İçeriğe geç

Ünite EDB-211-02 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

Cemal Süreya ve Edip Cansever

EDB-211 Cumhuriyet Dönemi II (1950–1980)

2.319 kelime · yaklaşık 11 dakika okuma · anlatım 11 dk

  • şaşırtmaca
  • dramatik şiir
  • dramatik monolog
  • bilinçaltı
  • şiir kişisi
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Cemal Süreya (1931-1990) Erzincan'da doğdu; 1938'de ailesi Bilecik'e sürgün edildi, annesini sürgünde kaybetti. Mülkiye'den sonra maliye müfettişi oldu, Papirüs'ü çıkardı. «Gül» (1954) ile İkinci Yeni'ye katıldı, Üvercinka (1958) ile tanındı.
  2. Süreya'nın şiirinde aşk, kadın, erotizm, humour ve trajik iç içedir; şiiri otoriteye başkaldırı ve dilde yangın yaratma sanatı sayar. Asiltürk'e göre şaşırtmaca dil, imge ve özel adlar üzerinden kurulur; Süreya Üvercinka'yı «şok» diye özetler.
  3. Edip Cansever (1928-1986) babasının Kapalıçarşı'daki antika dükkânında otuz yıl çalıştı. Garip etkisindeki ilk iki kitabını sonradan sevmedi; Yerçekimli Karanfil (1957) ile imgeye dayalı şiire geçti. Kitabın nedeni üzerine iki açıklama vardır: Cöntürk-Bezirci siyasi baskıyı, Karaca kentleşme bunalımını ve Garip'in yetersizliğini öne çıkarır.
  4. Cansever Umutsuzlar Parkı (1958) ile dramatik şiire yöneldi; şiiri bölerek her bölümü ayrı bir anlatıcıya verdi, dramatik monolog ve Ruhi Bey gibi şiir kişileri yarattı. İkinci Yeni'ye dâhil olmadığını, anlamsız şiir yazmadığını, şiirin kendine özgü bir düzeni olduğunu savundu.
  5. «Gül»de iki «orta» birbirini yankılar ve üç kez tekrarlanan «beyaz» sevgilinin ellerini hem sevinç hem korku imgesine çevirir. «Umutsuzlar Parkı»nda binlerce yıllık «insan» sesi gündelik bir harekete iner ve «ne iyi ne de kötü» sözüyle tanımsız kalır.

Kazanımlar

  • Cemal Süreya'nın ve Edip Cansever'in hayatlarını, kitaplarını ve İkinci Yeni içindeki yerlerini açıklayabilir.
  • Süreya'nın aşk, kadın ve beden şiirinde şaşırtmacanın, dil oyununun ve ironinin işlevini açıklayabilir.
  • Cansever'in yalnızlık, varoluş kaygısı ve dramatik şiirle kurduğu iç dünyayı, onun İkinci Yeni etiketine itirazıyla birlikte tartışabilir.
  • «Gül»den ve «Umutsuzlar Parkı»ndan seçilen dizeler üzerinden iki şairin aynı kapalı dili farklı yönlere nasıl çevirdiğini yakından okuyabilir.

Video metni

Soğuk açılış

1954, İstanbul. Kapalıçarşı'da bir yangın çıkar ve genç bir antikacının dükkânı yanar. Antikacı bir ortakla yeni bir dükkân tutar; alım satımı ortağı yapar, kendisi asma kata çıkar. Otuz yıl boyunca çarşının gürültüsünün üstünde, o asma katta okuyup şiir yazacaktır.

Aynı yılın haziranında Yeditepe dergisinde, Ankara'da Mülkiye'yi bitirmek üzere olan bir gencin «Gül» adlı şiiri çıkar. Şiirde biri gülün tam ortasında ağlar.

Antikacı Edip Cansever'dir, öğrenci Cemal Süreya.

Büyük soru

İkinci Yeni'nin kapalı, imgeye yaslanan dilini geçen ünitede kuramı ve kavgasıyla gördük. Bu ünitede o dilin iki ustasını okuyoruz. Bir şiir anlamı geri çekerken bir duyguyu daha güçlü verebilir mi? Aynı hareketten çıkan iki şair nasıl olur da biri sevgiliye ve bedene, öbürü kapalı odalardaki yalnız insana döner? Ve bir şair, adını taşıdığı harekete neden itiraz eder?

Bağlam

Cemal Süreya'nın hayatını M. Fatih Kanter'in Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü maddesi anlatıyor. Asıl adı Cemalettin Seber'dir; 1931'de Erzincan'da doğar. 1938'de ailesi Dersim olayları sırasında Bilecik'e sürgün edilir; sürgünün altıncı ayında annesi yirmi üç yaşında ölür. Çocukluğu İstanbul ile Bilecik arasında geçer, liseyi Haydarpaşa'da parasız yatılı okur. 1950'de Mülkiye'ye girer, maliye müfettişi olur; 1960'ta Papirüs dergisini çıkarmaya başlar. 9 Ocak 1990'da ölür.

Edip Cansever'i ise Esra Sazyek'in aynı sözlükteki maddesi anlatıyor. 1928'de İstanbul'da, Beyazıt'ta doğar; babası Kapalıçarşı'da antikacıdır. İstanbul Erkek Lisesi'nden sonra Yüksek Ticaret'e kaydolur ama bırakır ve babasının dükkânında çalışmaya başlar. Dükkânı 1975'te satar, 28 Mayıs 1986'da ölür.

Ana anlatı — Gülün ortasında

Kanter'e göre «Gül» 1954'te yayımlandığında çağrışımları ve imgeleriyle edebiyat çevrelerinde ciddi bir yankı uyandırır. Gülün ortasında ağlamak, ellerin bir istasyondaki trene benzemesi, şiirin sonunda zurnanın ucunda beliren «yepyeni bir çingene»: Kanter'in Alâattin Karaca'dan yaptığı alıntıya göre bu dizeler Süreya'nın daha ilk şiirleriyle İkinci Yeni'ye katıldığını gösterir.

İlk kitap Üvercinka 1958'de çıkar. Kanter'e göre adı bile «güvercin kanadı»ndan kısaltılmış, uydurulmuş bir sözcüktür. Asiltürk'ün aktardığına göre Süreya kitabı tek kelimeyle özetler: şok. Okuru alışkanlığından koparan beklenmedik bir söz, bir tamlama, bir ad.

Asiltürk'ün incelediği örneklerden biri «Kanto» şiiridir. Bir meyhane sahnesinde şair içkileri garsona sipariş eder, garsonun adı içkiyle kafiyelenir: rakı istenen garsonun adı Hakkı'dır. Asiltürk'e göre bu yalnız bir espri değildir; özel ad, şiirin yerli ile yabancı arasında gidip gelen havasını taşır.

Kanter'e göre Süreya'nın şiirinde aşk, kadın, erotizm ve cinsellik öne çıkar; humour ile trajik iç içe geçer. Süreya şiiri her türlü otoriteye başkaldırı, dilde yangınlar yaratma sanatı olarak görür. Karadeniz ise onun gerçeklikten kaçmadığını, ona yeni bir gözle bakmak için dili yabancılaştırdığını vurgular. Kanter bir bağ daha kurar: küçük yaşta göç ve annenin kaybı, bu şiirde kadını ve gurbeti bir özlem imgesine dönüştürür.

Ana anlatı — Asma kattaki şair

Cansever'in ilk iki kitabı, Sazyek'e göre Garip etkisindedir: İkindi Üstü (1947) ve Dirlik Düzenlik (1954). Şair sonradan ikisini de sevmez; ikincisi için «Masa da Masaymış Ha» şiirinden başkası yazılmasa da olurmuş der.

Dönüm noktası 1957'deki Yerçekimli Karanfil'dir: imgeye dayalı, duygu ve çağrışımdan beslenen şiirler. Sazyek bu kitabın neden böyle yazıldığına dair iki açıklamayı yan yana koyar. Hüseyin Cöntürk ile Asım Bezirci'ye göre kitap, Demokrat Parti'nin baskısının arttığı boğucu yıllarda, eylem yolu bulamayan sanatçıların yalnızlığa ve umutsuzluğa yönelişinin ürünüdür. Alâattin Karaca'ya göre ise asıl neden siyasi baskı değil, kentleşme ve sanayileşmenin yarattığı bunalım karşısında Garip şiirinin yetersiz kalışıdır; Cansever varoluşçuluğun yalnızlık ve iletişimsizlik duygularından da beslenir.

Bir yıl sonra Umutsuzlar Parkı ile Cansever dramatik şiire yönelir: uzun bir şiirin bölümleri, geçmişiyle bağını koparmış yalnız bir aydının iç sesi.

Sazyek'e göre Cansever toplumun yaşadığı dramın ancak dramatik şiirle anlatılabileceğini düşünür ve şiiri bölerek her bölümü farklı bir anlatıcıya verir. Böylece parçalanmış «ben»lerin trajedisini birden çok karakterin ağzından kurar.

Karabulut ise Cansever'in şiirini bilinçaltı kavramıyla okur: şairin, bireyin bastırılmış anılarını ve korkularını imgelere dönüştürdüğünü savunur.

Ana anlatı — Etikete itiraz

Cansever'in İkinci Yeni ile ilişkisi gariptir. Sazyek'e göre o, «soyut, imgeli ve anlamsız» diye nitelenen bu oluşuma dâhil olmadığını her fırsatta yineler. Şairin toplumsal bir sorumluluğu vardır; şiir yığınların iç dünyasını yansıtmalıdır. Rastgele seçilmiş izlenimi veren sözcüklerle, birbiriyle ilgisiz görünen dizelerle şiirler yazsa da anlamsız şiir yazdığını hiçbir zaman kabul etmez: ona göre şiirin kendine özgü bir düzeni vardır ve okur ancak o düzene girerse bir şey anlar.

Süreya ise hareketin içindedir ve adıyla özdeşleşen gazetede takma adla yazılar yazar. Ama o da toplumdan kopuk değildir: Kanter'e göre toplumsal sorunları doğrudan değil, uzak çağrışımlı imgelerle ve ince bir alayla ele alır.

Yaygın yanlış«İkinci Yeni şairleri toplumdan ve politikadan tamamen uzak, yalnız kendi iç dünyalarını yazan şairlerdi.»
Doğrusu

İki şairin hayatı bu yargıyı zorlar. Sazyek'e göre Cansever 1964'e kadar bir siyasi partinin üyesidir, Sonrası Kalır'da 12 Mart'ın acı yüzünü ağıt yüklü dizelerle eleştirir. Kanter'e göre Süreya toplumsal olanı doğrudan değil, imge ve ironiyle yazar. Uzaklık, konudan çok söyleyiş biçimindedir.

Metin anı

Önce Süreya'nın «Gül» şiirinin açılışı, Karadeniz'in aktarımıyla:

Gülün tam ortasında ağlıyorum
Her akşam sokak ortasında öldükçe
Önümü arkamı bilmiyorum
[…]
Ellerini alıyorum sabaha kadar seviyorum
Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz

Sonra Cansever'in «Umutsuzlar Parkı»ndan, Karabulut'un aktardığı dizeler:

Binlerce, ama binlerce yıldır yaşıyorum
Bunu göklerden anlıyorum, kendimden anlıyorum biraz
İnsan, insan, insandan; ne iyi ne de kötü
Kolumu sallıyorum yürürken, kötüysem yüzümü buruşturuyorum

Süreya'nın açılışında gül bir çiçek değil, bir yer olur: «tam ortasında». Ağlamak bu yerin içinde yapılır. Sokak ortası da aynı kalıpla gelir; iki «orta» birbirini yankılar, biri güzelliğin ortası öbürü kalabalığın. Asıl şaşırtmaca son dizededir: «beyaz» üç kez söylenir. Anlatılan bir olay yoktur; sevgilinin elleri, bir rengin tekrarıyla büyür. Tekrar, bir sevinç de bir korku da olabilir; şiir bir sonraki dizede ellerin bu kadar beyaz olmasından korktuğunu söyleyecektir.

Cansever'in dizelerinde konuşan «ben» bir kişiden çok bir türdür: binlerce yıldır yaşayan insan. Ama bu büyük iddia hemen gündelik bir harekete iner: yürürken kol sallamak, yüz buruşturmak. «Kendimden anlıyorum biraz» sözündeki «biraz», bu büyük sesin içindeki çekingenliktir. «İnsan, insan, insandan» tekrarı ise bir tanım aramanın sesini verir; tanım gelmez, yalnız «ne iyi ne de kötü» gelir.

İki parça aynı araçları kullanır: tekrar, kapalı bir söz dizimi, anlatının yerine geçen imge. Ama Süreya'da bu araçlar bir başkasına, sevgiliye uzanır; Cansever'de kendi içine, «insan»ın ne olduğu sorusuna döner.

Cevap ve bağlantı

Bir şiir anlamı geri çekerken bir duyguyu daha güçlü verebilir mi? İki şairin dizeleri buna olumlu bir örnek verir. «Gül»de hiçbir olay anlatılmaz, ama tekrarlanan «beyaz» bir aşkın hem sevincini hem korkusunu taşır. «Umutsuzlar Parkı»nda bir tanım verilmez, ama tanımın gelmeyişi yalnızlığın kendisi olur.

Aynı hareketten iki ayrı yol nasıl çıkar? Süreya dili bir şaşırtmaca ve oyun alanı olarak kullanır, aşkı ve bedeni ironiyle ve humourla yazar. Cansever dili dramatik bir sahneye çevirir, iç dünyayı birden çok sesle ve karakterle kurar. Cansever'in etikete itirazı da buradan anlaşılır: onun için «anlamsız» sözü, şiirin kendine özgü düzenini görmeyen bir okumanın adıdır.

Kapanış kancası

Süreya bir başkasına, Cansever kendi içine yöneldi. İkinci Yeni'nin üç şairi daha, Turgut Uyar, İlhan Berk ve Ece Ayhan, aynı dili başka yönlere, kimi zaman okurun izleyebileceği yerin ötesine zorladı. Bir şiir ne kadar kapalı olabilir? Şiirin sınırı nerededir?

Özet kartı

  1. Cemal Süreya (1931-1990) Erzincan'da doğdu; 1938'de ailesi Bilecik'e sürgün edildi, annesini sürgünde kaybetti. Mülkiye'den sonra maliye müfettişi oldu, Papirüs'ü çıkardı. «Gül» (1954) ile İkinci Yeni'ye katıldı, Üvercinka (1958) ile tanındı.
  2. Süreya'nın şiirinde aşk, kadın, erotizm, humour ve trajik iç içedir; şiiri otoriteye başkaldırı ve dilde yangın yaratma sanatı sayar. Asiltürk'e göre şaşırtmaca dil, imge ve özel adlar üzerinden kurulur; Süreya Üvercinka'yı «şok» diye özetler.
  3. Edip Cansever (1928-1986) babasının Kapalıçarşı'daki antika dükkânında otuz yıl çalıştı. Garip etkisindeki ilk iki kitabını sonradan sevmedi; Yerçekimli Karanfil (1957) ile imgeye dayalı şiire geçti. Kitabın nedeni üzerine iki açıklama vardır: Cöntürk-Bezirci siyasi baskıyı, Karaca kentleşme bunalımını ve Garip'in yetersizliğini öne çıkarır.
  4. Cansever Umutsuzlar Parkı (1958) ile dramatik şiire yöneldi; şiiri bölerek her bölümü ayrı bir anlatıcıya verdi, dramatik monolog ve Ruhi Bey gibi şiir kişileri yarattı. İkinci Yeni'ye dâhil olmadığını, anlamsız şiir yazmadığını, şiirin kendine özgü bir düzeni olduğunu savundu.
  5. «Gül»de iki «orta» birbirini yankılar ve üç kez tekrarlanan «beyaz» sevgilinin ellerini hem sevinç hem korku imgesine çevirir. «Umutsuzlar Parkı»nda binlerce yıllık «insan» sesi gündelik bir harekete iner ve «ne iyi ne de kötü» sözüyle tanımsız kalır.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
ŞaşırtmacaSurprise effectOkurun beklentisini beklenmedik bir söz, imge ya da adla bozan söyleyiş
Dramatik şiirDramatic poetryOlay, çatışma ve karakterleri tiyatroya yakın bir kurguyla sunan şiir
Dramatik monologDramatic monologueŞiirde yaratılmış bir karakterin tek kişilik konuşması biçimindeki şiir
BilinçaltıThe unconsciousBilince doğrudan çıkamayan bastırılmış düşünce, anı ve isteklerin bulunduğu varsayılan bölge
Şiir kişisiPersonaŞiirde konuşan, şairle özdeş olmayan kurgusal ses ya da karakter

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Süreya'nın ve Cansever'in hayatlarında hangi olaylar öne çıkar? Her biri İkinci Yeni'ye hangi şiir ya da kitapla katılmış sayılır?
  2. (Kazanım 2) Süreya'nın şiirinde şaşırtmaca nasıl işler? Kanter'e göre aşk, kadın ve gurbet temaları hayatıyla nasıl bağlantılıdır?
  3. (Kazanım 3) Yerçekimli Karanfil'in yazılış nedeni üzerine hangi iki açıklama vardır? Cansever'in dramatik şiiri ve dramatik monologları neyi mümkün kılar?
  4. (Kazanım 3) Cansever İkinci Yeni etiketine neden itiraz eder? «İkinci Yeni şairleri toplumdan tamamen uzaktı» yargısına iki şairin hayatından nasıl cevap verilebilir?
  5. (Kazanım 4) «Gül»den ve «Umutsuzlar Parkı»ndan seçilen dizeleri tekrarın, imgenin ve konuşan sesin işlevi bakımından karşılaştırın.

Cevaplar

  1. Kanter'e göre Süreya 1931'de Erzincan'da doğdu; 1938'de ailesi Bilecik'e sürgün edildi ve annesi sürgünün altıncı ayında öldü. Haydarpaşa Lisesi'nde parasız yatılı okudu, 1950'de Mülkiye'ye girdi, maliye müfettişi oldu, 1960'ta Papirüs'ü çıkardı; 1954'te Yeditepe'de çıkan «Gül» ile İkinci Yeni'ye katıldığı kabul edilir. Sazyek'e göre Cansever 1928'de İstanbul'da doğdu, babasının Kapalıçarşı'daki antika dükkânında çalıştı, 1954 yangınından sonra asma katlı bir dükkânda okuyup yazdı ve dükkânı 1975'te sattı; 1957'deki Yerçekimli Karanfil ile imgeye dayalı yeni şiire geçti.
  2. Asiltürk'e göre Süreya'da şaşırtmaca dile, imgeye ve özel adlara bağlı olarak gelişir; Üvercinka adı «güvercin kanadı»ndan kısaltılmış bir sözcüktür, şair kitabı «şok» diye özetler; «Kanto»da rakı istenen garsonun adının Hakkı olması gibi özel adlar bir espriden öte şiirin havasını taşır. Kanter'e göre küçük yaşta göç ve annesinin ölümü, şiirinde kadını ve gurbeti acıyla bütünleşen bir özlem imgesine dönüştürür.
  3. Sazyek'in aktardığına göre Cöntürk ile Bezirci kitabı Demokrat Parti'nin baskısının arttığı boğucu yıllarda eylem yolu bulamayan sanatçıların yalnızlığa ve umutsuzluğa yönelişinin ürünü sayar; Karaca ise asıl nedenin kentleşme ve sanayileşmenin yarattığı bunalım karşısında Garip şiirinin yetersiz kalışı olduğunu, Cansever'in varoluşçuluktan da beslendiğini söyler. Dramatik şiir, şiiri bölüp her bölümü farklı bir anlatıcıya vererek parçalanmış «ben»lerin trajedisini birden çok sesle kurmayı; dramatik monolog ve Ruhi Bey gibi şiir kişileri de şairin kendi sesinden ayrı karakterlerin konuşarak kendini ele vermesini mümkün kılar.
  4. Sazyek'e göre Cansever «soyut, imgeli ve anlamsız» diye nitelenen bu oluşuma dâhil olmadığını, şairin toplumsal sorumluluğu olduğunu ve şiirin yığınların iç dünyasını yansıtması gerektiğini savunur; anlamsız şiir yazdığını kabul etmez, şiirin kendine özgü bir düzeni olduğunu söyler. Yargıya cevap: Cansever 1964'e kadar bir siyasi partinin üyesiydi ve Sonrası Kalır'da 12 Mart'ı ağıt yüklü dizelerle eleştirdi; Süreya toplumsal olanı doğrudan değil imge ve ironiyle yazdı. Uzaklık konuda değil söyleyiş biçimindedir.
  5. «Gül»de «ortasında» sözcüğü iki kez gelir ve gülün ortası ile sokağın ortasını yankılatır; son dizede üç kez tekrarlanan «beyaz», bir olay anlatmadan sevgilinin ellerini hem sevinç hem korku imgesine çevirir; konuşan ses sevgiliye uzanan bir «ben»dir. «Umutsuzlar Parkı»nda «binlerce» ve «insan» tekrarları bir tanım aramanın sesini verir; binlerce yıllık insan sesi kol sallamak ve yüz buruşturmak gibi gündelik hareketlere iner, «biraz» ve «ne iyi ne de kötü» sözleriyle tanımsız kalır; konuşan ses kendi içine dönen bir türdür.

Okuma

  • M. Fatih Kanter, «Seber, Cemal Süreya» ve Esra Sazyek, «Cansever, Edip» (Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü).
  • Bâki Asiltürk, «Cemal Süreya Şiirinde Dil, İmge ve Özel Ad Sürprizleri» (2015); Mustafa Karabulut, «Şiir ve Bilinçaltı: Edip Cansever Örneği» (2016).
  • Süreya'nın «Gül»ünü ve Cansever'in «Masa da Masaymış Ha»sını yan yana okuyun. Birinde bir duygu tekrarla büyüyor, öbüründe bir nesne yavaş yavaş dolduruluyor. Hangisinde şairin sesini, hangisinde bir karakterin sesini duyuyorsunuz?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:10 Soğuk açılış: Kapalıçarşı'nın kubbeleri, duman; yeni bir dükkânın asma katında bir masa, bir lamba. Ardından bir dergi sayfasında bir gülün ortasına düşen gözyaşı.
  • 1:10–1:50 Büyük soru: iki kapı; birinden bir çiftin elleri, öbüründen boş bir odada tek bir sandalye görünür.
  • 1:50–3:30 Bağlam: Erzincan'dan Bilecik'e uzanan bir tren yolu; bir yatılı okulun koridoru; Ankara'da bir fakülte. İstanbul'da Beyazıt, bir antika dükkânının vitrini.
  • 3:30–6:20 Ana anlatı — Gülün ortasında: bir güvercin kanadından harfler kopar ve yeni bir sözcük olur; bir meyhane masasında sipariş fişi, garsonun yakasındaki ad kartı.
  • 6:20–9:10 Ana anlatı — Asma kattaki şair: iki eski kitap rafa kaldırılır; bir parkta tek başına oturan bir adam; bir sahnede sırayla ışık alan birkaç konuşmacı.
  • 9:10–10:40 Ana anlatı — Etikete itiraz: bir kitabın kapağına yapıştırılan etiket; bir el etiketi yavaşça kaldırır.
  • 10:40–13:00 Metin anı: bir gülün ortası büyür; beyaz renk üç kez ekranı doldurur. Ardından yıldızlı bir gök, yürüyen bir adamın sallanan kolu.
  • 13:00–13:40 Cevap ve bağlantı: iki şairin masaları yan yana; biri pencereye, öbürü duvara dönük.
  • 13:40–14:10 Kapanış kancası: üç ayrı defter açılır; her birinde kelimeler sayfanın kenarından taşar.

Telaffuz

  • Cemalettin Seber: «ce-maa-let-TİN se-BER»; Üvercinka: «ü-ver-CİN-ka»; Papirüs: «pa-pi-RÜS»; Mülkiye: «mül-ki-YE».
  • Yerçekimli Karanfil: «yer-çe-kim-Lİ ka-ran-FİL»; Umutsuzlar Parkı: «u-mut-suz-LAR par-KI»; Ben Ruhi Bey Nasılım: «BEN ruu-Hİ BEY na-sı-LIM».
  • M. Fatih Kanter: «faa-TİH kan-TER»; Esra Sazyek: «es-RA saz-YEK»; Bâki Asiltürk: «baa-Kİ a-sil-TÜRK»; Mustafa Karadeniz: «ka-ra-de-NİZ»; Mustafa Karabulut: «ka-ra-bu-LUT».