İçeriğe geç

Ünite EDB-208-09 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi · Uzman ünitesi

Servet-i Fünun'da Fransız etkisi ve özgünlük tartışması

EDB-208 Servet-i Fünun ve Fecr-i Âti

2.706 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · anlatım 14 dk

  • edebî etki
  • taklit
  • özgünlük
  • etkilenme endişesi
  • yerlileştirme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Etki yaygındır: Cenab Verlaine'den ve Brevet'den, Fikret Coppée, Sully Prudhomme ve Baudelaire'den, Halit Ziya Fransız romanından, Mehmed Rauf Zola, Flaubert ve Daudet'den, Hâşim Mallarmé'den etkilenir; anjambman ve sone Fransız şiirinden gelir.
  2. Suçlama erken başlar (Ahmed Midhat, Ali Ekrem) ve edebiyat tarihlerinde sürer: Güzel'e göre birçok tarihçi bu dili geleneksiz, moda ve yapay bulur. Kaplan Halit Ziya'nın Goncourt'ları taklit ettiğini söyler. Koçak'a göre «köksüzlük» eleştirisi Tanpınar'da ve Moran'da bile sürer ve bir yanılgıdır.
  3. Savunma içeriden gelir: Fikret taklidi sahtekârlık sayar; Cenab yeni manzaraların yeni kelimeler istediğini, «Dekadizm Nedir?»de Fransız dekadanları anlatırken kendi yolunu savunur; Hüseyin Cahit üslubun yazarın mizacına bağlı olduğunu yazar. Güzel'e göre edebiyatın özerkliği ve özgünlüğü ilk kez bu dönemde tartışılır.
  4. Yeniden okuma: Kaplan bu dilin «yapma olmakla beraber boş» olmadığını kabul eder; Uysal özgün bir modernlik deneyimi görür; Ulusman edebiyat tarihlerinin dil krizini ıskaladığını savunur.
  5. Etkiyi değerlendirmek için üç soru: ne alındı, neye uygulandı, yazar ne yaptığının farkında mı? Özgünlük, hiçbir şey almamakla değil, alınanla ne yapıldığıyla ölçülür.

Kazanımlar

  • Servet-i Fünûn yazarlarının hangi Fransız yazar ve akımlarından etkilendiğini kaynaklara dayanarak sıralayabilir.
  • Servet-i Fünûn'a yöneltilen «taklit», «yapaylık» ve «köksüzlük» suçlamalarını ve bu suçlamaların sonraki edebiyat tarihlerinde nasıl sürdüğünü açıklayabilir.
  • Servet-i Fünûn yazarlarının kendi savunmalarını ve bugünkü araştırmacıların yeniden değerlendirmelerini karşılaştırabilir.
  • Cenab Şahabeddin'in «Dekadizm Nedir?» yazısından ve Fikret'in bir «Musâhabe»sinden seçilen parçalarda etki ile taklit arasına çekilen sınırı okuyabilir.

Video metni

Soğuk açılış

1895'in sonu. Bir dergide çıkan «Benim Kalbim» adlı şiiri okuyanlar, onu Fransızcadan bir çeviri sanır. Bu kursta bu anekdotu Cenab Şahabeddin'i anlatırken görmüştük.

Bu anekdot iki türlü okunabilir. Birincisinde bir övgü vardır: Türk şiiri o kadar yenilenmiştir ki okur onu Avrupa'nın en yeni şiiriyle karıştırır. İkincisinde bir suçlama vardır: bu şiir bizden değildir, başkasının sesidir.

Servet-i Fünûn'un bütün tarihi, bu iki okuma arasında gidip gelir. Beş yıllık bir dergi hayatından yüz yılı aşkın bir tartışma çıkmıştır.

Büyük soru

Kurs boyunca sorduğumuz soru, sansür yıllarında gözünü içe ve güzelliğe çeviren bu edebiyatın kazancını ve bedelini tartmaktı. Kursun son ünitesi bu sorunun en çok tartışılan yüzüne bakıyor: bu edebiyat kendi sesini mi buldu, yoksa Fransızların sesini mi taklit etti?

İki alt soru var. Birincisi tarihsel: kim, hangi yazarları okudu, ne aldı? İkincisi yöntemsel: bir edebiyatın başka bir edebiyattan «etkilendiğini» ya da onu «taklit ettiğini» neye bakarak söyleyebiliriz? Bu ünite ikinci soruya kesin bir cevap vermeyecek; ama cevap arayan birinin hangi ölçütlere bakması gerektiğini gösterecek.

Bağlam

Önce haritayı çıkaralım. Kurs boyunca kullandığımız ansiklopedi maddeleri ve makaleler, her yazarın okuduğu Fransız yazarları kaydeder.

Şairlerden başlayalım. Cenab'ın Paris yıllarında okuduğu adların başında Verlaine gelir; Tarakçı onu yeni yoluna sokan dersi ise bir parnas şairine, Charles Brevet'ye bağlar. Uçman, Fikret'in kendi sesini bir antolojide karşılaştığı üç Fransız şairden, Baudelaire, Sully Prudhomme ve en çok Coppée'den sonra bulduğunu yazar; Fikret'in sevdiği şairlerin portrelerini çizdiği dizi de Baudelaire'in bir şiirini örnek alır. Hâşim'in şiir anlayışının arkasında, Okay'ın deyişiyle, Mallarmé'den aktarılmış düşünceler durur. Romancılara geçelim. Kerman'ın kaydına göre Halit Ziya, gençlik yıllarında Fransız klasiklerini, romantiklerini ve natüralistlerini okur; Tarım da Mehmed Rauf'un yöneldiği adlar olarak Zola'yı, Flaubert'i ve Daudet'yi sayar. Biçimler de aynı yoldan gelir: Özcan anjambmanı Fransız şiirinin «enjambement»ına bağlar; sone zaten Fransız kökenlidir.

Harita açıktır: etki vardır, hem de yaygın ve derindir. Tartışma, bu etkinin ne olduğu üzerinedir.

Ana anlatı — Suçlama: taklit, yapaylık, köksüzlük

Suçlama erken başlar ve içeriden de gelir. Ahmed Midhat'ın «dekadan» suçlamasını ve 1900'de Ali Ekrem'in «Şiirimiz» makalesinde Cenab ile Halit Ziya'yı Fransızcayı taklit etmekle eleştirmesini 109-08'de görmüştük. Aynı eleştiri, sonraki yüzyılın edebiyat tarihlerine de taşınır.

Ekrem Güzel bu eleştiriyi şöyle özetler: birçok edebiyat tarihçisi ve araştırmacı, bu dilin ve üslubun geleneği olmayan, moda bir kullanım olduğunu; Fransız sanat ve edebiyatının ürünü olan bu tercihin Servet-i Fünûn'cular tarafından taklit edildiğini ve yapay eserler ortaya çıkardığını söylemiştir. Güzel bir tespit daha ekler: bu yazarların kendileri de geç dönem eserlerinde bu dilden uzaklaşır; ve ona göre bu şairlerin kurduğu dil bugün oldukça zor okunur.

Mehmet Kaplan'ın bir cümlesi, etkinin nasıl zincirleme yayıldığını gösterir. Güzel'in aktardığına göre Kaplan, Halit Ziya'nın eserlerinin Servet-i Fünûn şiir diline çok etki ettiğini, Fikret'in Ahmet Cemil gibi konuştuğunu ve Goncourt Kardeşleri taklit eden Halit Ziya'nın dilinin bütün Servet-i Fünûn'cuları peşinden sürüklediğini söyler. Bu cümlede «taklit» kelimesi açıkça geçer; ama zincir ilginçtir: Fransız romancılardan bir Türk romancısına, oradan da Türk şairlerine.

Suçlamanın en geniş biçimi «köksüzlük»tür. Bilge Ulusman'ın aktardığına göre Orhan Koçak, «köksüzlük», «toplumuna yabancılık», «aşırı bireycilik» ve Ahmed Midhat'la başlayan «dekadanlık» eleştirilerinin yalnız Mehmet Kaplan, İnci Enginün, İsmail Parlatır çizgisindeki edebiyat tarihçilerinde değil, Tanpınar'ın ve hatta Berna Moran'ın okumalarında da sürdüğünü gösterir. Koçak bunu bir tespit olarak değil, edebiyat tarihlerinin ortak bir yanılgısı olarak sunar.

Ana anlatı — Savunma: kendi sözleriyle

Servet-i Fünûn yazarları suçlamaya sessiz kalmaz; üstelik taklit sözünü ilk reddedenler onlardır. Ulusman'ın aktardığına göre Fikret, dergideki edebiyat sohbetlerinden birinde taklidi açıkça sahtekârlıkla bir tutar. Ulusman'a göre Fikret'in ilk «Musâhabe»lerinde nazîre geleneğine değinmesi, iktibas ve intihal uyarıları yapması, onun yazacağı alışılmadık şiirlere zemin hazırlar.

Cenab'ın savunması başka bir yoldan gider. Güzel'e göre Cenab, «Esâlib-i Ezmine» adlı yazısında dilin insanların düşüncelerini ve ihtiyaçlarını karşıladığını, bugünün insanının duygularının inceldiğini, düşüncelerinin karmaşıklaştığını ve bunları karşılamak için yeni kelimelere, cümlelere ve üsluplara ihtiyaç olduğunu söyler. Cenab'ın bir cümlesi bu savunmanın özüdür: insan, yeni keşfettiği manzaraları anlatmak için yeni kelimeler, yeni cümleler, yeni üsluplar, yeni hayaller aramaya mecburdur.

Bu savunmanın mantığı şudur: yeni kelimeler Fransızları taklit etmek için değil, yeni bir duyarlılığı anlatmak için gereklidir. Fransız şairleri aynı ihtiyacı daha önce hissetmiş ve aynı çözümü bulmuştur; Türk şairi onların yolundan değil, kendi ihtiyacından yürür. Bu, bir savunmadır; doğru olup olmadığı eserlerin kendisine bakılarak sınanmalıdır.

Güzel'in bir gözlemi daha var: ona göre bu dönemde edebiyat eleştirisi ve teorisi ilk kez edebiyatın özerkliği ve özgünlüğü bağlamında ele alınır. Halit Ziya, Fikret, Cenab, Mehmed Rauf, Hüseyin Cahit ve Ahmed Şuayb, edebiyatın özerkliğini ve özgünlüğünü öne çıkaran eleştiri ve teori yazıları yazar. Güzel'in aktardığına göre Hüseyin Cahit «Şive» adlı yazısında büyük yazarların her birinin kişisel bir üslubu olduğunu, üslubun yazarın mizacına ve yazıldığı zamana bağlı olduğunu savunur. Özgünlük, bu kuşak için hem bir suçlamanın konusu hem de bir ilkenin adıdır.

Ana anlatı — Yeniden okuma: etki nasıl ölçülür?

Bugünkü araştırmacılar tartışmayı yeniden kurar. Güzel'e göre Kaplan bile, bu dili «yapma» bulup eleştirirken, onun «yapma olmakla beraber boş» olmadığını, Türk edebiyatına yeni bir bakış ve duyuş tarzı kazandırdığını, dış âlemi ve insanı yansıttığını kabul eder. Ulusman'ın aktardığına göre Uysal, Servet-i Fünûn çevresini Fransız edebiyatının etkisine rağmen özgün bir modernlik deneyiminin belirlediği bir edebiyat olarak görür. Ulusman'ın kendisi ise Doğu-Batı çatışması eksenine odaklanan edebiyat tarihlerinin bu dönemin yaşadığı dil krizini ıskaladığını savunur.

Bu tartışmayı bir oylamaya çevirmek yerine, bir yöntem çıkarabiliriz. Bir edebiyatın başka bir edebiyattan aldığını değerlendirmek için en az üç soru sorulabilir.

Birinci soru: ne alındı? Bir teknik mi, bir biçim mi, bir konu mu, bir cümle mi? Anjambman, sone ve levha anlayışı tekniktir; tekniğin alınması, dilin aynı kalmasını gerektirmez.

İkinci soru: alınan neye uygulandı? Kurs boyunca bunun örneklerini gördük. Uçman, Fikret'in dergi yıllarındaki şiirlerini en çok Coppée'nin etkisinde görür; ama o yılların «Balıkçılar»ı bir İstanbul balıkçısının yoksulluğunu yazar. Halit Ziya Fransız romanını okur, ama Aşk-ı Memnu'yu bir Boğaziçi yalısında kurar. Hâşim Mallarmé'den bir şiir anlayışı alır, ama Okay'a göre «Şi'r-i Kamer»lerinde Bağdat'taki çocukluğunun hatıralarını yazar.

Üçüncü soru: yazar ne yaptığının farkında mı? Cenab'ın, Fikret'in ve Hüseyin Cahit'in teorik yazıları, bu kuşağın aldığını tartıştığını, adlandırdığını ve gerekçelendirdiğini gösterir. Bilinçli bir alımlama ile farkında olunmadan yapılan bir kopya aynı şey değildir.

Bu üç soru bir hüküm vermez; ama «taklit» ve «etki» kelimelerini bir etiket olmaktan çıkarıp bir inceleme aracına dönüştürür.

Yaygın yanlış«Etki varsa özgünlük yoktur; Servet-i Fünûn Fransızları okuduğu için özgün değildir.»
Doğrusu

Bu, etki ile taklidi aynı şey saymaktır. Kurs boyunca kullandığımız kaynaklar, bu yazarların Fransız şiirini ve romanını derinden tanıdığını gösterir; ama aynı kaynaklar, alınan tekniklerin İstanbul'un balıkçılarına, yalılarına, Bağdat'ın gecelerine ve Osmanlı Türkçesinin terkiplerine uygulandığını da gösterir. Kaplan gibi eleştirel bir tarihçi bile bu dilin «yapma olmakla beraber boş» olmadığını kabul eder. Özgünlük, hiçbir şey almamakla değil, alınanla ne yapıldığıyla ölçülür.

Metin anı

İki kısa parça. Birincisi Cenab Şahabeddin'in 1897'de yazdığı «Dekadizm Nedir?» yazısından; Cenab burada Fransız dekadanlarını anlatır. İkincisi Fikret'in «Musâhabe-i Edebiyye»lerinden:

Hissiyyât-ı basite ve hakikiyyeden –daha açık ta'bir ile– hissiyyât-ı âdiye ve tabîiyyeden ziyade nâdir, rakîk, seri-üs-seyr, sa'but-t-tahlîl hissiyyâtın ta'rîf ve tavsîfi ile uğraşan bu üdebaya lisânın havsala-i kamûsiyyesi pek dar, kavâid-i sarfiye ve nahviyyesi pek bahil, ahkâm-ı inşâdiyyesi pek gayr-ı müsâid geldi; o vakit birtakım yeni kelimeler yaptılar, birtakımı sarf ve nahvi ta'dil etti, birtakımı da ahkâm-ı inşâdiyyeyi değiştirdi.
…
Kendisine takaddüm edenler pek çok; onları niçin taklid etmemeli? Hayır, muharrir diyor ki: Taklid etmek, hiçbir şey olmasa, mukallidlik, sahtekârlık olur. Muharrir taklidi hiç sevmez.

Önce Cenab'ın cümlesinin öznesine bakalım. Cümle Fransız dekadanlarını anlatır: «bu üdebaya», yani bu yazarlara. Ama her kelime Cenab'ın kendisine de uyar. Ender, ince, çözümlenmesi zor duygular; dar gelen sözlük; yeni kelimeler, değiştirilen gramer. Bu, Ahmed Midhat'ın Cenab'a yönelttiği suçlamanın ta kendisidir. Cenab, Fransızları anlatırken kendi savunmasını yapar: aynı ihtiyaç aynı çözümü doğurur.

Sonra cümlenin kendisine bakalım. Cenab yeni dili savunurken yeni dilin bütün özelliklerini sergiler: uzun, katmanlı, Arapça ve Farsça terkiplerle yüklü bir cümle. Bir bakıma bu cümle, anlattığı şeyin örneğidir. Okur, savunmayı okurken suçlamanın da neden doğduğunu görür.

Son olarak Fikret'in soru-cevabına bakalım. «Onları niçin taklid etmemeli?» sorusu bir itirazı seslendirir; cevap kesindir: taklit sahtekârlıktır. Burada «kendisine takaddüm edenler», yani öncekiler, yalnız Fransızlar değil, divan şairleri de olabilir; Ulusman'a göre Fikret'in «Musâhabe»leri nazîre geleneğinden kopuşu da hazırlar. Böylece taklit suçlamasını reddeden kuşak, aynı ölçütü kendi geleneğine de uygular.

Cevap ve bağlantı

Taklit mi, kendi ses mi? Okuduğumuz kaynaklar bir hüküm cümlesi kurmaz; ama hükmün hangi malzemeye dayanması gerektiğini gösterir. Etkinin varlığı tartışmasızdır: Verlaine, Coppée, Goncourt'lar, Zola, Mallarmé. Suçlama da gerçektir ve yüz yılı aşkın bir süre edebiyat tarihlerinde yaşamıştır. Ama kuşağın kendi yazıları, taklidi reddeden ve yeni bir duyarlılığın yeni bir dil istediğini savunan bir teoriyi de gösterir. Bugünkü araştırmacılar ise bu edebiyatı, Fransız etkisine rağmen, özgün bir modernlik deneyiminin ürünü olarak yeniden okur.

Kursun sorusuna da buradan dönebiliriz. Sansür yıllarında gözünü içe ve güzelliğe çeviren bu edebiyat, Türk şiirine ve romanına yeni bir dil, yeni biçimler, yeni bir iç dünya tahlili ve ilk kez edebiyatın özerkliği fikrini kazandırdı. Kaybettiği şey, geniş okurla bağıydı: Tanpınar'ın «ruh kudreti» eleştirisi, Güzel'in bugün okunması zor bir dil tespiti bunu gösterir. Kazanç ile kayıp aynı dilin iki yüzüdür.

Kapanış kancası

Bu kuşağın dili, yüklü terkipleri ve Arapça, Farsça kelimeleriyle bir zirveye ulaşmıştı. Birkaç yıl sonra, İstanbul'dan değil Selanik'ten, bir derginin sayfalarından tam tersi bir çağrı yükselecekti: konuşulan Türkçeyle yazmak. Bir dil, bir derginin sayfalarından nasıl değiştirilir? Ve bir edebiyatın «millî» olması ne demektir?

Özet kartı

  1. Etki yaygındır: Cenab Verlaine'den ve Brevet'den, Fikret Coppée, Sully Prudhomme ve Baudelaire'den, Halit Ziya Fransız romanından, Mehmed Rauf Zola, Flaubert ve Daudet'den, Hâşim Mallarmé'den etkilenir; anjambman ve sone Fransız şiirinden gelir.
  2. Suçlama erken başlar (Ahmed Midhat, Ali Ekrem) ve edebiyat tarihlerinde sürer: Güzel'e göre birçok tarihçi bu dili geleneksiz, moda ve yapay bulur. Kaplan Halit Ziya'nın Goncourt'ları taklit ettiğini söyler. Koçak'a göre «köksüzlük» eleştirisi Tanpınar'da ve Moran'da bile sürer ve bir yanılgıdır.
  3. Savunma içeriden gelir: Fikret taklidi sahtekârlık sayar; Cenab yeni manzaraların yeni kelimeler istediğini, «Dekadizm Nedir?»de Fransız dekadanları anlatırken kendi yolunu savunur; Hüseyin Cahit üslubun yazarın mizacına bağlı olduğunu yazar. Güzel'e göre edebiyatın özerkliği ve özgünlüğü ilk kez bu dönemde tartışılır.
  4. Yeniden okuma: Kaplan bu dilin «yapma olmakla beraber boş» olmadığını kabul eder; Uysal özgün bir modernlik deneyimi görür; Ulusman edebiyat tarihlerinin dil krizini ıskaladığını savunur.
  5. Etkiyi değerlendirmek için üç soru: ne alındı, neye uygulandı, yazar ne yaptığının farkında mı? Özgünlük, hiçbir şey almamakla değil, alınanla ne yapıldığıyla ölçülür.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Edebî etkiLiterary influenceBaşka bir edebiyattan alınanı kendi eserinde dönüştürerek kullanma
TaklitImitationBir eseri ya da üslubu dönüştürmeden tekrarlama
ÖzgünlükOriginalityBir eserin ya da yazarın kendine ait, başkalarından türetilemeyen niteliği
Etkilenme endişesiAnxiety of influenceBloom'a göre yazarın öncüllerinin gölgesinden kurtulma ve kendi sesini bulma çabası
YerlileştirmeDomestication, localizationAlınan biçim ya da tekniği kendi dilinin ve dünyasının malzemesine uygulayarak dönüştürme

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Kurs boyunca kullanılan kaynaklara göre Cenab, Fikret, Halit Ziya, Mehmed Rauf ve Hâşim hangi Fransız yazarlardan etkilenmiştir? Hangi teknikler Fransız şiirinden gelmiştir?
  2. (Kazanım 2) Güzel'in özetlediği taklit ve yapaylık eleştirisi nedir? Koçak'a göre «köksüzlük» eleştirisi hangi tarihçilerde sürer ve Koçak bunu nasıl değerlendirir?
  3. (Kazanım 3) Fikret, Cenab ve Hüseyin Cahit taklit suçlamasına nasıl cevap verir? Kaplan'ın ve Uysal'ın yeniden değerlendirmeleri nelerdir?
  4. (Kazanım 3) Etki ile taklidi ayırt etmek için hangi üç soru sorulabilir? Kurstan birer örnekle açıklayın.
  5. (Kazanım 4) Cenab'ın «Dekadizm Nedir?» parçasında Fransızları anlatırken nasıl kendini savunduğunu ve Fikret'in parçasında taklidin nasıl tanımlandığını açıklayın.

Cevaplar

  1. Şiirde: Cenab'da Verlaine ve Brevet (Tarakçı), Fikret'te Coppée, Sully Prudhomme ve Baudelaire (Uçman), Hâşim'de Mallarmé (Okay). Romanda: Halit Ziya'da Fransız klasik, romantik ve natüralist yazarlar (Kerman) ve Kaplan'ın andığı Goncourt'lar; Mehmed Rauf'ta Zola, Flaubert ve Daudet (Tarım). Biçimde: Özcan'a göre anjambman Fransız şiirinden gelir; sone de Fransız kökenlidir.
  2. Güzel'e göre birçok edebiyat tarihçisi bu dilin ve üslubun geleneği olmayan, moda bir kullanım olduğunu, Fransız edebiyatının ürünü olan bu tercihin taklit edildiğini ve yapay eserler doğurduğunu söyler; Güzel yazarların geç dönemde bu dilden uzaklaştığını ve dilin bugün okunmasının zor olduğunu ekler. Ulusman'ın aktardığına göre Koçak, köksüzlük, toplumuna yabancılık, aşırı bireycilik ve dekadanlık eleştirilerinin Kaplan, Enginün ve Parlatır çizgisinde, Tanpınar'da ve hatta Berna Moran'da sürdüğünü gösterir ve bunu edebiyat tarihlerinin ortak bir yanılgısı sayar.
  3. Fikret, bir «Musâhabe»sinde taklidi sahtekârlıkla bir tutar ve nazîre geleneğine, iktibas ve intihale karşı uyarılar yapar. Cenab, «Esâlib-i Ezmine»de insanın yeni keşfettiği manzaraları anlatmak için yeni kelimeler, cümleler, üsluplar ve hayaller aramak zorunda olduğunu savunur. Hüseyin Cahit «Şive»de her büyük yazarın kişisel bir üslubu olduğunu, üslubun yazarın mizacına ve zamanına bağlı olduğunu yazar. Kaplan bu dili yapma bulsa da onun boş olmadığını ve yeni bir bakış ve duyuş tarzı kazandırdığını kabul eder; Uysal Servet-i Fünûn'u Fransız etkisine rağmen özgün bir modernlik deneyiminin ürünü olarak görür.
  4. Birinci soru: ne alındı? Anjambman, sone ve levha anlayışı tekniktir; tekniğin alınması dilin ve konunun aynı kalmasını gerektirmez. İkinci soru: alınan neye uygulandı? Uçman'a göre Coppée etkisindeki Fikret, «Balıkçılar»da bir İstanbul balıkçısının yoksulluğunu yazar; Halit Ziya Fransız romanını okur ama Aşk-ı Memnu'yu bir Boğaziçi yalısında kurar; Hâşim Mallarmé'den bir anlayış alır ama Bağdat'taki çocukluğunu yazar. Üçüncü soru: yazar ne yaptığının farkında mı? Cenab'ın, Fikret'in ve Hüseyin Cahit'in teorik yazıları, alınanın tartışıldığını, adlandırıldığını ve gerekçelendirildiğini gösterir.
  5. Cenab'ın cümlesi Fransız dekadanlarını anlatır: ender, ince, çözümlenmesi zor duyguları anlatmaya çalışan bu yazarlara dilin sözlüğü dar, grameri cimri gelmiş, onlar da yeni kelimeler yapmış, grameri ve yazı kurallarını değiştirmiştir. Bu tarif, Ahmed Midhat'ın Cenab'a yönelttiği suçlamanın ta kendisidir; Cenab Fransızları anlatırken aynı ihtiyacın aynı çözümü doğurduğunu söyleyerek kendini savunur. Cümlenin kendisi de uzun ve terkiplerle yüklü olduğu için, savunduğu dilin örneğidir. Fikret'in parçası, öncekileri niçin taklit etmemeli diye bir itirazı seslendirir ve taklidin sahtekârlık olduğunu söyler; öncekiler Fransızlar kadar divan şairleri de olabilir.

Okuma

  • Ekrem Güzel, «Servet-i Fünûn Edebiyatında Yeni İfade veya Kusursuz Dil Arayışları» (Erdem 87, 2024).
  • Bilge Ulusman, «Logosantrik Bir Dil Projesi Olarak Servet-i Fünun'un Mai ve Siyah'taki Tezahürleri» (Söylem 4/1, 2019).
  • Kurs boyunca okuduğunuz metin anlarından birini seçin («Balıkçılar», «Âb u Ziyâ», Ahmet Cemil'in gemideki gecesi, Eylül'den bir parça, «O Belde»). Ünitedeki üç soruyu bu metne uygulayın: ne alınmış, neye uygulanmış, yazar ne yaptığının farkında mı?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:20 Soğuk açılış: bir dergi sayfası; «Benim Kalbim». Sayfanın bir yarısı altın bir çerçeveyle parlar (övgü), öbür yarısı kırmızı bir damgayla işaretlenir (suçlama).
  • 1:20–2:20 Büyük soru: bir terazi; bir kefede Fransızca kitaplar, öbür kefede Osmanlıca dergiler. Terazi iki yana salınır, bir türlü durulmaz.
  • 2:20–4:20 Bağlam: bir harita; Paris ile İstanbul arasında oklar: Verlaine→Cenab, Coppée→Fikret, Goncourt→Halit Ziya, Zola→Rauf, Mallarmé→Hâşim. Okların üstünde teknik adları: sone, anjambman, levha.
  • 4:20–7:40 Ana anlatı — Suçlama: bir mahkeme salonu çizimi; savcı kürsüsünde sırayla gazete kupürleri: «dekadan», «taklit», «yapay», «köksüz». Sonra yüz yıl boyunca uzanan bir raf; edebiyat tarihi kitaplarının sırtlarında aynı kelimeler.
  • 7:40–10:40 Ana anlatı — Savunma: savunma kürsüsünde üç kalem sırayla yazar: Fikret'in, Cenab'ın, Hüseyin Cahit'in yazıları. Bir manzara resmi açılır ve yanında yeni kelimeler belirir.
  • 10:40–13:40 Ana anlatı — Yeniden okuma: bir büyüteç; üç soru ekrana sırayla gelir: «Ne alındı?», «Neye uygulandı?», «Farkında mı?». Her soruda kurstan bir sahne: balıkçı teknesi, yalı, Bağdat gecesi.
  • 13:40–16:10 Metin anı: uzun Osmanlıca cümle ekranda kelime kelime akar; «bu üdebaya» kelimelerinin üstüne önce Fransız şairlerin, sonra Cenab'ın silueti biner. Ardından Fikret'in soru-cevabı iki ses olarak okunur.
  • 16:10–17:00 Cevap ve bağlantı: terazi dengelenir; kefelerin arasında yeni bir kitap belirir.
  • 17:00–17:30 Kapanış kancası: Selanik'te bir matbaa; bir dergi kapağı; sayfalardan sade kelimeler havalanır.

Telaffuz

  • Verlaine: «ver-LEN»; François Coppée: «fran-SUA ko-PE»; Sully Prudhomme: «sü-Lİ prü-DOM»; Baudelaire: «bod-LER»; Goncourt: «gon-KUR»; Zola: «zo-LA»; Flaubert: «flo-BER»; Daudet: «do-DE»; Mallarmé: «mal-lar-ME»; Charles Brevet: «şarl brö-VE»; Harold Bloom: «he-rıld BLUUM».
  • «Dekadizm Nedir?»: «de-ka-DİZM ne-DİR»; «Esâlib-i Ezmine»: «e-saa-li-bi ez-mi-NE»; «Musâhabe-i Edebiyye»: «mu-saa-ha-be-i e-de-biy-YE»; hissiyyât: «his-siy-YAAT»; havsala-i kamûsiyye: «hav-sa-la-i ka-muu-siy-YE»; bahîl: «ba-HİİL»; takaddüm: «ta-kad-DÜM»; mukallid: «mu-kal-LİD».
  • Ekrem Güzel: «ek-REM gü-ZEL»; Bilge Ulusman: «bil-GE u-lus-MAN»; Orhan Koçak: «or-HAN ko-ÇAK»; Berna Moran: «ber-NA mo-RAN»; İnci Enginün: «in-Cİ en-gi-NÜN»; İsmail Parlatır: «is-maa-İL par-la-TIR».