İçeriğe geç

Ünite EDB-210-09 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

Ahmet Hamdi Tanpınar

EDB-210 Cumhuriyet Dönemi I (1923–1950)

2.515 kelime · yaklaşık 11 dakika okuma · anlatım 12 dk

  • süre
  • çerçeve zaman
  • kültür romanı
  • medeniyet terkibi
  • temaşa
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Tanpınar (1901-1962) çocukluğunu Anadolu şehirlerinde geçirdi, Dârülfünun'da Yahya Kemal'in öğrencisi oldu; öğretmen, estetik hocası ve XIX. Asır Türk Edebiyatı profesörü oldu. Hayattayken az ilgi gördü, 1970'lerden sonra geniş bir okur ve eleştirmen kitlesi buldu. Mezar taşında «Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında» dizeleri yazılıdır.
  2. Okay'a göre şiirlerinin hepsi hece vezniyledir ama hecede aruz ahengi arar; müzik, rüya ve zaman temalarıyla Yahya Kemal'den çok Ahmed Hâşim'e yakındır; vezin ve kafiyenin reddine karşı çıkar. Demir'e göre Bergson'un «süre» kavramı onun zaman anlayışının merkezindedir.
  3. Huzur 1948'de tefrika edildi, 1949'da kitap oldu; İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz adlı dört bölümden oluşur. Çerçeve zamanı yirmi dört saattir; ikinci ve üçüncü bölümler bir yıl öncesine döner. Okay'a göre Proust'un etkisi görülür ve romanlar kültür romanı olarak da okunabilir.
  4. Okay'a göre Tanpınar 1932'ye kadar radikal bir Batıcıydı ve 1930'da divan edebiyatının lise programlarından çıkarılmasını önerdi; sonra Doğu ile Batı'nın terkibini aradı. Moran onda İslâmiyet'in estetik bir sorun olduğunu söyler; Okay günlüklerine dayanarak bunun eksik kaldığını belirtir.
  5. «Ne içindeyim zamanın» dörtlüğünde zamanın içinde ve dışında olmak arasındaki ara yer, «yekpare, geniş bir ânın parçalanmaz akışı» olarak adlandırılır; şair bunu yaşanan zamandan başka bir zamana, mekânla ve eşyayla kaynaşan bir zamana gitmek diye tarif eder.

Kazanımlar

  • Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Anadolu'da geçen çocukluğunu, Yahya Kemal'in öğrenciliğini, öğretmenlik ve profesörlük yıllarını ve ölümünden sonra artan ününü açıklayabilir.
  • Tanpınar'ın şiirinde müzik, rüya ve zaman temalarını, Bergson'un «süre» kavramıyla ilişkisi içinde açıklayabilir.
  • Huzur'un yirmi dört saatlik çerçeve zamanını, dört bölümlük yapısını ve geriye dönüşlerle genişleyen zamanını açıklayabilir.
  • Tanpınar'ın Batı ile gelenek arasındaki tutumuna dair farklı değerlendirmeleri karşılaştırabilir ve «Ne içindeyim zamanın» şiirinden seçilen dizeleri yakından okuyabilir.

Video metni

Soğuk açılış

İstanbul, Rumelihisarı Mezarlığı. Bir mezar taşı, hocasının mezarının hemen yanında. Taşın üstünde iki dize yazılıdır: «Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında.»

Taşın sahibi 1962'de ölmüştür. Hocası, dört yıl önce ölen Yahya Kemal'dir. Kendisi ise hayattayken yeterince okunmadığından günlüklerinde yakınan bir şair, romancı ve edebiyat tarihçisidir.

Adı Ahmet Hamdi Tanpınar'dır. Ve mezar taşı, bir insanın zamanla ilişkisini iki dizeye sığdırır.

Büyük soru

Bir önceki ünitede Garip şairlerinin eski şiiri alaya aldığını gördük. Tanpınar ise geçmişi ne bırakmak ne de ona gömülmek ister. Bir insan zamanın hem içinde hem dışında nasıl yaşar? Ve bir roman, yirmi dört saatin içine yıllarca süren bir aşkı, bir şehri ve bir medeniyeti nasıl sığdırabilir?

Bağlam

Tanpınar 1901'de İstanbul'da doğar; kadı olan babasının görev yerleri yüzünden çocukluğu Ergani Madeni, Sinop, Siirt, Kerkük ve Antalya'da geçer; bunları M. Orhan Okay'ın ansiklopedi yazısından biliyoruz. 1918'de İstanbul'a gelir; lisedeyken şiirlerinden tanıdığı Yahya Kemal'in Dârülfünun'da ders verdiğini öğrenince Edebiyat Şubesi'ne yazılır. Okay, Yahya Kemal'in onun Batı edebiyatı ve divan şiiri zevkinin, şiir dilinin, millet ve tarih görüşlerinin gelişmesindeki payını vurgular.

Okay'a göre Erzurum, Konya, Ankara ve İstanbul'da öğretmenlik yapar; Ahmed Hâşim'in ölümüyle boşalan estetik derslerini Güzel Sanatlar Akademisi'nde üstlenir. 1939'da Edebiyat Fakültesi'nde kurulan XIX. Asır Türk Edebiyatı kürsüsüne profesör olur. Bir dönem milletvekilliği yapar. 23 Ocak 1962'de ölür ve Yahya Kemal'in yanına gömülür.

Okay'a göre Tanpınar hayattayken şahsiyeti ve eserleriyle yeterli ilgi görmez ve bunu günlüklerinde dile getirir. Ölümünden on yıl sonra, 1970'lerden itibaren giderek artan bir okur ve eleştirmen kitlesi bulur.

Ana anlatı — Rüya hâlinde bir dil

Okay'a göre Tanpınar edebiyatın hemen her türünde eser verse de daha çok şair olarak öne çıkmak ister. Sağlığında kitabına aldığı otuz yedi şiirin hepsi hece vezniyledir; ama Okay'a göre hece vezninde aruz ahengini aradığını kendisi söyler. Şiirlerinin çoğunda müzik, rüya, zaman ve sonsuzluk temaları vardır. Okay'a göre Tanpınar kendi şiirleri için «dilde rüya halini kurmak» gibi bir formülden söz eder.

Bu özellikler onu şaşırtıcı bir akrabalığa götürür. Okay'a göre bu yönleriyle Tanpınar'ın şiiri, hocası Yahya Kemal'den çok, edebiyat çevrelerinde Yahya Kemal'in rakibi sayılan Ahmed Hâşim'e benzer; mizaç olarak da Hâşim'e daha yakındır. Bir önceki ünitede Garip'in parodi ettiği şair, Tanpınar'ın şiirinde başka bir biçimde yaşar.

Tanpınar Garip'in karşısında durur. Okay'a göre 1930'larda vezin ve kafiyenin gereksizliği üzerine başlayan akıma karşı çıkar; ona göre vezin ve kafiye gibi unsurlar, şiirin düzenini, mükemmellik kıvılcımını çıkarmak için zekânın maddeyle mücadelesini sağlar.

Zaman temasının bir felsefi kaynağı da vardır. Zafer Demir'in aktardığına göre Tanpınar, «Antalyalı Genç Kıza Mektup»ta Bergson'un zaman anlayışının şiir ve sanat anlayışının oluşmasında önemli bir yeri olduğunu açıkça söyler. Demir'e göre Tanpınar, ölçülebilen, bölünebilen matematiksel zaman ile ruhun algıladığı zamanı birbirinden ayırır.

Okay bu tutumu bir psikolojiye de bağlar. Ona göre Tanpınar'ın sık tekrarladığı bakmak, hayranlık ve lezzet kavramları bir temaşa psikolojisiyle açıklanabilir.

Ana anlatı — Yirmi dört saatte bir hayat

Tanpınar'ın en bilinen romanı Huzur'dur. Nesrin Mengi'ye göre roman 22 Şubat - 2 Haziran 1948 arasında Cumhuriyet'te tefrika edilir ve 1949'da kitap olarak yayımlanır. Roman dört bölümdür ve her bölüm bir kişinin adını taşır: İhsan, Nuran, Suat, Mümtaz. Mengi'ye göre bu adlar, o kişilerin hikâyelerini değil, romanın asıl kişisi Mümtaz'la olan ilişkilerini yansıtır.

Romanın zamanı ikiye bölünmüştür. Mengi'ye göre, Mehmet Kaplan'ın deyişiyle «çerçeve zaman» yirmi dört saatlik bir şimdiki zamandır. Birinci bölümde Mümtaz sabah uyanır, hasta olan İhsan için hemşire aramaya çıkar; öğleden sonra Nuran'ın arkadaşlarıyla karşılaşır ve Nuran'ın eski eşiyle barıştığını öğrenir. İkinci ve üçüncü bölümler bir yıl geriye döner ve Nuran'la yaşanan aşkı anlatır; son bölüm yeniden o günün akşamına bağlanır.

Mengi, Hakan Sazyek'ten aktararak bu yapının etkisini açıklar: ilk ve son bölüm kopan bir zincirin iki halkası gibi yeniden birleşir; araya giren iki bölüm, aşk hikâyesinin Mümtaz'ın zihninden akıp giden bir hatırlama olarak okunmasına yol açar. Okay'a göre de Huzur olay olarak yirmi dört saate sığsa da geriye dönüşlerle genişler; zaman, kahramanların hatırladıklarını şimdiye taşıyan bir üslup mekanizmasına dönüşür. Okay'a göre bunda Bergson'dan hareketle Marcel Proust'un etkisi dikkate alınmalıdır: Tanpınar da Proust gibi geçmiş zamanın peşindedir.

Yaygın yanlış«*Huzur* yirmi dört saatte geçtiği için yalnızca bir günü anlatır.»
Doğrusu

Mengi'ye göre romanın çerçeve zamanı yirmi dört saattir; ama ikinci ve üçüncü bölümler geriye dönüşle bir yıl öncesine gider ve Mümtaz ile Nuran'ın aşkını baştan sona anlatır. Okay'a göre geçmiş hem kişisel hatıralarda hem de millî tarihin hafızasında yer alır. Tek bir gün, yıllara ve bir medeniyete açılan bir pencere olur.

Okay'a göre Huzur ve öbür romanlar birer kültür romanı olarak da okunabilir: kahramanların konuşmalarında mimariden resme, hattan musikiye, felsefi ve tasavvufi meselelere kadar zengin bir birikim sergilenir.

Ana anlatı — Batıcıdan terkibe

Tanpınar'ın geçmişle ilişkisi baştan böyle değildir. Okay'a göre Tanpınar kendi ifadesiyle 1932 yılına kadar radikal bir Batıcıdır ve Doğu'yu tamamen reddeder. Okay'a göre bu tutumun bilinen tek izi, 1930'da Ankara'da toplanan bir öğretmenler kongresinde divan edebiyatının lise programlarından çıkarılması ve edebiyat tarihinin Tanzimat'tan başlatılması yolundaki teklifidir.

1932'den sonra, özellikle Yahya Kemal'in çevresine yeniden girdiği yıllarda tutumu değişir. Okay'a göre bundan sonra tutumu terkibî bir nitelik kazanır: yenileşmenin gerekliliğine inanır, devrimleri yüceltmeye çalışır; ama Osmanlı medeniyetinin ve onu doğuran değerlerin kaybolmasından gelen bir iç sızısı, bitmeyen bir nostalji de duyulur. Maddeye bakılırsa, hocasının yardımıyla klasik Türk musikisinin büyük eserlerini dinlemesi, zihninde iki medeniyetin terkibi ya da armonisi fikrinin çekirdeğini oluşturur.

Bu terkibin içinde din nerede durur? Okay burada iki bakışı yan yana koyar. Berna Moran, Tanpınar'da İslâmiyet'in temelde estetik bir sorun olduğu hükmünü verir. Okay'a göre bu yargı edebî eserler için yanlış değildir; ama Tanpınar'ın günlüklerindeki, anasının babasının dininde ölmek istediğini ve milletinin Müslüman kalmasını istediğini söyleyen sözler, meseleye farklı açıdan bakmayı gerektirir. Okay'a göre özellikle Huzur'da din motifleri yalnız estetik bir sorun olmayı aşar.

Okay'a göre 1970'lerden sonraki ilginin nedeni de bu terkip arayışıdır: Batılılaşma hareketleri ile körü körüne muhafazakârlık akımları karşısında Tanpınar'ın dengeli bir sentez arayışı, geniş bir okur ve eleştirmen kitlesinin ilgi odağı olur.

Metin anı

«Ne içindeyim zamanın» şiirinin ilk dörtlüğü:

Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir ânın
Parçalanmaz akışında.

Ve Tanpınar'ın aynı şiir üzerine söyledikleri:

Bunu yaşadığımızdan başka bir zamana gitmek diye tarif edebilirim. Başka türlü ritmi olan ve mekânla, eşya ile içten kaynaşan bir zaman.

Dörtlüğün ilk iki dizesi bir olumsuzlama çiftidir: «ne içindeyim», «ne de büsbütün dışında». Şair saatle ölçülen zamanın içinde değildir, ama ondan tümüyle de kopmamıştır. «Büsbütün» kelimesi incedir: dışarıda olmak mümkündür, ama tam olarak değil. Mezar taşına bu iki dizenin yazılması, onları bir şiirden bir hayatın özetine dönüştürür.

Üçüncü ve dördüncü dizeler bu ara yeri adlandırır: «yekpare, geniş bir an» ve onun «parçalanmaz akışı». An hem tek parçadır hem akar. Demir'in Bergson'un «süre»siyle ilişkilendirdiği zaman tam burada görünür: bölünmeyen, saatlere ayrılmayan, bilincin içinden yaşanan bir akış. Hece vezninin düzenli sekizli ritmi de bu akışa bir musiki verir; Okay'ın söz ettiği, hecede aruz ahengi arayan kulak burada iş başındadır.

Şairin kendi açıklaması şiire bir yön verir: bu, yaşanan zamandan «başka bir zamana gitmek»tir. O zamanın ritmi başkadır ve «mekânla, eşya ile içten kaynaşır». Huzur'un bir gününün içine sığan yıllar, İstanbul'un semtleri, bir musiki faslı, hep bu kaynaşmanın romandaki karşılığıdır. Şiir ile roman, aynı zaman duygusunun iki dilidir.

Cevap ve bağlantı

Bir insan zamanın hem içinde hem dışında nasıl yaşar? Tanpınar'ın cevabı, Bergson'un süresine yakın bir zaman duygusudur: saatin zamanı sürerken, bilinç içinde yekpare bir an yaşanır. Şiirde bu, bir rüya hâlinde; romanda, yirmi dört saatin içine açılan geriye dönüşlerde görünür.

Bir roman bir günün içine yılları nasıl sığdırır? Huzur'da çerçeve zaman kısadır, ama hatırlama onu genişletir; bir aşk, bir şehir, bir medeniyet aynı günün içinde akar. Bu zaman duygusu Tanpınar'ın geçmişle ilişkisini de açıklar. Garip eskiyi alaya almıştı; Tanpınar ise önce onu reddetmiş, sonra onunla bir terkip kurmaya çalışmıştır. Moran'ın ve Okay'ın farklı vurguları bu terkibin içindeki gerilimi gösterir: estetik bir hayranlık mı, bir inanç mı? Tanpınar'ın cevabı belki de dizesindeki gibidir: ne tamamen içinde, ne büsbütün dışında.

Kapanış kancası

Okay'a göre Tanpınar'ın fakülte yıllarındaki arkadaşlarından biri Necip Fazıl'dı; dersler dışında, geceleri yatakhanelerde şiir üzerine heyecanla konuşurlardı. Tanpınar zamanı rüya ile musiki arasında ararken, bu arkadaşı şiiri bir iç sıkıntısından ve bir mistik aramadan kuracaktı. Aynı yıllarda bir başka şair ise sözün sesini ve imgenin saflığını öne çıkaracaktı. Mistik şiir ile saf şiir, aynı kuşakta nasıl yan yana durur?

Özet kartı

  1. Tanpınar (1901-1962) çocukluğunu Anadolu şehirlerinde geçirdi, Dârülfünun'da Yahya Kemal'in öğrencisi oldu; öğretmen, estetik hocası ve XIX. Asır Türk Edebiyatı profesörü oldu. Hayattayken az ilgi gördü, 1970'lerden sonra geniş bir okur ve eleştirmen kitlesi buldu. Mezar taşında «Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında» dizeleri yazılıdır.
  2. Okay'a göre şiirlerinin hepsi hece vezniyledir ama hecede aruz ahengi arar; müzik, rüya ve zaman temalarıyla Yahya Kemal'den çok Ahmed Hâşim'e yakındır; vezin ve kafiyenin reddine karşı çıkar. Demir'e göre Bergson'un «süre» kavramı onun zaman anlayışının merkezindedir.
  3. Huzur 1948'de tefrika edildi, 1949'da kitap oldu; İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz adlı dört bölümden oluşur. Çerçeve zamanı yirmi dört saattir; ikinci ve üçüncü bölümler bir yıl öncesine döner. Okay'a göre Proust'un etkisi görülür ve romanlar kültür romanı olarak da okunabilir.
  4. Okay'a göre Tanpınar 1932'ye kadar radikal bir Batıcıydı ve 1930'da divan edebiyatının lise programlarından çıkarılmasını önerdi; sonra Doğu ile Batı'nın terkibini aradı. Moran onda İslâmiyet'in estetik bir sorun olduğunu söyler; Okay günlüklerine dayanarak bunun eksik kaldığını belirtir.
  5. «Ne içindeyim zamanın» dörtlüğünde zamanın içinde ve dışında olmak arasındaki ara yer, «yekpare, geniş bir ânın parçalanmaz akışı» olarak adlandırılır; şair bunu yaşanan zamandan başka bir zamana, mekânla ve eşyayla kaynaşan bir zamana gitmek diye tarif eder.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
SüreDuréeBergson'a göre saatle ölçülen zamandan ayrı, bilincin içinden yaşanan bölünmez zaman
Çerçeve zamanFrame timeRomanın olayının geçtiği, başka zamanlara açıldığı temel şimdiki zaman kesiti
Kültür romanıNovel of cultureMimari, müzik, felsefe gibi bir kültür birikimini merkeze taşıyan roman
Medeniyet terkibiSynthesis of civilizationsDoğu ile Batı'yı, gelenek ile yeniyi yeni bir bütünde birleştirme düşüncesi
TemaşaContemplationBir şeye uzun uzun, hayranlıkla ve kendini unutarak bakma hâli

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Yahya Kemal Tanpınar'ın gelişiminde nasıl bir rol oynadı? Tanpınar'ın ünü hayattayken ve ölümünden sonra nasıl değişti?
  2. (Kazanım 2) Tanpınar'ın şiiri biçim ve tema bakımından nasıl özellikler taşır ve neden Yahya Kemal'den çok Ahmed Hâşim'e yakın sayılır? Bergson'un «süre» kavramı onun zaman anlayışıyla nasıl ilişkilidir?
  3. (Kazanım 3) Huzur'un yapısını açıklayın: bölümler, çerçeve zaman ve geriye dönüşler nasıl birlikte çalışır?
  4. (Kazanım 4) Okay'a göre Tanpınar'ın Batı ve gelenek karşısındaki tutumu 1932 öncesi ve sonrası nasıldır? Moran'ın ve Okay'ın din konusundaki değerlendirmeleri nasıl ayrılır?
  5. (Kazanım 4) «Ne içindeyim zamanın» dörtlüğünde zamanla ilişki nasıl kurulur? Tanpınar'ın şiir hakkındaki sözü bu ilişkiye ne ekler?

Cevaplar

  1. Okay'a göre Yahya Kemal, Tanpınar'ın Batı edebiyatı ve divan şiiri zevkinin, bir şiir dilinin oluşumunun ve millet ve tarih hakkındaki görüşlerinin gelişmesinde rol oynadı; Tanpınar lisedeyken şiirlerinden tanıdığı Yahya Kemal'in derslerini izlemek için Edebiyat Şubesi'ne yazıldı, 1934'ten sonra yeniden onun çevresine girdi ve öldüğünde onun yanına gömüldü. Hayattayken şahsiyeti ve eserleriyle yeterli ilgi görmedi ve bunu günlüklerinde dile getirdi; 1970'lerden itibaren giderek artan bir okur ve eleştirmen kitlesi buldu.
  2. Okay'a göre sağlığında kitabına aldığı otuz yedi şiirin hepsi hece vezniyledir, ama hecede aruz ahengini arar; müzik, rüya, zaman ve sonsuzluk temaları öne çıkar ve kendi şiiri için «dilde rüya halini kurmak» formülünden söz eder. Bu özellikleriyle ve mizacıyla Yahya Kemal'den çok Ahmed Hâşim'e yakındır. Demir'e göre Tanpınar, Bergson'un zaman anlayışının şiir ve sanat anlayışında önemli bir yeri olduğunu söyler ve ölçülebilen matematiksel zaman ile ruhun algıladığı zamanı ayırır; bu ayrım Bergson'un «süre» kavramına yakındır.
  3. Mengi'ye göre roman İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz adlı dört bölümden oluşur; adlar, bu kişilerin Mümtaz'la ilişkisini yansıtır. Kaplan'ın deyişiyle çerçeve zaman yirmi dört saatlik bir şimdiki zamandır: birinci bölümde Mümtaz hasta İhsan için hemşire arar ve Nuran'ın eski eşiyle barıştığını öğrenir; ikinci ve üçüncü bölümler bir yıl geriye dönerek aşkı anlatır; son bölüm o günün akşamına bağlanır. Sazyek'e göre bu yapı aşk hikâyesinin Mümtaz'ın zihninden akıp giden bir hatırlama olarak okunmasına yol açar.
  4. Okay'a göre Tanpınar kendi ifadesiyle 1932'ye kadar radikal bir Batıcıydı ve Doğu'yu tamamen reddediyordu; 1930'da divan edebiyatının lise programlarından çıkarılmasını önerdi. 1932'den, özellikle Yahya Kemal'in çevresine döndüğü 1934'ten sonra tutumu terkibî bir nitelik kazandı: yenileşmeye inandı, ama kaybolan Osmanlı medeniyetine bir nostalji ve iç sızısı duydu. Moran, Tanpınar'da İslâmiyet'in temelde estetik bir sorun olduğunu söyler; Okay bunun edebî eserler için yanlış olmadığını, ama günlüklerindeki sözlerin ve Huzur'daki din motiflerinin meseleye başka açıdan bakmayı gerektirdiğini belirtir.
  5. Dörtlüğün ilk iki dizesi bir olumsuzlama çifti kurar: şair ne zamanın içindedir ne de büsbütün dışında; «büsbütün» kelimesi dışarıda olmanın tam olmadığını gösterir. Üçüncü ve dördüncü dizeler bu ara yeri «yekpare, geniş bir ânın parçalanmaz akışı» olarak adlandırır; bu, bölünmeyen ve akan, Bergson'un süresine yakın bir zamandır. Tanpınar'ın sözü, bunu yaşanan zamandan başka bir zamana gitmek, ritmi başka olan ve mekânla, eşyayla içten kaynaşan bir zaman olarak tarif ederek şiirin zamanını bir mekân ve eşya deneyimine bağlar; Huzur'daki gün de bu kaynaşmanın romandaki karşılığıdır.

Okuma

  • M. Orhan Okay, «Tanpınar, Ahmet Hamdi» (DİA 39) — hayatı, şiiri, romanları ve düşüncesi.
  • Nesrin Mengi, «Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur Romanında Zaman Kurgusu» (2024).
  • Ahmet Hamdi Tanpınar, Şiirler ve Huzur'un «İhsan» bölümü. Bölümü okurken saatin söylendiği her yeri bir renkle, bir hatıranın açıldığı her yeri başka bir renkle işaretleyin. Bir günün içinde kaç yıl yaşanıyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:05 Soğuk açılış: Rumelihisarı'nda iki mezar taşı yan yana; birinin üstünde iki dize belirir. Arkada Boğaz'dan geçen bir vapur.
  • 1:05–1:50 Büyük soru: bir saatin kadranı; akrep ile yelkovan durur, ama arkadaki deniz akmaya devam eder.
  • 1:50–3:30 Bağlam: bir haritada Ergani, Sinop, Siirt, Kerkük, Antalya noktaları; bir fakülte amfisi; bir kürsü; bir günlük sayfası.
  • 3:30–6:00 Ana anlatı — Rüya hâlinde bir dil: bir şiir sayfasında heceler notalara dönüşür; buğulu bir camın arkasında karlı bir bayır.
  • 6:00–8:40 Ana anlatı — Yirmi dört saatte bir hayat: bir günün saat çizelgesi; sabah, öğle, akşam; çizelgenin ortasında bir kapı açılır ve bir yıl önceki bir yaz, bir Boğaz gezintisi görünür.
  • 8:40–11:00 Ana anlatı — Batıcıdan terkibe: bir terazinin kefelerinde bir Batı klasik plağı ve bir ney; önce biri ağır basar, sonra iki kefe dengelenir.
  • 11:00–13:10 Metin anı: dörtlük ekranda yavaşça belirir; «yekpare, geniş bir ân» dizesinde bir su akışı bölünmeden sürer.
  • 13:10–13:50 Cevap ve bağlantı: bir pencerenin içinden ve dışından aynı manzara.
  • 13:50–14:20 Kapanış kancası: bir yatakhanede loş bir lamba; iki gencin şiir konuştuğu silüetler.

Telaffuz

  • Ahmet Hamdi Tanpınar: «ah-MET ham-Dİ tan-pı-NAR»; Ergani: «er-ga-Nİ»; Kerkük: «ker-KÜK»; Rumelihisarı: «ru-me-li-hi-saa-RI».
  • Huzur: «hu-ZUUR»; İhsan: «ih-SAN»; Nuran: «nuu-RAN»; Suat: «su-AT»; Mümtaz: «müm-TAAZ»; temaşa: «te-maa-ŞAA»; yekpare: «yek-paa-RE».
  • Henri Bergson: «AN-ri berg-SON»; Marcel Proust: «mar-SEL PRUST»; M. Orhan Okay: «or-HAN o-KAY»; Nesrin Mengi: «nes-RİN men-Gİ»; Zafer Demir: «za-FER de-MİR»; Berna Moran: «ber-NA mo-RAN».