun aktardığına göre, baştan sona iç konuşmalarla ilerleyen bir yöntemle yazılmış bulur.
Ana anlatı — Erbil ve Uyar: dil ve kesit
Leyla Erbil, Burcu Şahin'in maddesine göre 1931'de İstanbul'da doğar; ilk öyküsü 1956'da yayımlanır, ilk kitabı Hallaç 1960'ta, ilk romanı Tuhaf Bir Kadın 1971'de çıkar. 1969'da arkadaşlarıyla birlikte ödüllere katılmama kararı alır ve bir daha hiçbir ödüle katılmaz. Şahin'e göre 2002'de Türkiye'den Nobel'e aday gösterilen ilk kadın yazardır.
Erbil'in dili üzerine yazanlar aynı noktada buluşur. Şahin'in aktardığına göre İlhan Berk onun öykülerinde büyük konular aramanın boşuna olduğunu, ağır basan tek şeyin başkaldırı olduğunu, asıl konunun ise dil olduğunu söyler. Füsun Akatlı onu tutkulu ve takıntılı bir dil işçisi diye tanımlar. Demir Özlü ise bu yapıtın kapalı, güç anlamlandırılabilir olduğunu, çünkü yazarın dogmalara ve sahte ahlaka yazıyla savaş açtığını, bunun da dilin deformasyonuna, noktalama işaretlerinin yerlerinden oynatılmasına varan bir yazışa dönüştüğünü belirtir.
Tomris Uyar yalnız öykü yazar. Gülben Kocabıçak'ın maddesine göre 1941'de doğar, edebiyata çevirmen olarak girer; ilk öykü dosyası 1968'de bir yangında yanar. Kocabıçak'a göre öykülerinde kişilerin dış görünüşünden çok gündelik hayatta karşılaştıkları sorunlar ve bunlar karşısındaki duyguları öndedir; Çehov ve Sait Faik çizgisinde durum ya da kesit öyküleri yazar. 1981'e kadarki ilk dönem öykülerinde şehirleşme, göç ve evlilik gibi durumları toplumsal ve ekonomik bağlamda ele alır; kolaj ve montajla olayın akışını kişilerin iç dünyasıyla birleştirir.
Ana anlatı — Füruzan: bir ad ve bir etiket
Füruzan, Yakup Öztürk'ün maddesine göre 1935'te İstanbul'da doğar; babasını çocuk yaşta kaybeder, ilkokuldan sonra okuyamaz ve kendi kendini yetiştirir. Öztürk'e göre öykülerindeki anne-kız ilişkileri, aileden bildiği tek kişinin annesi olmasından beslenir. Yoksulluk ve göç onun dünyasının merkezindedir; yıllar sonra Almanya'daki işçilerle söyleşiler yapar.
Öztürk'ün aktardığı bir tanıklıkta Füruzan kendi adının hikâyesini anlatır. Öyküleri dergilerde yalnızca ilk adıyla çıkar; adı iki cinste de kullanıldığı için eleştirmenler onu uzun süre erkek sanır. Kadın olduğu anlaşılınca değerlendirmelere bir sözcük girer: «kadın duyarlığı». Bu tanıklık, bu ünitenin ikinci sorusunu yazarın kendi ağzından sorar.
Yaygın yanlış«Bu yazarların ortak konusu yalnızca kadınlık ve aşktır.»
Kaynaklar başka bir tablo çizer: Ağaoğlu Cumhuriyet ideolojisinin küçük toplumsal sınıflara etkisini, Soysal hapishaneyi, sürgünü ve 12 Mart'ı, Füruzan yoksulluğu ve göçü, Uyar şehirleşmeyi ve evliliği toplumsal ve ekonomik bağlamda, Erbil dilin kendisini ve sahte ahlakı yazar. Kadınlık bu eserlerde bir konu olduğu kadar bir bakış açısıdır.
Metin anı
Önce Soysal'ın Tante Rosa'sından, Altun'un aktardığı bir cümle:
Tante Rosa bütün kadınca bilmeyişlerin tek adıdır.
Sonra Yürümek'ten, yine Altun'un aktarımıyla:
Temiz havaya çıkmak için önce soluksuz kalmanın ne gereği var? Kimse kendiliğinden bir şeyi bırakmıyor, kapanmış bir kapının tokmağını bile…
Son olarak Füruzan'ın kendi adı üzerine tanıklığından, Öztürk'ün aktardığı bir parça:
Sonra kadın olduğum anlaşılınca değerlendirmeleri kadın duyarlığı sözcüğü aldı.
İlk cümle bir tanımdır, ama bir sözlük tanımı değil. «Kadınca bilmeyiş» deyimi bir eksikliği anlatır gibi görünür; oysa bu bilmeyiş bir kusur değil, öğretilmemiş olanın, kadınlara kapatılmış bilginin adıdır. Tante Rosa bir kişi olmaktan çıkar, bir durumun adı olur. Altun'un deyişiyle Soysal'ın eserlerinde kadınlığın bir durum olarak ele alınması bu cümlede yoğunlaşır.
İkinci parça bir soruyla başlar ve bir imgeyle biter. Temiz havaya çıkmak için soluksuz kalmak gerekmemelidir, ama gerekir; çünkü kimse elindekini kendiliğinden bırakmaz. «Kapanmış bir kapının tokmağı» bu inadın en küçük ölçüsüdür: artık hiçbir işe yaramayan bir şeye bile tutunulur. Özgürlük burada bir kavga olarak görünür, bir armağan olarak değil.
Füruzan'ın cümlesinde ise edebiyat eleştirisinin kendisi sahneye çıkar. Aynı öyküler, yazarı erkek sanıldığında başka, kadın olduğu anlaşıldığında başka bir sözcükle değerlendirilir. «Aldı» fiili sessizdir: değerlendirme kendiliğinden bir sözcük edinmiş gibi söylenir. Ama cümle, o sözcüğü kimin ve neden eklediğini okura sordurur.
Cevap ve bağlantı
Kadın yazarlar Türk edebiyatına ne getirdi? Kaynaklarımıza göre, kadının kendi hayatını kurma mücadelesini, cinselliği, bedeni, hapishaneyi ve sürgünü bir kadının gözünden; yoksulluğu, göçü ve evliliği toplumsal bağlamıyla; ve dilin kendisini yeniden kuran bir yazışı. Bağımsız iç konuşma, kolaj ve dil deformasyonu gibi teknikler bu kuşağın elinde yeni biçimler kazandı.
Bir yazarı cinsiyetiyle adlandırmak ne işe yarar? İki yönlü bir cevap var. Altun'un okuması gösterir ki toplumsal cinsiyet rollerini sorgulamak bu eserlerin ortak bir damarıdır ve bunu görmek önemlidir. Füruzan'ın tanıklığı ise aynı adlandırmanın bir kutuya da dönüşebileceğini hatırlatır: «kadın duyarlığı» sözcüğü, öykünün kendisinden önce yazarın kimliğini okuyabilir.
Kapanış kancası
Tomris Uyar yalnız öykü yazdı; Leyla Erbil'in Ankara'da tanıştığı yazarlardan biri de bir öykücüydü: Vüs'at O. Bener. Aynı yıllarda Bener ve Bilge Karasu, öyküyü Sait Faik çizgisinden başka yönlere götürdü. Öykü, romanın küçük kardeşi olmaktan nasıl çıktı?
Özet kartı
- Altun'a göre 1960'larda feminist hareket toplumsal cinsiyet rollerine yöneldi; Türk edebiyatında 68 kuşağının kadın yazarları, 1970'lerde verdikleri eserlerle kadının edebiyattaki temsilini değiştirdi.
- Sevgi Soysal (1936-1976) Tante Rosa'yla sonraki kadın yazarları etkiledi; Yürümek cinselliği cesurca anlattı ve toplatıldı; 12 Mart'ta tutuklandı ve sürgün edildi; eserlerinde mizah ve ironi belirleyicidir. Adalet Ağaoğlu (1929-2020) Ölmeye Yatmak (1973) ile «Dar Zamanlar» dörtlemesini başlattı; Moran Bir Düğün Gecesi'nin tekniğini «bağımsız iç konuşma» diye adlandırır.
- Leyla Erbil (1931-2013) Hallaç'la başlayan, dili deforme eden, kapalı bir yazışla sahte ahlaka başkaldırdı; ödüllere katılmadı, 2002'de Nobel'e aday gösterildi. Tomris Uyar (1941-2003) yalnız öykü yazdı; Çehov ve Sait Faik çizgisinde durum öyküleri, kolaj ve montajla şehirleşme, göç ve evliliği işledi.
- Füruzan (1935) ilkokuldan sonra okuyamadı, kendini yetiştirdi; anne-kız ilişkileri, yoksulluk ve göç öykülerinin merkezindedir. Kendi tanıklığına göre adı iki cinste kullanıldığı için önce erkek sanıldı, kadın olduğu anlaşılınca değerlendirmelere «kadın duyarlığı» sözcüğü girdi.
- Seçilen parçalarda «kadınca bilmeyiş» öğretilmemiş bilginin adıdır; kapanmış bir kapının tokmağı bırakılmayan her şeyin imgesidir; Füruzan'ın cümlesi ise «kadın yazar» etiketinin eleştirinin içinde nasıl doğduğunu gösterir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Toplumsal cinsiyet rolleri | Gender roles | Toplumun kadınlara ve erkeklere kültür yoluyla yüklediği davranış ve beklentiler |
| Dil işçiliği | Craft of language | Sözcük, söz dizimi, noktalama ve ritmin bilinçli ve titiz bir emekle işlenmesi |
| Durum öyküsü | Slice-of-life story | Olay örgüsü yerine gündelik hayattan bir anı ya da durumu kesit olarak sunan öykü |
| Bağımsız iç konuşma | Free-standing interior monologue | Anlatıcının araya girmediği, zihinden geçenlerin doğrudan verildiği yöntem |
| Kadın yazar etiketi | The "woman writer" label | Bir yazarın eserini öncelikle cinsiyeti üzerinden sınıflandırma eğilimi |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Beş yazardan her biri için bir hayat olayı ve bir eser sayın. Bu kuşak Altun'a göre hangi bağlamda ortaya çıktı?
- (Kazanım 2) Soysal'ın Tante Rosa ve Yürümek'i ile Ağaoğlu'nun Ölmeye Yatmak'ı kadının hesaplaşmasını nasıl anlatır? Ağaoğlu'nun romanlarında hangi teknik öne çıkar?
- (Kazanım 2) Leyla Erbil'in dili üzerine İlhan Berk, Füsun Akatlı ve Demir Özlü ne söyler? Tomris Uyar'ın öykücülüğü nasıl tanımlanır?
- (Kazanım 3) Füruzan'ın kendi adı üzerine tanıklığı «kadın yazar» etiketi hakkında ne söyler? Bu etiketin yararı ve sınırı nedir?
- (Kazanım 4) Soysal'ın iki cümlesini ve Füruzan'ın tanıklığını kadınlık, özgürlük ve eleştiri bakımından yakından okuyun.
Cevaplar
- Seval Şahin'e göre Soysal 12 Mart'ta tutuklanıp sürgün edildi, Yürümek toplatıldı; Koyuncu'ya göre Ağaoğlu 1971'de TRT'den istifa etti ve 1973'te Ölmeye Yatmak'ı yayımladı; Burcu Şahin'e göre Erbil 1969'da ödüllere katılmama kararı aldı, ilk romanı Tuhaf Bir Kadın 1971'de çıktı; Kocabıçak'a göre Uyar'ın ilk öykü dosyası 1968'de bir yangında yandı; Öztürk'e göre Füruzan ilkokuldan sonra okuyamadı ve kendini yetiştirdi. Altun'a göre 1960'larda feminist hareket toplumsal cinsiyet rollerine yöneldi ve Türk edebiyatında 68 kuşağının kadın yazarları bu meseleyi sorunsallaştırdı.
- Tante Rosa bir kadının çocukluğundan ölümüne olgunlaşmasını ve verili dünyadan uzaklaşıp kendi hayatını kurma çabasını anlatır; Yürümek kadın ve erkek cinselliğini bir kadın yazarın gözünden cesurca işler. Ölmeye Yatmak'ta bir sosyoloji doçenti bir otel odasında bir saat yirmi yedi dakika boyunca geçmişiyle hesaplaşır; Koyuncu'ya göre amaç Cumhuriyet ideolojisinin küçük toplumsal sınıflara etkisini sorgulamaktır. Ağaoğlu'nda iç konuşma öne çıkar; Moran Bir Düğün Gecesi'nin tekniğini «bağımsız iç konuşma» diye adlandırır.
- Burcu Şahin'in aktardığına göre İlhan Berk Erbil'de büyük konular aramanın boşuna olduğunu, ağır basanın başkaldırı, asıl konunun dil olduğunu söyler; Akatlı onu tutkulu ve takıntılı bir dil işçisi sayar; Demir Özlü yapıtın kapalı ve güç anlamlandırılabilir olduğunu, çünkü yazarın dogmalara ve sahte ahlaka yazıyla savaş açtığını, bunun dilin deformasyonuna ve noktalamanın yerinden oynatılmasına vardığını belirtir. Kocabıçak'a göre Uyar yalnız öykü yazdı; Çehov ve Sait Faik çizgisinde, gündelik hayatın sorunlarını ve duyguları öne alan durum ya da kesit öyküleriyle, kolaj ve montajla şehirleşme, göç ve evliliği işledi.
- Öztürk'ün aktardığına göre Füruzan'ın öyküleri yalnız ilk adıyla çıktığı için eleştirmenler onu uzun süre erkek sandı; kadın olduğu anlaşılınca değerlendirmelere «kadın duyarlığı» sözcüğü girdi. Bu, aynı metinlerin yazarın cinsiyeti öğrenilince başka bir dille okunduğunu gösterir. Etiketin yararı, kadınların edebiyattaki görünmezliğini gidermek ve toplumsal cinsiyet rollerini sorgulayan ortak damarı görünür kılmaktır; sınırı, eserleri «kadın duyarlığı» gibi kalıplara sıkıştırıp estetik ve düşünsel yönlerini gölgede bırakabilmesidir.
- «Tante Rosa bütün kadınca bilmeyişlerin tek adıdır» cümlesi bir kişiyi bir durumun adına çevirir; «kadınca bilmeyiş» bir kusur değil, kadınlara öğretilmemiş, kapatılmış bilginin adıdır. Yürümek'teki parça temiz havaya çıkmak için soluksuz kalmanın gerekmemesi gerektiğini ama gerektiğini söyler; «kapanmış bir kapının tokmağı» işe yaramayan şeye bile tutunan inadın imgesidir ve özgürlük bir kavga olarak görünür. Füruzan'ın cümlesinde eleştirinin kendisi sahneye çıkar; sessiz «aldı» fiili, «kadın duyarlığı» sözcüğünü kimin ve neden eklediğini okura sordurur.
Okuma
- Sezin Seda Altun, «Sevgi Soysal Yapıtlarında Kadınlık Durumları» (2022).
- TEİS'teki Leyla Erbil, Sevgi Soysal, Füruzan, Adalet Ağaoğlu ve Tomris Uyar maddeleri.
- Bu yazarlardan birinin bir öyküsünü okuyun ve yazarın adını bilmeden okuduğunuzu düşünün. Metinde sizi «bir kadın yazdı» diye düşündürecek bir şey var mı? Varsa o şey nedir: konu mu, bakış açısı mı, dil mi?