İçeriğe geç

Ünite EDB-208-02 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

Dil ve üslup

EDB-208 Servet-i Fünun ve Fecr-i Âti

2.247 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · anlatım 11 dk

  • anjambman
  • serbest müstezat
  • terkip
  • manzum hikâye
  • sone
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Okay'ın tarifinde bu yazarlar uzun ünlülü, ahenkli kelimeleri, Farsça terkipleri ve sıfat tamlamalarını bol kullandı; Tanzimat'la hafifleyen yazı dilini yeniden yüklemekle suçlandı. Özcan'a göre amaç, ses, görüntü ve duygu değeri yeni bir sözlük kurmaktı.
  2. Eski sözlüklerden alınan («tîrâje», «şegaf») ve etimolojiyi zorlayarak türetilen («tebeşbüş», «mükevkeb») kelimeler, müzikal kahraman adları ve soyutla somutu birleştiren terkipler («leyâl-i girîzân», «havf-ı siyâh») bu dilin işaretleridir.
  3. Fransız şiirinden alınan anjambmanla şiir cümlesi dizeden dizeye taştı; manzum hikâye doğdu. Kaplan'a göre Fikret'in şiiri manzum bir nesirdir.
  4. Divan biçimleri bırakıldı; sone ve serbest müstezat denendi. Aruz bırakılmadı, imâleye neredeyse hiç düşülmeden kullanıldı; esneyen, ölçünün içindeki cümle ve aynı şiirde değişen vezinlerdi. Tanpınar ve Okay bu şiirin geniş okura ulaşma gücünü ve içerik derinliğini eleştirir.
  5. «Balıkçılar»da sekiz dize neredeyse tek bir cümledir; «sırak- / Şırak» dalganın sesini dize sonunda böler; sade bir konuşma dilinin ortasında «hayâl-i sefîd» terkibi parlar.

Kazanımlar

  • Servet-i Fünûn yazarlarının kelime seçimini, yeni türetmelerini ve terkiplerini örneklerle açıklayabilir; bu dilin neden «ağır» bulunduğunu tartışabilir.
  • Anjambman, serbest müstezat ve sone gibi biçim yeniliklerinin şiir cümlesini ve dizeyi nasıl değiştirdiğini anlatabilir.
  • Bu dil ve üslubu öven ve eleştiren değerlendirmeleri karşılaştırabilir.
  • Tevfik Fikret'in «Balıkçılar» şiirinden seçilen dizelerde anjambmanın, konuşma dilinin ve terkibin birlikte nasıl işlediğini okuyabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Bir şiir satırı bir kelimenin ortasında biter. Kelimenin ilk yarısı bir dizenin sonunda, ikinci yarısı bir sonraki dizenin başındadır: «sırak- / Şırak». Arada bir çizgi vardır, bir de dize sonu.

Bu, dalgaların eski bir tekneye çarpma sesidir. Tevfik Fikret'in «Balıkçılar» şiirinde deniz, küçük teknenin kaburgalarını döver; dalganın sesi, dizenin sınırında ikiye bölünür.

Yüzyıllarca Türk şiirinde anlam bir beytin, çoğu zaman bir mısranın içinde tamamlanırdı. Burada bir kelime bile dizeye sığmaz.

Büyük soru

208-01'de akımın bir derginin sayfalarında nasıl toplandığını gördük. Kursun sorusu, siyasetin yasak olduğu bir dönemde iç dünyaya ve sanata dönen bir edebiyatın ne kazanıp ne kaybettiğiydi. Bu ünitenin sorusu ikiye ayrılır. Kendi duygusunu, kendi gözünün gördüğünü yazmaya çalışan yazarlar, okurun kolay anlayacağı sözler yerine niçin sözlüklerin tozlu köşelerine başvurdu? Ve aynı yazarlar, şiirin cümlesini dizenin sınırından nasıl kurtardı?

Bağlam

M. Orhan Okay, akımın ansiklopedi maddesinde bu yazarların güzellik kaygısını en açık biçimde dilde bulur. Okay'ın tarifinde hem şiirde hem düzyazıda uzun ünlülerle ahenk kuran kelimeler, Farsça terkipler ve sıfat tamlamaları bolca yer alır. Sonuç, Tanzimat'la birlikte adım adım hafifleyen yazı dilinin bu kuşağın elinde yeniden yüklenmesidir; akım bu suçlamayı hiçbir zaman üzerinden atamamıştır.

Bu seçimin bir mantığı vardır. Tarık Özcan'ın makalesinde bu şairler eski şiirin sözlüğünü beğenmez; o sözlük onlara göre anlam, ses ve görüntü bakımından yetersizdir. Yeni bir sözlük kurarlar ve bu sözlüğün en büyük özelliği kelimelerin ses, görüntü ve duygu değeri bakımından yeni olmasıdır. Yani ağırlık bir süs değil, bir arayıştır: kelimeyi anlamı kadar sesi ve rengi için seçmek.

Bu ünite dilin üç katmanına bakacak: kelime, cümle ve biçim.

Ana anlatı — Kelime: eski sözlük, yeni türetme

Okay'ın maddesi bu dilin kelime hazinesini iki kaynakta gösterir. Birincisi eski sözlüklerdir: bu yazarlar, sözlüklerde bulunan ama pek kullanılmayan «tîrâje», «şegaf», «ibtikâ», «pûşîde», «tekattur» gibi kelimeleri kullanır. İkincisi yeni türetmelerdir: «tebeşbüş», «mükevkeb», «müşemmes», «mukmir», «nevîn». Okay bunların kaynak dillerde bile karşılığı olmadığını, etimoloji kuralları zorlanarak üretildiğini belirtir.

Adlar da aynı arayışı taşır. Okay'a göre şiir ve romanlardaki kahramanların adları müzikal değeri olan ama pek kullanılmamış adlardır: Sezâ, Sühâ, Behlül, Lâmia, Bihter, Peyker, Pervîn. Bir kahramanın adı bile bir ses seçimidir.

En çok dikkati çeken de terkiplerdir. Okay'a göre biri soyut, öbürü somut kelimelerden yapılmış, zihinde yeni imgeler uyandıran Farsça terkipler bu dilin özelliğidir: «leyâl-i girîzân», yani kaçan geceler; «inkisâr-ı hayâl», hayalin kırılışı; «teb-i ümmîd», umudun ateşi; «havf-ı siyâh», kara korku. 109-08'de bu tür terkiplerin bir tartışmaya yol açtığını görmüştük. Burada önemli olan, terkibin işlevidir: iki uzak kavramı bir araya getirip okurun zihninde yeni bir görüntü kurmak.

Ana anlatı — Cümle: dizeden taşan anlam

İkinci yenilik cümlededir. Özcan'a göre o güne kadar mısranın sınırlarında şekillenmek zorunda kalan şiir cümlesi, şairin elini kolunu bağlıyordu. Servet-i Fünûn şairleri, Fransız şiirindeki «enjambement» anlayışından yararlanarak şiir cümlesini birkaç dize boyunca sürdürür. Özcan'a göre böylece şiir cümlesi mısraya kul olmaktan kurtulur.

Okay aynı yeniliği şöyle tarif eder: şiirde cümle yapısının beyitten ayrılarak değişik sayıda dizeye dağılması Servet-i Fünûn şairlerinde başlar. Okay buna aliterasyon ve asonans denemelerini, yani aynı ünsüzlerin ya da ünlülerin bilinçli olarak art arda kullanılmasını da ekler.

Bu değişiklik yeni bir tür doğurur. Özcan'a göre şiirden nesre geçişi kolaylaştıran bir ara tür, manzum hikâye ortaya çıkar; Fikret «Balıkçılar», «Hasta Çocuk» ve başka şiirlerle bu türde örnekler verir. Özcan, Mehmet Kaplan'ın bu konudaki yargısını aktarır: Kaplan'a göre Fikret'in şiiri manzum bir nesirdir; dizeler alt alta değil yan yana dizilirse halis bir nesir cümlesi ortaya çıkar.

Ana anlatı — Biçim: yeni kalıplar, esneyen ölçü

Üçüncü yenilik biçimdedir. Okay'a göre divan nazım şekilleri neredeyse tamamen bırakılır; onların yerine Fransız kökenli sone ve daha çok kural dışı biçimler denenir. Okay'a göre müstezadın her vezinde ve kuralsız kullanılması, yani serbest müstezat, serbest şiire yol açar.

Aruz bırakılmaz. Okay, bu şairlerin şiirde yalnız aruzu kullandığını, üstelik imâle gibi aksaklıklara neredeyse hiç düşmediğini söyler. Esneyen şey ölçünün kendisi değil, ölçünün içindeki cümledir. Özcan bir esnetme biçimi daha gösterir: şairler aynı şiirde farklı vezinler kullanarak eski şiirin tek düze ses düzenini kırmaya çalışır; Özcan'a göre Fikret «Hemşirem İçin» şiirinde üç ayrı aruz kalıbı kullanır.

Değerlendirmeler burada ayrılır. Özcan, dizeler arasında kurulan bağlantının Türk şiirini tek düzelikten kurtardığını ve sonraki yıllarda modern Türk şiirinin yolunu açtığını yazar. Aynı makalede aktarılan Tanpınar ise daha serttir: ona göre Servet-i Fünûn şairleri, yeni bir eserin geniş bir tabaka tarafından hemen anlaşılması ve benimsenmesi için gereken ruh kudretinden ve büyük cazibeden yoksundu. Okay da şiirlerin içerikçe derin olmadığını, aşk ve tabiatın aşırı bir hassasiyetle işlendiğini söyler. 103-09'da Halit Ziya'nın romanını sonradan sadeleştirirken kelimeleri Türkçeleştirip cümle kuruluşuna dokunmadığını görmüştük; ağırlığın yalnız kelimede değil cümlede de yaşadığını yazarın kendisi kabul etmiş olur.

Yaygın yanlış«Servet-i Fünûn şairleri aruzu bıraktı ve heceye geçti.»
Doğrusu

Okay'a göre bu şairler şiirde yalnız aruzu kullanmış, üstelik imâle gibi aksaklıklara neredeyse hiç düşmeden uygulamıştır. Değişen şey ölçü değil, ölçünün içindeki cümle ve biçimdir: cümle dizeden dizeye taşar, serbest müstezat dize uzunluğunu serbest bırakır, aynı şiirde farklı vezinler kullanılır. Aruzun «esnetilmesi», onun terk edilmesi değil, içinin yeniden düzenlenmesidir.

Metin anı

Tevfik Fikret'in «Balıkçılar» şiirinin ilk dizeleri. Yoksul bir balıkçı, şafak vakti eski teknesiyle denize açılır:

Şafak sökerken o, yalnız bir eski tekneciğin
Düğümlü, ekli, çürük ipleriyle uğraşarak
İlerliyordu; deniz aynı şiddetiyle sırak-
Şırak döğüp eziyor köhne teknenin şişkin
Siyah kaburgasını… Âh açlık, âh ümîd!
Kenarda, bir taşın üstünde bir hayâl-i sefîd
Eliyle engini gûyâ işâret eyleyerek
Diyordu: «haydi nasîbin o dalgalarda, yürü!»

Önce cümleye bakalım. Sekiz dizede neredeyse tek bir cümle akar. İlk dize bir özne ve bir tamlayanla biter: «bir eski tekneciğin». Neyin? Cevap ikinci dizededir: ipleri. Fiil ise üçüncü dizenin başındadır: «İlerliyordu». Okur her dize sonunda durmaz, bir sonrakine çekilir. Kaplan'ın «dizeler yan yana dizilirse halis bir nesir cümlesi çıkar» dediği şey tam budur.

Sonra dize sonundaki kırılmaya bakalım: «sırak- / Şırak». Bir yansıma kelimesi, dalganın sesi, iki dizeye bölünür. Burada anjambman bir süs değil bir resimdir: dalga teknenin kaburgasına çarptığı gibi dizenin sonuna çarpar ve öbür yana taşar. Biçim, anlatılan şeyi taklit eder.

Kelimelere bakalım. Dil beklenenden sadedir: «düğümlü, ekli, çürük», «şişkin, siyah kaburga», «haydi nasibin o dalgalarda, yürü!». Son söz neredeyse bir sokak konuşmasıdır. Ama tam ortada bir terkip parlar: «hayâl-i sefîd», beyaz bir hayal. Kıyıda duran bu beyaz karaltı bir kadın mı, bir umut mu, bir ölüm mü? Şiir söylemez. Terkip, somut bir sahnenin ortasına soyut bir görüntü koyar.

Ve konuyu unutmayalım. Özcan'a göre bu şiir, günlük nafakasını çıkarmak için her gün denize açılmak zorunda kalan bir babanın ve ailesinin dramını anlatır; Özcan, Halit Ziya'nın romanlarındaki yüksek zümre kişilerinden sonra Fikret'in yoksullara yönelmesini aynı hareket içinde bir yenilik olarak görür. Ağır dilin kuşağı, en yoksul insanı anlatırken sadeleşir.

Cevap ve bağlantı

Kendi duygusunu yazmaya çalışan bu yazarlar niçin sözlüklerin tozlu köşelerine başvurdu? Çünkü onlar kelimeyi yalnız anlamı için değil, sesi, rengi ve uyandırdığı duygu için seçiyordu. Eski sözlüklerden çıkarılan ya da yeniden türetilen kelimeler, soyutu somutla birleştiren terkipler, bu arayışın ürünüydü. Bedeli, geniş okurdan uzaklaşmaktı.

Ama aynı kuşak başka bir özgürlük de kurdu: cümleyi dizeden, dizeyi eski kalıplardan kurtardı. «Balıkçılar» bu iki yüzü birlikte gösterir: bir yanda bir terkip, öbür yanda dalga gibi dizeden dizeye taşan, neredeyse konuşma dilindeki bir cümle.

Kapanış kancası

«Balıkçılar»da Fikret'in gözü yoksul bir balıkçı ailesine çevrilmiştir. Aynı şair, iki şiirde bir şehre ve bir tarihe bakacaktır: «Sis» ve «Târîh-i Kadîm». Bireyin iç dünyasına kapanan bir kuşağın en tanınmış şairi, nasıl oldu da sesini bir şehrin ve bir çağın üzerine yükseltti?

Özet kartı

  1. Okay'ın tarifinde bu yazarlar uzun ünlülü, ahenkli kelimeleri, Farsça terkipleri ve sıfat tamlamalarını bol kullandı; Tanzimat'la hafifleyen yazı dilini yeniden yüklemekle suçlandı. Özcan'a göre amaç, ses, görüntü ve duygu değeri yeni bir sözlük kurmaktı.
  2. Eski sözlüklerden alınan («tîrâje», «şegaf») ve etimolojiyi zorlayarak türetilen («tebeşbüş», «mükevkeb») kelimeler, müzikal kahraman adları ve soyutla somutu birleştiren terkipler («leyâl-i girîzân», «havf-ı siyâh») bu dilin işaretleridir.
  3. Fransız şiirinden alınan anjambmanla şiir cümlesi dizeden dizeye taştı; manzum hikâye doğdu. Kaplan'a göre Fikret'in şiiri manzum bir nesirdir.
  4. Divan biçimleri bırakıldı; sone ve serbest müstezat denendi. Aruz bırakılmadı, imâleye neredeyse hiç düşülmeden kullanıldı; esneyen, ölçünün içindeki cümle ve aynı şiirde değişen vezinlerdi. Tanpınar ve Okay bu şiirin geniş okura ulaşma gücünü ve içerik derinliğini eleştirir.
  5. «Balıkçılar»da sekiz dize neredeyse tek bir cümledir; «sırak- / Şırak» dalganın sesini dize sonunda böler; sade bir konuşma dilinin ortasında «hayâl-i sefîd» terkibi parlar.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
AnjambmanEnjambmentCümlenin ya da anlamın dize sonunda bitmeyip sonraki dizeye taşması
Serbest müstezatFree müstezatUzun ve kısa dizelerin kurala bağlanmadan serbestçe kullanıldığı müstezat
TerkipCompound, izafet constructionFarsça ya da Arapça kurallarla kurulan kelime grubu
Manzum hikâyeNarrative poemBir olayı kişiler ve diyalogla şiir biçiminde anlatan tür
SoneSonnetİki dörtlük ve iki üçlükten oluşan on dört dizelik Batı nazım biçimi

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Okay'a göre bu kuşağın dili hangi özellikleriyle «ağır» bulundu? Özcan bu ağırlığın arkasında nasıl bir arayış görür?
  2. (Kazanım 3) Özcan, Tanpınar ve Okay bu dil ve şiir hakkında nasıl farklı değerlendirmeler yapar? Bir yenilik ile bir eksiklik aynı şiirde nasıl birlikte bulunabilir?
  3. (Kazanım 2) Anjambman nedir ve Servet-i Fünûn şiirinde nasıl bir değişiklik yaptı? Kaplan'ın «manzum nesir» yargısı ne anlama gelir?
  4. (Kazanım 2) «Servet-i Fünûn şairleri aruzu bıraktı» cümlesi neden yanlıştır? Aruzun «esnetilmesi» hangi yollarla oldu?
  5. (Kazanım 4) «Balıkçılar»dan seçilen dizelerde anjambman, konuşma dili ve terkip nasıl birlikte işler? «sırak- / Şırak» kırılması ne işe yarar?

Cevaplar

  1. Okay'a göre bu yazarlar şiirde ve nesirde uzun ünlülü, ahenkli kelimeleri, Farsça terkipleri ve sıfat tamlamalarını bol kullandı; yardımcı ve ara cümlelerle uzayan ya da devrik cümleler kurdu; bu yüzden Tanzimat'la hafiflemeye başlayan yazı dilini yeniden yüklemekle suçlandılar. Özcan'a göre ise bu yazarlar eski şiirin sözlüğünü anlam, ses ve görüntü bakımından yetersiz buluyor ve kelimelerin ses, görüntü ve duygu değeri bakımından yeni olduğu bir sözlük kurmaya çalışıyordu; ağırlık bir arayışın sonucudur.
  2. Özcan, cümlenin dizeden dizeye taşmasıyla kurulan bağlantının şiiri tek düzelikten kurtardığını ve modern Türk şiirinin yolunu açtığını yazar; değerlendirmesi biçim yeniliğine bakar. Tanpınar ise bu şairlerin yeni bir eserin geniş bir kesim tarafından hemen benimsenmesi için gereken ruh kudretinden ve cazibeden yoksun olduğunu söyler; ölçütü okura ulaşma gücüdür. Okay, biçim yeniliklerini sıraladıktan sonra şiirin içerikçe derin olmadığını, aşk ve tabiatın aşırı bir hassasiyetle işlendiğini ekler. Üç yargı birbirini dışlamaz: bir şiir cümle kuruluşuyla yeni bir yol açarken hem geniş okura uzak hem de içerikçe dar kalabilir. Değerlendirme, hangi ölçütün öne alındığına bağlıdır.
  3. Anjambman, bir dizede başlayan cümlenin dize sonunda bitmeyip sonraki dizeye taşmasıdır. Özcan'ın anlatımında bu şairler Fransız şiirinden aldıkları bu teknikle şiir cümlesini mısranın sınırlarından kurtardı; Okay'a göre cümle beyitten ayrılıp değişik sayıda dizeye dağıldı; manzum hikâye gibi şiirle nesir arasında bir tür doğdu. Kaplan'ın yargısı, Fikret'in dizelerinin yan yana yazıldığında kusursuz bir nesir cümlesi oluşturacağı, yani şiirin cümle bakımından nesre çok yaklaştığı anlamına gelir.
  4. Okay'a göre bu şairler şiirde yalnız aruzu kullandı ve imâle gibi aksaklıklara neredeyse hiç düşmeden uyguladı; heceye geçmediler. Esnetme ölçünün kendisinde değil, onun içindeki cümlede ve biçimde oldu: cümle dizeden dizeye taştı; serbest müstezat dize uzunluklarını serbest bıraktı; Özcan'a göre aynı şiirde, örneğin Fikret'in «Hemşirem İçin»inde, farklı aruz kalıpları kullanıldı; sone gibi yeni biçimler denendi.
  5. Sekiz dize neredeyse tek bir cümledir: öznenin tamlayanı ilk dizede, tamlanan ikinci dizede, fiil üçüncü dizenin başındadır; okur dize sonunda durmaz. «sırak- / Şırak» kırılması, dalganın sesini veren yansıma kelimesini dize sonunda ikiye bölerek dalganın teknenin kaburgasına çarpıp taşmasını biçimle taklit eder. Dil çoğu yerde sadedir, son söz neredeyse bir sokak konuşmasıdır: «haydi nasibin o dalgalarda, yürü!» Bu sadeliğin ortasında «hayâl-i sefîd» terkibi, kıyıdaki beyaz karaltıyı hem somut hem soyut bir görüntüye dönüştürür.

Okuma

  • Okay'ın akım maddesi (DİA'nın onuncu cildi) — dil, üslup ve biçim özellikleri.
  • Tarık Özcan, «Servet-i Fünûn Dönemi Edebiyatında Şiir» (Academic Knowledge 5/2, 2022).
  • Tevfik Fikret, «Balıkçılar» (Rübâb-ı Şikeste). Şiirin tamamını okuyun ve dize sonunda bitmeyen cümleleri işaretleyin. Kaç cümle dizeye sığıyor, kaçı taşıyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:10 Soğuk açılış: bir şiir sayfası; bir dizenin sonunda «sırak-» kelimesi, bir dalga sayfanın kenarına çarpar ve kelimenin öbür yarısı alt satıra düşer: «Şırak».
  • 1:10–1:40 Büyük soru: bir yanda kalın, eski bir sözlük; öbür yanda bir kalemin çizdiği serbest bir çizgi.
  • 1:40–3:20 Bağlam: kelimeler bir terazide tartılır: bir kefede anlam, öbür kefede ses ve renk.
  • 3:20–5:40 Ana anlatı — Kelime: eski bir sözlükten tozlu kelimeler uçar; sonra harflerden yeni kelimeler örülür. İki uzak kavram, «gece» ve «kaçış», bir köprüyle birleşir.
  • 5:40–8:00 Ana anlatı — Cümle: eski bir beyit, iki mısranın içinde kapalı bir kutu gibi durur; sonra bir cümle kutudan taşıp dizeden dizeye akan bir ırmağa dönüşür.
  • 8:00–10:20 Ana anlatı — Biçim: bir sone çerçevesi (dört-dört-üç-üç) ekrana yerleşir; yanında farklı uzunlukta dizelerle bir serbest müstezat. Bir aruz kalıbının vuruşları metronom gibi sürer, üstündeki cümle serbestçe kayar.
  • 10:20–13:00 Metin anı: şafakta küçük, yamalı bir tekne; dalgalar teknenin kaburgasına çarpar. Dizeler tek tek belirir; dize sonlarında cümle bir sonraki dizeye akar. Kıyıda bir taşın üstünde beyaz bir karaltı.
  • 13:00–13:50 Cevap ve bağlantı: ağır bir sözlük ile hafif bir cümle aynı sayfada.
  • 13:50–14:20 Kapanış kancası: sisler içinde bir şehir silueti; üstünde eski bir tarih kitabının kapağı.

Telaffuz

  • anjambman: «an-jam-b-MAN»; müstezat: «müs-te-ZAAT»; terkip: «ter-KİP»; sone: «so-NE»; aliterasyon: «a-li-te-ras-YON»; asonans: «a-so-NANS».
  • tîrâje: «tii-raa-JE»; şegaf: «şe-GAF»; tebeşbüş: «te-beş-BÜŞ»; mükevkeb: «mü-kev-KEB»; leyâl-i girîzân: «le-yaa-li gi-rii-ZAAN»; inkisâr-ı hayâl: «in-ki-saa-rı ha-YAAL»; havf-ı siyâh: «hav-fı si-YAAH»; hayâl-i sefîd: «ha-yaa-li se-FİİD».
  • «Balıkçılar»: «ba-lık-çı-LAR»; Rübâb-ı Şikeste: «rü-baa-bı şi-kes-TE»; «Hemşirem İçin»: «hem-şi-REM i-ÇİN»; Sezâ: «se-ZAA»; Bihter: «bih-TER»; Behlül: «beh-LÜL».
  • Tevfik Fikret: «tev-FİK fik-RET»; Tarık Özcan: «taa-RIK öz-CAN»; Mehmet Kaplan: «meh-MET kap-LAN»; Abdullah Uçman: «ab-dul-LAH uç-MAN»; Hasan Akay: «ha-SAN a-KAY».