İçeriğe geç

Ünite EDB-208-07 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

Fecr-i Âti

EDB-208 Servet-i Fünun ve Fecr-i Âti

2.309 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · anlatım 11 dk

  • encümen
  • beyanname
  • fildişi kule
  • edebî topluluk
  • intihal
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Okay'a göre 1901-1908 arasında edebî yayın neredeyse durdu; Meşrutiyet'le 200'ü aşan dergi ve gazete çıktı, edebî ürünlerin çoğu Abdülhamid'i kötüleyen, sanat değeri düşük eserlerdi. Fecr-i Âtî bu ortama tepki olarak 20 Mart 1909'da kuruldu.
  2. Ad Faik Âli'nin önerisiydi; Hâşim'in «Sînâ-yı Emel» önerisi reddedildi. Slogan «Sanat şahsî ve muhteremdir» Şehâbeddin Süleyman'ındı. 24 Şubat 1910'daki beyannamede yirmi bir imza vardı; yaş ortalaması yirmi üçtü.
  3. Okay'a göre ilke politik ortama bir tepkiydi, ama topluluk tam bir fildişi kuleyi reddetti ve sanatın sonunda millî gelişmeye hizmet edeceğini düşündü. Üyeler bir okul olmadıklarını, birbirine bağlı olmadıklarını söyledi.
  4. Okay'a göre Fecr-i Âtî Edebiyât-ı Cedîde'ye bir tepki değil, onun devamıdır: eski Servet-i Fünûn şairleri içindeydi, yayın organı yine Servet-i Fünûn'du, dili pek farklı değildi. İçeride ve dışarıda sert tartışmalar yaşandı.
  5. Topluluk 31 Mart, Ahmed Samim'in öldürülmesi ve disiplinsizlik yüzünden dağıldı; 1912 sonunda adı anılmaz oldu. Okay'a göre yine de sanat adına güçlü bir hamleydi; üyelerinin çoğu sonra Millî Edebiyat'a katıldı.

Kazanımlar

  • Fecr-i Âtî'nin II. Meşrutiyet'in ilk yıllarındaki basın ortamına bir tepki olarak nasıl doğduğunu açıklayabilir.
  • «Sanat şahsî ve muhteremdir» ilkesinin ne anlama geldiğini ve Edebiyât-ı Cedîde'nin «sanat sanat içindir» anlayışından nerede ayrıldığını tartışabilir.
  • Topluluğun Edebiyât-ı Cedîde'ye tepki mi yoksa onun devamı mı olduğu üzerine görüşleri karşılaştırabilir.
  • Topluluğu hicveden bir dörtlükte dönemin eleştirisinin hangi noktaya yöneldiğini okuyabilir.

Video metni

Soğuk açılış

20 Mart 1909. Bir gazetenin, Hilâl'in, idarehanesinde bir grup genç toplanıyor. Çoğu yirmili yaşlarında. Bir ad arıyorlar.

Ahmed Hâşim «Sînâ-yı Emel» adını önerir; M. Orhan Okay bu öneriyi topluluğun ansiklopedi maddesinde kaydeder. Cafer Şen'in aktardığı hatıralara göre bu ad yazılışı sevimsiz, söylenişi güç ve anlamı karışık bulunur. Faik Âli'nin önerdiği ad kabul edilir: Fecr-i Âtî, yani «geleceğin şafağı».

Bir de slogan gerekir. Şen'in Yakup Kadri'nin hatıralarından aktardığına göre onu Şehâbeddin Süleyman bulur: «Sanat şahsî ve muhteremdir.» Şen'in aktardığı bir başka tanıklıkta, Celâl Sahir'in kendi yazısında, bir ayrıntı daha vardır: o ilk toplantıda uzun saçlı Celâl Sahir, Halit Ziya'nın romanındaki hayalperest Ahmet Cemil'e benzetilir.

Büyük soru

208-06'nın kapanışı bir soru sormuştu: yeni kuşak öncekinin izinden mi gidecekti, yoksa ondan kopmaya mı çalışacaktı? Bu ünite o soruyu biraz daha keskinleştirecek. «Sanat şahsî ve muhteremdir» ne demektir, ve «sanat sanat içindir»den farkı nedir? Kendini bir topluluk olarak duyuran, ama mensuplarının çoğunun bir okul olmadığını söylediği bir grup, edebiyat tarihinde nasıl bir yer tutar?

Bağlam

Okay'ın anlattığı tabloda, 1901'de Servet-i Fünûn dağıldıktan sonra Meşrutiyet'e kadar geçen yedi sekiz yılda yayın hayatında ve özellikle edebî eserlerde hissedilir bir azalma olur. Hüseyin Cahit, Hüseyin Rahmi, Ahmed Midhat gibi çok yazan kalemler bile bu yıllarda neredeyse susar.

23 Temmuz 1908'de II. Meşrutiyet ilan edilince basında bir patlama yaşanır. Okay'a göre üç dört yıl içinde yayın hayatında görülen dergi ve gazetelerin sayısı 200'ü aşar. Yazı özgürlüğü edebî eserlere de yansır. Okay'a göre bu dönemin ürünlerinin önemli bir kısmı, ortak özellikleri II. Abdülhamid'i ve devrini kötülemek olan, çoğu en az sanat ve edebiyat zevkinden yoksun şiirler, oyunlar ve romanlardır. Fecr-i Âtî, Okay'a göre bu seviyesizliğe karşı tepkilerin bir araya getirdiği yazarlardan doğar.

Ana anlatı — Şafak: bir haber, bir beyanname

Okay'a göre topluluğun varlığı, 25 Mart 1909 tarihli Servet-i Fünûn'da (nr. 930) çıkan küçük bir haberle duyurulur. Haberde bir şiir ve düşünce topluluğu kurulduğu, sanatı şahsî ve muhterem kabul ettikleri, şiire ve estetiğe ağırlık vermek üzere Fecr-i Âtî adıyla bir dergi çıkaracakları bildirilir. Dergi hiçbir zaman çıkmaz.

Topluluğu asıl görünür kılan, bir yıl sonra yayımlanan beyannamedir. Okay'a göre «Fecr-i Âtî Encümen-i Edebîsi Beyannâmesi» 24 Şubat 1910'da hem Servet-i Fünûn'da hem Tanin'de çıkar. Okay beyannameyi şöyle özetler: Edebiyât-ı Cedîde için saygılı bir dil kullanılır; onun gibi sanata ve estetiğe bağlı kalınacak, ama yeniliğe daha çok açılınacaktır. Topluluk dilin, edebiyatın ve sosyal bilimlerin gelişmesine çalışacak, bir yayınevi kurup Batılı ve yerli eserleri halka ulaştıracaktır.

Beyannamenin altında yirmi bir imza vardır: Ahmed Hâşim, Yakup Kadri, Refik Halit, Köprülüzâde Mehmed Fuad, Hamdullah Subhi, Ali Canip, Faik Âli, Celâl Sahir ve başkaları. Okay'a göre en yaşlısı otuz dört, en gençleri on dokuz yaşındadır; yaş ortalaması yirmi üçtür.

Bir ayrıntı dikkat çekicidir: Şen'in Hasan Âli Yücel'den aktardığına göre Fecr-i Âtî gençleri Servet-i Fünûn'da yazmaya başladığında dergi sekiz yüz kadar basılmaktadır; onlar yazınca baskı 300-400 nüsha artar ve Ahmed İhsan ödedikleri aylık ücreti yükseltir.

Ana anlatı — «Şahsî ve muhterem»: bir sloganın iki yüzü

Slogan iki kelimedir ve iki şey söyler. «Şahsî», sanat bireyin kendi işidir: kimsenin emrine, hiçbir partinin davasına bağlı değildir. «Muhterem», sanat saygıya değerdir: gündelik politikanın aracı yapılmamalıdır.

Okay'a göre bu ilke, Meşrutiyet'i izleyen aşırı politik ortama bir tepkidir. Ama Okay bir ayrım daha yapar: Fecr-i Âtî mensupları Edebiyât-ı Cedîde'ciler gibi tamamen estetik kaygılarla bir fildişi kuleye kapanmayı benimsemez; sanatın belki doğrudan siyasete değil, ama sonunda millî gelişmeye hizmet edeceğini düşünürler.

Topluluğun kendi üyeleri ise ilkeyi farklı yorumlar. Şen'in aktardığına göre Şehâbeddin Süleyman, Edebiyât-ı Cedîde «sanat sanat içindir», Fecr-i Âtî «sanat şahsî ve muhteremdir» derken iki kuşağın birleştiğini söyler. Şen'e göre üyeler de birbirine bağlı değildir: Celâl Sahir Fecr-i Âtî'nin bir edebî okul olmadığını, Ali Canip üyelerin edebî görüşlerinde özgür ve bağımsız olduğunu, Hâşim ise üyelerin birbirine zincirleme kefaletle bağlı olmadığını belirtir.

Okay aynı noktaya varır: sanatı şahsî kabul eden mensupların her biri kendi yolunu tutmuş, dernek disiplinine yanaşmamıştır. Bu yüzden resmî bir dernek kuramazlar. 31 Mart Vak'ası sırasında toplandıkları matbaa basılır, üyelerinden gazeteci Ahmed Samim bir suikastte öldürülür. Okay'a göre bir buçuk yıl sonra grupta on kişi kalmıştır; 1912 sonlarında artık Fecr-i Âtî diye bir addan söz edilmez.

Ana anlatı — Tepki mi, devam mı?

Fecr-i Âtî'nin bir önceki kuşakla ilişkisi tartışmalıdır. Okay açıkça taraf tutar: ona göre bazı eleştirmenlerin kanaatinin aksine, Fecr-i Âtî'nin Edebiyât-ı Cedîde'ye bir tepkiden doğduğu iddiasına katılmak mümkün değildir. Verdikleri eserler ve estetik görüşleri onların devamı olduklarını gösterir. Aralarında Faik Âli ve Celâl Sahir gibi eski Servet-i Fünûn'cuların bulunması, kendilerine yayın organı olarak yine Servet-i Fünûn'u seçmeleri de bunu destekler. Okay'a göre dilleri, terkipleri, hatta cümle yapıları da öncekilerden pek farklı değildir.

Muhalifler bu sürekliliği alaya alır. Şen'in aktardığına göre, kendisi de topluluğun üyesi olan Tahsin Nahid bir yazısında şaka yollu şöyle der: kendisine Edebiyât-ı Cedîde'den değerli bir şey kalıp kalmadığı sorulmuş, o da iki şey kaldığını söylemiş: Faik Âli ve Celâl Sahir.

Topluluğun kendi içinde de tartışma vardır. Okay'a göre önemli polemiklerden biri, Hâşim, Mehmed Fuad, Hamdullah Subhi ve Yakup Kadri gibi Edebiyât-ı Cedîde'ye karşı çıkanlarla, Ali Canip ve eski bir Edebiyât-ı Cedîde'ci olan Celâl Sahir arasında geçer. Dışarıdan da saldırılar gelir: Şen'e göre Rübâb dergisinde toplanan daha genç bir grup, Fecr-i Âtî'yi büyük şairler yetiştirememekle suçlar; bir yazar Mehmed Fuad'ın bir şiirini başka bir şairden intihal olmakla itham eder.

Topluluğun sonrası ise onu yeniden değerlendirmeye çağırır. Okay'a göre Fecr-i Âtî, bütün dağınıklığına ve kısa ömrüne rağmen Meşrutiyet'in siyasi kargaşası içinde sanat adına güçlü bir hamle sayılmalıdır. Üyelerinin hemen hepsi Türk edebiyatında önemli bir yer alır. Bir kısmı, başta Hâşim, sanatın şahsî oluşu ilkesine bağlı kalır; pek çoğu da sonradan Millî Edebiyat hareketine katılır. Şen'in aktardığına göre Refik Halit, Fecr-i Âtî'nin Millî Edebiyat'ı hazırladığını söyler.

Yaygın yanlış«Fecr-i Âtî, Servet-i Fünûn'a karşı kurulmuş bir tepki hareketidir.»
Doğrusu

Okay bu görüşe açıkça karşı çıkar: ona göre topluluk, Meşrutiyet sonrasının politik ve sanat değeri düşük yayınlarına tepki olarak doğmuştur, Edebiyât-ı Cedîde'ye değil. Beyanname Edebiyât-ı Cedîde'den saygıyla söz eder; eski Servet-i Fünûn şairleri topluluğun içindedir; yayın organı yine Servet-i Fünûn'dur. Topluluk içinde Edebiyât-ı Cedîde'ye karşı çıkan üyeler olduğu doğrudur, ama bu bir grubun kuruluş nedeni değil, grubun içindeki tartışmalardan biridir.

Metin anı

1910'da bir mizah dergisinde, Hayâl-i Cedîd'de çıkan ve Fecr-i Âtî şairlerinden birine seslenen bir dörtlük. Şen bu dizeleri topluluğa yöneltilen eleştirilere örnek olarak aktarır:

Diyorsun şair olmak pek kolay bir şey imiş yalnız;
Mey ister, kâğıd ister, hem de aşk ister, bahar ister.
Evet hep ister oğlu ister… amma ey Ayn. Lam, Bey;
Benim fikrimce bunlardan mukaddem iktidâr ister.

Önce listeye bakalım. İkinci dize bir şairin ihtiyaçlarını sayar: şarap, kâğıt, aşk, bahar. Bunlar Edebiyât-ı Cedîde'den beri tanıdık süslerdir. Hicivci onları bir alışveriş listesi gibi sıralar ve bu tekrarla hafifletir: «ister… ister… ister». Şiir kolaylaştıkça şiirin malzemesi de bir sahne dekoruna dönüşmüştür.

Sonra son dizeye bakalım. Asıl söz buradadır: «bunlardan mukaddem iktidâr ister». Buradaki «iktidar», siyasi güç değil, yetenektir, bir işi yapabilme gücüdür. Şen bu dizeleri, topluluğun edebiyatta iktidar olmak istemesinin eleştirisi olarak okur. İki anlam yan yana durur: yetenekten önce söz sahibi olmak isteyen bir kuşak.

Son olarak sesin kendisine bakalım. Dörtlük, alay ettiği şiirin aruzunu ve kafiyesini kullanır. Hiciv, hedefinin biçimini ödünç alarak konuşur. «Şahsî ve muhterem» diyen bir topluluk, ilk karşılığını saygı değil, gülme olarak alır.

Cevap ve bağlantı

«Sanat şahsî ve muhteremdir» ne demekti? Bir yanda sanatı günün politikasından korumak, öbür yanda her şairin kendi yolunu tutma özgürlüğü. Şehâbeddin Süleyman'a göre bu ilke «sanat sanat içindir»le birleşiyordu; Okay'a göre ise Fecr-i Âtî fildişi kuleyi reddediyor, sanatın sonunda millî gelişmeye hizmet edeceğine inanıyordu.

Bir okul olmayan bir topluluk edebiyat tarihinde nasıl yer tutar? Okay'ın cevabı açıktır: bir hamle olarak. Dağınık, kısa ömürlü, üyeleri birbirine bağlı değil; ama o kargaşada edebiyatı ciddiye alan yirmi bir gencin hemen hepsi, Okay'a göre Türk edebiyatı tarihinde az ya da çok önemli bir yer aldı.

Kapanış kancası

Önerdiği adı reddedilen, Okay'ın deyişiyle toplulukla en az ilgilenen ve ondan en önce kopan üye, sanatın şahsî oluşu ilkesine en sadık kalan şair oldu. Onun için şiir anlatılacak bir şey değil, duyulacak bir şeydi. Bir şiir, anlamını söylemeden, müziğe yaklaşarak neyi iletebilir?

Özet kartı

  1. Okay'a göre 1901-1908 arasında edebî yayın neredeyse durdu; Meşrutiyet'le 200'ü aşan dergi ve gazete çıktı, edebî ürünlerin çoğu Abdülhamid'i kötüleyen, sanat değeri düşük eserlerdi. Fecr-i Âtî bu ortama tepki olarak 20 Mart 1909'da kuruldu.
  2. Ad Faik Âli'nin önerisiydi; Hâşim'in «Sînâ-yı Emel» önerisi reddedildi. Slogan «Sanat şahsî ve muhteremdir» Şehâbeddin Süleyman'ındı. 24 Şubat 1910'daki beyannamede yirmi bir imza vardı; yaş ortalaması yirmi üçtü.
  3. Okay'a göre ilke politik ortama bir tepkiydi, ama topluluk tam bir fildişi kuleyi reddetti ve sanatın sonunda millî gelişmeye hizmet edeceğini düşündü. Üyeler bir okul olmadıklarını, birbirine bağlı olmadıklarını söyledi.
  4. Okay'a göre Fecr-i Âtî Edebiyât-ı Cedîde'ye bir tepki değil, onun devamıdır: eski Servet-i Fünûn şairleri içindeydi, yayın organı yine Servet-i Fünûn'du, dili pek farklı değildi. İçeride ve dışarıda sert tartışmalar yaşandı.
  5. Topluluk 31 Mart, Ahmed Samim'in öldürülmesi ve disiplinsizlik yüzünden dağıldı; 1912 sonunda adı anılmaz oldu. Okay'a göre yine de sanat adına güçlü bir hamleydi; üyelerinin çoğu sonra Millî Edebiyat'a katıldı.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
EncümenSociety, committeeBelirli bir amaçla bir araya gelen kişilerin oluşturduğu kurul ya da dernek
BeyannameManifestoBir topluluğun amaçlarını ve ilkelerini kamuoyuna duyurduğu yazı
Fildişi kuleIvory towerSanatçının toplumdan uzaklaşıp yalnız sanatıyla meşgul olduğu yalıtılmış durum
Edebî toplulukLiterary groupOrtak bir ad ya da ilke etrafında bir araya gelen, ortak bir öğretiye bağlı olmak zorunda olmayan yazarlar
İntihalPlagiarismBaşkasının eserini kendi eseriymiş gibi sunma

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) 1901-1908 ile 1908 sonrası yayın ortamı arasındaki fark nedir? Fecr-i Âtî bu ortamda neye tepki olarak doğdu?
  2. (Kazanım 2) «Sanat şahsî ve muhteremdir» sloganındaki iki kelime ne anlatır? Okay'a göre Fecr-i Âtî fildişi kule konusunda Edebiyât-ı Cedîde'den nasıl ayrılır?
  3. (Kazanım 3) Okay, Fecr-i Âtî'nin Edebiyât-ı Cedîde'ye tepki olduğu görüşüne neden karşı çıkar? Hangi kanıtları gösterir?
  4. (Kazanım 3) Topluluğun bir okul olmadığını gösteren üye beyanları ve dağılma nedenleri nelerdir?
  5. (Kazanım 4) Hayâl-i Cedîd'deki dörtlük Fecr-i Âtî şairlerini nasıl eleştirir? Son dizedeki «iktidar» kelimesi hangi anlamlara açıktır?

Cevaplar

  1. Okay'a göre 1901-1908 arasında sansür, tutuklama, sürgün ve psikolojik baskı yüzünden yayın ve özellikle edebî eser azaldı; Hüseyin Cahit, Hüseyin Rahmi, Ahmed Midhat gibi kalemler bile sustu. Meşrutiyet'le sansür fiilen kalktı, üç dört yılda 200'ü aşkın dergi ve gazete çıktı. Ama edebî ürünlerin çoğu Abdülhamid'i kötülemeyi amaçlayan, sanat değeri düşük eserlerdi. Fecr-i Âtî, basının aşırı politikleşmesinden ve bu seviyesizlikten usanan gençlerin tepkisiyle doğdu.
  2. «Şahsî», sanatın bireyin kendi işi olduğunu, hiçbir davaya ya da partiye bağlı olmadığını anlatır; «muhterem», sanatın saygıya değer olduğunu, gündelik politikanın aracı yapılmaması gerektiğini. Okay'a göre Fecr-i Âtî, Edebiyât-ı Cedîde'ciler gibi tamamen estetik kaygılarla bir fildişi kuleye kapanmayı benimsemedi; sanatın doğrudan siyasete değil ama sonunda millî gelişmeye hizmet edeceğini düşündü.
  3. Okay'a göre topluluğun eserleri ve estetik görüşleri onun Edebiyât-ı Cedîde'nin devamı olduğunu gösterir. Kanıtlar: beyanname Edebiyât-ı Cedîde'den saygıyla söz eder; Faik Âli ve Celâl Sahir gibi eski Servet-i Fünûn'cular topluluğun içindedir; yayın organı olarak yine Servet-i Fünûn seçilmiştir; kelime kadrosu, terkipler ve cümle yapısı pek farklı değildir. Topluluk Edebiyât-ı Cedîde'ye değil, Meşrutiyet sonrası politik ve seviyesiz yayınlara tepkiden doğmuştur.
  4. Şen'in aktardığına göre Celâl Sahir Fecr-i Âtî'nin bir edebî okul olmadığını, Ali Canip üyelerin görüşlerinde özgür ve bağımsız olduğunu, Hâşim üyelerin birbirine zincirleme kefaletle bağlı olmadığını söyledi. Okay'a göre sanatı şahsî kabul eden üyeler dernek disiplinine yanaşmadı; resmî dernek kurulamadı; 31 Mart Vak'ası'nda toplantı yerleri basıldı, Ahmed Samim bir suikastte öldürüldü; başkanlar sık değişti; bir buçuk yıl sonra grupta on kişi kaldı ve 1912 sonunda addan söz edilmez oldu.
  5. Dörtlük, şair olmanın kolay sanıldığını söyler: şarap, kâğıt, aşk ve bahar yeterli görülür; bu tanıdık süsler bir liste gibi sıralanıp «ister» tekrarıyla hafifletilir. Son dize, bunlardan önce «iktidar», yani yetenek gerektiğini söyler. Şen bu dizeleri topluluğun edebiyatta iktidar, yani söz sahibi olmak istemesinin eleştirisi olarak okur; kelime hem yeteneğe hem güç arzusuna açıktır. Hiciv, alay ettiği şiirin aruzunu ve kafiyesini ödünç alarak konuşur.

Okuma

  • M. Orhan Okay, «Fecr-i Âtî» (DİA 12) — kuruluş, beyanname, dağılma ve değerlendirme.
  • Cafer Şen, «Fecr-i Âtî Encümen-i Edebîsi» (2008) — dönemin dergilerinden ve hatıralardan ayrıntılar.
  • Beyannamenin imzacıları arasından üç isim seçin (örneğin Yakup Kadri, Refik Halit, Köprülüzâde Mehmed Fuad) ve her birinin 1912'den sonra hangi alanda tanındığını araştırın. Aynı topluluktan çıkan üç yol birbirine ne kadar benziyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:10 Soğuk açılış: bir matbaanın arka odası; masanın çevresinde gençler. Bir kâğıda yazılıp üstü çizilen bir ad, «Sînâ-yı Emel»; altına yazılan ikinci ad, «Fecr-i Âtî». Pencerede şafak.
  • 1:10–1:50 Büyük soru: ekranın ortasında iki slogan yan yana: «sanat sanat içindir» ve «sanat şahsî ve muhteremdir».
  • 1:50–3:30 Bağlam: önce boş raflar ve kilitli bir matbaa (1901-1908); sonra 1908'de raflara hızla dolan yüzlerce gazete ve dergi.
  • 3:30–6:10 Ana anlatı — Şafak: küçük bir dergi haberi; bir yıl sonra tam sayfa bir beyanname ve altında yirmi bir imza. İmzaların yanında yaşlar belirir.
  • 6:10–8:30 Ana anlatı — Şahsî ve muhterem: bir fildişi kule; yanında kapısı açık bir ev. Gençler birer birer kendi yollarına dağılır. Bir matbaa kapısı kırılır; bir gazete sayfasında siyah çerçeveli bir ad.
  • 8:30–10:40 Ana anlatı — Tepki mi, devam mı: iki dergi kapağı, 1896 ve 1910, üst üste bindirilir; çizgiler büyük ölçüde örtüşür. Bir mizah dergisinden bir karikatür, bir tartışma sayfası.
  • 10:40–13:00 Metin anı: bir mizah dergisi sayfası; dörtlük satır satır belirir. «ister» kelimesi her tekrarında büyür; son dizede «iktidâr» kelimesi ekranı kaplar.
  • 13:00–13:40 Cevap ve bağlantı: yirmi bir imza yirmi bir ayrı yola ayrılır; yolların uçlarında kitap kapakları.
  • 13:40–14:10 Kapanış kancası: boş bir sandalye; sonra bir göl ve suyun üstünde çözülen bir müzik notası.

Telaffuz

  • Fecr-i Âtî: «fec-ri aa-Tİλ; Hilâl: «hi-LAAL»; Sînâ-yı Emel: «sii-naa-yı e-MEL»; Encümen-i Edebî: «en-cü-me-ni e-de-Bİλ; muhterem: «muh-te-REM»; şahsî: «şah-Sİλ.
  • Faik Âli: «faa-İK aa-Lİİ»; Şehâbeddin Süleyman: «şe-haa-bed-DİN sü-ley-MAN»; Celâl Sahir: «ce-LAAL saa-HİR»; Tahsin Nahid: «tah-SİN naa-HİD»; Ahmed Samim: «ah-MED sa-MİİM»; Refik Halit: «re-FİK haa-LİT»; Hamdullah Subhi: «ham-dul-LAH sub-Hİİ».
  • Hayâl-i Cedîd: «ha-yaa-li ce-DİİD»; Rübâb: «rü-BAAB»; mukaddem: «mu-kad-DEM»; iktidâr: «ik-ti-DAAR»; intihal: «in-ti-HAAL».
  • M. Orhan Okay: «or-HAN o-KAY»; Cafer Şen: «ca-FER ŞEN»; Hasan Âli Yücel: «ha-SAN aa-Lİİ yü-CEL».