Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Mehmed Rauf (1875-1931), deniz subayıydı; on altı yaşında Halit Ziya'nın gazetesinde ilk hikâyesini yayımladı, onun kütüphanesinden yararlandı. 1897'den sonra Servet-i Fünûn'da en verimli yıllarını yaşadı.
- Eylül önce tefrika edildi, 1901'de kitap oldu. Duygusal planda kalan, yaşanmamış bir yasak aşkı anlatır; Asiltürk'e göre ilk psikolojik roman olarak değerlendirilir, Tarım ise onu bu tekniğin başarılı örneklerinden sayar. Roman konakta çıkan bir yangında Suad ile Necip'in ölümüyle biter.
- Olayları can sıkıntısı başlatır. Kaplan ve Tanpınar can sıkıntısını kuşağın ortak duygusu sayar; Özcan romandaki can sıkıntısının dönemin genel can sıkıntısından ayrı bir nitelikte olduğunu söyler.
- Tarım'a göre Mehmed Rauf'un eserlerinde aşırı duygusallık, karşılıksız aşklar, ölüm düşüncesi ve müzik düşkünlüğü öne çıkar; topluluğun en sade dilli yazarıdır. 1910'da bir romanı yasaklanıp hapse mahkûm edildi.
- Hüseyin Cahit (1875-1957) topluluğu eleştiri ve polemikleriyle savundu; Hayal İçinde en değerli romanıdır. Meşrutiyet'ten sonra siyasete geçti; 26.000 sayfayı bulan çevirileri kültür tarihinde ona büyük bir yer kazandırdı.
Kazanımlar
- Mehmed Rauf'un ve Hüseyin Cahit'in Servet-i Fünûn topluluğundaki yerini ve sonraki hayatlarının nasıl ayrıldığını açıklayabilir.
- Eylül'ün neden «ilk psikolojik roman» diye anıldığını olay örgüsü ile iç dünya arasındaki ilişki üzerinden tartışabilir.
- Can sıkıntısının Eylül'de ve Servet-i Fünûn kuşağında nasıl yorumlandığını farklı eleştirmenlerin görüşleriyle karşılaştırabilir.
- Eylül'den seçilen iki parçada bir duygunun olaysız bir sahnede nasıl tahlil edildiğini okuyabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Balat'ta doğmuş, on altı yaşında bir öğrenci İzmir'deki bir gazeteye bir hikâye gönderir. Hikâyenin adı «Düşmüş»tür. Gazetenin sahibi, öğrencinin eserlerini okuyup hayran olduğu bir yazardır: Halit Ziya.
Rahim Tarım'ın anlattığına bakılırsa hikâye yayımlanır ve mektuplarla bir dostluk başlar. Halit Ziya İstanbul'a gelince genç, onun özel kütüphanesinden yararlanır, onunla fikir alışverişi yapar. Genç bir deniz subayı olacaktır. Adı Mehmed Rauf'tur.
Yedi, sekiz yıl sonra bu genç, neredeyse hiçbir şeyin olmadığı bir roman yazar. Bir aile bir bağ evinden bir yalıya taşınır, bir akraba sık sık ziyarete gelir, bir kadın piyano çalar. Ve sonra her şey değişir, ama kimse bir şey söylemez.
Büyük soru
208-05'te Halit Ziya'nın romanı olaydan iç dünyaya taşıdığını gördük. Öyleyse neden Aşk-ı Memnu değil de Eylül «ilk psikolojik roman» diye anılır? Bir romanı psikolojik yapan nedir: kahramanların içini anlatmak mı, yoksa olayların neredeyse tamamen içeride geçmesi mi? Aynı kuşağın bir başka genci, Hüseyin Cahit, bu romanları eleştirinin diliyle savunurken hangi ilkelere dayanıyordu?
Bağlam
Tarım'a göre Mehmed Rauf 1875'te İstanbul'da doğar, Bahriye Mektebi'ni bitirip deniz subayı olur. Genç yaşta Zola, Flaubert, Daudet gibi realist yazarlara yönelir. Mekteb dergisinde yeni edebiyat taraftarlarını destekleyen bir mektupla edebiyat hayatına girer, Cenab Cidde'ye gidince bu dergiyi bir süre tek başına yönetir. 1897'den başlayarak yaklaşık beş yıl Servet-i Fünûn'da yazar; Tarım'a göre bu yıllar edebî hayatının en önemli dönemidir.
Hüseyin Cahit de aynı yıl doğar. Ömer Faruk Huyugüzel'in ansiklopedi maddesinden öğrendiğimize göre Balıkesir'de doğar, Mülkiye Mektebi'ni 1896'da bitirir, öğretmenlik ve idâdî müdürlüğü yapar. Servet-i Fünûn'da 1897'den itibaren hikâye, roman ve eleştiri yayımlar. 208-01'de gördüğümüz gibi derginin 1901'de kapatılmasına yol açan çeviri yazı onundur.
Ana anlatı — Eylül: olaysız bir roman
Asiltürk'ün verdiği bilgiye göre Eylül önce topluluğun dergisinde parça parça çıkar, hemen ardından 1901'de kitap olarak basılır. Duygusal planda kalan, yaşanmamış bir yasak aşkı anlatır ve edebiyatımızın ilk psikolojik romanı olarak değerlendirilir. Tarım daha ölçülüdür: ona göre Eylül, Mehmed Rauf'un sanatının zirvesi ve psikolojik roman tekniğinin edebiyatımızdaki başarılı örneklerinden biridir.
Olay örgüsü kısadır. Özcan'ın ve Asiltürk'ün özetlerine göre Suad ile Süreyya beş yıllık evlidir. Yazı geçirdikleri bağ evinden Süreyya sıkılır. Kocasını mutlu görmek isteyen Suad, babasından aldığı parayla bir yalı kiralatır. Yalıya Süreyya'nın halasının oğlu Necip sık sık gelir. Necip ile Suad arasında sessiz, dile getirilmeyen bir bağlılık doğar. Kış gelince aile konağa döner. Bir gece konakta yangın çıkar. Herkes dışarı kaçarken Suad içeride kalır. Süreyya odaya girmeye cesaret edemez; Necip alevlere koşar, tavan çöker ve ikisi içeride kalır.
Asiltürk bu sonu yorumlar: roman açıkça söylemese de Suad, hayatı çekilmez bulduğu için isteyerek yanan evde kalmıştır; Necip de kurtulamayacaklarını bile bile ateşe dalar. Ona göre bu, ikisi için de bir tür intihardır. Bu bir yorumdur; metin kararı okura bırakır.
Peki bu romanı «psikolojik» yapan nedir? Aşk-ı Memnu da iç dünyayı tahlil eder, ama o romanda bir yasak ilişki yaşanır, bir ihanet olur, bir ev sarsılır. Eylül'de ise yangına kadar dışarıdan bakıldığında neredeyse hiçbir şey olmaz. Bir sandal gezintisi, bir piyano, bir sohbet. Asıl olan, bu sahnelerin altında kişilerin içinde olup bitendir. Roman, olayın yerini duygunun aldığı bir anlatıdır.
Ana anlatı — Can sıkıntısı: bir kuşağın duygusu
Eylül'ü harekete geçiren duygu aşk değil, can sıkıntısıdır. Özcan'a göre yazar can sıkıntısını, onaylanamayacak bir gönül ilişkisinin ortaya çıkmasında ve olayların akışında bir motif olarak kullanır. Süreyya bağ evinden sıkılır ve yalı istenir; yalıda Süreyya sandala, denize kapılır, Suad yalnız kalır; Necip gelir.
Bu duygu yalnız romanın değildir. Özcan'ın dipnotta andığı bir yargıda Mehmet Kaplan, devrin hâkim niteliğinin can sıkıntısı olduğunu ve Mehmed Rauf'un Eylül'de bu can sıkıntısını güçlü biçimde anlattığını söyler. Tanpınar da topluluğun ortak unsurunu hayatın şartlarına tahammülsüzlükte ve can sıkıntısında bulur.
Özcan ise bir ayrım yapar: ona göre romandaki can sıkıntısı, Kaplan'ın vurguladığı, topluluğun yazarlarına ve devre hâkim olan can sıkıntısından ayrı bir niteliktedir. Romanda bıkkınlık bir evliliğin ve bir yaşama biçiminin içinden doğar. Murat Belge'nin Özcan'ın aktardığı bir tespiti de aynı yöne bakar: Belge, Necip'i «estetik aylak» diye tanımlar.
Tarım, Mehmed Rauf'un eserlerinin ortak özelliklerini de sayar: aşırı bir duygusallık, alınganlıklar, sonu ölüme varan karşılıksız aşklar, hastalık ve ölüm düşüncesi, müzik düşkünlüğü. Kahramanlar ona göre hemen hemen aynı tiplerdir: Batılı hayat tarzını benimsemiş, müzik seven, aşk için yaşayan insanlar. Bir ilginç ayrıntı daha: Tarım'ın tespitiyle Mehmed Rauf, topluluk içinde dili en sade olan yazardır; ona göre bunun nedeni, öbürleri kadar üslupçu olmayı başaramamasıdır.
Ana anlatı — İki yol: bohem romancı, kavgacı eleştirmen
Topluluk dağıldıktan sonra iki yazarın yolları keskin biçimde ayrılır. Tarım'a göre Mehmed Rauf Meşrutiyet'ten sonra yeniden yazmaya başlar, ama artık yeni bir edebiyat anlayışı ve yeni bir kuşak vardır. 1910'da imzasız yayımladığı bir roman müstehcen bulunarak yasaklanır, toplatılır ve Mehmed Rauf askerî mahkemede altı ay hapse mahkûm edilir. Askerlikle ilişkisi kesilir, hayatını kalemiyle kazanmak zorunda kalır. Tarım'a göre bu dönemde yazdığı kadın dergilerindeki yazılar edebî değer taşımasa da kadınların toplum hayatında daha etkili rol alması, hatta sahneye çıkması gerektiğini savunacak kadar dönemine göre ileri fikirler içerir. 1931'de ölür.
Hüseyin Cahit ise edebiyattan siyasete geçer. Huyugüzel'e göre asıl şöhretini Servet-i Fünûn döneminde eleştiri ve polemikleriyle kazanır: topluluğa yöneltilen eleştirilere etkili ve susturucu cevaplar verir, estetik, roman sanatı ve Batı edebiyatı üzerine yazar. Kendi romanı Hayal İçinde, Huyugüzel'e göre edebî eserlerinin en değerlisidir; hayal ile gerçek arasında sıkışan bir gencin hikâyesidir. Meşrutiyet'le birlikte Tanin'i kurar, milletvekili olur. Huyugüzel'e göre siyasi şöhreti edebî faaliyetini gölgeler. Buna karşılık 1896'dan 1948'e kadar Fransızca, İtalyanca ve İngilizceden yaptığı çeviriler 26.000 sayfaya ulaşır. 1957'de ölür.
Yaygın yanlış«Psikolojik roman, kahramanlarının içini anlatan her romandır; bu yüzden ilk psikolojik roman *Aşk-ı Memnu*'dur.»
İç dünyayı tahlil etmek Halit Ziya'da zaten güçlüdür; ama Eylül'ü öne çıkaran başka bir şeydir. Asiltürk'e göre Eylül duygusal planda kalan, yaşanmamış bir aşkı anlatır: romanın asıl olayları dışarıda değil kişilerin içinde geçer. «İlk» etiketi de tartışmaya açıktır: Asiltürk Eylül'ü ilk psikolojik roman olarak değerlendirildiğini söylerken, Tarım onu bu tekniğin «başarılı örneklerinden» biri sayar. Bir etiketin kim tarafından ve hangi ölçütle verildiğine bakmak gerekir.
Metin anı
Eylül'den iki parça. Birincisinde Suad, bağ evinde kocasının mutsuzluğunu düşünür; ikincisinde yalıda, kocasının sandal tutkusunu:
…asıl kabahatin köşkte olmadığını hissediyordu; kabahat şu sebebini düşününce kalbini sızlatan can sıkıntısında, ne kadar aşk ve irtibat ile geçerse geçsin beş senelik hayatın yıprattığı kalplerde, bu kalplerin, kalb-i beşerin eskimeğe olan kabiliyetinde idi.
…
Evde kalırsa daha ziyade canı sıkılacağından korktuğu için cesaret edip bir şey söyleyemiyor, muğber olacağından, hiddetleneceğinden korkuyordu. Fakat bir gün sandaldan da bıkacak değil miydi? Sandal da onu sıkacaktı, o zaman ne yapacaktı?
Önce olaya bakalım. İki parçada da hiçbir şey olmaz. Bir kadın düşünür. Kimse konuşmaz, kimse bir yere gitmez. Anlatının bütün hareketi Suad'ın zihnindedir. Eylül'ün «psikolojik» sayılmasının nedeni burada görünür: sahne, bir düşüncenin sahnesidir.
Sonra teşhise bakalım. Birinci parçada Suad bir suçlu arar ve adım adım ilerler. Önce köşk suçlanır, sonra reddedilir. Sonra can sıkıntısı, sonra beş yılın yıprattığı kalpler, en sonunda da insan kalbinin kendisi: «kalb-i beşerin eskimeğe olan kabiliyeti». Cümle bir evin sorunundan bütün insanların sorununa genişler. Kişisel bir dert, bir yasaya dönüşür.
Son olarak soruya bakalım. İkinci parça bir soruyla biter: «Sandal da onu sıkacaktı, o zaman ne yapacaktı?» Suad'ın korkusu bir olay değil, bir ihtimaldir. Can sıkıntısının sonu yoktur; her yeni çare bir gün eskiyecektir. Özcan'ın dikkat çektiği motif burada iş başındadır: can sıkıntısı yer değiştirmeyi, yer değiştirme de yeni bir can sıkıntısını doğurur. Romanın kaderi bu soruda saklıdır.
Cevap ve bağlantı
Eylül neden «ilk psikolojik roman» diye anılır? Çünkü Halit Ziya'nın romanlarında iç dünya, dış olaylara eşlik ederken, Eylül'de iç dünyanın kendisi olay olur. Yangına kadar romanın bütün gerilimi söylenmeyen sözlerde, ertelenen kararlarda ve korkulan ihtimallerde yaşar. Etiketin «ilk»liği tartışmaya açıktır, ama romanın ağırlık merkezini dışarıdan içeriye taşıdığı açıktır.
Hüseyin Cahit ise bu edebiyatın kalkanı olur: eleştirileriyle topluluğu savunur, sonra siyasete geçer. Bir kuşak, biri iç dünyanın romancısı, öbürü kamusal kavganın kalemi olan iki genç yetiştirir.
Kapanış kancası
1901'de dergi kapanır, topluluk dağılır. Ama birkaç yıl sonra, 1909'da, başka bir genç kuşak «Fecr-i Âti», yani «geleceğin şafağı» adıyla bir araya gelecektir. Varlıklarını, ilginç bir rastlantıyla, hâlâ yayımlanan Servet-i Fünûn'daki kısa bir haberle duyuracak ve sanatı «şahsî ve muhterem» saydıklarını söyleyeceklerdi. Bir önceki kuşağın izinden mi yürüyeceklerdi, yoksa ondan kopmaya mı çalışacaklardı?
Özet kartı
- Mehmed Rauf (1875-1931), deniz subayıydı; on altı yaşında Halit Ziya'nın gazetesinde ilk hikâyesini yayımladı, onun kütüphanesinden yararlandı. 1897'den sonra Servet-i Fünûn'da en verimli yıllarını yaşadı.
- Eylül önce tefrika edildi, 1901'de kitap oldu. Duygusal planda kalan, yaşanmamış bir yasak aşkı anlatır; Asiltürk'e göre ilk psikolojik roman olarak değerlendirilir, Tarım ise onu bu tekniğin başarılı örneklerinden sayar. Roman konakta çıkan bir yangında Suad ile Necip'in ölümüyle biter.
- Olayları can sıkıntısı başlatır. Kaplan ve Tanpınar can sıkıntısını kuşağın ortak duygusu sayar; Özcan romandaki can sıkıntısının dönemin genel can sıkıntısından ayrı bir nitelikte olduğunu söyler.
- Tarım'a göre Mehmed Rauf'un eserlerinde aşırı duygusallık, karşılıksız aşklar, ölüm düşüncesi ve müzik düşkünlüğü öne çıkar; topluluğun en sade dilli yazarıdır. 1910'da bir romanı yasaklanıp hapse mahkûm edildi.
- Hüseyin Cahit (1875-1957) topluluğu eleştiri ve polemikleriyle savundu; Hayal İçinde en değerli romanıdır. Meşrutiyet'ten sonra siyasete geçti; 26.000 sayfayı bulan çevirileri kültür tarihinde ona büyük bir yer kazandırdı.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Psikolojik roman | Psychological novel | Olayların dış akışından çok kişilerin iç dünyasını merkeze alan roman |
| Platonik aşk | Platonic love | Bedensel bir ilişkiye dönüşmeyen, duygu planında kalan aşk |
| Can sıkıntısı | Ennui | Hayatın tekdüzeliğinden doğan bıkkınlık ve boşluk duygusu |
| Santimantalizm | Sentimentalism | Duyguların aşırı bir hassasiyetle öne çıkarılması |
| Polemik | Polemic | Karşıt görüşlere yöneltilen sert, tartışmacı yazı |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Mehmed Rauf ile Halit Ziya arasındaki ilişki nasıl başladı? Topluluk dağıldıktan sonra Mehmed Rauf'un ve Hüseyin Cahit'in yolları nasıl ayrıldı?
- (Kazanım 2) Eylül'ün olay örgüsü nedir? Bu romanı Aşk-ı Memnu'dan ayırıp «psikolojik roman» diye öne çıkaran özellik nedir?
- (Kazanım 2) Eylül'ün «ilk psikolojik roman» olduğu konusunda Asiltürk ile Tarım'ın ifadeleri nasıl farklıdır? Bu fark neden önemlidir?
- (Kazanım 3) Kaplan, Tanpınar ve Özcan can sıkıntısını nasıl yorumlar?
- (Kazanım 4) Seçilen iki parçada Suad'ın düşüncesi nasıl ilerler ve olaysız bir sahne nasıl bir gerilim taşır?
Cevaplar
- Tarım'a göre Mehmed Rauf on altı yaşında, eserlerine hayran olduğu Halit Ziya'nın İzmir'deki Hizmet gazetesine «Düşmüş» adlı hikâyesini gönderdi; hikâye yayımlandı ve mektuplarla bir dostluk kuruldu. Halit Ziya İstanbul'a gelince Rauf onun kütüphanesinden yararlandı, onunla fikir alışverişi yaptı. Topluluk dağıldıktan sonra Mehmed Rauf Meşrutiyet'le yeniden yazmaya başladı, ama unutulmaya yüz tuttu; 1910'da bir romanı yasaklanıp hapse mahkûm edildi, askerlikten ayrıldı ve kalemiyle geçindi. Hüseyin Cahit ise Tanin'i kurdu, milletvekili oldu; siyasi şöhreti edebiyatını gölgeledi, ama binlerce sayfalık çevirileriyle kültür tarihinde yer aldı.
- Suad ile Süreyya bağ evinden bir yalıya taşınır; Süreyya'nın halasının oğlu Necip sık sık gelir ve Necip ile Suad arasında dile getirilmeyen bir bağlılık doğar. Kışın konağa dönülür; bir gece çıkan yangında Suad içeride kalır, Necip onu kurtarmaya koşar ve ikisi de ölür. Halit Ziya'nın yalı romanında yasak ilişki yaşanır ve dış olaylar ilerler; Eylül'de ise aşk duygu planında kalır, yangına kadar dışarıdan bakıldığında neredeyse hiçbir şey olmaz. Romanın asıl olayları kişilerin içinde geçer.
- Asiltürk Eylül'ün edebiyatımızın ilk psikolojik romanı olarak değerlendirildiğini söyler; Tarım ise onu Mehmed Rauf'un sanatının zirvesi ve psikolojik roman tekniğinin başarılı örneklerinden biri sayar. Fark, «ilk» etiketinin kesin bir tarih bilgisi değil, bir değerlendirme olduğunu gösterir; etiketi kimin ve hangi ölçütle verdiğine bakmak gerekir.
- Özcan'ın aktardığına göre Kaplan devrin hâkim niteliğinin can sıkıntısı olduğunu ve Rauf'un bunu Eylül'de güçlü biçimde anlattığını söyler. Tanpınar'ın gözünde topluluğun ortak unsuru hayatın şartlarına tahammülsüzlük ve can sıkıntısıdır. Özcan ise romandaki can sıkıntısının dönemin genel can sıkıntısından ayrı nitelikte olduğunu, olayları başlatan bir motif olarak kullanıldığını söyler: sıkıntı yer değiştirmeyi, yer değiştirme de yakınlaşmayı getirir.
- Birinci parçada Suad bir suçlu arar: önce köşkü suçlar, sonra reddeder; ardından can sıkıntısına, beş yılın yıprattığı kalplere ve sonunda insan kalbinin eskimeye yatkınlığına varır. Kişisel bir dert, bütün insanlar için bir yasaya genişler. İkinci parça bir soruyla biter: sandal da bir gün Süreyya'yı sıkacaktır. Suad'ın korkusu bir olay değil bir ihtimaldir; her çarenin eskiyeceği düşüncesi, hiçbir şeyin olmadığı sahneye bir gerilim ve romanın kaderini taşır.
Okuma
- Rahim Tarım, «Mehmed Rauf» (DİA 28); Ömer Faruk Huyugüzel, «Yalçın, Hüseyin Cahit» (DİA 43).
- Nezahat Özcan, «Eylül Romanında Can Sıkıntısı» (2013); Baki Asiltürk, «Mehmet Rauf'un Eylül Romanında Dört Unsur» (2009).
- Mehmed Rauf, Eylül. Romanın ilk üç bölümünü okuyun ve her bölümde dışarıda gerçekten ne olduğunu bir cümleyle yazın. Sonra aynı bölümlerde kişilerin içinde ne olduğunu yazın. Hangi liste daha uzun?