İçeriğe geç

Ünite EDB-208-04 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

Cenap Şahabettin

EDB-208 Servet-i Fünun ve Fecr-i Âti

2.349 kelime · yaklaşık 11 dakika okuma · anlatım 12 dk

  • levha şiiri
  • temâşâ
  • tahmîs
  • panteizm
  • vecize
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Cenab Şahabeddin (1871-1934), Manastır'da doğdu, askerî doktor oldu, 1890'dan başlayarak dört yıla yakın Paris'te kaldı; orada parnas ve sembolist şairleri okudu, en çok Verlaine'den etkilendi. İlk şiirleri gazel ve nazîrelerdi.
  2. Paris'te parnas şairi Brevet'den «manzume kelimelerle resmedilen bir levhadır» görüşünü aldı; 1895'teki «Benim Kalbim» bu anlayışla yazılan ilk şiiridir. Tarakçı'ya göre şiirinde tasvir ön plandadır; Kaplan'a göre Cenab için varlık seyredilen ve işitilen bir şeydir.
  3. 1896'daki bir yazısında Wagner'i ve Verlaine'i anarak kelimelerin anlatamadığını ahenkle duyurmayı savundu. Musikiyi öne çıkaran şiirleri 1896-1897'de yoğunlaşır. Turan onu sembolist şiirin öncülerinden sayar ama musikiyi araç olarak görür; Tarakçı musikiyi az şiirinde başardığını söyler.
  4. Meşrutiyet'ten sonra nesre, siyasete ve dil tartışmalarına yöneldi; Osmanlıcayı savundu. Tarakçı'ya göre sinirli ve çelişkili tavrı otoritesini yitirmesine yol açtı; 1922'de Dârülfünun'dan istifa etmek zorunda kaldı.
  5. «Âb u Ziyâ»da ay ışığı suda bir tablo çizer, su bir nağme getirir, ışık ağlar: görme ile işitme tek bir imgede birleşir.

Kazanımlar

  • Cenab Şahabeddin'in gazel ve nazîrelerle başlayan şiirinin Paris yıllarından sonra nasıl değiştiğini hayatındaki dönüm noktalarıyla açıklayabilir.
  • Cenab'ın şiirinde resmin (levha, tasvir) ve musikinin (ahenk, ses) payını ayırt edebilir; onu «sembolist» saymanın gerekçelerini ve sınırlarını tartışabilir.
  • II. Meşrutiyet'ten sonra nesre, siyasete ve dil tartışmalarına yönelen Cenab'ın otoritesini neden yitirdiğini farklı değerlendirmeleriyle aktarabilir.
  • «Âb u Ziyâ»dan seçilen dizelerde görme ile işitmenin nasıl birleştirildiğini okuyabilir.

Video metni

Soğuk açılış

1895'in sonları. Hazîne-i Fünûn adlı bir dergide «Benim Kalbim» başlıklı bir şiir çıkar. Altında genç bir askerî doktorun adı vardır.

Celal Tarakçı'nın DİA'daki maddesine göre şairin çevresindekiler bu şiiri okuyunca aynı sonuca varır: bu bir çeviri olmalı, Fransızcadan aktarılmış olmalı. Şiir, bir Türk şairinin elinden çıkmış gibi görünmez.

Oysa aynı şair, on dört yaşında bir gazeteye ilk şiirini, bir gazeli göndermişti. İlk iki yılda yazdığı on dokuz şiirin hepsi gazeldi; Tarakçı'ya göre çoğu Şeyh Vasfî'nin, Muallim Nâci'nin ve Nâmık Kemal'in gazellerine yazılmış nazîre ya da tahmîsti. Aradan on yıl geçmişti. Bu on yılda ne olmuştu?

Büyük soru

109-08'de Cenab Şahabeddin'i sembolizmi Türkçeye getiren şair olarak tanıdık: yeni terkipleri, «Dekadanlar» tartışması, kar yağışını bir müziğe çeviren «Elhân-ı Şitâ». 208-03'te ise Mehmet Kaplan'ın bir karşılaştırmasını gördük: Fikret'in tekniğinde resim, Cenab'ınkinde musiki ağır basar. Bu ünite o etiketi yakından sınayacak. Cenab gerçekten «sembolist bir şair» miydi, yoksa kelimelerle tablo yapan bir ressam mı? Ve Servet-i Fünûn şiirinin en büyük otoritelerinden biri, hayatının sonunda neden unutulmaya bırakıldı?

Bağlam

Tarakçı'ya göre Cenab 1871'de Manastır'da doğar. Babası 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda şehit düşen bir binbaşıdır. Altı yaşında ailesiyle İstanbul'a gelir, askerî rüştiyelerden sonra Tıbbiye'yi bitirir ve 1889'da doktor yüzbaşı olur. İyi derecesi sayesinde 1890 başında cilt hastalıkları üzerine uzmanlaşmak için Paris'e gönderilir ve orada dört yıla yakın kalır.

Paris'te tıptan çok edebiyatla ilgilenir. Kendi ifadesiyle parnas ve sembolist şairleri okur; en çok Verlaine'den etkilenir. Döndükten sonra karantina doktoru olarak Mersin'de ve Rodos'ta, 1896'da da sağlık müfettişi olarak Cidde'de çalışır. Bu yolculuğu on yedi mektupta anlatır; mektuplar önce dergide parça parça çıkar, sonra Hac Yolunda adıyla kitap olur.

Aynı yıllarda Mekteb dergisinde Şubat 1896 ile Şubat 1897 arasında kırk iki şiir yayımlar ve iki cephe arasında tartışma konusu olur. Tarakçı'ya göre Fikret'in derginin başına geçmesinden iki ay kadar sonra Servet-i Fünûn onu kadrosuna alır.

Ana anlatı — Levha: kelimelerle çizilen tablo

Tarakçı'nın anlattığına göre Cenab, Paris'te kendisinden edebiyat dersi aldığını söylediği parnas şairi Charles Brevet'nin bir görüşünü benimser: manzume, kelimelerle resmedilen bir levhadır. «Benim Kalbim» bu anlayışla yazılmış, kelimelerle çizilen tablo karakterindeki şiirlerinin ilkidir.

Tarakçı'ya göre Cenab'ın şiirinde, Servet-i Fünûn şiirinin genelinde olduğu gibi, tasvir ön plandadır. Varlığı bir fotoğraf gibi kavramak, renkleri ve şekilleri canlı tutmak, gerçeklik duygusu yaratmak onun o dönem şiirinde keşfettiği bir özelliktir. Tarakçı bunu Avrupa basınında başlayan, Türk dergilerinde de çoğalan fotoğraf ve desen baskılarına paralel gelişen parnasizme bağlar ve ekler: Fikret ve başkaları bu yola girmekte gecikmez; izleri daha sonra Ahmed Hâşim'de, Yahya Kemal'de ve Tanpınar'da da görülür.

Mehmet Kaplan'ın Cenab üzerine yazdığı iki makalenin başlıkları bile bu ikiliği gösterir: biri «pitoresk» üzerinedir, öbürü «ses ve musiki» üzerine. Tarakçı Kaplan'ın bir tespitini de aktarır: Cenab da çağdaşları gibi hayatı ve insanları, aralarına girmeden, uzaktan seyretmenin zevkiyle yetinmiştir. Turan'ın aktardığı bir başka Kaplan cümlesi aynı yere varır: Cenab için varlık, yaşanan bir şey olmaktan çok seyredilen ve işitilen bir şeydir.

Ana anlatı — Musiki: sözün söyleyemediği

Cenab'ın sembolizmle bağı ise sesten geçer. Aynı yıl topluluğun dergisinde yayımladığı «Fransız Edebiyât-ı Cedîdesine Dair» yazısında, Turan'ın aktardığına göre, Wagner'in kalbin en ince duygularını müziğin titreşimleriyle hissettirdiğini ve yeni Fransız yazarlarının da kelimelerin sözlük anlamıyla anlatılamayacak olanı söyleyişin ahengiyle ruhun kulağına duyurmak istediğini yazar.

Aynı yazıda Verlaine'den bir kıtayı kendi Türkçesiyle aktarır. 109-04'te okuduğumuz «Art poétique»in son kıtaları Cenab'ın kaleminde «ahenk, yine ahenk, daima ahenk» diye açılır; şiir, nane ve kekik kokularını taşıyan bir seher rüzgârına benzetilir. Aktarma serbesttir, ama Verlaine'in müziği ve rüzgârı tanınır.

Turan, Cenab'ın musikiyi öne çıkardığı şiirleri sayar; bunların hepsi 1896-1897 yıllarına aittir: «Âb u Ziyâ», «Riyâh-ı Leyâl», «Elhân-ı Hazân», «Temâşâ-yı Leyâl», «Elhân-ı Şitâ», «Yakazât-ı Leyliyye» ve başkaları. Turan'a göre «Riyâh-ı Leyâl»de gece rüzgârını duyurmak için «s» sesi şiir boyunca altmış bir kez tekrarlanır.

Değerlendirmeler burada ayrılır. Turan'a göre Cenab, görme ve işitmeyi birlikte kullanarak Türk şiirinde hem izlenimci hem de sembolist şiirin temelini atmış gibidir; ama ona göre musiki Cenab için bir amaç değil, bir araçtır. Tarakçı daha ölçülüdür: Cenab şiirine musikiyi Fransız sembolistlerinden yararlanarak sokmuş, ancak bunu pek az şiirinde başarıyla uygulayabilmiştir. Tarakçı'ya göre ahenge önem verdiği için hep aruzu seçer, heceyi küçümser; Fikret'in ısrar ettiği «nesre yaklaşan şiir»i tercih etmez, ama Türkçeyi aruza uygulamada Fikret kadar başarılı olamaz.

Yaygın yanlış«Cenab Şahabeddin sembolizmi Fransa'dan olduğu gibi aldı; bütün şiiri sembolisttir.»
Doğrusu

Tarakçı'ya göre Cenab'ı yeni yoluna ilk sokan etki bir parnas şairinden, Brevet'den gelir: şiir kelimelerle çizilmiş bir levhadır. Şiirlerinde tasvir ön plandadır. Musikiyi sembolistlerden aldığı doğrudur, ama Tarakçı onun bunu pek az şiirinde başarabildiğini söyler; Turan bile musikiyi Cenab için bir amaç değil araç sayar. Sembolist müzik Cenab'da 1896-1897'nin bir grup şiirinde yoğunlaşır. Cenab'ın şiirinde parnasın tablosu ile sembolizmin müziği yan yana durur.

Ana anlatı — Nesir, siyaset ve kaybolan otorite

Tarakçı'ya göre II. Meşrutiyet'ten sonra Cenab daha çok nesre döner. Ona göre nesir hem bir beste hem de bir güftedir; bu yüzden nesrinde de güzelliği ve ahengi gözetir. Sonuç, gazeteci dilinden daha sanatlı ama daha ağır bir nesirdir. Tarakçı'nın aktardığına göre Yahya Kemal, bu nesrin çağdaşlarına bile bir acem halısı gibi parlak, renkli ama karmaşık göründüğünü, yalnız Evrâk-ı Eyyâm'ın açıklığı ve sağlam mantığıyla bir şaheser olduğunu söyler. Tiryâki Sözleri'nde ise Fransız «maxime»lerine benzeyen kısa, özlü sözler toplar.

Aynı yıllarda gazetelerde siyasi yazılar yazar ve dil tartışmalarında Arapça ve Farsçayla zenginleşmiş Osmanlıcayı sonuna kadar savunur. Tarakçı'ya göre bu tartışmalarda çoğu kez sinirli, bazen çelişkili bir tavır takınması, attığı adımları sonradan geri almaya çalışması, edebiyatta kazandığı otoriteyi yitirmesine yol açar. Millî Mücadele yıllarında Ali Kemal'in gazetelerinde, I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgiyi basiretsiz komutanlara bağlayan yazıları, Anadolu'da savaşan askerin gücünü kırdığı gerekçesiyle ağır eleştiri alır. 1922'de Dârülfünun'da derste Millî Mücadele'yi küçümseyen sözler söylediği ileri sürülür; Tarakçı'ya göre bu sözleri söyleyip söylemediği tespit edilemez, ama önceki yazıları onu suçlu bulmaya yeterli görülür ve görevinden istifa etmek zorunda kalır. Son yıllarını bir tür inzivada geçirir ve 1934'te ölür.

Ölümünden elli yıl sonra hazırlanan Bütün Şiirleri, şairin müsveddelerine dayanarak 429 şiir toplar: 203'ü yayımlanmış, 76'sı yayımlanmamış, 150'si yarım kalmış. Tarakçı'ya göre 1934'te toplanan seçkide yalnız yetmiş üç şiir vardı.

Metin anı

«Âb u Ziyâ», yani «Su ve Işık» (1896) şiirinden iki parça. Birincisinde ay ışığı suya yansır, ikincisinde ışık ağlar:

O zaman ki ederdi aks-i kamer
Suda tarh-ı riyâz-ı berf ü semen,
O zaman ki gelirdi her yerde
Nağme-i âb ile beyâz seher,
…
Görülen bir ziyâ-yı şüste-likâ,
Duyulan tatlı bir çağıltı idi:
Sanki ağlardı âb içinde ziyâ!

Önce resme bakalım. İlk dörtlükte bir tablo çizilir: gece, ay, su. Ay ışığı suya düşer ve suyun üstünde «kar ve yasemin bahçeleri» çizer. Beyaz renk tekrar tekrar döner: kar, yasemin, beyaz seher. Brevet'nin «kelimelerle çizilen levha»sı buradadır.

Sonra sese bakalım. Aynı dörtlükte seher «suyun nağmesiyle» gelir. Işık bir şey getirmez; su bir şarkı getirir. Görüntü ile ses aynı dizede buluşur.

İkinci parçada bu buluşma açıkça kurulur. İki dize simetriktir: «Görülen» ve «Duyulan». Göze bir ışık, kulağa bir çağıltı. Son dizede ikisi birleşir: ışık suyun içinde ağlar. Işık görülen bir şeydir; ağlamak ise duyulan. Suyun sesi, ışığın ağlayışına dönüşür. 109-08'de sinestezi dediğimiz duyular arası geçiş, burada tek bir ünlem cümlesine sığar.

Turan'a göre burada suya yansıyan ay, sevgilinin ağlayan yüzü gibi bir hâl alır; şair bir duyguyu doğrudan söylemez, bir görüntüyle ve bir sesle hissettirir. Resim ile musiki bu dizelerde yarışmaz; aynı anda çalışır.

Cevap ve bağlantı

Cenab «sembolist bir şair» miydi? Kaynaklarımız bu soruya tek bir evet ya da hayırla cevap vermez. Paris'te okuduğu Verlaine'den ahengi, Wagner'den müziğin söze söyletemediğini söyletme isteğini aldı. Ama onu yeni yoluna ilk sokan ders bir parnas şairinden, «şiir kelimelerle çizilmiş bir levhadır» görüşünden geldi. Tarakçı musikiyi az şiirinde başardığını söyler; Turan musikiyi onun için bir araç sayar. «Âb u Ziyâ» ise ikisinin birlikte çalıştığı bir anı gösterir: önce bir tablo, sonra o tablonun sesi.

Otoritesinin kaybı ise şiirinden değil, sonraki yıllardaki tartışmalardan ve siyasi tercihlerinden gelir. Servet-i Fünûn şiirinin en yenilikçi seslerinden biri, Cumhuriyet'e girerken bir kenara çekilmiş, şiirlerinin çoğu müsveddelerde kalmıştı.

Kapanış kancası

Tarakçı'ya göre Cenab roman ve hikâye yazmadı. Topluluğun romancısı başka biriydi: İzmir'de yetişip İstanbul'a gelen bir yazar. Onun romanlarında bir yalıda yasak bir tutku da vardır, büyük bir şiir kitabı yazmayı hayal eden genç bir edebiyatçının kırılan umutları da. Şairlerin kelimelerle tablo çizdiği bir kuşakta roman, insanların içini nasıl anlatacaktı?

Özet kartı

  1. Cenab Şahabeddin (1871-1934), Manastır'da doğdu, askerî doktor oldu, 1890'dan başlayarak dört yıla yakın Paris'te kaldı; orada parnas ve sembolist şairleri okudu, en çok Verlaine'den etkilendi. İlk şiirleri gazel ve nazîrelerdi.
  2. Paris'te parnas şairi Brevet'den «manzume kelimelerle resmedilen bir levhadır» görüşünü aldı; 1895'teki «Benim Kalbim» bu anlayışla yazılan ilk şiiridir. Tarakçı'ya göre şiirinde tasvir ön plandadır; Kaplan'a göre Cenab için varlık seyredilen ve işitilen bir şeydir.
  3. 1896'daki bir yazısında Wagner'i ve Verlaine'i anarak kelimelerin anlatamadığını ahenkle duyurmayı savundu. Musikiyi öne çıkaran şiirleri 1896-1897'de yoğunlaşır. Turan onu sembolist şiirin öncülerinden sayar ama musikiyi araç olarak görür; Tarakçı musikiyi az şiirinde başardığını söyler.
  4. Meşrutiyet'ten sonra nesre, siyasete ve dil tartışmalarına yöneldi; Osmanlıcayı savundu. Tarakçı'ya göre sinirli ve çelişkili tavrı otoritesini yitirmesine yol açtı; 1922'de Dârülfünun'dan istifa etmek zorunda kaldı.
  5. «Âb u Ziyâ»da ay ışığı suda bir tablo çizer, su bir nağme getirir, ışık ağlar: görme ile işitme tek bir imgede birleşir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Levha şiiriTableau poemBir manzarayı ya da sahneyi kelimelerle tablo gibi çizen şiir
TemâşâContemplation, spectatorshipSeyretme; hayata katılmadan onu uzaktan seyretme tavrı
TahmîsFive-line elaborationBaşka bir şairin beytine üç dize ekleyerek beşlikler kurma
PanteizmPantheismTanrı'yı evrenle, tabiatla bir sayan inanç
VecizeAphorism, maximBir düşünceyi kısa ve etkili biçimde söyleyen özlü söz

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Cenab'ın ilk şiirleri hangi türdendi? Paris yılları şiirini nasıl değiştirdi ve «Benim Kalbim» neden bir çeviri sanıldı?
  2. (Kazanım 2) Brevet'den gelen «levha» anlayışı ile Verlaine'den gelen «ahenk» anlayışı Cenab'ın şiirinde nasıl yan yana durur?
  3. (Kazanım 2) Turan ve Tarakçı, Cenab'ın sembolistliğini nasıl farklı değerlendirir?
  4. (Kazanım 3) Tarakçı'ya göre Cenab edebiyatta kazandığı otoriteyi neden yitirdi? 1922 olayında kaynak neyi kesin, neyi belirsiz bırakır?
  5. (Kazanım 4) «Âb u Ziyâ»dan seçilen dizelerde görme ile işitme nasıl birleştirilir?

Cevaplar

  1. Tarakçı'ya göre ilk iki yılda yazdığı on dokuz şiirin hepsi gazeldi; çoğu Şeyh Vasfî, Muallim Nâci ve Nâmık Kemal'in gazellerine nazîre ya da tahmîsti. Paris'te parnas ve sembolist şairleri okudu, Verlaine'den etkilendi, parnas şairi Brevet'nin «şiir kelimelerle resmedilen bir levhadır» görüşünü benimsedi. Döndükten sonra şekil, içerik ve ifade bakımından farklı denemelere girişti. «Benim Kalbim» bu kelimelerle çizilen tablo anlayışının ilk örneğiydi ve o güne kadarki Türk şiirinden o kadar farklıydı ki çevresindekiler onu Fransızcadan çeviri sandı.
  2. Levha anlayışıyla Cenab bir manzarayı fotoğraf gibi, renkleri ve şekilleri canlı biçimde çizer; tasvir ön plandadır. Ahenk anlayışıyla, 1896 yazısında söylediği gibi, kelimelerin sözlük anlamıyla anlatılamayanı söyleyişin müziğiyle hissettirmek ister. Kaplan'ın iki makalesi bu iki yüzü ayrı ayrı inceler. Kaplan'a göre Cenab için varlık seyredilen ve işitilen bir şeydir; göz ve kulak birlikte çalışır.
  3. Turan'a göre Cenab görme ve işitmeyi birlikte kullanarak Türk şiirinde hem izlenimci hem sembolist şiirin temelini atmış gibidir; ama musiki onun için bir amaç değil araçtır. Tarakçı ise Cenab'ın musikiyi Fransız sembolistlerinden yararlanarak şiirine soktuğunu, ancak bunu pek az şiirinde başarıyla uygulayabildiğini söyler; ona göre tasvir ön plandadır ve yeni yolunu açan etki bir parnas şairinden gelir.
  4. Tarakçı'ya göre politik yazılarında ve politik bir nitelik kazanan edebî tartışmalarında çoğu kez sinirli, bazen çelişkili bir tavır takınması, attığı adımları sonradan geri almaya çalışması otoritesini yitirmesine yol açtı; Millî Mücadele yıllarındaki yazıları ve dil tartışmalarındaki tutumu da ona sürekli hatırlatıldı. 1922'de derste Millî Mücadele'yi küçümseyen sözler söylediği ileri sürüldü; Tarakçı bu sözleri söyleyip söylemediğinin tespit edilemediğini, ama önceki yazılarının onu suçlu bulmaya yeterli görüldüğünü ve istifa etmek zorunda kaldığını yazar. Kesin olan istifadır; belirsiz olan iddia edilen sözlerdir.
  5. İlk parçada ay ışığı suya yansıyıp «kar ve yasemin bahçeleri» çizer; bu bir tablodur. Aynı parçada seher «suyun nağmesiyle» gelir; tabloya bir ses eklenir. İkinci parçada iki simetrik dize, «Görülen» ve «Duyulan», göze bir ışığı, kulağa bir çağıltıyı verir. Son dizede ikisi birleşir: ışık suyun içinde ağlar. Görülen bir şey duyulan bir fiille anlatılır; suyun sesi ışığın ağlayışına dönüşür. Duygu doğrudan söylenmez, bir görüntü ve bir sesle hissettirilir.

Okuma

  • Celal Tarakçı, «Cenab Şahabeddin» (DİA 7) — hayatı, şiiri, nesri ve tartışmaları.
  • Taner Turan, «Cenab Şahabeddin'in Şiirlerinde Estetik Tavır» (2019).
  • Cenab Şahabeddin, Bütün Şiirleri (haz. Mehmet Kaplan ve diğerleri). «Âb u Ziyâ»yı ve «Temâşâ-yı Leyâl»i okuyun. Her dizede göze mi, kulağa mı seslendiğini işaretleyin. Hangi şiirde hangisi ağır basıyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:10 Soğuk açılış: 1895 tarihli bir dergi sayfası; «Benim Kalbim» başlığı. Kenarda soru işaretleri ve Fransızca bir sözlük. Sonra zamanda geri: on dört yaşında bir çocuğun gazeteye gönderdiği bir gazel.
  • 1:10–1:50 Büyük soru: sol yarıda bir tuval ve fırça, sağ yarıda bir nota kâğıdı. Ortada «sembolist mi?» sorusu.
  • 1:50–3:40 Bağlam: bir harita: Manastır, İstanbul, Paris, Mersin, Rodos, Cidde. Paris'te bir kitap tezgâhında Verlaine'in kitapları.
  • 3:40–6:00 Ana anlatı — Levha: bir çerçeve; içine kelimeler dökülür ve bir manzaraya dönüşür. Bir fotoğraf makinesi ve dergi sayfalarında desen baskıları.
  • 6:00–8:40 Ana anlatı — Musiki: bir opera sahnesinde Wagner'in adı; bir sayfa açılır ve harfler ses dalgalarına dönüşür. Nane ve kekik yaprakları taşıyan bir sabah rüzgârı. «s» harfleri bir gece rüzgârında savrulur.
  • 8:40–10:40 Ana anlatı — Nesir ve siyaset: bir acem halısı deseni cümlelere dönüşür; gazete manşetleri üst üste yığılır; bir üniversite kapısı kapanır. Son olarak müsvedde kâğıtlarından oluşan bir yığın ve üstünde 429 sayısı.
  • 10:40–13:10 Metin anı: gece; ay ışığı bir göle düşer ve suyun üstünde beyaz çiçek bahçeleri belirir. Suyun çağıltısı duyulur. Her dize suyun yüzeyinden yükselir; son dizede ışık damlalar hâlinde ağlar.
  • 13:10–13:50 Cevap ve bağlantı: tuval ile nota kâğıdı üst üste biner; tek bir sayfa olur.
  • 13:50–14:20 Kapanış kancası: bir yalının kapısı açılır; loş odalar, perdeler, bir aile tablosu.

Telaffuz

  • Cenab Şahabeddin: «ce-NAB şa-haa-bed-DİN»; Manastır: «ma-nas-TIR»; Tıbbiye: «tıb-bi-YE»; Charles Brevet: «şarl brö-VE»; Paul Verlaine: «pol ver-LEN»; Wagner: «VAAG-ner».
  • «Benim Kalbim»: «be-NİM kal-BİM»; Hazîne-i Fünûn: «ha-zii-ne-i fü-NUUN»; Tâmât: «taa-MAAT»; Hac Yolunda: «hac yo-lun-DA»; Evrâk-ı Eyyâm: «ev-raa-kı ey-YAAM»; Tiryâki Sözleri: «tir-yaa-Kİ söz-le-Rİ»; Dârülfünun: «daa-rül-fü-NUUN».
  • «Âb u Ziyâ»: «aa-bu zi-YAA»; aks-i kamer: «ak-si ka-MER»; tarh-ı riyâz-ı berf ü semen: «tar-hı ri-yaa-zı ber-fü se-MEN»; nağme-i âb: «nağ-me-i AAB»; ziyâ-yı şüste-likâ: «zi-yaa-yı şüs-te-li-KAA».
  • «Temâşâ-yı Leyâl»: «te-maa-şaa-yı le-YAAL»; «Riyâh-ı Leyâl»: «ri-yaa-hı le-YAAL»; «Yakazât-ı Leyliyye»: «ya-ka-zaa-tı ley-liy-YE»; temâşâ: «te-maa-ŞAA»; tahmîs: «tah-MİİS»; vecize: «ve-cii-ZE».
  • Celal Tarakçı: «ce-LAAL ta-rak-ÇI»; Taner Turan: «ta-NER tu-RAN»; Mehmet Kaplan: «meh-MET kap-LAN»; Yahya Kemal: «yah-YA ke-MAAL».