Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Ahmed Hâşim (1887-1933), Bağdat'ta doğdu, annesinin ölümünden sonra İstanbul'a geldi, Galatasaray'da Fikret'ten ders aldı. Okay'a göre kendi kuşağında Batı şiirini en iyi bilenlerdendi. Fecr-i Âtî'ye katıldı ama en az ilgilenen ve en önce kopan üyesi oldu.
- Toplam doksan beş kadar şiir yazdı. Okay'a göre verimsiz değil, titiz ve saf şiir peşinde bir şairdi. «Şi'r-i Kamer»lerde çocukluk, anne sevgisi, gece ve ölüm; Göl Saatleri'nde (1921) ve Piyâle'de (1926) melankoli, müphemlik ve uzak ülkelere özlem vardır.
- Piyâle önsözüne göre şiir anlaşılırlık aramamalı, sözden çok musikiye yakın olmalıdır. Şahin bu anlayışı Fransız saf şiir düşüncesine ve Mallarmé'ye bağlar, ama Hâşim'in kendine özgü bir yol bulduğunu söyler.
- Okay'a göre Hâşim toplum meseleleriyle en ilgisiz şairdir; nesri ise açık, nükteli ve alaycıdır. Nurullah Ata sanatının yalnız seçkinler için olduğunu yazar; Tanpınar onun şiirini hayatı anlamak için hayattan istifa eden bir rüya kâinatı olarak görür.
- «O Belde»de kısa ve uzun dizeler dalga gibi bir ritim kurar; hüzünlü bir sevgili ve adsız, hep mavi bir akşamın hüküm sürdüğü hayalî bir ülke vardır. Ülkenin adsızlığı, onu her okurun kendi özlemiyle doldurmasına imkân verir.
Kazanımlar
- Ahmed Hâşim'in Bağdat'tan İstanbul'a uzanan hayatını ve şiirinin Göl Saatleri'nden Piyâle'ye gelişimini açıklayabilir.
- «Sözden çok musikiye yakın» şiir anlayışını saf şiir kavramıyla ilişkilendirebilir.
- Hâşim'in şiirine yöneltilen eleştirileri ve onu savunan değerlendirmeleri karşılaştırabilir.
- «O Belde»den seçilen dizelerde ses, tekrar ve hayalî ülke imgesinin bir özlemi nasıl taşıdığını okuyabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Bağdat. Küçük bir çocuk, annesinin yanında, sıcak bir gündüzün bitmesini bekler. Gece gelince çöl serinler, ay doğar.
M. Orhan Okay'ın ansiklopedi maddesine göre bu çocuk, annesi ölünce babasıyla İstanbul'a gelir. Kaynaklara göre Türkçeyi iyi bilmemektedir. Bir yıl bir hazırlık okuluna gider, sonra Galatasaray'a yatılı olarak girer. Orada edebiyat öğretmeni Tevfik Fikret'tir.
Yıllar sonra aynı çocuk, şiirleri «anlaşılmıyor» diye eleştirilen, ama kuşaktan kuşağa okunmaya devam eden bir şair olacaktır. Şiirlerinde hep bir akşam, bir göl, bir ay ve uzak, adsız bir ülke vardır.
Büyük soru
208-07'nin kapanışı Fecr-i Âtî'nin en az ilgilenen, en önce kopan üyesini, şiiri anlatılacak değil duyulacak bir şey sayan şairi anmıştı. Buradan iki soru çıkar. Bir şiir, anlamını açıkça söylemeden neyi iletebilir? Ve toplumun bütün çalkantılarına uzak duran bir şair, neden hem sert eleştirildi hem de okunmaya devam etti?
Bağlam
Okay'a göre Hâşim 1887'de Bağdat'ta doğar. Doğum tarihi yakın zamanlara kadar 1883 ile 1887 arasında farklı gösterilmiş, M. Kaya Bilgegil'in arşivde bulduğu belgelerle 1887 kesinleşmiştir. Babasının Arap vilayetlerindeki görevleri yüzünden düzensiz bir eğitim görür.
Galatasaray'da Tevfik Fikret'ten ve Ahmed Hikmet'ten ders alır; Hamdullah Subhi, İzzet Melih, Emin Bülent ve Abdülhak Şinasi okul arkadaşlarıdır. Okay'a göre ilk şiirlerinde Muallim Nâci ve Abdülhak Hâmid'in, daha çok da Fikret ve Cenab'ın etkisi görülür. Okulun son yıllarında Fransız ve Belçikalı sembolistleri yakından tanımaya çalışır. Okay, Halit Ziya'nın hatıralarında Hâşim'i kendi kuşağında Batı şiirini en iyi araştıran ve bilen sanatçı saydığını aktarır.
Mezun olduktan sonra memurluklar, İzmir'de öğretmenlik, Birinci Dünya Savaşı'nda askerlik, sonra Güzel Sanatlar Akademisi'nde mitoloji dersleri ve Mülkiye'de Fransızca öğretmenliği gelir. 1924'te ve 1928'de Paris'e gider. 1933'te İstanbul'da ölür.
Ana anlatı — Az şiir, uzun bir iz
Okay'a göre Hâşim'in Göl Saatleri ve Piyâle adlı iki kitabıyla bunların dışındaki şiirlerinin toplamı doksan beş kadardır. Okay bu azlığa bir yargı ekler: Hâşim için verimsiz demekten çok, titiz ve «saf şiir» peşinde bir şair demek daha doğrudur.
İlk olgun şiirleri, 1906'da tamamlayıp 1908-1909'da yayımladığı «Şi'r-i Kamer», yani «Ay Şiiri» dizisidir. Okay'a göre bu şiirlerde Bağdat'taki çocukluğun hatıraları, sonraki şiirlerde platonik aşka karışacak derin bir anne sevgisi, güneşten kaçıp çöle hayat veren geceye sığınma, hastalık ve ölüm gibi çocukluktan gelen duygular vardır.
1921'de Göl Saatleri, 1926'da Piyâle çıkar. Şahin'e göre Hâşim 1915'ten sonra bir süre yazmaya ara verir; 1921'den sonra ifadesi, dili ve üslubuyla Göl Saatleri'nden farklı bir söyleyişe, «öz şiire» yönelir. Piyâle'nin önsözü, 001-02'de okuduğumuz «Şiir Hakkında Bazı Mülâhazalar»dır.
Okay'a göre Hâşim'in şiirleri, Batılı sembolist-empresyonist akımın etkisi altında, netlikleri silinmiş, gölgelenmiş, karartılmış tablolara benzer. Hepsinde derin bir melankoli, müphemlik, uzak ve bilinmeyen ülkelere duyulan bir özlem ve çoğu kez psikanalitik yoruma açık renkler ve musiki hissedilir.
Ana anlatı — Sözden çok musikiye yakın
Okay, Piyâle'nin önsözündeki görüşleri şöyle özetler: şiirde anlam ve anlaşılırlık aranmamalıdır; şiir öğretici, düşünceye dayalı ve söz sanatına yaslanan bir şey değil, peygamberlerin sözleri gibi çeşitli yorumlara açık, sözden çok musikiye yakın bir ifade sanatıdır.
Şahin'e göre bu anlayışın kaynağında Fransız saf şiir düşüncesi vardır; en çok etkisi görülen ad da Mallarmé'dir. Okay'a göre Hâşim Mallarmé'den aktararak benimsediği düşüncelerle bir tür mistisizme yaklaşır: şairler insanlar arasında bir tür dünyevî mutasavvıflar zümresidir, gündelik dil ancak kutsal bir dönüşümden geçerek şiir dili olabilir. Okay'a göre bu görüşler, şiirin neredeyse dinin yerini aldığı yargısını düşündürür.
Şahin bir soruyu da açık bırakır: Mallarmé etkisiyle şiir anlayışını kurması, Hâşim'in özgünlüğünü tartışmaya açar mı? Şahin'e göre Hâşim, kendi kültürüyle ve tecrübe ettiği sanat eserleri arasından kendine özgü bir anlayışla çıkabilmiştir.
Ana anlatı — Şiirde uzaklık, nesirde yakınlık
Okay'a göre Hâşim, son dönem edebiyatımızın toplum meseleleriyle en ilgisiz şairidir. Özellikle ün kazandığı yıllar, Türk toplumunun çalkantıları ve çağdaş şairlerin katıldığı siyasi akımlar düşünüldüğünde bu daha da dikkat çeker. Okay'a göre ilk yıllarda yazdığı dinî, fikrî ve millî konulu üç şiirini de sağlığında kitaplarına almaz.
Bu uzaklık iki türlü değerlendirilir. Şahin'in aktardığına göre Nurullah Ata, 1921'de Hâşim'in sanatının yalnız seçkinler için olduğunu, ima ve telkini tercih ettiğini ve okurlarının sayısının sınırlı kaldığını yazar. Tanpınar ise Hâşim'in şiirini sembolizmden gelen bir rüya kâinatı olarak görür: gerçeklikten bilerek uzaklaşma, gece hayatının gündüze akması. Tanpınar'ın bir deyişiyle bu, hayatı anlamak için hayattan istifadır. Kaplan'a göre de Hâşim'in bütün eserlerine, tahlil yoluyla sezilebilen ama ulaşılması imkânsız bir «başka âlem» fikri hâkimdir.
Hâşim'in nesri ise bambaşkadır. Okay'a göre nesir yazıları açık, berrak, görece sade, nükteli, hatta alaycıdır. Bize Göre'deki, Gurabâhâne-i Laklakan'daki fıkralar ve Frankfurt Seyahatnamesi sağlığında da beğenilmiş ve aranmıştır. Şiirde bir sis, nesirde bir ışık: aynı yazar, iki ayrı dilde iki ayrı yüz gösterir.
Yaygın yanlış«Hâşim'in şiirlerinin anlamı yoktur; yalnızca ses vardır.»
Hâşim şiirde anlamın aranmamasını, açıkça söylenmemesini ister; bu, şiirin anlamsız olduğu demek değildir. Okay'a göre şiirleri çocukluk hatıralarından, anne sevgisinden, ölüm düşüncesinden ve uzak ülkelere duyulan özlemden beslenir. Kaplan onun eserlerinde tahlil yoluyla sezilebilen bir «başka âlem» görür. Anlam oradadır, ama bir tablo gibi gösterilmez; bir ezgi gibi sezdirilir.
Metin anı
«O Belde»den, Göl Saatleri'ne alınan şiirden, açılış dizeleri ve şiirin ortasında o ülkenin anıldığı ilk dizeler:
Denizlerden
Esen bu ince havâ saçlarınla eğlensin.
Bilsen,
Melâl-i hasret ü gurbetle ufk-ı şâma bakan
Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!
…
O belde
Durur menâtık-ı dûşîze-i tahayyülde;
Mâi bir akşam
Eder üstünde dâima ârâm;
Eteklerinde deniz
Döker ervâha bir sükûn-ı menâm…
Önce sese bakalım. Dizeler kısalıp uzar: «Denizlerden», tek kelime; ardından uzun bir dize. «Bilsen», tek kelime; ardından yine uzun bir dize. Kısa dize bir soluk alma, uzun dize bir soluk verme gibidir. Şiir bir dalga ritmiyle ilerler. Kafiyeler de dalgalar gibi uzaktan birbirine seslenir: «eğlensin» ile «dilbersin», «tahayyülde» ile «belde», «akşam» ile «ârâm» ile «menâm».
Sonra hüzne bakalım. İlk bölümde bir sevgili vardır, ama onun güzelliği hüznünden gelir: «bu hüznünle sen ne dilbersin!» Bakışı akşam ufkuna, yani günün bittiği yere dönüktür. Gurbet ve hasret, daha nereye olduğu söylenmeden oradadır.
Son olarak o ülkeye bakalım. «O belde» adsızdır. Nerede olduğu söylenmez; yalnızca «hayalin el değmemiş bölgelerinde» durduğu söylenir. Orada her zaman akşamdır ve akşam mavidir. Deniz ruhlara uyku döker. Şahin'e göre Hâşim burada, idrakin sınırlarının ötesinde idealize edilmiş, kutsal ve adsız bir kaynağa işaret eder. Ülkenin adı olmadığı için her okur onu kendi özlemiyle doldurabilir. Anlamı söylememek, anlamı okura açmaktır.
Cevap ve bağlantı
Bir şiir anlamını açıkça söylemeden neyi iletebilir? «O Belde»nin cevabı, bir ruh hâlidir: bir akşamın hüznü, bir yerin özlemi, bir uykunun sükûneti. Kelimeler bir fikri değil bir sesi, bir rengi, bir soluğu taşır. Hâşim'in «sözden çok musikiye yakın» dediği şey budur.
Toplumdan uzak duran bir şair neden hem eleştirildi hem okundu? Nurullah Ata'nın gözünde bu uzaklık okuru sınırlıyordu. Tanpınar'ın gözünde ise hayatı anlamak için hayattan bir istifaydı. Hâşim'in adsız ülkesi, her kuşağın kendi özlemini yerleştirebileceği bir boşluk bıraktığı için okunmaya devam etti.
Kapanış kancası
Hâşim'in şiir anlayışında Mallarmé'nin, Cenab'ınkinde Verlaine'in, Halit Ziya'nın romanında Fransız romanının izleri vardı. Bu kurs boyunca her ünitede Fransız edebiyatının adı geçti. Peki bu kuşak Fransızları taklit mi etti, yoksa onlardan aldığıyla kendine özgü bir şey mi kurdu? «Etki» ile «taklit» arasındaki sınır nerededir, ve bir edebiyatın özgünlüğü neyle ölçülür?
Özet kartı
- Ahmed Hâşim (1887-1933), Bağdat'ta doğdu, annesinin ölümünden sonra İstanbul'a geldi, Galatasaray'da Fikret'ten ders aldı. Okay'a göre kendi kuşağında Batı şiirini en iyi bilenlerdendi. Fecr-i Âtî'ye katıldı ama en az ilgilenen ve en önce kopan üyesi oldu.
- Toplam doksan beş kadar şiir yazdı. Okay'a göre verimsiz değil, titiz ve saf şiir peşinde bir şairdi. «Şi'r-i Kamer»lerde çocukluk, anne sevgisi, gece ve ölüm; Göl Saatleri'nde (1921) ve Piyâle'de (1926) melankoli, müphemlik ve uzak ülkelere özlem vardır.
- Piyâle önsözüne göre şiir anlaşılırlık aramamalı, sözden çok musikiye yakın olmalıdır. Şahin bu anlayışı Fransız saf şiir düşüncesine ve Mallarmé'ye bağlar, ama Hâşim'in kendine özgü bir yol bulduğunu söyler.
- Okay'a göre Hâşim toplum meseleleriyle en ilgisiz şairdir; nesri ise açık, nükteli ve alaycıdır. Nurullah Ata sanatının yalnız seçkinler için olduğunu yazar; Tanpınar onun şiirini hayatı anlamak için hayattan istifa eden bir rüya kâinatı olarak görür.
- «O Belde»de kısa ve uzun dizeler dalga gibi bir ritim kurar; hüzünlü bir sevgili ve adsız, hep mavi bir akşamın hüküm sürdüğü hayalî bir ülke vardır. Ülkenin adsızlığı, onu her okurun kendi özlemiyle doldurmasına imkân verir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Saf şiir | Pure poetry | Şiiri düşünceden ve anlatıdan arındırıp kelimelerin sesine ve musikisine dayandıran anlayış |
| Müphemlik | Vagueness, obscurity | Anlamın kasıtlı olarak açık söylenmemesi, birden çok yoruma açık bırakılması |
| Nostalji | Nostalgia | Uzakta kalmış ya da hiç var olmamış bir yere, bir zamana duyulan özlem |
| Melankoli | Melancholy | Nedeni belirsiz, derin ve sürekli bir hüzün hâli |
| Hayalî ülke | Imaginary land | Şiirde adı ve yeri belirtilmeyen, ideal bir özlemin mekânı |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Hâşim'in çocukluğu ve Galatasaray yılları şiirini nasıl etkiledi? «Şi'r-i Kamer»lerde hangi duygular görülür?
- (Kazanım 2) Piyâle önsözündeki şiir anlayışının temel iddiaları nelerdir? Saf şiir kavramı ve Mallarmé ile nasıl ilişkilidir?
- (Kazanım 3) Nurullah Ata, Tanpınar ve Kaplan Hâşim'in şiirini nasıl değerlendirir? Bu değerlendirmeler nerede ayrılır?
- (Kazanım 3) Okay'a göre Hâşim'in şiiri ile nesri arasındaki fark nedir? Toplum meselelerine ilgisizliği nasıl yorumlanabilir?
- (Kazanım 4) «O Belde»den seçilen dizelerde ses, hüzün ve hayalî ülke imgesi bir özlemi nasıl taşır?
Cevaplar
- Okay'a göre Hâşim Bağdat'ta doğdu, babasının görevleri yüzünden düzensiz bir eğitim gördü, çok sevdiği annesinin ölümünden sonra İstanbul'a geldi. Galatasaray'da Fikret ve Ahmed Hikmet'ten ders aldı, son yıllarında Fransız ve Belçikalı sembolistleri tanıdı. «Şi'r-i Kamer»lerde Bağdat'taki çocukluğun hatıraları, sonra platonik aşka karışacak derin bir anne sevgisi, güneşten kaçıp çöle hayat veren geceye sığınma, hastalık ve ölüm gibi çocukluktan gelen duygular görülür.
- Okay'ın özetine göre şiirde anlam ve anlaşılırlık aranmamalıdır; şiir öğretici, düşünceye dayalı ve söz sanatına yaslanan bir şey değil, peygamberlerin sözleri gibi çeşitli yorumlara açık, sözden çok musikiye yakın bir ifade sanatıdır. Şahin'e göre bu anlayışın kaynağında Fransız saf şiir düşüncesi vardır ve en belirgin etki Mallarmé'den gelir. Okay'a göre Hâşim Mallarmé'den aldığı düşüncelerle şairleri dünyevî mutasavvıflara benzetir ve şiiri neredeyse dinin yerine koyar.
- Nurullah Ata 1921'de Hâşim'in sanatının yalnız seçkinler için olduğunu, ima ve telkini tercih ettiğini, okurunun sınırlı kaldığını yazar. Tanpınar onun şiirini sembolizmden gelen bir rüya kâinatı, gerçeklikten bilerek uzaklaşma, hayatı anlamak için hayattan istifa olarak görür. Kaplan ise eserlerine tahlil yoluyla sezilebilen ama ulaşılamaz bir «başka âlem» fikrinin hâkim olduğunu söyler. Nurullah Ata uzaklığı okurla ilişki açısından bir sınır olarak görür; Tanpınar ve Kaplan ise onu şiirin kendi dünyasının kaynağı olarak okur.
- Okay'a göre Hâşim'in şiiri müphem, melankolik ve gölgelidir; nesri ise açık, berrak, görece sade, nükteli ve alaycıdır; nesirleri sağlığında da beğenilmiştir. Okay onu son dönem edebiyatımızın toplum meseleleriyle en ilgisiz şairi sayar; ilk yıllarındaki dinî, fikrî ve millî konulu şiirlerini kitaplarına almamıştır. Bu ilgisizlik bir eksiklik olarak da, şiiri gündelik olandan koruyan bilinçli bir tercih olarak da okunabilir; Tanpınar'ın «hayattan istifa» deyişi ikinci okumaya yakındır.
- Kısa ve uzun dizeler art arda gelerek dalga gibi, soluk alıp verme gibi bir ritim kurar; uzak kafiyeler birbirine seslenir. İlk bölümde sevgilinin güzelliği hüznünden gelir; bakışı akşam ufkuna dönüktür, gurbet ve hasret nereye olduğu söylenmeden oradadır. «O belde» adsızdır, hayalin el değmemiş bölgelerinde durur, üstünde her zaman mavi bir akşam vardır ve deniz ruhlara uyku döker. Adsızlık, ülkeyi her okurun kendi özlemiyle doldurmasına imkân verir; anlam söylenmez, sezdirilir.
Okuma
- M. Orhan Okay, «Ahmed Hâşim» (DİA 2) — hayatı ve şiirinin genel değerlendirmesi.
- Güngör Şahin, «"Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" Çerçevesinde Ahmet Haşim'in Şiir Anlayışına Poetik Yaklaşımlar» (2024).
- Ahmed Hâşim, «O Belde» (Göl Saatleri). Şiiri yüksek sesle okuyun. Hangi dizelerde durup soluklanıyorsunuz? Kısa dizeleri işaretleyin ve her birinin hangi uzun dizeyi hazırladığına bakın.