İçeriğe geç

Ünite EDB-208-01 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

Bir derginin etrafında bir akım

EDB-208 Servet-i Fünun ve Fecr-i Âti

2.476 kelime · yaklaşık 11 dakika okuma · anlatım 12 dk

  • Edebiyât-ı Cedîde
  • jurnal
  • istibdat
  • musâhabe-i edebiyye
  • sanat için sanat
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Servet-i Fünûn 1891'de Nikolaidis'in Servet gazetesinin ilavesi olarak Ahmed İhsan tarafından çıkarıldı; Andı'ya göre adını Mabeyn verdi, Parlatır'a göre sultanın desteğiyle baskısı geliştirildi. 1895'e kadar bir fen ve magazin dergisiydi.
  2. 1895'teki «abes-muktebes» kafiye tartışmasında Recâizâde Ekrem kafiyenin kulak için olduğunu savundu ve öğrencisinin dergisine geçti. 7 Şubat 1896'da 256. sayıdan itibaren Tevfik Fikret dergiye yönetici oldu; bu tarih Edebiyât-ı Cedîde'nin itibari kuruluşudur.
  3. Topluluğun beyannamesi yoktu; görüşleri dağınık yazılardan, eserlerden ve hatıralardan çıkarılır. Fikret'in «Musâhabe-i Edebiyye»leri bir gelenek başlattı; kuşak «sanat sanat içindir» görüşünü benimsedi.
  4. Kaplan'a göre sansür ve jurnal rejimi yazarları susmaya zorladı ve edebiyatı içe kapattı; Okay sosyal çevreyi ve psikolojik yaratılışı da ekler ve bu özelliklerin Meşrutiyet'ten sonra da sürdüğünü hatırlatır. Yeni Zelanda'ya göç hayali bu kaçışın simgesidir.
  5. 1901'de Hüseyin Cahit'in çevirdiği «Edebiyat ve Hukuk» jurnal edildi; saray tezkeresi onu kral ve kraliçenin idamını hatırlatarak halkı kışkırtmakla suçladı. Kovuşturma durduruldu, dergi 5 Aralık 1901'de yeniden çıktı, ama topluluk dağıldı.

Kazanımlar

  • Servet-i Fünûn dergisinin bir fen dergisinden bir edebiyat topluluğunun yayın organına dönüşmesini, 1891'den 1896'ya uzanan adımlarıyla anlatabilir.
  • Edebiyât-ı Cedîde topluluğunun nasıl oluştuğunu, beyannamesi olmayan bir akımın ortak özelliklerinin nereden anlaşıldığını açıklayabilir.
  • II. Abdülhamid döneminin sansür ve jurnal düzeninin bu edebiyatı nasıl etkilediğini, farklı açıklamaları gözeterek tartışabilir.
  • 1901'de dergiyi kapattıran «Edebiyat ve Hukuk» yazısından seçilen cümleleri, sansürün bir metni nasıl okuduğunu göstererek yorumlayabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Ekim 1901, İstanbul. Servet-i Fünûn dergisi kapatılmıştır. Dergi yönetimi başta pek aldırmaz; bu yıllarda dergi kapatmak sık rastlanan bir şeydir. Ama birkaç gün sonra derginin sahibi Ahmed İhsan, yazı işlerini yöneten Hüseyin Cahit ve sansür memuru Veled Çelebi sorgu dairesine çağrılır. Suç, «muzır makale neşri»dir.

Ersoy Topuzkanamış'ın aktardığına göre Ahmed İhsan saraya koşar ve tanıdığı bir mabeyinciyle görüşür. Aldığı cevap şudur: «Senin aleyhinde verilen jurnal pek müthiş! Fizan'a gönderiliyorsunuz.»

Sebep, derginin bir sayısında çıkan, Fransızcadan çevrilmiş bir yazıdır. Başlığı masumdur: «Edebiyat ve Hukuk».

Büyük soru

Bu kurs, Tanzimat'tan sonraki kuşağa bakıyor. Kursun sorusu şudur: siyasetten söz edilemeyen bir dönemde edebiyat bireyin iç dünyasına ve sanatın kendisine döndüğünde ne kazandı, ne kaybetti? Bu ünitenin sorusu onun başlangıcıdır: bir edebî akım bir derginin sayfalarında nasıl doğar, ve sansür onu nasıl hem biçimlendirir hem de dağıtır?

Bağlam

Kübra Andı'nın dergi üzerine incelemesine göre Servet-i Fünûn'un ilk sayısı 27 Mart 1891'de çıkar. Rumca bir gazetenin de sahibi olan Nikolaidis'in Servet gazetesinin ilavesi olarak Ahmed İhsan tarafından yayımlanır. Andı'ya göre dergi için saraydan bir isim istenmiş ve adını Mabeyn uygun görmüştür: Servet-i Fünûn, yani «bilimlerin serveti».

İsmail Parlatır'ın DİA maddesine göre dergi başta bir fen dergisidir: Avrupa'daki teknolojik gelişmeleri okura aktarır. Parlatır'a göre Ahmed İhsan, II. Abdülhamid'in maddi yardımıyla Avrupa'dan klişeci getirterek baskı tekniğini geliştirir; dergi bol resimli bir yayın olur. 1893'ten sonra Halit Ziya'nın hikâyeleri ve Batılı yazarlardan çeviriler de görünmeye başlar. Ama Parlatır'a göre dergi 1895'e kadar fen ile magazin arasında, yarı edebî bir çizgide kalır.

Yani ileride kapatılacak dergi, sarayın ad verdiği ve sultanın desteğiyle baskısı güzelleşen bir dergidir.

Ana anlatı — Bir kafiyeden bir dergiye

Akım bir kafiye tartışmasıyla doğar. M. Orhan Okay'ın anlattığına göre 1895 sonlarında Hasan Âsaf adlı genç bir şairin beytinde «abes» ile «muktebes» kelimelerinin kafiye olup olamayacağı tartışılır. Eski kurala göre bu kelimeler yazılışta benzemediği için kafiye olamaz. Recâizâde Ekrem ve taraftarları ise kafiyenin göz için değil kulak için olduğunu savunur. 207-08'de Ekrem'in «kulak için kafiye» görüşünü görmüştük; burada bu görüş bir kuşağı bir araya getirir.

Tartışmanın merkezindeki Ma'lûmât dergisi muhafazakâr bir tavır takınınca Ekrem yeni bir yayın organı arar ve öğrencisi Ahmed İhsan'ın dergisini bulur. Okay'a göre Ekrem'in aracılığıyla, 7 Şubat 1896 tarihli 256. sayıdan itibaren Tevfik Fikret derginin sanat ve edebiyat yöneticiliğine getirilir. Okay'a göre bu tarih, Edebiyât-ı Cedîde'nin itibari kuruluş tarihi kabul edilir.

Topluluk hızla büyür. Parlatır'a göre Fikret'in ardından Halit Ziya, Cenab Şahabeddin, Mehmed Rauf, Hüseyin Cahit, Süleyman Nazif ve başkaları dergide toplanır. Okay'a göre bu gençler zaten hocalık, öğrencilik, okurluk ve mektuplaşma yoluyla Ekrem'in çevresinde bir edebiyat ağı örmüştür.

Ama bir beyanname yoktur. Okay'a göre Edebiyât-ı Cedîde'nin görüşleri dağınık teorik yazılardan, romanlardaki kahramanların sözlerinden, eserlerin ortak özelliklerinden ve sonradan yazılan hatıralardan çıkarılabilir. Parlatır'ın aktardığına göre Halit Ziya da hatıralarında topluluğun belli bir görüş etrafında birleşmekten çok rastgele toplandığını, emekleye emekleye yürümeye başladığını söyler. Tevfik Fikret ise Parlatır'a göre «Musâhabe-i Edebiyye», yani edebî sohbet başlıklı yazılarıyla bir gelenek başlatır; başkaları da aynı başlıkla yazar. Akım bir beyanname ile değil, bir derginin düzenli sohbetiyle kurulur.

Parlatır'a göre bu genç kuşak, Tanzimat yazarlarının savunduğu toplumsal fayda anlayışından farklı olarak «sanat sanat içindir» görüşünü benimser ve örneklerini büyük ölçüde Fransız edebiyatından alır.

Ana anlatı — İstibdat ve içe dönüş

Bu edebiyatın neden içe döndüğü sorusuna Okay, Mehmet Kaplan'ın açıklamasını aktararak cevap verir. Kaplan'a göre yazarları yalnız bireysel meseleler üzerinde durmaya yönelten başlıca etken devrin siyasi durumudur: 1877-1878 savaşı ve yenilgi, Meclis-i Mebusan'ın kapatılması ve zamanla sansüre ve jurnallere dayanan bir rejimin oluşması, yazarları siyaset ve toplum meselelerinde susmaya zorlar. Okay'a göre bu durum edebiyatta içe kapanma ve kendi ıstırabını dile getirme biçiminde görünür; siyasi ve toplumsal meseleler yerine estetik değerler derinleşir.

Okay bu tabloya başka etkenler de ekler: topluluğun üyeleri çoğunlukla orta sınıf esnaf ve memur çocuklarıdır; disiplinli, programlı, yabancı dil öğreten okullarda yetişmişlerdir; birçoğu psikolojik olarak içe kapanık ve hassas yaratılışlıdır.

Kaçış bir hayal olarak da görünür. Okay'a göre baskı rejiminin sıkıntısıyla toplumdan uzaklaşmak için önce Yeni Zelanda'ya, sonra Manisa'da bir çiftliğe çekilip Robinson gibi yaşamayı hayal ettikleri bilinir. Bu hayal gerçekleşmez, ama eserlerin adlarına yansır; Okay'ın saydığı adlar hayal ile gerçek arasındaki gerilimi taşır: Hayal İçinde, Mâi ve Siyah, Kırık Hayatlar.

Yaygın yanlış«Servet-i Fünûn edebiyatının içe kapanık, bireysel karakteri yalnız istibdadın sonucudur; baskı kalkınca bu yazarlar toplumsal edebiyata döndü.»
Doğrusu

Okay'a göre istibdat önemli bir etkendir, ama tek açıklama değildir: yazarların sosyal çevresi, eğitimleri ve psikolojik yaratılışları da bu karakteri besler. Okay ayrıca, bazı yazarlar hatıralarında daha serbest bir ortamda farklı eserler verebileceklerini söylese de, II. Meşrutiyet'ten sonra eser verenlerin çoğunun Edebiyât-ı Cedîde'nin aynı özelliklerini sürdürdüğünü hatırlatır.

Ana anlatı — Kapanış: 1901

Topluluk içeriden de çatırdar. Parlatır'a göre topluluk içinde ilk ciddi kırgınlık Ali Ekrem'in 1900'deki bir eleştiri yazısıyla başlar; 109-08'de gördüğümüz bu tartışmadan sonra bazı yazarlar dergiden ayrılır. 1901'de Tevfik Fikret, Ahmed İhsan'la aralarındaki idari bir mesele yüzünden dergiden ayrılır; yazı işlerini Hüseyin Cahit üstlenir.

Sonra «Edebiyat ve Hukuk» gelir. Topuzkanamış'a göre Hüseyin Cahit bu yazıyı Paul Lacombe'un bir kitabından çevirdiğini söyler, ama çeviri aslına çok sadık değildir. Yazının konusu edebiyat ile hukukun aynı gelişim evrelerinden geçtiğidir; örneklerden biri Fransa'daki boşanma yasağı ve onun edebiyata etkisidir. Topuzkanamış'a göre yazı sansüre de gitmiş, istenen yerler çıkarıldıktan sonra yayımlanmıştır.

Ama saraya bir jurnal ulaşır. Ahmed İhsan'ın hatıralarında kopya ettiği saray tezkeresi, yazıdan «Edebiyat ve Hukuk gibi masum bir başlık altında» yayımlanmış «tiksinilecek» bir makale diye söz eder ve Fransız kral ve kraliçesinin idamına yol açan olayların anılmasıyla halkın padişaha karşı kışkırtıldığını ileri sürer. Topuzkanamış'a göre jurnali verenin, Servet-i Fünûn'la eski bir çekişmesi olan Baba Tâhir, yani Ma'lûmât'ın sahibi Mehmed Tâhir olduğu kaynaklarda anılır.

Sorgu hâkimi kitabın aslını ister; kitap çeviri için Hariciye Nezareti'ne gönderilir. Topuzkanamış'a göre Adliye Nazırı ve savcılar, jurnaldeki iddiaların hiçbirinin yazıda bulunmadığını, yalnız 1789 tarihinin geçtiğini görür ve kovuşturma durdurulur. Dergi kırk sekiz gün sonra, 5 Aralık 1901'de yeniden çıkar. Kapağında padişaha teşekkür eden bir yazı vardır.

Ama topluluk dağılmıştır. Parlatır'a göre dergi eski kimliğini kaybeder ve Ahmed İhsan onu 1895 öncesindeki fen ve magazin çizgisine geri döndürür. Topuzkanamış'ın aktardığına göre Hüseyin Cahit de edebî hayatını bırakır ve gazeteciliğe ağırlık verir.

Metin anı

«Edebiyat ve Hukuk»tan iki cümle. İlki yazının temel fikrini, ikincisi jurnale gerekçe olduğu ileri sürülen 1789 cümlesini içerir:

Şayan-ı dikkattir ki ahlak ve âdât daima kavaninden ileride yürür ve ekseriya edebiyat da ahlak ve âdâttan ileride gider.
[…] Fakat bir gün geldi ki 1789 idaresiyle Fransa'da talak teessüs etti, Birinci Napolyon tarafından bizzat tatbik olundu, restorasyon devriyle ref' edildi ve nihayet yine tatbik olunmaya başladı.

İlk cümle bir edebiyat kuramıdır ve bir sıralama kurar: önce toplumun ahlâkı ve âdetleri değişir, kanun onları geriden izler; edebiyat ise çoğu zaman ahlâkın da önündedir. Bu, edebiyata büyük bir rol verir: edebiyat toplumun henüz söyleyemediğini önceden söyler. Bu cümle bir kuşağın kendine biçtiği yeri de özetler; sanat için sanatı savunan bu yazarlar, edebiyatı hayatın önünde yürüyen bir güç olarak görüyordu.

İkinci cümle bir hukuk tarihidir. Boşanmanın Fransa'da kabul edilişi, kaldırılışı ve yeniden kabul edilişi sıralanır. Cümlenin konusu evliliktir, devrim değil. Ama içinde bir tarih geçer: 1789.

İşte sansürün okuma biçimi burada görünür. Topuzkanamış'a göre bazı kaynaklar bu tarihin anılmasının jurnale ve kapanmaya yol açtığını ileri sürer. Ama saray tezkeresine bakıldığında, 1789 ya da boşanma cümlesi bir sebepten çok bir bahanedir. Tezkere yazının söylemediği bir şeyi, kral ve kraliçenin idamını, onun söylediği şeyin yerine koyar. Jurnal bir metni okumaz; ona bir anlam yükler.

Bu yüzden ilk cümle ironik bir yankı kazanır. Yazı, edebiyatın toplumdan ileride yürüdüğünü söyler. Ama o yıllarda edebiyatın önünde yürüyen başka bir güç vardır: her kelimeyi, söylemediği bir şeyle suçlayabilen bir okuma.

Cevap ve bağlantı

Bir edebî akım bir derginin sayfalarında nasıl doğar? Servet-i Fünûn'un cevabı şudur: bir tartışmayla, bir hocanın öğrencilerini bir araya getirmesiyle, bir yöneticinin sayfa düzenine gösterdiği titizlikle ve düzenli bir sohbetle. Beyanname yoktur; ortaklık sayfaların kendisindedir.

Sansür bu akımı iki yoldan etkiler. Bir yandan, Kaplan'ın açıklamasına göre, yazarları siyasetten uzaklaştırıp iç dünyaya ve estetiğe yöneltir. Öbür yandan, 1901'de olduğu gibi, akımı bir jurnalle dağıtır. Sarayın ad verdiği ve sultanın desteğiyle güzelleşen dergi, aynı sarayın bir tezkeresiyle edebî kimliğini kaybeder.

Kapanış kancası

Okay'a göre bu kuşak, Tanzimat'tan beri yavaş yavaş sadeleşen yazı dilini yeniden ağırlaştırmakla suçlanmıştır: eski sözlüklerden çıkarılmış kelimeler, Arapça ve Farsçada bile bulunmayan yeni türetmeler, alışılmadık terkipler. Bireyin iç dünyasını anlatmak isteyen bir kuşak, neden Tanzimat'ınkinden daha ağır bir dil seçti? Ve bu dil, şiirin en eski ölçüsü olan aruzu nasıl esnetti?

Özet kartı

  1. Servet-i Fünûn 1891'de Nikolaidis'in Servet gazetesinin ilavesi olarak Ahmed İhsan tarafından çıkarıldı; Andı'ya göre adını Mabeyn verdi, Parlatır'a göre sultanın desteğiyle baskısı geliştirildi. 1895'e kadar bir fen ve magazin dergisiydi.
  2. 1895'teki «abes-muktebes» kafiye tartışmasında Recâizâde Ekrem kafiyenin kulak için olduğunu savundu ve öğrencisinin dergisine geçti. 7 Şubat 1896'da 256. sayıdan itibaren Tevfik Fikret dergiye yönetici oldu; bu tarih Edebiyât-ı Cedîde'nin itibari kuruluşudur.
  3. Topluluğun beyannamesi yoktu; görüşleri dağınık yazılardan, eserlerden ve hatıralardan çıkarılır. Fikret'in «Musâhabe-i Edebiyye»leri bir gelenek başlattı; kuşak «sanat sanat içindir» görüşünü benimsedi.
  4. Kaplan'a göre sansür ve jurnal rejimi yazarları susmaya zorladı ve edebiyatı içe kapattı; Okay sosyal çevreyi ve psikolojik yaratılışı da ekler ve bu özelliklerin Meşrutiyet'ten sonra da sürdüğünü hatırlatır. Yeni Zelanda'ya göç hayali bu kaçışın simgesidir.
  5. 1901'de Hüseyin Cahit'in çevirdiği «Edebiyat ve Hukuk» jurnal edildi; saray tezkeresi onu kral ve kraliçenin idamını hatırlatarak halkı kışkırtmakla suçladı. Kovuşturma durduruldu, dergi 5 Aralık 1901'de yeniden çıktı, ama topluluk dağıldı.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Edebiyât-ı CedîdeThe New Literature1896-1901 arasında Servet-i Fünûn çevresinde toplanan edebiyat topluluğu
JurnalInformer's reportBir kişiyi ya da yayını yetkililere gizlice ihbar eden rapor
İstibdatAutocracy, despotismHükümdarın meclissiz ve denetimsiz yönetimi; II. Abdülhamid dönemi
Musâhabe-i edebiyyeLiterary causerieEdebiyat üzerine sohbet havasındaki yazı dizisi
Sanat için sanatArt for art's sakeSanatın fayda için değil kendi güzelliği için yapılması gerektiği görüşü

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Servet-i Fünûn nasıl bir dergi olarak doğdu ve bir edebiyat dergisine nasıl dönüştü? Bu dönüşümde Recâizâde Ekrem'in payı nedir?
  2. (Kazanım 2) Edebiyât-ı Cedîde'nin bir beyannamesi olmadığı hâlde ortak görüşleri nereden anlaşılır? «Musâhabe-i Edebiyye» bu açıdan ne işe yaradı?
  3. (Kazanım 3) Kaplan'a göre istibdat bu edebiyatı nasıl etkiledi? Okay bu açıklamaya hangi etkenleri ekler ve açıklamanın sınırını nasıl gösterir?
  4. (Kazanım 3) 1901'deki kapatma nasıl gelişti? Jurnalden kovuşturmanın durdurulmasına kadar olan süreci anlatın.
  5. (Kazanım 4) «Edebiyat ve Hukuk»tan seçilen iki cümlede ne söylenir? Saray tezkeresinin yazıyı okuma biçimi hakkında bu cümleler ne gösterir?

Cevaplar

  1. 1891'de Nikolaidis'in Servet gazetesinin ilavesi olarak, Ahmed İhsan tarafından, Avrupa'daki teknolojik gelişmeleri aktaran bol resimli bir fen dergisi olarak doğdu; adını Mabeyn verdi, baskı tekniği sultanın desteğiyle geliştirildi. 1893'ten sonra hikâye ve çevirilere de yer verdi ama 1895'e kadar yarı edebî kaldı. 1895'teki kafiye tartışmasında Ekrem, Ma'lûmât'ın muhafazakâr tavrı karşısında öğrencisi Ahmed İhsan'ın dergisine geçti; başka bir öğrencisi Tevfik Fikret'i derginin başına getirtti ve 7 Şubat 1896'da 256. sayıdan itibaren dergi edebî bir kimlik kazandı.
  2. Okay'a göre görüşler dağınık teorik yazılardan, romanlardaki kahramanların sözlerinden ve davranışlarından, eserlerin ortak özelliklerinden ve sonradan yazılan hatıralardan çıkarılabilir; Halit Ziya da topluluğun rastgele toplandığını, emekleye emekleye yürüdüğünü söyler. Fikret'in başlattığı «Musâhabe-i Edebiyye» başlıklı yazılar ve aynı başlıkla yazan öbür yazarlar, bir beyannamenin yerine düzenli bir edebî sohbet kurarak topluluğun ortak düşüncesini sayfalarda görünür kıldı.
  3. Kaplan'a göre 1877-1878 yenilgisi, meclisin kapatılması ve sansür ile jurnale dayanan rejim yazarları siyaset ve toplum meselelerinde susmaya zorladı; edebiyat içe kapandı, kendi ıstırabını anlattı, estetik değerlerde derinleşti. Okay buna yazarların orta sınıf esnaf ve memur çocukları olmalarını, yabancı dil öğreten disiplinli okullarda yetişmelerini ve içe kapanık, hassas yaratılışlarını ekler. Açıklamanın sınırı şudur: Okay'a göre II. Meşrutiyet'ten sonra eser verenlerin çoğu aynı özellikleri sürdürmüştür; yani baskı kalkınca edebiyat birden değişmemiştir.
  4. Hüseyin Cahit'in Fransızcadan çevirdiği, edebiyat ile hukukun aynı evrelerden geçtiğini anlatan yazı sansürden geçerek yayımlandı. Saraya bir jurnal ulaştı; dergi kapatıldı ve Ahmed İhsan, Hüseyin Cahit ile sansür memuru Veled Çelebi sorguya çağrıldı. Saray tezkeresi yazıyı kral ve kraliçenin idamını hatırlatarak halkı kışkırtmakla suçladı. Sorgu hâkimi kitabın aslını istedi, kitap Hariciye'ye çeviriye gönderildi; Adliye Nazırı ve savcılar jurnaldeki iddiaların yazıda bulunmadığını, yalnız 1789 tarihinin geçtiğini görünce kovuşturmayı durdurdular. Dergi 5 Aralık 1901'de, kapağında padişaha teşekkürle yeniden çıktı, ama topluluk dağılmıştı.
  5. İlk cümle ahlâk ve âdetlerin kanunlardan, edebiyatın da çoğunlukla ahlâk ve âdetlerden ileride yürüdüğünü söyler; edebiyata toplumu önceden gören bir rol verir. İkinci cümle Fransa'da boşanmanın 1789 yönetimiyle kabul edilişini, kaldırılışını ve yeniden kabulünü anlatır; konusu evliliktir, devrim değil. Saray tezkeresi ise yazıda geçmeyen kral ve kraliçe idamını yazının yerine koyar; Topuzkanamış'a göre 1789 tarihi bir sebepten çok bir bahanedir. Cümleler, jurnalin bir metni okumak yerine ona bir anlam yüklediğini gösterir.

Okuma

  • İsmail Parlatır, «Servet-i Fünûn» (DİA 36) ve M. Orhan Okay, «Edebiyât-ı Cedîde» (DİA 10).
  • Ersoy Topuzkanamış, «Dergi Kapatan Yazı: "Edebiyat ve Hukuk"» (Hukuk Kuramı 1/6, 2014); ekteki özgün metin ve günümüz Türkçesi aktarımı.
  • Kübra Andı, «Servet-i Fünûn Mecmuası» (Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi 4/7, 2006).
  • «Edebiyat ve Hukuk»un günümüz Türkçesi aktarımını baştan sona okuyun ve bir sansür memurunun gözüyle «tehlikeli» bulunabilecek cümleleri işaretleyin. Kaç tane buldunuz?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:20 Soğuk açılış: 1901, bir matbaanın kapısına asılan kapatma kâğıdı; üç adam bir sorgu odasının önünde bekler. Saray koridorunda fısıldaşan iki adam; «Fizan» yazılı bir harita noktası yanıp söner.
  • 1:20–1:50 Büyük soru: bir kalabalık meydandan bir odaya geçen ışık; odada bir masa, üstünde bir dergi.
  • 1:50–3:30 Bağlam: 1891 tarihli bir derginin kapağı; üzerinde makineler, lokomotifler, balonlar. Bir saray mührü derginin adını onaylar. Avrupa'dan gelen klişe makineleri.
  • 3:30–6:30 Ana anlatı — Bir kafiyeden bir dergiye: iki kelime yan yana, «abes» ve «muktebes»; biri göz simgesiyle, öbürü kulak simgesiyle eşleşir. Bir hoca iki öğrencisini tanıştırır; derginin kapağı değişir, sayfalar şiirle dolar.
  • 6:30–8:40 Ana anlatı — İstibdat ve içe dönüş: kapalı bir meclis kapısı; bir odada pencereden dışarı değil içeri bakan bir yazar. Bir haritada Yeni Zelanda'ya çizilen, sonra silinen bir ok; Manisa'da bir çiftlik silueti.
  • 8:40–11:10 Ana anlatı — Kapanış: bir Fransızca kitaptan Türkçeye çevrilen bir sayfa; üzerinde «1789» yazısı büyür. Bir jurnal zarfı saraya gider; bir tezkere; bir sorgu masası; bir kitap Hariciye'ye taşınır. Sonunda aynı dergi, kapağında padişaha teşekkürle, ama içinde şiir olmadan yeniden çıkar.
  • 11:10–13:30 Metin anı: bir çizgi üzerinde üç figür sırayla yürür: önde «edebiyat», ortada «ahlâk ve âdât», arkada «kanun». Sonra bir sansür büyütecinin altında «1789» kelimesi kırmızıya döner, çevresindeki cümle silikleşir.
  • 13:30–14:20 Cevap ve bağlantı: bir derginin sayfalarından bir grup yazar çıkar ve dağılır; boş bir yazı odası.
  • 14:20–14:50 Kapanış kancası: eski bir sözlüğün sayfalarından yeni, ağır kelimeler uçuşur.

Telaffuz

  • Servet-i Fünûn: «ser-ve-ti fü-NUUN»; Edebiyât-ı Cedîde: «e-de-bi-yaa-tı ce-dii-DE»; Ma'lûmât: «maa-luu-MAAT»; Musâhabe-i edebiyye: «mu-saa-ha-be-i e-de-biy-YE»; jurnal: «jur-NAL»; istibdat: «is-tib-DAAT»; Mabeyn: «maa-BEYN».
  • abes: «a-BES»; muktebes: «muk-te-BES»; kavanin: «ka-vaa-NİN»; âdât: «aa-DAAT»; talak: «ta-LAAK»; teessüs: «te-es-SÜS»; ref': «REF».
  • Ahmed İhsan: «ah-MED ih-SAN»; Tevfik Fikret: «tev-FİK fik-RET»; Hüseyin Cahit: «hü-se-YİN caa-HİT»; Veled Çelebi: «ve-LED çe-le-Bİ»; Hasan Âsaf: «ha-SAN aa-SAF»; Baba Tâhir: «ba-BA taa-HİR»; Nikolaidis: «ni-ko-la-İ-dis»; Paul Lacombe: «pol la-KOMB».
  • İsmail Parlatır: «is-maa-İL par-la-TIR»; M. Orhan Okay: «or-HAN o-KAY»; Ersoy Topuzkanamış: «er-SOY to-puz-ka-na-MIŞ»; Kübra Andı: «küb-RA an-DI»; Mehmet Kaplan: «meh-MET kap-LAN».