Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Necip Fazıl (1905-1983) düzensiz bir öğrenim gördü, bankalarda çalıştı, 1942'den sonra yazıdan geçindi, Büyük Doğu'yu çıkardı ve siyasi yazıları yüzünden kovuşturmalara uğradı. Dıranas (1909-1980) lisede Faruk Nafiz ve Tanpınar'ın öğrencisiydi; hiçbir akıma katılmadı, saf sanatın peşinden gitti.
- Okay'a göre Necip Fazıl'ın şiiriyle hece poetik bir değer kazandı; şiirlerinin başlıca teması korkudur ve «Kaldırımlar» bir korkunun gelişmesinin şiiridir. Eşya şairin iç dünyasıyla özdeşleşir. 1934'te Abdülhakim Arvâsî ile karşılaşmasından sonra dinî-mistik bir eğilim ağırlık kazandı.
- Gariper ile Bayraktar'ın taramasına göre Ataç 1932'de Ben ve Ötesi'ni yılın en önemli edebî olayı saydı ve onu bir «poète maudit» olarak andı; 1934'te sanatın ayrı bir dünya olduğu görüşüne karşı çıktı; 1936'dan sonra ilişki polemiğe dönüştü.
- Gür'e göre Dıranas, Baudelaire'den etkilenmiş, mısra yerine birkaç dizeye yayılan şiir cümlesini esas alan ve heceyi ahenkli bir biçime dönüştüren bir şairdir. Yılmaz ve Kaya'ya göre «Olvido»nun iki baskısı arasında 44 kelime değişmiştir; bu, saf şiirin işçilik anlayışını gösterir.
- Seçilen parçalarda Necip Fazıl'da korku damla damla birikir ve sanat kendi içinde kapalı bir dünya olarak tanımlanır; Dıranas'ın bendinde tek bir cümle beş dizeye yayılır, bahçe ve bohça bellek metaforu olarak lavanta kokulu kederleri çağırır.
Kazanımlar
- Necip Fazıl Kısakürek'in ve Ahmet Muhip Dıranas'ın hayatlarını ve Cumhuriyet'in ilk kuşağında hece veznini yenileyen şairler arasındaki yerlerini açıklayabilir.
- Necip Fazıl'ın şiirinde korku, eşya ve mistik arayış temalarını ve 1934 sonrası dinî-mistik yönelişini açıklayabilir.
- Nurullah Ataç'ın Necip Fazıl'a bakışının övgüden eleştiriye dönüşmesini ve Dıranas'ın saf şiir anlayışına dair değerlendirmeleri karşılaştırabilir.
- «Kaldırımlar»dan bir dize, Necip Fazıl'ın sanat üzerine bir cümlesi ve Dıranas'ın «Olvido»sundan bir bent üzerinden mistik ve saf şiirin dilini yakından okuyabilir.
Video metni
Soğuk açılış
1932, bir gazete sütunu. Bir eleştirmen yeni çıkan bir şiir kitabı için şunu yazar: bu kitap, şimdilik, yılın en önemli edebî olayıdır. Şairi kendi kuşağının en kuvvetli şairlerinden biri sayar ve ona «dostum» der.
Dört yıl sonra aynı eleştirmen ile aynı şair birbirlerine sert yazılar yazmaktadır; eleştirmen, dost saydığı adamın küfürlere başvurduğundan yakınır. On yıl daha geçince şair, eleştirmeni bir «edebiyat mahkemesi»nde alaya alacaktır.
Şair Necip Fazıl'dır, eleştirmen Nurullah Ataç. Aradaki yıllarda şairin şiiri de, hayatı da değişmiştir.
Büyük soru
Bir önceki ünitede Tanpınar'ın fakülteden arkadaşlarından birinin Necip Fazıl olduğunu gördük. Aynı kuşaktan iki şair bu ünitenin konusudur: birinin şiiri bir korkudan ve bir aramadan doğar, öbürününki bir cümlenin ve bir sesin işçiliğinden. Şiir bir hakikati aramanın aracı mıdır, yoksa kendi içinde kapalı bir güzellik mi? Ve aynı hece ölçüsü bu iki yola nasıl birden açılır?
Bağlam
Necip Fazıl 1905'te İstanbul'da, büyükbabasının konağında doğar; bu hayat çizgisini M. Orhan Okay'ın DİA yazısı veriyor. Birçok okulda düzensiz bir öğrenim görür, Bahriye Mektebi'nden ve Dârülfünun Felsefe Şubesi'nden diploma almadan ayrılır, devlet bursuyla gittiği Paris'te de düzenli bir öğrenci olmaz. Döndükten sonra bankalarda memurluk yapar; 1942'den itibaren geçimini yazı ve yayıncılıktan sağlar. 1943'te Büyük Doğu dergisini çıkarır. Okay'a göre yazıları ve siyasi faaliyetleri yüzünden farklı iktidarlar döneminde kovuşturmaya uğrar, mahkûmiyet kararları alır. 1983'te ölür.
Alim Gür'ün DİA maddesine göre Ahmet Muhip Dıranas 1909'da Sinop'un bir köyünde doğar; Ankara Erkek Lisesi'nde Faruk Nafiz Çamlıbel ile Ahmet Hamdi Tanpınar'ın öğrencisi olur ve onların teşvikiyle şiire yönelir. Gür'e göre İkinci Dünya Savaşı yıllarında Ağrı'nın bir köyünde geçen askerliği hem hayatı hem sanatı için bir dönüm noktasıdır; ünlü «Ağrı» şiiri bu yılların ürünüdür. 1980'de ölür ve vasiyeti üzerine doğduğu köye gömülür.
Ana anlatı — Korkunun şairi
Okay'a göre Necip Fazıl, Cumhuriyet'in ilk yıllarında hece vezniyle yazan şairler arasında estetik kaygıları ve metafizik-psikolojik derinliğiyle kendine bir yer edinir. II. Meşrutiyet'ten sonra yaygınlaşan ama ses ve biçim bakımından monoton örnekleriyle bocalayan hece vezni, Okay'a göre onun şiirleriyle poetik bir değer kazanır. 1924'te yazdığı «Örümcek Ağı», Okay'a göre ilk hececilerin monotonluğundan, belirli duraklarından ve alışılmış kafiyelerinden kurtulmuş bir şiirdir.
Okay'a göre bu şiirin başlıca teması korkudur. İlk kitaptaki «Gece Yarısı», «Boş Odalar», «Ayak Sesleri» gibi şiirlerden itibaren korku değişmeyen bir laytmotif gibi tekrarlanır; «Kaldırımlar» baştan sona bir korkunun gelişmesinin şiiridir ve şaire «Kaldırımlar şairi» ünü kazandırır. Periler, hayaletler, kâbuslar, anlaşılmayan ayak sesleri şiirlere girer.
Okay'a göre eşyaya bakışı da özeldir. Otel odalarının eşyası, orman, deniz, yağmur, kaldırımlar sıradan nesneler olmaktan çıkar ve şairin iç dünyasıyla özdeşleşir. Okay, bu özelliklerin arkasında Hâşim'in sembolist şiirini, Freud'un bilinçaltı kuramlarını, Bergson'un sezgiciliğini ve Baudelaire'in karamsar ve mistik havasını görür.
Bu mistik yön 1934'te belirginleşir. Okay'a göre Necip Fazıl'ın Nakşibendî şeyhi Abdülhakim Arvâsî ile karşılaşmasından sonra sanat anlayışında ve eserlerinde dinî-mistik bir eğilim ağırlık kazanır. Okay'a göre şair sonraki yıllarda bir poetika yazar ve 1955'te bir şiir kitabına ekler. Bu metinde şairi «üstün idrak sahibi» olarak tanımlar ve ona insanla Tanrı arasında bir yer verir.
Ana anlatı — Bir dostluğun sonu
Necip Fazıl'ın şiiri kendi döneminde nasıl karşılandı? Cafer Gariper ile Yasemin Bayraktar'ın Ataç'ın yazılarını tarayan çalışması bir dönüşümü gösterir. Onlara göre Ataç, 1932'de Ben ve Ötesi çıktığında kitabı yılın en önemli edebî olayı sayar; Necip Fazıl ile Nazım Hikmet'i kuşağının «hakiki şairleri» olarak anar ve ikisi arasında Necip Fazıl'ı tercih ettiğini yazar. Ataç, Baudelaire, Verlaine ve Rimbaud'yla yakınlığına dikkat çeker ve onu bir «poète maudit» olarak anar.
Ayrılık bir sanat anlayışı tartışmasıyla başlar. İki araştırmacıya göre 1934'te bir gazete anketinde Necip Fazıl sanatın ayrı ve kendi içinde bir dünya olduğunu, sanatçının halkın anlaması gereken bir şeyi söylemeye mecbur olmadığını savunur. Ataç buna karşı çıkar: şair sesini halka duyurmak, kendi âlemini etrafa kabul ettirmek istemelidir; Necip Fazıl sanatçının bir «kahraman» olma hakkını ve görevini reddetmektedir.
Onlara göre 1936'dan sonra ayrılık bir polemiğe dönüşür. Necip Fazıl kendi dergisinde Ataç'ı sert bir dille eleştirir; Ataç, onun hakaretlerine aynı dille cevap vermeyeceğini, aralarındaki dostluğu Necip Fazıl'ın bitirdiğini yazar. Bu çalışmaya göre Ataç, şairin gençlik dönemi eserlerini ve olgunluk dönemi şiirlerinin bir kısmını över, ama kişiliğine ve olgunluk dönemi şiirinin önemli bir kısmına olumsuz bakar.
Yaygın yanlış«Nurullah Ataç Necip Fazıl'ın şiirini baştan beri küçümsemiştir.»
Bu çalışmaya göre Ataç 1932'de Ben ve Ötesi'ni yılın en önemli edebî olayı sayar, Necip Fazıl'ı kuşağının en kuvvetli şairlerinden biri olarak anar ve ona «dostum» der. Ayrılık 1934'teki sanat anlayışı tartışmasıyla başlar ve 1936'dan sonra karşılıklı polemiğe dönüşür. Aynı eleştirmenin yargısı zamanla değişmiştir.
Ana anlatı — Sözün saflığı
Ahmet Muhip Dıranas başka bir yolu seçer. Gür'e göre Dıranas, devrin hâkim ideolojilerine iltifat etmez, herhangi bir edebî akıma ya da topluluğa katılmaz ve saf sanat anlayışının peşinden gider. Gür'e göre bir konuşmasında Fransızcayı Baudelaire'i okuyup anlayabilmek için öğrendiğini söyler; edebiyat tarihçileri onu Necip Fazıl, Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer ve Cahit Sıtkı Tarancı'yla yakın duyarlılıkta bir şair olarak değerlendirir.
Yılmaz ve Kaya'ya göre saf şiir, kalıcılığı sağlamak için büyük uğraş veren, siyaset dışı kalan, anlam kapalılığını savunan bir şiir anlayışıdır. Onlara göre Türk şiirinde bu anlayışın başını Yahya Kemal ve Ahmed Hâşim çeker; Cumhuriyet döneminde Tanpınar, Dıranas, Necip Fazıl ve başkaları bu bağlamda şiirler yazar. Ama Yılmaz ve Kaya bir çekince ekler: bu şairlerin çoğunun siyasi ve toplumsal konulara değinen şiirleri de vardır.
Gür'e göre Dıranas, kendi içinde tamamlanmış mısra yerine birkaç mısradan oluşan şiir cümlesi kurmaya çalışır; mısradan çok cümleyi esas alır ve farklı hece kalıplarıyla kendine özgü bir şiir dili oluşturur.
Yılmaz ve Kaya, Dıranas'ın titizliğini sayılarla gösterir. Onlara göre «Olvido» şiirinin ilk baskısı ile şairin son kitabı Şiirler'deki biçimi arasında 242 kelimelik şiirin 44 kelimesi değişmiştir; şiire yeni bir bent eklenmiştir. Onlara göre bu, şiirin bir çalışma ve bilinç işi olduğunu bilen, bir mükemmellik fikrinin peşindeki bir şairi gösterir.
Metin anı
Üç kısa parça. Önce Necip Fazıl'ın «Kaldırımlar»ından bir dize:
İçimde damla damla bir korku birikiyor.
Necip Fazıl'ın 1934'teki ankette sanat için söylediği:
Sanat ayrı bir dünyadır. Ve o dünya kendi içindedir.
Ve Dıranas'ın «Olvido»sunun ilk bendi:
Hoyrattır bu akşamüstüler daima.
Gün saltanatıyle gitti mi bir defa
Yalnızlığımızla doldurup her yeri
Bir renk çığlığı içinde bahçemizden,
Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan
Lavanta çiçeği kokan kederleri;
Hoyrattır bu akşamüstüler daima!
Necip Fazıl'ın dizesinde korku bir damladır, ama birikir. «Damla damla» ikilemesi bir saat tıkırtısı gibi yavaş ve kaçınılmazdır. Okay'ın «bir korkunun gelişmesinin şiiri» dediği şey tek bir dizede görünür: korku bir anda gelmez, içeride dolar. Mistik arayışın başlangıcı bu iç korkudur.
Anket cümlesi aynı şairin sanat anlayışını gösterir. Sanat ayrı bir dünyadır ve o dünya kendi içindedir: dışarıya, halka, topluma karşı bir kapı kapatılır. Ataç'ın itirazı bu kapıya yöneliktir. Bu cümle, Dıranas'ın saf şiir anlayışıyla da akrabadır; ama Necip Fazıl'da bu kapalı dünya zamanla bir hakikat arayışına, Dıranas'ta ise bir ses ve imge işçiliğine açılır.
Dıranas'ın bendi aynı dizeyle açılır ve kapanır: «Hoyrattır bu akşamüstüler daima». Arada bir cümle, beş dizeye yayılır; Gür'ün şiir cümlesi dediği bu yapıdır. «Bahçe» ile «bohça» sesçe birbirine yakındır ve Yılmaz ve Kaya'ya göre anıları saklayan iki bellek metaforudur: bahçe açık, bohça kapalı alandır. Bohçadan çıkan şey, «lavanta çiçeği kokan kederler»dir. Bir koku, bir çocukluğu çağırır.
Cevap ve bağlantı
Şiir bir hakikati aramanın aracı mıdır, yoksa kendi içinde kapalı bir güzellik mi? İki şair bu soruya aynı noktadan başlayıp farklı yerlere varır. Necip Fazıl sanatı kendi içinde bir dünya sayar, ama o dünyayı bir korkudan ve bir iç aramadan kurar; 1934'ten sonra bu arama dinî-mistik bir hakikate yönelir. Dıranas ise o kapalı dünyayı ses, cümle ve imgeyle işler; «Olvido»nun iki baskısı arasındaki düzeltmeler, onun için şiirin bir işçilik olduğunu gösterir.
Aynı hece ölçüsü iki yola nasıl açılır? Okay'a göre Necip Fazıl'ın şiirleriyle hece poetik bir değer kazanır; Gür'e göre Dıranas heceyi kuru bir vezin olmaktan çıkarıp ahenkli bir biçime dönüştüren şairler arasındadır. Garip'in vezni bıraktığı yıllarda, bu şairler ölçünün içinde kalarak onu yeniledi. Ataç'ın tavrındaki değişim de şunu hatırlatır: bir şairin değeri üzerine yargılar, sanat anlayışlarının ve kişisel ilişkilerin değişmesiyle birlikte değişebilir.
Kapanış kancası
Gür'e göre Dıranas'ın lisedeki hocalarından biri Faruk Nafiz Çamlıbel'di; edebiyat tarihçileri de Dıranas'ı, kendisinden hemen önce gelen bir grup genç şair ile 1940 kuşağı arasında bir geçiş olarak görür. Heceyi Anadolu'nun manzaralarına, kervansaraylarına, köylerine taşıyan şairler ile bu vezne yeni bir hava getirmek isteyen genç bir topluluk, Cumhuriyet'in ilk yıllarında şiiri nereye götürdü?
Özet kartı
- Necip Fazıl (1905-1983) düzensiz bir öğrenim gördü, bankalarda çalıştı, 1942'den sonra yazıdan geçindi, Büyük Doğu'yu çıkardı ve siyasi yazıları yüzünden kovuşturmalara uğradı. Dıranas (1909-1980) lisede Faruk Nafiz ve Tanpınar'ın öğrencisiydi; hiçbir akıma katılmadı, saf sanatın peşinden gitti.
- Okay'a göre Necip Fazıl'ın şiiriyle hece poetik bir değer kazandı; şiirlerinin başlıca teması korkudur ve «Kaldırımlar» bir korkunun gelişmesinin şiiridir. Eşya şairin iç dünyasıyla özdeşleşir. 1934'te Abdülhakim Arvâsî ile karşılaşmasından sonra dinî-mistik bir eğilim ağırlık kazandı.
- Gariper ile Bayraktar'ın taramasına göre Ataç 1932'de Ben ve Ötesi'ni yılın en önemli edebî olayı saydı ve onu bir «poète maudit» olarak andı; 1934'te sanatın ayrı bir dünya olduğu görüşüne karşı çıktı; 1936'dan sonra ilişki polemiğe dönüştü.
- Gür'e göre Dıranas, Baudelaire'den etkilenmiş, mısra yerine birkaç dizeye yayılan şiir cümlesini esas alan ve heceyi ahenkli bir biçime dönüştüren bir şairdir. Yılmaz ve Kaya'ya göre «Olvido»nun iki baskısı arasında 44 kelime değişmiştir; bu, saf şiirin işçilik anlayışını gösterir.
- Seçilen parçalarda Necip Fazıl'da korku damla damla birikir ve sanat kendi içinde kapalı bir dünya olarak tanımlanır; Dıranas'ın bendinde tek bir cümle beş dizeye yayılır, bahçe ve bohça bellek metaforu olarak lavanta kokulu kederleri çağırır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Mistik şiir | Mystical poetry | Aşkın meseleleri sezgi ve iç tecrübeyle kavranan bir hakikat olarak işleyen şiir |
| Poetika | Poetics | Bir şairin şiirin ne olduğu ve nasıl yazılacağı üzerine görüşlerini derleyen metin |
| Poète maudit | Accursed poet | Toplumla uyuşmayan, karanlık bir iç dünyayı yazan «lanetli şair» tipi |
| Bellek metaforu | Metaphor of memory | Anıları saklayan ya da çağıran bir nesnenin ya da duyunun şiirde kullanılması |
| Şiir cümlesi | The poetic sentence | Bir cümlenin birkaç dizeye yayılarak kurulması |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Necip Fazıl ile Dıranas'ın hayatlarında hangi dönüm noktaları vardır? İkisi de hece vezni bakımından nasıl değerlendirilir?
- (Kazanım 2) Necip Fazıl'ın şiirinin başlıca teması nedir ve eşyaya bakışı nasıldır? 1934'teki dönüşüm onun şiirini ve poetikasını nasıl etkiledi?
- (Kazanım 3) Ataç'ın Necip Fazıl'a bakışı 1932'den 1936'ya nasıl değişti? Değişimin başlangıcındaki sanat anlayışı tartışması nedir?
- (Kazanım 3) Yılmaz ve Kaya saf şiiri nasıl tanımlar ve hangi çekinceyi ekler? Dıranas'ın «Olvido» üzerindeki çalışması saf şiir anlayışı hakkında ne gösterir?
- (Kazanım 4) Seçilen üç parçayı karşılaştırın: Necip Fazıl'ın dizesindeki korku, anket cümlesindeki sanat anlayışı ve Dıranas'ın bendindeki şiir cümlesi ve bellek metaforları nasıl çalışır?
Cevaplar
- Okay'a göre Necip Fazıl'ın hayatında 1934'te Abdülhakim Arvâsî ile karşılaşması, 1942'de memuriyeti bırakıp yazıdan geçinmeye başlaması ve 1943'te Büyük Doğu'yu çıkarması önemli dönüm noktalarıdır; yazıları ve siyasi faaliyetleri yüzünden kovuşturmalara uğrar. Gür'e göre Dıranas'ın lisede Faruk Nafiz ve Tanpınar'ın öğrencisi olması ve 1942-1945'teki Ağrı askerliği dönüm noktalarıdır. Okay'a göre hece vezni Necip Fazıl'ın şiirleriyle poetik bir değer kazanır; Gür'e göre Dıranas heceyi kuru bir vezin olmaktan çıkarıp ahenkli bir biçime dönüştüren şairler arasındadır.
- Okay'a göre başlıca tema korkudur: ilk kitaptaki şiirlerden itibaren korku bir laytmotif gibi tekrarlanır ve «Kaldırımlar» bir korkunun gelişmesinin şiiridir; periler, hayaletler, kâbuslar şiirlere girer. Eşya sıradan bir nesne olmaktan çıkar ve şairin iç dünyasıyla özdeşleşir. 1934'teki karşılaşmadan sonra şiirine ve sanat anlayışına dinî-mistik bir görüş hâkim olur; poetikasında şairi üstün idrak sahibi olarak tanımlar ve insanla Tanrı arasında bir yere koyar.
- Gariper ile Bayraktar'ın taramasına göre Ataç 1932'de Ben ve Ötesi'ni yılın en önemli edebî olayı saydı, Necip Fazıl'ı kuşağının en kuvvetli şairlerinden biri olarak andı ve ona «dostum» dedi. 1934'te bir ankette Necip Fazıl sanatın ayrı ve kendi içinde bir dünya olduğunu, sanatçının halkın anlaması gereken bir şeyi söylemeye mecbur olmadığını savundu; Ataç buna karşı çıkarak şairin sesini halka duyurmak istemesi gerektiğini, Necip Fazıl'ın sanatçının «kahraman» olma görevini reddettiğini yazdı. 1936'dan sonra Necip Fazıl Ataç'ı sert bir dille eleştirdi ve ilişki polemiğe dönüştü.
- Yılmaz ve Kaya'ya göre saf şiir kalıcılığı sağlamak için büyük uğraş veren, siyaset dışı kalan, anlam kapalılığını savunan, çoğu zaman kısa ve lirik bir şiir anlayışıdır; Türk şiirinde başını Yahya Kemal ile Ahmed Hâşim çeker. Ama bu bağlamda anılan Cumhuriyet şairlerinin çoğunun siyasi ve toplumsal konulara değinen şiirleri de vardır. «Olvido»nun ilk baskısı ile Şiirler'deki son biçimi arasında 242 kelimelik şiirin 44 kelimesi değişmiş, bir bent eklenmiştir; bu, şiiri yalnız ilhamla değil, bir çalışma ve bilinç işi olarak gören, mükemmelliğin peşindeki bir anlayışı gösterir.
- Necip Fazıl'ın dizesinde korku «damla damla» birikir; ikileme bir tıkırtı gibi yavaş ve kaçınılmaz bir birikimi duyurur ve Okay'ın «bir korkunun gelişmesi» dediği şeyi tek dizede gösterir. Anket cümlesi sanatı ayrı ve kendi içinde kapalı bir dünya olarak tanımlar; bu, Ataç'ın itiraz ettiği ve Dıranas'ın saf şiirine de yakın olan bir tutumdur. Dıranas'ın bendi aynı dizeyle açılıp kapanır, arada tek bir cümle beş dizeye yayılır; bahçe ve bohça sesçe birbirine yakın, biri açık biri kapalı iki bellek metaforudur ve bohçadan çıkan lavanta kokulu kederler çocukluğu çağırır.
Okuma
- M. Orhan Okay, «Kısakürek, Necip Fazıl» (DİA 25) ve Alim Gür, «Dıranas, Ahmet Muhip» (DİA EK-1).
- Cafer Gariper ve Yasemin Bayraktar, «Eleştirinin ve Polemiğin Kıskacında Nurullah Ataç ve Necip Fazıl» (2017).
- Necip Fazıl, «Kaldırımlar» ve «Örümcek Ağı»; Ahmet Muhip Dıranas, «Olvido» ve «Fahriye Abla». Her şiirde tek bir cümlenin kaç dizeye yayıldığını sayın. Hangi şair cümleyi dizeye sığdırıyor, hangisi dizeyi cümleye açıyor?