İçeriğe geç

Ünite EDB-210-12 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi · Uzman ünitesi

Kanon ve politika: bu dönemin yazarları neden farklı dönemlerde farklı okundu?

EDB-210 Cumhuriyet Dönemi I (1923–1950)

2.628 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · anlatım 13 dk

  • kanonlaştırma
  • inkılâp kanonu
  • edebiyat tarihi yazımı
  • simgesel sermaye
  • kısıt
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Çıkla'nın Belge'den aktardığı ayrıma göre kanonu üç merci belirler: yazarlar, eleştirmenler, öğretmenler ve dergiler; devlet, parti ve ideoloji; uzun vadede de halk. Türkiye'de ikinci merci modernleşmenin başından beri kanonu belirlemeye çalışmıştır.
  2. Çıkla'ya göre tek parti yıllarında bir «inkılâp kanonu» kurulmak istendi: devlet siparişi piyesler (Hülleci), onuncu yıl yayınları, CHP sanat ödülleri (Sinekli Bakkal, 1942), harf değişikliğinin eski harfli eserlere ulaşımı kesmesi, milletvekili yapılan edebiyatçılar ve Halkevleri. Halide Edib ölümünden sonra ders kitaplarına alındı.
  3. Çıkla bu çabanın sınırını da vurgular: kaba siyasi müdahaleyle kurulan kanonlar uzun yaşamaz, iktidarla çatışan pek çok yazar başka kanonlarda yer edinir; Türkiye'de farklı kesimlerin ayrı kanonları vardır.
  4. Doğan'a göre Nâzım Hikmet İsmail Habib'in 1924 ve 1932 kitaplarında yer aldı, Özön'ün 1941 lise kitabından çıkarıldı; Banarlı ona komünistliğini açığa vurmak için bir sayfa açtı, Kocatürk 1964'te hiç yer vermedi. Doğan sağdan ve soldan gelen ideolojik tutumları nesnellik ölçütüyle eleştirir.
  5. Şeker ve Bogenç Demirel'e göre Nâzım'ın eserleri 1938-1951 arasında Türkiye'de yayımlanamadı, ama çeviriler ve uluslararası kampanyalarla dünyada dolaştı; 1965'ten sonra Türkiye'de basılmaya başladı ve ölümünden sonra yoğun biçimde okundu. «Otobiyografi»deki «yazılarım otuz kırk dilde basılır / Türkiye'mde Türkçemle yasak» dizeleri bu çelişkiyi özetler.

Kazanımlar

  • Kanonu belirleyen üç merci ayrımını ve tek parti yıllarında kurulmak istenen «inkılâp kanonu»nu, onu kuran araçlarla birlikte açıklayabilir.
  • Cumhuriyet döneminde yazılan edebiyat tarihlerinin ve lise ders kitaplarının aynı şairlere, özellikle Nâzım Hikmet'e, farklı dönemlerde nasıl farklı yer açtığını karşılaştırabilir.
  • Yasak ve kısıtın bir yazarın okunmasını yalnız engellemediğini, çeviri ve simgesel sermaye yoluyla başka bir dolaşım da açabildiğini tartışabilir.
  • Bir hükümet yayınının önsözü, bir onuncu yıl piyesinden bir beyit ve Nâzım Hikmet'in «Otobiyografi»sinden dizeler üzerinden edebiyatla iktidar arasındaki ilişkiyi yakından okuyabilir.

Video metni

Soğuk açılış

1930'lar, bir lise sınıfı. Öğrencilerin elinde Mustafa Nihat Özön'ün hazırladığı bir edebiyat tarihi var; kitabın son bölümünde bugünün şairleri sıralanıyor ve aralarında Nâzım Hikmet de bulunuyor.

1941'de aynı yazarın aynı kitabı, Maarif Vekâleti'nin lise kitapları dizisinde küçük değişikliklerle yeniden çıkar. Mehmet Can Doğan'a göre en dikkat çekici değişiklik şudur: Nâzım Hikmet kitaptan çıkarılmıştır.

Yirmi yıl sonra Doğu Berlin'de, ülkesinden ayrılmış bir şair, hayatını anlatan bir şiir yazar. Şiirde bir dize, bütün bu sayfaların hikâyesini tek cümlede toplar.

Büyük soru

Bu kursta on bir ünite boyunca 1923-1950 arasının yazarlarını okuduk: kimi milletvekili oldu, kimi hapse girdi, kimi okul kitaplarına girdi, kimi oradan çıkarıldı. Bir yazarı «büyük» yapan yalnız metni midir? Bir kitabın okunması, basılması, okullarda öğretilmesi kimin kararıdır? Ve aynı yazar neden bir dönemde susturulup başka bir dönemde en çok okunan yazar olur?

Bağlam

Kanon sözcüğünü ve kanonun nasıl değiştiği tartışmasını ilk kursta gördük: bir kültürde okunmaya, öğretilmeye ve ölçü alınmaya değer sayılan eserler. Bu ünite aynı kavramı daha dar bir yerde, tek parti yıllarının Türkiye'sinde ve onun ardından gelen okumalarda sınıyor.

Selçuk Çıkla, Murat Belge'nin bir yazısından yola çıkarak kanonu belirleyen üç merci sayar. Birincisi yazarlar, eleştirmenler, edebiyat tarihçileri, öğretmenler, dergiler ve gazetelerdir. İkincisi devlet, parti, ideoloji ya da rejimdir; kendi beğenisini topluma ve sanatçılara dayatmaya çalışır. Üçüncüsü halktır: uzun vadede bazı yazarlara ilgi göstererek, bazılarına göstermeyerek kimin kalacağına o karar verir.

Ana anlatı — İnkılâp kanonu

Çıkla'ya göre Türkiye'de ikinci merci, yani devlet, modernleşmenin başından beri kanonu belirlemeye çalışmıştır. İkinci Meşrutiyet yıllarında bu çabanın adı «millî edebiyat kanonu»dur; Cumhuriyet'in ilk yıllarında ise yeni bir kanon kurulmak istenir. Çıkla buna «inkılâp kanonu» der.

Bu kanon hangi araçlarla kurulur? Çıkla birkaçını sıralar. Basın Genel Müdürlüğü, «ulusal tezleri» halka anlatacak piyesleri tanınmış yazarlara hazırlatır; Reşat Nuri'nin Hülleci'si bu dizinin ilk sayısıdır. Cumhuriyet'in onuncu yılında yazarlardan inkılapları anlatan eserler istenir, bazıları on binlerce nüsha basılıp dağıtılır. 1939-1947 arasında CHP'nin sanat ödülleri verilir: 1942'de Halide Edib'in Sinekli Bakkal'ı roman ödülünü kazanır ve Halkevlerinin dergisinde kitabın ve yazarının «tekrar günün meselesi» olduğu yazılır. Çıkla, 1928'deki harf değişikliğinin yeni nesillerin eski harfli eserlere ulaşmasını büyük ölçüde kestiğini ve bunun da kurulmak istenen kanona yaradığını ekler.

Makalenin en uzun bölümü bir listedir: 1920-1950 arasında milletvekili olan edebiyatçılar. Yakup Kadri, Reşat Nuri, Yahya Kemal, Kemalettin Kamu, Ahmet Kutsi Tecer ve Tanpınar bu listededir. Çıkla'ya göre dönemin şair ve yazarlarının büyük kısmının Halkevleriyle de sıkı bir ilişkisi vardır.

Kanona sonradan alınanlar da olur. Çıkla'nın aktardığı bir değerlendirmeye göre Cumhuriyet'e ve bazı inkılaplara «tatlı-sert» bir muhalefet yapan Halide Edib'e ölümünden sonra rejim tarafından özel bir önem verilir; seçme yazıları ders kitaplarına alınır. Çıkla bunda Ateşten Gömlek ile Vurun Kahpeye'nin rolünü görür.

Ama Çıkla aynı makalede bir sınır da çizer. Jale Parla'dan aktardığına göre kaba siyasi müdahaleyle kurulmaya çalışılan kanonların ömrü uzun olmaz. Çıkla, Namık Kemal'den Âkif'e, Necip Fazıl'dan Nâzım Hikmet'e önde gelen yazarların çoğunun kendi dönemlerinin iktidarıyla çatıştığını, sürgün, sansür ya da hapisle karşılaştığını, yine de başka bir kanonun içinde yer edindiğini hatırlatır. Ona göre Türkiye'de tek bir kanon değil, farklı kesimlerin, milliyetçilerin, Marksistlerin, İslamcıların ve Kemalistlerin kendi kanonları vardır.

Yaygın yanlış«Kanonu devlet belirler; okul kitabına giren yazar kalır, girmeyen unutulur.»
Doğrusu

Çıkla'nın kaynaklarına göre devlet üç merciden yalnız biridir. Devletin öne çıkardığı eserlerin bir kısmı zamanla silinir, iktidarla çatışan yazarların çoğu ise eleştirmenlerin ve okurların kurduğu başka kanonlarda yaşamaya devam eder.

Ana anlatı — Edebiyat tarihinin sayfaları

Kanonun en görünür yeri edebiyat tarihleridir. Doğan'a göre Cumhuriyet'in ilk edebiyat tarihleri aynı zamanda lise ders kitabı olarak düzenlenmiştir ve bu, onlara yüklenen işlevi gösterir: bir kültürel bellek kurmak.

Nâzım Hikmet'in bu kitaplardaki yolculuğu dikkat çekicidir. Doğan'a göre İsmail Habib'in 1924'te yayımlanan edebiyat tarihinde Nâzım Hikmet, Kemalettin Kâmi ile birlikte «Millî Cereyan» şairleri arasında anılır. Aynı yazarın 1932'deki lise kitabında Nâzım, «Kitaba İlave» başlıklı son bölümde yer alır. Özön'ün 1941 baskısında ise, soğuk açılışta gördüğümüz gibi, kitaptan çıkarılmıştır.

Sonraki kitaplarda ideoloji iki yönden de sayfaya girer. Doğan'a göre Nihad Sami Banarlı, Nâzım Hikmet'e şairliğini değerlendirmek için değil, komünistliğini açığa vurmak için bir sayfa açar. Yedi Meşale'nin eski üyesi Vasfi Mahir Kocatürk'ün 1964 tarihli edebiyat tarihinde serbest vezin Nâzım ile değil Orhan Veli ile anlatılır ve Nâzım'a hiç yer verilmez. Öte yandan Rauf Mutluay'ın 1973'teki kitabında yargıları «toplumcu» bir duyarlılık belirler. Doğan, İnci Enginün'ün 2001 tarihli kitabını da «solcu» ya da «Marksist» görülen şairlere karşı taraflı, «sağ»daki şairlere karşı benimseyici bulur.

Doğan'ın ölçütü şudur: edebiyat tarihinden nesnellik beklenir. Hangi yönden gelirse gelsin, şairi metninden önce siyasi kimliğiyle değerlendiren tutum bu beklentiyi zedeler.

Ana anlatı — Yasak ve dolaşım

Nâzım Hikmet'in hikâyesi kitaplardaki bir boşluktan ibaret değildir. Şeker ve Bogenç Demirel'e göre eserleri 1938-1951 arasında ideolojik gerekçelerle kendi ülkesinde ve kendi dilinde yayımlanamaz. Şair 1938'de mahkûm edilir, 1950'deki affa kadar on yıl Bursa'da hapis yatar, 1951'de ülkeden ayrılır ve vatandaşlıktan çıkarılır.

Ama aynı yıllarda başka bir şey olur. Makaleye göre 1949'da Paris'te, aralarında Picasso ve Sartre'ın da bulunduğu bir grup onun serbest bırakılması için kampanya yürütür; bir yıl sonra Nâzım Dünya Barış Ödülü'nü alır. 1950'den ölümüne kadar şiirleri Rusça, Fransızca, İngilizce, İspanyolca ve daha birçok dilde yayımlanır. Türkiye'de yasaklı olan şair, dünyada tanınan bir şair olur.

Türkiye'de kapı 1965'te açılır. Makaleye göre Memet Fuat'ın çabası ve Piraye'nin saklayıp koruduğu şiirler sayesinde Nâzım'ın kitapları önce De Yayınları'nda çıkmaya başlar; ardından başka yayınevleri gelir. Yazarlara göre Nâzım'ın şiiri yazıldığı dönemde değil, ölümünden sonra yoğun biçimde okunmaya başlanır ve 1960'lardan sonra toplumcu gerçekçiler tarafından sahiplenilir.

Bu açıklamanın bir çekincesi de vardır. Makale, yasakların şairin tanınmasına «olumlu» katkısını tartışır; ama bu, hapis ve sürgünü hafifletmez, yalnız dolaşımın tek bir kanaldan geçmediğini gösterir. Bir yazarın yasaklanması onu okurdan uzaklaştırabilir; aynı yasak, başka okurlar için onu bir simgeye de dönüştürebilir. Sabahattin Ali ünitesinde de benzer bir soruyla karşılaşmıştık: bir kitabın on yıllar sonra çok okunması yalnız metnin değil, hukukun, yayıncılığın ve okur topluluklarının da eseridir.

Metin anı

Önce Çıkla'nın aktardığı, Basın Genel Müdürlüğü'nün görüşlerini yansıtan Hülleci önsözünden:

Bu eksikliği göz önüne alarak ulusal tezlerimizi yığına anlatacak eserleri, memleketimizin tanınmış yazıcılarına hazırlatmayı faydalı bulduk.

Sonra Halit Fahri'nin onuncu yıl için yazdığı On Yılın Destanı piyesinde bir besteciye söylettiği beyit:

Sıra şimdi şairin, bestekârın sırası:
Sessiz mi kalacağız devler sustular diye?

Son olarak Nâzım Hikmet'in 1961'de Doğu Berlin'de yazdığı «Otobiyografi»den, Şeker ve Bogenç Demirel'in aktardığı dizeler:

otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de
[…]
yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiye'mde Türkçemle yasak

İlk parçada fiil dikkat çekicidir: «hazırlatmak». Eseri yazar yazar, ama konusunu ve amacını bir devlet dairesi belirler. Çıkla bu cümleyi kurulmak istenen kanonun bir itirafı olarak okur. «Yığın» sözcüğü de okuru bir kalabalık, bilgilendirilecek bir kitle olarak düşünür.

Halit Fahri'nin beytinde çağrı içeriden gelir. «Devler», Çıkla'ya göre Cumhuriyet'ten önce yetişmiş ve inkılapları yeterince anlatmayan büyük yazarlardır. Bir şair, başka şairleri devrimi anlatmaya çağırır: kanon yalnız yukarıdan kurulmaz, yazarlar da onu birbirinden ister.

Nâzım'ın dizelerinde aynı iktidar ters yönden görünür. Otuz yaşında ölüm cezası istenir, kırk sekizinde barış madalyası verilir; iki olay aynı cümlede, aynı sade tonla yan yana durur. Son iki dize ise bu ünitenin sorusunu bir sayıya çevirir: otuz kırk dil ile tek bir dil. Şair yasak kelimesini yalnız başına bırakır; ne öfke ne şikâyet ekler.

Cevap ve bağlantı

Bir yazarı «büyük» yapan yalnız metni midir? Kaynaklarımız farklı ağırlıklar koysa da aynı yere varır: hayır, ama yalnız siyaset de değildir. Çıkla, devletin tek parti yıllarında ödüller, siparişler, ders kitapları ve milletvekillikleriyle bir kanon kurmaya çalıştığını gösterir; ama bu tür kanonların uzun ömürlü olmadığını ve iktidarla çatışan yazarların başka kanonlarda yaşadığını da söyler. Doğan, aynı şairin edebiyat tarihlerinde yazarın siyasi tutumuna göre büyüyüp küçüldüğünü gösterir. Şeker ve Bogenç Demirel ise bir yasağın, çeviri ve uluslararası destekle başka bir dolaşım açabildiğini anlatır.

Aynı yazar neden farklı dönemlerde farklı okunur? Çünkü her dönem kendi mercilerini, kendi ders kitaplarını ve kendi okurlarını getirir. Faruk Nafiz'in Yassıada'sı, Halide Edib'in ölümünden sonra kanona alınması, Nâzım'ın 1941'de bir kitaptan çıkarılıp 1965'ten sonra rafları doldurması, bir metnin anlamının değil okunma koşullarının değiştiğini gösterir. Bu kursun yazarlarını okurken bir soruyu da yanımızda taşımak gerekir: bu kitabı bana hangi sayfa, hangi kurum, hangi okur topluluğu getirdi?

Kapanış kancası

Doğan'a göre Rauf Mutluay, 1973'teki kitabında Turgut Uyar, Edip Cansever ve Ece Ayhan'ın şiirlerini toplumdan uzak bulur ve şiirin okur kaybetmesinden sorumlu tutar. 1950'lerde anlamı kolayca vermeyen, imgeyi ve dili öne alan bir şiir ortaya çıkar. Bir şiir anlaşılmayı ilk görevi saymazsa ne olur? Okuru mu kaybeder, yoksa ona yeni bir okuma mı öğretir?

Özet kartı

  1. Çıkla'nın Belge'den aktardığı ayrıma göre kanonu üç merci belirler: yazarlar, eleştirmenler, öğretmenler ve dergiler; devlet, parti ve ideoloji; uzun vadede de halk. Türkiye'de ikinci merci modernleşmenin başından beri kanonu belirlemeye çalışmıştır.
  2. Çıkla'ya göre tek parti yıllarında bir «inkılâp kanonu» kurulmak istendi: devlet siparişi piyesler (Hülleci), onuncu yıl yayınları, CHP sanat ödülleri (Sinekli Bakkal, 1942), harf değişikliğinin eski harfli eserlere ulaşımı kesmesi, milletvekili yapılan edebiyatçılar ve Halkevleri. Halide Edib ölümünden sonra ders kitaplarına alındı.
  3. Çıkla bu çabanın sınırını da vurgular: kaba siyasi müdahaleyle kurulan kanonlar uzun yaşamaz, iktidarla çatışan pek çok yazar başka kanonlarda yer edinir; Türkiye'de farklı kesimlerin ayrı kanonları vardır.
  4. Doğan'a göre Nâzım Hikmet İsmail Habib'in 1924 ve 1932 kitaplarında yer aldı, Özön'ün 1941 lise kitabından çıkarıldı; Banarlı ona komünistliğini açığa vurmak için bir sayfa açtı, Kocatürk 1964'te hiç yer vermedi. Doğan sağdan ve soldan gelen ideolojik tutumları nesnellik ölçütüyle eleştirir.
  5. Şeker ve Bogenç Demirel'e göre Nâzım'ın eserleri 1938-1951 arasında Türkiye'de yayımlanamadı, ama çeviriler ve uluslararası kampanyalarla dünyada dolaştı; 1965'ten sonra Türkiye'de basılmaya başladı ve ölümünden sonra yoğun biçimde okundu. «Otobiyografi»deki «yazılarım otuz kırk dilde basılır / Türkiye'mde Türkçemle yasak» dizeleri bu çelişkiyi özetler.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
KanonlaştırmaCanonisationBir eserin basım, ödül, ders kitabı ve antoloji yoluyla kanona sokulması süreci
İnkılâp kanonuThe canon of the RevolutionTek parti yıllarında inkılapları anlatan eserlerin devlet eliyle öne çıkarılması
Edebiyat tarihi yazımıLiterary historiographyBir edebiyatın geçmişini dönemlere ayırma, yazar ve eser seçip değerlendirme işi
Simgesel sermayeSymbolic capitalBir kişinin toplumsal alandaki prestiji, saygınlığı ve tanınırlığı
KısıtConstraintBir eserin dolaşımını sınırlayan siyasi, ekonomik, kültürel ve toplumsal etkenler

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Çıkla'nın Belge'den aktardığı üç merci hangileridir? Tek parti yıllarında «inkılâp kanonu» hangi araçlarla kurulmak istendi?
  2. (Kazanım 1) Çıkla kendi makalesinde devletin kanon kurma gücüne hangi sınırları çizer? Halide Edib örneği bu tartışmada nerede durur?
  3. (Kazanım 2) Nâzım Hikmet'in İsmail Habib, Özön, Banarlı ve Kocatürk'ün kitaplarındaki yeri nasıl değişti? Doğan bu kitapları hangi ölçütle eleştirir?
  4. (Kazanım 3) Şeker ve Bogenç Demirel kısıt ve simgesel sermaye kavramlarıyla Nâzım'ın dolaşımını nasıl açıklar? Bu açıklamanın hangi çekinceyle okunması gerekir?
  5. (Kazanım 4) Hülleci önsözünü, Halit Fahri'nin beytini ve «Otobiyografi»den seçilen dizeleri edebiyatla iktidar ilişkisinin hangi yönünü gösterdikleri bakımından karşılaştırın.

Cevaplar

  1. Birinci merci yazarlar, aydınlar, öğretmenler, eleştirmenler, edebiyat tarihçileri, dergi ve gazetelerdir; ikinci merci devlet, parti, ideoloji ya da rejimdir; üçüncü merci uzun vadede bazı yazarlara ilgi gösterip bazılarına göstermeyen halktır. Çıkla'ya göre inkılâp kanonu için Basın Genel Müdürlüğü tanınmış yazarlara piyes hazırlattı (Hülleci bu dizinin ilkidir), onuncu yılda inkılapları anlatan eserler istenip on binlerce nüsha dağıtıldı, 1939-1947 arasında CHP sanat ödülleri verildi, harf değişikliği eski harfli eserlere ulaşımı kesti, pek çok edebiyatçı milletvekili yapıldı ve Halkevlerinde görev aldı.
  2. Çıkla, Parla'dan aktararak kaba siyasi müdahaleyle kurulan kanonların uzun yaşamadığını söyler; Namık Kemal'den Nâzım Hikmet'e önde gelen yazarların çoğunun iktidarla çatıştığı hâlde başka bir kanonda yer edindiğini ve Türkiye'de milliyetçi, Marksist, İslamcı ve Kemalist ayrı kanonlar bulunduğunu belirtir. Halide Edib, Çıkla'nın aktardığı değerlendirmeye göre rejime «tatlı-sert» muhalefet yapmışken ölümünden sonra rejim tarafından önemsenip ders kitaplarına alınmıştır; bu, kanonlaştırmanın geriye dönük olarak da yapılabildiğini gösterir.
  3. Doğan'a göre İsmail Habib 1924'te Nâzım'ı «Millî Cereyan» şairleri arasında, 1932'deki lise kitabında «Kitaba İlave» bölümünde andı; Özön'ün 1941'de Maarif Vekâleti dizisinde çıkan kitabında Nâzım çıkarıldı. Banarlı ona şairliğini değerlendirmek için değil komünistliğini açığa vurmak için bir sayfa açtı; Kocatürk 1964'te serbest vezni Orhan Veli ile anlattı ve Nâzım'a yer vermedi. Doğan, Mutluay'ın toplumcu, Enginün'ün ise sola karşı taraflı tutumunu da eleştirir; ölçütü edebiyat tarihinden beklenen nesnelliktir.
  4. Yazarlara göre Nâzım'ın hapis, yasak ve sürgün gibi kısıtları, aynı görüşü paylaşan sanatçıların ve aydınların ilgisini çekti; 1949'da Paris'te kampanya yürütüldü, 1950'de Dünya Barış Ödülü'nü aldı, şiirleri birçok dile çevrildi. Böylece yasaklı olduğu için ülkesinde gerçekleştiremediği dolaşımı uluslararası alanda gerçekleştirdi ve simgesel sermayesi büyüdü. Çekince şudur: bu açıklama hapis ve sürgünün bedelini hafifletmez; yalnız bir eserin dolaşımının tek bir kanaldan geçmediğini ve yasağın bazı okurlar için bir simge yaratabildiğini gösterir.
  5. Hülleci önsözü devletin kanonu yukarıdan kurma çabasını gösterir: eserin konusu ve amacı bir devlet dairesince belirlenir, yazara «hazırlatılır», okur «yığın» olarak düşünülür. Halit Fahri'nin beyti aynı çabanın yazarlar arasından da geldiğini gösterir: bir şair, susan büyük yazarları devrimi anlatmaya çağırır. «Otobiyografi» dizeleri ise iktidarın dışarıda bıraktığı bir şairin bakışıdır: ölüm cezası istenmesi ile barış madalyası aynı sade tonla yan yana durur ve «otuz kırk dil» ile yasaklı tek dil arasındaki karşıtlık, kanonun ülke sınırında bittiğini gösterir.

Okuma

  • Selçuk Çıkla, «Türk Edebiyatında Kanon ve İnkılâp Kanonu» (2007).
  • Mehmet Can Doğan, «Cumhuriyet Döneminde Yazılan Edebiyat Tarihlerinde Yeni Türk Şiiri» (2018).
  • Linda Mığdıs Şeker ve Z. Emine Bogenç Demirel, «Nâzım Hikmet'in Edebiyat Alanındaki Konumuna ve Eserlerinin Çeviri Yoluyla Dolaşımına Kısıtların Olumlu Etkileri» (2020).
  • Elinizdeki bir lise edebiyat kitabını açın ve 1923-1950 dönemine ayrılan bölümde kimlerin kaç sayfa aldığını sayın. Bu kursta okuduğunuz yazarlardan hangileri eksik, hangileri beklediğinizden geniş yer tutuyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:10 Soğuk açılış: bir lise sırasında açık bir edebiyat kitabı; sayfadaki bir isim yavaşça silinir, kitap kapanır. Uzak bir şehirde bir masada bir el şiir yazar.
  • 1:10–1:50 Büyük soru: kursun on bir yazarının silueti bir rafa dizilir; bazıları öne çıkar, bazıları gölgeye çekilir.
  • 1:50–3:40 Bağlam: üç halka yan yana belirir: yazı masaları ve dergiler, bir resmî bina, bir kalabalık.
  • 3:40–7:10 Ana anlatı — İnkılâp kanonu: bir sipariş mektubu, basılan kitap yığınları, bir ödül töreni, eski harfli kitapların üstüne inen bir perde, bir meclis sırası.
  • 7:10–10:00 Ana anlatı — Edebiyat tarihinin sayfaları: aynı kitabın farklı yıllardaki baskıları yan yana; bir ismin kapladığı sayfa sayısı büyüyüp küçülür.
  • 10:00–12:40 Ana anlatı — Yasak ve dolaşım: bir hapishane penceresi; bir harita üzerinde şiirler farklı dillere yayılır; 1965'te bir kitapçı vitrini dolar.
  • 12:40–14:50 Metin anı: bir resmî yazı, bir tiyatro sahnesi, bir defter sayfasında sade dizeler; «otuz kırk» sayısı bir dünya haritasına, «Türkçemle yasak» tek bir noktaya dönüşür.
  • 14:50–15:40 Cevap ve bağlantı: raf yeniden düzenlenir; her kitabın yanında onu getiren kurumun küçük bir işareti belirir.
  • 15:40–16:10 Kapanış kancası: 1950'lerin bir dergi sayfası; anlaşılması güç imgeler kelime kelime belirir.

Telaffuz

  • Selçuk Çıkla: «sel-ÇUK çık-LA»; Mehmet Can Doğan: «meh-MET CAN do-ĞAN»; Linda Mığdıs Şeker: «lin-DA mığ-DIS şe-KER»; Emine Bogenç Demirel: «e-mi-NE bo-GENÇ de-mi-REL».
  • Mustafa Nihat Özön: «mus-ta-FA ni-HAT ö-ZÖN»; İsmail Habib: «is-maa-İL ha-BİB»; Nihad Sami Banarlı: «ni-HAD saa-Mİ ba-nar-LI»; Vasfi Mahir Kocatürk: «vas-Fİ maa-HİR ko-ca-TÜRK»; Rauf Mutluay: «ra-UF mut-lu-AY».
  • Hülleci: «hül-le-Cİ»; On Yılın Destanı: «ON yı-LIN des-taa-NI»; Pierre Bourdieu: «pi-YER bur-DYÖ»; Gisèle Sapiro: «ji-ZEL sa-pi-RO»; Piraye: «pi-raa-YE».