Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Tevfik Fikret (1867-1915), Galatasaray'da okudu, Robert College'da öğretmenlik yaptı, 1896'da dergiyi yönetmeye başladı. 1898'de tutuklandı, 1900'de sorgulandı, 1901'de dergiden ayrıldı; 1905'ten sonra Âşiyan'a çekildi.
- «Sis» (Uçman'a göre 1902), Meşrutiyet'e kadar elden ele dolaştı. Kaplan'a göre İstanbul ilk kez bu şiirde bütünüyle nefret edilen bir şehir olarak ele alınır; şiir dört bölümde kurulur: sis, şehrin genel izlenimi, mimari, insanlar; üstünde «Örtün» nakaratı dolaşır.
- Kaplan'ın okumasında Fikret'in tekniğine resim hâkimdir; dış dünya ile ruh hâlini birleştirir. Kaplan'ın Batılı yazarlardan etkilenme yorumu bir ihtimal olarak sunulur ve yorumcunun bakışını da taşır.
- «Târîh-i Kadîm»de karanlık görüş bütün tarihe yayılır. Taraftarları onu bilimin savunusu olarak, Uçman dine ve geleneğe başkaldırı olarak okur. Âkif'in «zangoç» suçlamasına Fikret «Târîh-i Kadîm'e Zeyl» ile cevap verir; tartışma 1940'larda kitaplarla sürer.
- Halûk ve Meşrutiyet Fikret'e umut verir; «Rücû»da «Sis»ten kısmen döner, «Hân-ı Yağmâ»da yeni yönetimi hicveder, Şermin'i hece ölçüsüyle çocuklar için yazar.
Kazanımlar
- Tevfik Fikret'in hayatındaki dönüm noktalarını (derginin yönetimi, 1898-1901 arasındaki baskılar, Âşiyan'a çekiliş, II. Meşrutiyet) şiirindeki değişimle ilişkilendirebilir.
- «Sis»in dört bölümlük kuruluşunu ve başlıca imgelerini Mehmet Kaplan'ın tahliline dayanarak açıklayabilir.
- «Târîh-i Kadîm» ve onun zeyli çevresindeki tartışmayı, taraflarının değerlendirmelerini birbirinden ayırarak aktarabilir.
- «Sis»ten seçilen beyitlerde dış dünyanın bir ruh hâline nasıl dönüştürüldüğünü okuyabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Rumelihisarı'nda, Robert College'ın yakınında bir ev. Evin planını sahibi kendisi çizmiş, adını da kendisi koymuş: Âşiyan, yani yuva.
Uçman'ın maddesindeki anlatıyla, istibdadın bütün ağırlığıyla hissedildiği 1902 yılının bir şubat günü Boğaz'a sis çöker ve akşama kadar kalkmaz. Şairin evi uzun zamandır hafiyelerin gözü altındadır. Pencereden bakan adam, sisin altında kaybolan şehri görür.
Birkaç gün içinde bir şiir çıkar ortaya. Basılmaz; basılamaz. Elden ele, kopya kopya dolaşır, ezberlenir. Adı tek kelimedir: «Sis».
Büyük soru
208-02'de bu şairin yoksul bir balıkçı ailesine eğilen merhametini gördük. Sansür altında kendine, güzelliğe ve iç sese çekilen bu kuşağın kazancını ve bedelini tartarken Fikret ayrı bir yerde durur, çünkü o, iç dünyasından çıkıp bir şehri, sonra bütün insanlık tarihini suçlayan şair olmuştur. Bu ünitenin sorusu şudur: sanatı için yaşayan, içine kapanık bir şair, nasıl oldu da bir şehre lanet okuyan, sonra geçmişin bütününe başkaldıran bir sese dönüştü? Ve bu ses neden bugün de iki ayrı cepheden okunuyor?
Bağlam
Tevfik Fikret 1867'de İstanbul'da doğar. Uçman'ın DİA'daki maddesine göre Mekteb-i Sultânî'de, yani Galatasaray'da okur; burada Recâizâde Ekrem ve Muallim Nâci'den ders görür. Annesi hacda bir kolera salgınında ölünce gençliği büyükannesinin yanında geçer. Okulu 1888'de birincilikle bitirir, kısa memurluklardan sonra öğretmenliğe geçer ve ömrünün sonuna kadar Robert College'da Türkçe öğretir.
1896'da Ekrem'in ikna etmesiyle Servet-i Fünûn'un başına geçer. Uçman'a göre topluluğun bütün faaliyeti büyük ölçüde onun yönetimindeki bu dergi çevresinde gerçekleşir. Ama baskı artar. 1898'de bir toplantı yüzünden birkaç gün tutuklanır. 1900'de İngiliz elçiliğine verilen, istibdada karşı destek isteyen bir bildiride imzası bulunduğu için Mâbeyn'de sorgulanır. Aynı yıl, Servet-i Fünûn döneminin şiirlerini topladığı Rübâb-ı Şikeste'yi, yani «Kırık Saz»ı yayımlar. 1901'de dergiden ayrılır.
1905'te babasını ve kız kardeşini kısa aralıklarla kaybeder. Aynı yıl Aksaray'daki konağı satar, Âşiyan'ı yaptırır ve Uçman'ın deyişiyle bir tür inzivaya çekilir.
Ana anlatı — «Sis»: bir şehre okunan lanet
Kaplan'a göre Türk edebiyatında İstanbul ilk kez «Sis» ile nefret edilen, lanetlenen bir şehir olarak ele alınır. Nedim ve Nâbî İstanbul'u yüksek bir medeniyetin yeri olarak anlatmıştı; siyasi ve sosyal eleştiriyle dolu Tanzimat yazarlarında bile nefret, bütün bir şehre ve geçmişe yayılmamıştı.
Şiirin gücü, Kaplan'a göre, yalnız öfkenin şiddetinden değil, kuruluşundan gelir. Kaplan şiiri dört bölümde okur. Önce sisin kendisi gelir: kalın, inatçı bir duman, bakışın içine girmekten korktuğu bir kesafet. Sonra şehrin bıraktığı genel izlenim: dışarıdan bakana hâlâ güzel görünen ama ahlakı çökmüş bir kadın imgesi. Üçüncü bölüm şehrin mimarisini tek tek sayar: kanlı kuleler, zindanlı saraylar, damı çökmüş medreseler, somurtan ocaklar. Son bölüm insanlara geçer: korkuyla iki büklüm olmuş üst tabaka, kilitlenmiş ağızlar, «siyasi mahkûm» derecesine düşmüş kılıç ve kalem. Şiir, beklenmedik biçimde, kimsesiz ve avare çocuklara, hasret çeken annelere acımayla biter.
Her bölümün üstünde aynı nakarat dolaşır: «Örtün». Kaplan bu kuruluşu resme benzetir. Ona göre bu kuşağın şairleri bir manzarayı bütün ayrıntısıyla çizip ona bir ruh hâli vermeyi severdi; Cenab'ın tekniğinde musiki, Fikret'inkinde resim fikri ağır basar.
Kaplan bir yorum daha ekler ve bunu kesin bir bilgi olarak değil, bir ihtimal olarak sunar: Fikret'in «lanetli şehir» görüşünü Abdülhamid devrini İstanbul'un dekoruyla birlikte korkunç biçimde anlatan Batılı yazarlardan almış olması, Galatasaray ve Robert College çevresinde yabancılarla yakın temasta bulunduğu için onların Doğu'ya bakışını benimsemiş olması ona göre çok muhtemeldir. Kaplan'a göre tarihe ve dine karşı büyük bir sevgi duymayan Fikret, İstanbul'un başka yüzlerini görememiştir. Bu cümle, şiir kadar yorumcunun da bakış açısını gösterir.
Ana anlatı — «Sis»ten «Târîh-i Kadîm»e
Kaplan'a göre «Sis»teki karanlık görüş, Fikret'in daha sonra yazdığı «Târîh-i Kadîm»de bütün insanlık tarihine yayılır. Şair artık bir şehre değil, geçmişin kendisine bakar. Uçman'a göre Fikret bu şiirde tarihi baştan sona kanlı sahnelerden ve savaşlardan ibaret görür, kahramanlığı küçümser; kulu Tanrı'dan ayıran bir dini kabul etmez ve yeryüzünden yükselen feryatların cevapsız kaldığını söyleyecek kadar ileri gider.
Şiir de «Sis» gibi uzun yıllar elden ele dolaşır ve iki ayrı okuma doğurur. Uçman, Fikret taraftarlarının bu şiiri taassuba karşı bilimin ve pozitif düşüncenin savunusu olarak sunmaya çalıştığını aktarır. Uçman'ın kendi değerlendirmesi ise, şiirde açıkça dine ve Tanrı'ya karşı isyankâr bir tavır bulunduğu, şairin geleneğin ve içinde yaşadığı toplumun değerlerinden tamamen uzaklaştığı yönündedir.
Tartışma bir şiirle bitmez. Uçman'a göre Mehmet Ali Ayni bu düşüncelere karşı bir kitap yazar. Mehmed Âkif, bir kitabında «Târîh-i Kadîm» yüzünden Fikret için başka ağır sözlerle birlikte «zangoç», yani kilise hizmetçisi tabirini kullanır. Fikret cevabını yine şiirle verir: «Târîh-i Kadîm'e Zeyl». Uçman'a göre Fikret burada dinî inançları tamamen reddeder ve bir tür tabiat dinine inandığını söyler.
Uçman'ın maddesinin kaynakçası, tartışmanın şairin ölümünden sonra da sürdüğünü gösterir: 1940'larda yayımlanan kitaplar arasında Sabiha Zekeriya Sertel'in Tevfik Fikret-Mehmed Âkif Kavgası, Eşref Edip Fergan'ın İnkılâp Karşısında Âkif-Fikret adlı eseri vardır. İki şairin adı, uzun süre iki dünya görüşünün bayrağı gibi karşı karşıya taşınmıştır. Bu ünite bir taraf seçmez; şiirin nasıl bir tartışmanın merkezine yerleştiğini gösterir.
Ana anlatı — İnzivadan umuda: Halûk ve Meşrutiyet
Fikret'in karamsarlığı tek yönlü değildir. Uçman'a göre 1895'te doğan oğlu Halûk, şairin hayata bakışını bir süre değiştirir ve geleceğe umutla bakma düşüncesini uyandırır. «Sabah Olursa»da gelecek kuşakların kurtuluşu umudu Halûk'un şahsında belirir.
24 Temmuz 1908'de II. Meşrutiyet ilan edilince Fikret büyük bir sevinçle inzivadan çıkar. Arkadaşlarıyla Tanin gazetesini kurar; kısa bir süre Galatasaray'ın müdürlüğünü üstlenir. «Sis» ancak bu hürriyet ortamında basılabilir. Uçman'a göre 1908'den sonra yazdığı «Rücû»da, yani «Dönüş»te, «Sis»te söylediklerinin bir kısmından vazgeçmiş görünür ve orduyu bir kurtarıcı gibi över.
Ama umut da uzun sürmez. Uçman'a göre Fikret, hürriyet havasının kısa sürede zorbalığa dönüştüğünü düşündüğü yılları «Hân-ı Yağmâ»da, yani «Yağma Sofrası»nda ağır bir dille hicveder. Son yıllarında hece ölçüsüyle ve sade bir dille çocuklar için Şermin'i yazar. 1915'te ölür.
Yaygın yanlış«"Sis" yazıldığı yıl yayımlandı ve istibdada karşı açık bir kamuoyu tepkisi yarattı.»
Kaplan'a göre şiir gizli olarak, bir ihtilal şiiri gibi elden ele dolaşır ve ancak hürriyet ilan edildikten sonra yayımlanır. Uçman da «Sis»i Meşrutiyet'in ilanına kadar elden ele dolaşan manzumeler arasında sayar. Yankısı, basılı bir gazete sayfasından değil, kopyalardan ve ezberlerden gelir. Sansür döneminde bir şiirin etkisi, yayımlanıp yayımlanmamasıyla ölçülmez.
Metin anı
«Sis»in açılış beyitleri, ardından şehre yönelen hitap ve her bölümün üstünde dolaşan nakarat:
Sarmış yine âfâkını bir dûd-ı muannid,
Bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid;
Tazyîkının altında silinmiş gibi eşbâh,
Bir tozlu kesâfetten ibâret bütün elvâh.
Bir tozlu ve heybetli kesâfet ki nazarlar
Dikkatle nüfûz eyleyemez gavrine, korkar.
…
Ey köhne Bizans, ey koca fertût-ı müsahhir,
Ey bin kocadan arta kalan bîve-i bâkir;
…
Örtün, evet, ey hâile… örtün, evet, ey şehr;
Örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!..
Önce sise bakalım. İlk üç beyitte şehrin adı geçmez. Görülen yalnızca bir yoğunluk, bir duman, bir «beyaz karanlık»tır. «Zulmet-i beyzâ» terkibi iki karşıt kelimeyi birleştirir: karanlık ve beyaz. Sis, ışığı kapatan bir aydınlıktır. Kaplan'ın bu edebiyatın temel işleyişi dediği şey burada görünür: dış dünya ile ruh hâlini birleştirmek, maddi olanı manevi, manevi olanı maddi kılmak. Boğaz'ın havası, bir dönemin boğucu havasına dönüşür.
Sonra hitap gelir. Şair şehre «ey» diye seslenir ve onu bir kişiye çevirir: yaşlı, büyüleyici, ama ahlakı bozulmuş. «Bin kocadan artakalan bakire dul» çelişkili bir imgedir: el değmemiş ve tükenmiş aynı anda. Kaplan'a göre Fikret şehrin güzelliğini kabul eder, ama ahlaki çöküşü yüzünden ondan nefret eder; bu yüzden «kirli kadın» imgesinde bu kadar ısrar eder. Bugünün okuru burada şunu da sorabilir: bir şehre duyulan öfke neden bir kadın bedeni üzerinden anlatılıyor, ve bu imge şiirin öfkesine ne katıyor, ondan ne götürüyor?
Son olarak nakarata bakalım. «Örtün» emri üç kez tekrarlanır. Şair sisten şehri örtmesini ister; yani görmek istemez. Sis bir perde olur. Şiir boyunca her şeyi ayrıntısıyla gösteren göz, sonunda örtünme ister. Bu, lanetin en ağır biçimidir: şehrin yok olmasını değil, sonsuza dek uyumasını dilemek.
Cevap ve bağlantı
İçine kapanık bir şair nasıl bir şehre lanet okuyan sese dönüştü? Uçman'ın anlattığı yaşam çizgisi bir cevap verir: tutuklanma, sorgu, kapanan dergi, gözetim altındaki bir ev, arka arkaya gelen kayıplar. Kaplan'ın tahlili ikinci bir cevap verir: Servet-i Fünûn'un resim gibi ayrıntılı, ruh hâli yüklü tekniği, Fikret'in elinde bireysel kederden toplumsal bir tabloya taşınır. Kendi iç dünyasını anlatmak için geliştirilen araç, bir şehri anlatmak için kullanılır.
Aynı yol, «Târîh-i Kadîm»de şehrin sınırlarını aşar ve bütün geçmişe uzanır. Orada şiir bir tartışmanın merkezine yerleşir: bir yanda bilimin ve aklın savunusunu görenler, öbür yanda dine ve geleneğe karşı bir başkaldırı görenler. Fikret'i okumak, bu iki okumayı ve her birinin kendi bakış açısını birlikte görmeyi gerektirir.
Kapanış kancası
Kaplan, Fikret'in tekniğine resmin, Cenab Şahabeddin'inkine musikinin hâkim olduğunu söyler. Fikret bir şehri bütün ayrıntılarıyla çizip adını koyar. Peki bir şiir hiçbir şeyi adıyla söylemeden, yalnızca sesle, renkle ve çağrışımla anlam kurabilir mi? Anlamın bir tablo gibi gösterilmediği, bir müzik gibi sezdirildiği şiire ne ad verilir?
Özet kartı
- Tevfik Fikret (1867-1915), Galatasaray'da okudu, Robert College'da öğretmenlik yaptı, 1896'da dergiyi yönetmeye başladı. 1898'de tutuklandı, 1900'de sorgulandı, 1901'de dergiden ayrıldı; 1905'ten sonra Âşiyan'a çekildi.
- «Sis» (Uçman'a göre 1902), Meşrutiyet'e kadar elden ele dolaştı. Kaplan'a göre İstanbul ilk kez bu şiirde bütünüyle nefret edilen bir şehir olarak ele alınır; şiir dört bölümde kurulur: sis, şehrin genel izlenimi, mimari, insanlar; üstünde «Örtün» nakaratı dolaşır.
- Kaplan'ın okumasında Fikret'in tekniğine resim hâkimdir; dış dünya ile ruh hâlini birleştirir. Kaplan'ın Batılı yazarlardan etkilenme yorumu bir ihtimal olarak sunulur ve yorumcunun bakışını da taşır.
- «Târîh-i Kadîm»de karanlık görüş bütün tarihe yayılır. Taraftarları onu bilimin savunusu olarak, Uçman dine ve geleneğe başkaldırı olarak okur. Âkif'in «zangoç» suçlamasına Fikret «Târîh-i Kadîm'e Zeyl» ile cevap verir; tartışma 1940'larda kitaplarla sürer.
- Halûk ve Meşrutiyet Fikret'e umut verir; «Rücû»da «Sis»ten kısmen döner, «Hân-ı Yağmâ»da yeni yönetimi hicveder, Şermin'i hece ölçüsüyle çocuklar için yazar.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Sosyal şiir | Social poetry | Toplumun, yönetimin ve ahlakın sorunlarını konu alan şiir |
| Pitoresk üslup | Picturesque style | Bir manzarayı resim gibi ayrıntılarıyla çizip ona ruh hâli yükleyen anlatım |
| Bedbinlik | Pessimism | Kötümserlik; hayata ve insanlara karanlık bir gözle bakma |
| İnziva | Seclusion | Toplum hayatından uzaklaşıp yalnızlığa çekilme |
| Zeyl | Appendix, sequel | Bir esere sonradan eklenen devam ya da ek |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) 1898-1905 arasındaki hangi olaylar Fikret'in içe kapanmasında ve «Sis»in yazılmasında rol oynadı? Meşrutiyet onun şiirini nasıl etkiledi?
- (Kazanım 2) Kaplan «Sis»i hangi dört bölümde okur? Kaplan'a göre şiirin gücü nereden gelir?
- (Kazanım 3) «Târîh-i Kadîm» hangi iki biçimde okunmuştur? «Târîh-i Kadîm'e Zeyl» hangi olay üzerine yazıldı?
- (Kazanım 3) Kaplan'ın Fikret'in «lanetli şehir» görüşüne dair yorumu neden bir ihtimal olarak ve yorumcunun bakış açısıyla birlikte okunmalıdır?
- (Kazanım 4) Seçilen beyitlerde «zulmet-i beyzâ», «ey köhne Bizans» hitabı ve «Örtün» nakaratı dış dünyayı nasıl bir ruh hâline dönüştürür?
Cevaplar
- 1898'de bir toplantı yüzünden birkaç gün tutuklandı; 1900'de istibdada karşı İngiliz elçiliğine verilen bildirideki imzası yüzünden Mâbeyn'de sorgulandı; 1901'de dergiden ayrıldı ve topluluk dağıldı; 1905'te babasını ve kız kardeşini kaybetti, Âşiyan'a çekildi. Evi uzun süre hafiyelerin gözetimi altındaydı. Bu baskı ve kayıplar içinde «Sis» yazıldı. Meşrutiyet'le inzivadan çıktı, Tanin'i kurdu; «Rücû»da «Sis»te söylediklerinin bir kısmından döndü, ama kısa süre sonra «Hân-ı Yağmâ» ile yeni yönetimi hicvetti.
- Önce sisin kendisi (inatçı duman, beyaz karanlık, bakışın korktuğu yoğunluk); sonra şehrin genel izlenimi («güzel ama ahlakı bozulmuş kadın» imgesi); ardından şehrin mimarisi (kuleler, saraylar, medreseler, ocaklar); son olarak insanlar (korkuyla eğilen üst tabaka, kilitli ağızlar, kimsesiz çocuklara acıma). Kaplan'a göre şiirin gücü yalnız nefretin şiddetinden değil, resme göre ayarlanmış kuruluşundan, dış dünya ile ruh hâlini birleştirmesinden ve tekrarlanan «ey» hitaplarıyla «Örtün» nakaratının kurduğu ağır musikiden gelir.
- Uçman'ın aktardığına göre Fikret'in taraftarları şiiri taassuba karşı bilimin ve pozitif düşüncenin savunusu olarak sundu; Uçman ise şiirde dine ve Tanrı'ya karşı isyankâr bir tavır, geleneğin değerlerinden tam bir kopuş görür. «Zeyl», Mehmed Âkif'in «Târîh-i Kadîm» yüzünden Fikret için «zangoç» tabirini kullanması üzerine yazıldı; Fikret orada dinî inançları reddedip bir tür tabiat dinine inandığını söyler.
- Kaplan, Fikret'in bu görüşü Batılı yazarlardan almış olmasını kesin bir bilgi olarak değil, «çok muhtemel» bir açıklama olarak sunar. Aynı yerde Fikret'in tarihe ve dine sevgi duymadığı için İstanbul'un başka yüzlerini göremediğini de söyler. Bu cümleler yorumcunun kendi değer yargısını da taşır. Bir yorumu kaynağıyla ve kesinlik derecesiyle birlikte aktarmak, okurun şiiri kendi gözüyle de değerlendirebilmesini sağlar.
- «Zulmet-i beyzâ» karanlık ve beyaz gibi iki karşıt kelimeyi birleştirerek ışığı kapatan bir aydınlık, yani sis yaratır; Boğaz'ın havası bir dönemin boğucu havasına dönüşür. «Ey köhne Bizans» hitabı şehri kişileştirir: yaşlı, büyüleyici ama ahlakı çökmüş bir kadın; «bin kocadan artakalan bakire dul» imgesi el değmemişlik ile tükenmişliği bir arada verir. «Örtün» nakaratıyla şair görmek istemez, şehrin sonsuza dek uyumasını diler; sis bir perdeye, lanetin kendisine dönüşür.
Okuma
- Abdullah Uçman, «Tevfik Fikret» (DİA 41) — hayatı, şiirinin dönemleri ve tartışmalar.
- Mehmet Kaplan, Şiir Tahlilleri 1 — «Sis» incelemesi.
- Tevfik Fikret, «Sis». Şiirin tamamını okuyun ve «ey» ile başlayan hitapları sayın. Hitaplar şiirin hangi bölümünde yoğunlaşıyor, hangi bölümde azalıyor?