İçeriğe geç

Ünite EDB-210-02 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

Yakup Kadri

EDB-210 Cumhuriyet Dönemi I (1923–1950)

2.498 kelime · yaklaşık 11 dakika okuma · anlatım 12 dk

  • devir romanı
  • mekân tezadı
  • hatıra defteri romanı
  • aydın-köylü uçurumu
  • Kadro hareketi
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Yakup Kadri (1889-1974) Kahire'de doğdu, Fecr-i Âtî'yle edebiyata girdi; Millî Mücadele'yi destekledi, milletvekili oldu, Kadro'nun imtiyaz sahipliğini yaptı, 1934'ten sonra yıllarca elçilik yaptı. Polat'a göre bireyci sanattan toplumun malı olan sanata geçti.
  2. Dokuz romanı Abdülmecid devrinden 1950'lere uzanan bir devir romanı oluşturur; kahramanları çoğunlukla hayalleri toplumun gerçeğiyle çarpışan, hayal kırıklığına uğramış kişilerdir.
  3. Kiralık Konak'ta Cihangir'deki konak ile Şişli'deki apartman dairesi arasındaki mekân tezadı iki nesli ve iki medeniyet anlayışını karşı karşıya getirir; Sodom ve Gomore çözülüşü işgal yıllarına taşır.
  4. Yaban (1932) hatıra defteri biçiminde yazılmış bir ben romanıdır; Ahmet Celâl ile köylüler arasındaki uçurum savaş yıllarında derinleşir. Şahin romanı aydının yabancılaşmasının eleştirisi olarak okur; Polat köylünün şuursuz ve aleyhtar gösterildiğini, yazarın «halk için halka rağmen» diyen Kadro çizgisinde olduğunu, Haklı Ahmet Celâl'in tepeden inme inkılaba vardığını vurgular.
  5. Seçilen parçalarda Ahmet Celâl uçurumu bir sömürge karşılaştırmasıyla ölçer, dış davranışları taklit edebileceğini ama köylü gibi düşünemeyeceğini itiraf eder ve kendini yabancı bir teneke kutuyla eş tutar.

Kazanımlar

  • Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Kahire'den Fecr-i Âtî'ye, Millî Mücadele'den milletvekilliğine ve elçiliklere uzanan hayatını ve romanlarının bir devir romanı oluşturan düzenini açıklayabilir.
  • Kiralık Konak'ta konak ile apartman arasındaki mekân tezadının iki nesli ve iki medeniyet anlayışını nasıl karşı karşıya getirdiğini açıklayabilir.
  • Yaban'ın hatıra defteri biçimini, aydın-köylü uçurumunu ve romana dair farklı okumaları — aydının yabancılaşması, köylünün olumsuz gösterilmesi, Kadro hareketinin etkisi — karşılaştırabilir.
  • Yaban'dan seçilen kısa parçalarda anlatıcının kendini köylülerle nasıl kıyasladığını ve bir nesneyle nasıl özdeşleştirdiğini okuyabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Anadolu'nun ortasında bir köy, bir dere kenarı. Bir savaşta kolunu kaybetmiş eski bir subay yerde bir şey görür: Amerika'dan gelmiş, üstünde İngilizce bir ad yazılı, boş bir teneke kutu.

Adam eğilir, kutuyu eline alır. Eski bir tanıdığı görmüş gibi olur. Sonra defterine şunu yazar: bu topraklarda kendisi de işte bu teneke kutunun eşidir.

Adam Ahmet Celâl'dir. Köylülerin gözünde o bir «yaban»dır, bir yabancı. Romanı yazan Yakup Kadri, birkaç yıl önce İstanbul'un bir konağının çözülüşünü anlatmıştı. Şimdi kahramanını bir köye göndermiştir.

Büyük soru

Bir önceki ünitede bürokrat-reformist kahramanların Anadolu'ya umutla gittiğini gördük. Yakup Kadri'nin kahramanı da Anadolu'ya gider, ama orada kendini bir teneke kutu kadar yabancı bulur. Bu yabancılık kimin hikâyesidir? Roman, köyü anlayamayan bir aydını mı eleştirir, yoksa aydının diliyle köyü mü yargılar?

Bağlam

Nazım H. Polat'ın ansiklopedi maddesine göre Yakup Kadri 27 Mart 1889'da Kahire'de doğar. Manisa'da ve İzmir'de okur, babasının ölümüyle Mısır'a döner, İskenderiye'deki Fransız okullarında orta öğrenimini tamamlar. II. Meşrutiyet'ten az önce İstanbul'a yerleşir. Edebiyat hayatı, bir önceki kursta gördüğümüz Fecr-i Âtî topluluğuna katılmasıyla başlar.

Polat'a göre Millî Mücadele yıllarında İkdam'daki yazılarıyla mücadeleyi destekler ve 1921'de Anadolu'ya geçer. Cumhuriyet'te Mardin ve Manisa milletvekili olur, Kadro dergisinin imtiyaz sahipliğini yapar. Dergi kapatılınca, Polat'ın deyişiyle, 1934'ün sonlarından itibaren Tiran, Prag, Lahey, Bern ve Tahran'da «zoraki diplomat»lık yıllarına girer. 13 Aralık 1974'te Ankara'da ölür.

Ana anlatı — Konaktan apartmana

Polat'a göre Yakup Kadri yazı hayatının başında, Fecr-i Âtî'den gelen bireyci bir sanat anlayışına sahiptir. Balkan Savaşı bu kanaati sarsar; Birinci Dünya Savaşı'nda vatan saldırıya uğrayınca, bağımsız sanat davası yerine bir toplumun ve milletin malı olan sanatı benimser. Polat'a göre romanlarında Sultan Abdülmecid devrinden 1950'lerin Türkiye'sine kadar yüz yıllık bir dönemin olaylarını ve toplumsal değişmelerini anlatır.

Bu dizinin ilk büyük romanı Kiralık Konak'tır. Polat'a göre yanlış Batılılaşmanın toplumdaki en büyük tahribatı olan nesil çatışması en yoğun biçimde burada dile gelir. Konak, geleneği ve tarihî birikimi olan bir yaşama tarzının mekânıdır. Naim Efendi, Cihangir'deki konağında geleneksel bir hayat yaşar; ailenin genç kuşakları ise konaktan nefret eder ve Servet Bey sonunda Şişli'de bir apartman dairesine taşınır.

Polat'a göre Yakup Kadri'nin romanlarında çoğunlukla bozulan bir toplum ve bozulan bireyler anlatılır; kahramanlar, hayal ettikleri ile toplumun gerçeği çarpıştığı için hayal kırıklığına uğrayan insanlardır. Sodom ve Gomore bu çözülüşü işgal yıllarının İstanbul'una taşır; yazar romanın başında adını, ahlâk bozukluğu yüzünden Tanrı'nın gazabına uğrayan iki şehirden aldığını ve işgal altındaki İstanbul'un ona böyle göründüğünü söyler.

Ana anlatı — Köyde bir yaban

Polat'a göre İstanbul'daki çürümeyi Millî Mücadele yıllarına kadar getiren romancı, 1932'de yayımlanan Yaban'da mekân olarak köyü seçer. Kahraman Ahmet Celâl, savaşta kolunu kaybetmiş bir yedek subaydır. Emir eri Mehmet Ali onu kendi köyüne götürür.

Şahin'e göre roman bir hatıra defteri biçiminde yazılmıştır; olaylar kahramanın bakış açısından anlatılır. Bu biçim romana otobiyografik bir nitelik de kazandırır: Ahmet Celâl hem köyde yaşadıklarını hem de kendi geçmişini anlatır. Şahin'e göre bu bakış sınırlıdır; Ahmet Celâl köylülerin korkularının nedenini tam olarak bilemez ve onların iç dünyasını ancak dışarıdan görebildiği kadarıyla aktarır.

Köydeki ilk haftalar bir yanlış anlamayla başlar. Şahin'in aktardığı parçalara göre köylüler Ahmet Celâl'i hükümetin gönderdiği bir memur, bir vergi tahsildarı ya da bir jandarma sanır; yüzlerinde korku ve kuşku vardır. Mehmet Ali ona köylülerin şaşkınlığını öğütler hâlinde anlatır: her gün tıraş olmasın, dağ başında dişlerini fırçalamasın, geceleri mırıl mırıl okuyup durmasın. Ahmet Celâl kendisini köylülerden ayıran görünmez bir çemberden, bir tür karantina kordonundan söz eder.

Uçurum savaş sırasında daha da derinleşir. Şahin'e göre Ahmet Celâl köylüleri Millî Mücadele konusunda bilinçlendirmeye çalışır, ama muhtar, Salih Ağa ve Şeyh Yusuf gibi kişilerle çatışır; köylüler için mücadele boş ve gereksiz bir uğraştır. Şahin'in özetine göre düşman köyü işgal eder ve ateşe verir; Ahmet Celâl sevdiği köylü kız Emine'yle kaçar, ikisi de yaralanır. Sabah Emine ölmüştür; Ahmet Celâl defterini ona bırakıp tek başına yola çıkar.

Yaygın yanlış«*Yaban*'daki köylüler Millî Mücadele'nin coşkulu destekçileri olarak anlatılır.»
Doğrusu

Polat'a göre roman, bütün millet için bir ölüm kalım savaşı olan Millî Mücadele'de köylüyü şuursuz, hatta aleyhtar gösterir. Şahin'e göre de köylüler Ahmet Celâl'in anlattıklarını boş bir uğraş olarak görür ve düşman geldiğinde köyü savaşmadan teslim eder. Mehmet Ali ve Emine gibi sıcak figürler olsa da roman, köyü mücadelenin dışında ve ona kayıtsız bir yer olarak kurar.

Ana anlatı — Kimin eleştirisi?

Yaban üzerine en temel tartışma, romanın kimi eleştirdiğidir. Şahin'e göre roman, halk ile aydın arasındaki iletişim kopukluğunu gösterir; Ahmet Celâl'in yabancılaşması bütün bir milletin içine düştüğü çıkmazın simgesidir. Bu okumaya göre asıl eleştirilen, kendi toprağına yabancılaşmış aydındır; teneke kutu da bu yabancılığın simgesidir.

Polat ve Haklı romanı başka bir yerden okur. Polat'a göre Yakup Kadri Yaban'ı yazdığı sıralarda «halk için halka rağmen inkılap» isteyen Kadro hareketinin önemli isimlerindendir. Yaban'daki köy Osmanlı'nın son kırıntısıdır; romanın sonunda köyün sefaletiyle geriye çekilmesi, Ankara'dan gelen sesin güçlenmesi, yazarın beklediği inkılapların simgesi gibidir.

Haklı'ya göre de Yakup Kadri, dönemin öbür romanlarından farklı olarak Anadolu'yu şirin bir yer olarak değil, baştan başa değiştirilmesi gereken bir yer olarak gösterir; Ahmet Celâl, toplumsal çevre değişmedikçe insanın değişemeyeceği sonucuna varır ve tepeden inme inkılapların gerekliliğine inanır. Polat'a göre Yaban 1942'de Cumhuriyet Halk Partisi'nin roman ödülünde ikincilik kazanır.

Yakup Kadri'nin sonraki romanları eleştiriyi yeni rejimin kendisine çevirir. Polat'a göre Ankara, Millî Mücadele'yi başarmış aydın kadronun kişisel çıkar ilişkileri yüzünden düştüğü çelişkileri anlatır; Panorama ise inkılapların kökleşemediği tezini işler. Konağın çözülüşünü anlatan romancı, köyün yabancılığını ve sonra yeni başkentin bozuluşunu da anlatmıştır.

Metin anı

Yaban'dan üç kısa parça. Birincisi Ahmet Celâl'in aydın ile köylü arasındaki farkı ölçtüğü cümle:

Her memleketin köylüsüyle okumuş yazmış zümresi arasında aynı derin uçurum var mıdır? Bilmiyorum! Fakat okumuş bir İstanbul çocuğu ile Anadolu köylüsü arasındaki fark bir Londralı İngiliz ile bir Pencaplı Hintli arasındaki farklardan daha büyüktür.

İkincisi, onlara benzemeye çalışmanın sınırını anladığı an:

Onlar gibi olmak, onlar gibi giyinmek, onlar gibi yiyip içmek, onlar gibi oturup kalkmak, onların diliyle konuşmak... Haydi bunların hepsini yapayım. Fakat onlar gibi nasıl düşünebilirim?

Üçüncüsü, dere kenarındaki kutu:

Ben bu topraklarda, işte bu teneke kutunun eşiyim.

Birinci parçada ölçü sömürgeci bir dünyadan alınır. Ahmet Celâl İstanbullu aydın ile köylü arasındaki farkı, bir imparatorluğun başkentindeki İngiliz ile sömürge Hindistan'ındaki bir Hintli arasındaki farktan büyük bulur. Bu karşılaştırma iki yöne okunabilir. Şahin'in okumasıyla bir uçurumun dürüst bir tespitidir. Polat'ın ve Haklı'nın okumasıyla ise aydın, köylüye bir sömürgecinin uzaklığından bakmaktadır; karşılaştırmanın kendisi bu bakışı ele verir.

İkinci parçada sıralama bir merdiven gibi kurulur: giyinmek, yemek, oturup kalkmak, konuşmak. Hepsi dış davranışlardır ve Ahmet Celâl hepsini yapabileceğini kabul eder. Sonra soru gelir: düşünmek. Uçurum kıyafette ya da dilde değil, zihindedir. Hatıra defterinin sınırlı bakışı burada kendi sınırını itiraf eder: anlatıcı köylünün içini göremediğini bilir.

Üçüncü parçada yabancılık bir nesneye bürünür. Teneke kutu dışarıdan gelmiştir, üstünde yabancı bir dilde yazı vardır, toprağa ait değildir. Ahmet Celâl kendini onunla eş tutar. Bu cümle romanın en güçlü aydın eleştirisidir: yabancı olan köylü değil, anlatıcının kendisidir. Aynı roman öbür sayfalarında köylüyü şuursuz gösterse de, bu anda ok anlatıcıya döner.

Cevap ve bağlantı

Yaban'daki yabancılık kimin hikâyesidir? İki okuma da romandan destek bulur. Teneke kutu ve «onlar gibi nasıl düşünebilirim» sorusu, kendi toprağına yabancılaşmış bir aydını gösterir; Şahin'in okuması buradadır. Köyün mücadeleye kayıtsız gösterilmesi, Ankara'dan gelen sesin güçlenmesi ve Kadro'nun «halk için halka rağmen» anlayışı ise aydının diliyle köyü yargılayan bir romanı gösterir; Polat'ın ve Haklı'nın okuması buradadır.

Belki de romanın gücü bu ikisini birlikte taşımasındadır. Hatıra defteri tek bir bakışı anlatır, ama o bakış kendi sınırını da yazar. Kiralık Konak'ta bir konağın çözülüşünü izleyen romancı, Yaban'da çözülmenin aydının içinde de sürdüğünü gösterir.

Kapanış kancası

Yaban'ın Anadolu'su bir erkeğin, savaştan dönmüş bir subayın gözünden görülür; romanın köylü kızı Emine ise hep o bakışın nesnesi olarak kalır ve defter sonunda onun cansız bedenine bırakılır. Aynı yıllarda başka romancılar Anadolu'ya genç bir kadın öğretmen gönderdi. Anadolu, bir kadının gözünden bakıldığında nasıl görünür? Ve bir kadın kahraman, Cumhuriyet'in yeni hayatında hangi yeri bulur?

Özet kartı

  1. Yakup Kadri (1889-1974) Kahire'de doğdu, Fecr-i Âtî'yle edebiyata girdi; Millî Mücadele'yi destekledi, milletvekili oldu, Kadro'nun imtiyaz sahipliğini yaptı, 1934'ten sonra yıllarca elçilik yaptı. Polat'a göre bireyci sanattan toplumun malı olan sanata geçti.
  2. Dokuz romanı Abdülmecid devrinden 1950'lere uzanan bir devir romanı oluşturur; kahramanları çoğunlukla hayalleri toplumun gerçeğiyle çarpışan, hayal kırıklığına uğramış kişilerdir.
  3. Kiralık Konak'ta Cihangir'deki konak ile Şişli'deki apartman dairesi arasındaki mekân tezadı iki nesli ve iki medeniyet anlayışını karşı karşıya getirir; Sodom ve Gomore çözülüşü işgal yıllarına taşır.
  4. Yaban (1932) hatıra defteri biçiminde yazılmış bir ben romanıdır; Ahmet Celâl ile köylüler arasındaki uçurum savaş yıllarında derinleşir. Şahin romanı aydının yabancılaşmasının eleştirisi olarak okur; Polat köylünün şuursuz ve aleyhtar gösterildiğini, yazarın «halk için halka rağmen» diyen Kadro çizgisinde olduğunu, Haklı Ahmet Celâl'in tepeden inme inkılaba vardığını vurgular.
  5. Seçilen parçalarda Ahmet Celâl uçurumu bir sömürge karşılaştırmasıyla ölçer, dış davranışları taklit edebileceğini ama köylü gibi düşünemeyeceğini itiraf eder ve kendini yabancı bir teneke kutuyla eş tutar.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Devir romanıRoman of an era, roman-fleuveBirbirini izleyen romanlarla bir toplumun uzun bir dönemini anlatan roman dizisi
Mekân tezadıSpatial oppositionİki mekânın karşı karşıya getirilerek iki hayat tarzını ya da kuşağı simgelemesi
Hatıra defteri romanıDiary novelOlayların kahramanın tuttuğu bir defterden, onun gözünden aktarıldığı roman
Aydın-köylü uçurumuThe gap between intellectual and peasantOkumuş şehirli ile köylü arasındaki farkın iletişimi imkânsız kılacak kadar derinleşmesi
Kadro hareketiThe Kadro movementİnkılapların öncü bir kadroca, gerekirse halka rağmen yürütülmesini savunan 1930'lar fikir hareketi

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Polat'a göre Yakup Kadri'nin sanat anlayışı hangi olaylarla ve nasıl değişti? Romanlarının bir devir romanı oluşturduğunu söylemek ne anlama gelir?
  2. (Kazanım 2) Kiralık Konak'ta konak ile apartman dairesi neyi simgeler? Mekân tezadı iki nesli nasıl karşı karşıya getirir?
  3. (Kazanım 3) Yaban'ın hatıra defteri biçimi, anlatılanları nasıl sınırlar? Köylüler Ahmet Celâl'i ilk haftalarda nasıl algılar?
  4. (Kazanım 3) Şahin'in okuması ile Polat'ın ve Haklı'nın okumaları Yaban'ın kimi eleştirdiği konusunda nasıl ayrılır? Kadro hareketi bu tartışmada neden önemlidir?
  5. (Kazanım 4) Yaban'dan alınan parçalarda Ahmet Celâl uçurumu nasıl ölçer, neyi taklit edebileceğini ve neyi yapamayacağını nasıl söyler, kendini neyle eş tutar? Bu parçalar iki okumadan hangisini destekler?

Cevaplar

  1. Polat'a göre Yakup Kadri yazı hayatının başında Fecr-i Âtî'den gelen bireyci bir sanat anlayışına sahipti; Balkan Savaşı bu kanaati sarstı, Birinci Dünya Savaşı'nda vatan saldırıya uğrayınca bağımsız sanat davası yerine toplumun ve milletin malı olan sanatı benimsedi. Devir romanı, birbirini izleyen romanlarla bir toplumun uzun bir dönemini anlatmak demektir: 1922-1956 arasında yayımlanan dokuz romanı Sultan Abdülmecid devrinden 1950'lerin Türkiye'sine kadar yüz yıllık tarihî olayları ve toplumsal değişmeleri kapsar.
  2. Polat'a göre konak, geleneği ve tarihî birikimi olan bir yaşama tarzının mekânıdır; Naim Efendi Cihangir'deki konağında geleneksel bir hayat sürer. Genç kuşaklar konaktan nefret eder ve Servet Bey Şişli'de bir apartman dairesine taşınır. Geniş konak ile dar apartman dairesinin tezadı iki medeniyet anlayışını ve iki neslin dramını temsil eder; Polat'a göre bu, yanlış Batılılaşmanın doğurduğu nesil çatışmasının en yoğun anlatımıdır.
  3. Şahin'e göre roman bir hatıra defteri biçiminde, kahramanın bakış açısından yazılmış bir ben romanıdır; bu bakış sınırlıdır, Ahmet Celâl köylülerin korkularının nedenini tam bilemez ve onları ancak dışarıdan gördüğü kadarıyla anlatır. İlk haftalarda köylüler onu hükümetin gönderdiği bir memur, tahsildar ya da jandarma sanır; yüzlerinde korku ve kuşku vardır. Mehmet Ali ona köylülerin tıraş olmasına, diş fırçalamasına, geceleri okumasına şaşırdığını söyler; Ahmet Celâl kendini ayıran görünmez bir çemberden söz eder.
  4. Şahin'e göre roman halk ile aydın arasındaki iletişim kopukluğunu gösterir ve Ahmet Celâl'in yabancılaşması bütün bir milletin çıkmazının simgesidir; asıl eleştirilen kendi toprağına yabancılaşmış aydındır. Polat'a göre ise roman köylüyü şuursuz, hatta aleyhtar gösterir; köy Osmanlı'nın son kırıntısıdır ve sonunda Ankara'nın sesi güçlenir. Haklı'ya göre Ahmet Celâl, toplumsal çevre değişmedikçe insanın değişemeyeceği sonucuna varıp tepeden inme inkılapları gerekli görür. Kadro hareketi önemlidir, çünkü Polat'a göre Yakup Kadri romanı yazarken «halk için halka rağmen inkılap» isteyen bu hareketin önemli isimlerindendir; bu da romanın köylüye bakışını açıklayan bir bağlam sunar.
  5. Birinci parçada Ahmet Celâl uçurumu, okumuş bir İstanbul çocuğu ile Anadolu köylüsü arasındaki farkın Londralı bir İngiliz ile Pencaplı bir Hintli arasındaki farktan büyük olduğunu söyleyerek, sömürgeci bir dünyadan alınmış bir ölçüyle tartar. İkinci parçada giyinmeyi, yiyip içmeyi, oturup kalkmayı, konuşmayı taklit edebileceğini, ama köylü gibi düşünemeyeceğini itiraf eder; uçurum zihindedir. Üçüncü parçada kendini dışarıdan gelmiş, yabancı yazılı bir teneke kutuyla eş tutar. Birinci parça iki yöne okunabilir: bir tespit ya da sömürgeci bir bakışın ele verilmesi. Taklit itirafı ile teneke kutu, Şahin'in aydın eleştirisi okumasını destekler; ama roman öbür sayfalarında köylüyü şuursuz gösterdiği için iki okuma birlikte geçerlidir.

Okuma

  • Nazım H. Polat, «Karaosmanoğlu, Yakup Kadri» (DİA 24) — hayatı, sanat anlayışı ve eserleri.
  • Veysel Şahin, «Roman Tekniği Bakımından Yaban» (2007).
  • Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yaban. Romanı okurken Ahmet Celâl'in köylüler hakkında kurduğu genellemeleri bir sütuna, köylülerin kendi sözleriyle konuştuğu anları öbür sütuna yazın. Hangi sütun romanın Anadolu'sunu daha çok belirliyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:10 Soğuk açılış: bozkırda bir dere; suyun kenarında paslı bir teneke kutu. Tek kollu bir adamın gölgesi kutunun üstüne düşer; kutu havaya kalkar ve bir defter sayfasına dönüşür.
  • 1:10–1:55 Büyük soru: bir terazi; bir kefede bir kalem ve gözlük, öbüründe bir orak.
  • 1:55–3:30 Bağlam: Kahire'de bir sokak, İskenderiye'de bir okul, İstanbul'da bir dergi sayfası; bir meclis sırası; ardından art arda yabancı başkentlerin silüetleri.
  • 3:30–6:00 Ana anlatı — Konaktan apartmana: Cihangir'de ahşap bir konağın geniş sofası; kamera geri çekilirken konak küçülür ve yerine Şişli'de dar bir apartman dairesi belirir. Bir aile ağacının dalları ikiye ayrılır.
  • 6:00–8:50 Ana anlatı — Köyde bir yaban: bir köy meydanında bir yabancının etrafında görünmez bir çember; köylüler çemberin dışında durur. Bir defterin sayfaları çevrilir; kenarlarda Mehmet Ali'nin öğütleri el yazısıyla belirir.
  • 8:50–11:00 Ana anlatı — Kimin eleştirisi?: aynı sahne iki kez gösterilir, bir kez anlatıcının omzunun üstünden, bir kez köylülerin gözünden. Bir dergi kapağında «Kadro» yazısı; ufukta Ankara'dan gelen bir ışık.
  • 11:00–13:20 Metin anı: bir dünya haritasında Londra ile Pencap arasında bir çizgi; ardından birer birer giyilen köylü giysileri, sonra boş kalan bir düşünce balonu; son olarak dere kenarındaki teneke kutu.
  • 13:20–14:00 Cevap ve bağlantı: iki okuma iki ayrı renkle aynı defter sayfasının üstüne düşer.
  • 14:00–14:30 Kapanış kancası: defter bir köy mezarlığında, hareketsiz bir köylü kızın yanında kalır; uzakta bir kasaba okuluna yürüyen genç bir kadın.

Telaffuz

  • Yakup Kadri Karaosmanoğlu: «yaa-KUP kad-Rİ ka-ra-os-ma-noğ-LU»; Ahmet Celâl: «ah-MET ce-LAAL»; Mehmet Ali: «meh-MET a-Lİ»; Emine: «e-mi-NE»; Salih Ağa: «saa-LİH a-ĞA»; Şeyh Yusuf: «ŞEYH yuu-SUF».
  • Kiralık Konak: «ki-raa-LIK ko-NAK»; Sodom ve Gomore: «so-DOM ve go-mo-RE»; Yaban: «ya-BAN»; Panorama: «pa-no-RA-ma»; Kadro: «KAD-ro»; Naim Efendi: «naa-İM e-fen-Dİ»; Cihangir: «ci-han-GİR»; Pencap: «pen-CAAP».
  • Nazım H. Polat: «naa-ZIM po-LAT»; Veysel Şahin: «vey-SEL şaa-HİN»; Salih Zeki Haklı: «saa-LİH ze-Kİ hak-LI».