İçeriğe geç

Ünite EDB-207-11 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi · Uzman ünitesi

İlk Türkçe roman hangisi? Akabi Hikâyesi ve Ermeni harfli Türkçe

EDB-207 Tanzimat Edebiyatı

2.544 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · anlatım 13 dk

  • Ermeni harfli Türkçe
  • Karamanlıca
  • transliterasyon
  • Mekitaristler
  • okur çevresi
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Osmanlı'da Türkçe birden çok alfabeyle yazıldı: Arap harfleriyle, Ermeni harfleriyle (Ermeni harfli Türkçe) ve Yunan harfleriyle (Karamanlıca). Tietze'ye göre Akabi Hikâyesi Arap harflerini okumakta zorlanan Türkçe konuşan Ermeniler için Ermeni harfleriyle yazıldı.
  2. 1851'de basılan roman, 1846-1847 İstanbul'unda Gregoryen Akabi ile Katolik Hagop'un mezhep engeline takılan aşkını anlatır; Katolik papaz birlikteliği «lanetli birleşme» sayar. Rupenig ve Sofi Dudu'nun hikâyeleri romanı çok katmanlı yapar; Akabi canına kıyar.
  3. Roman 1991'de Tietze'nin edisyonuyla yeniden gün ışığına çıktı; Tietze onu «Türkiye'de yazılmış ve basılmış hakiki ilk modern roman» sayar. Yazarı genellikle Vartan Paşa kabul edilir, ama Haçadur Vosganyan önerisi dahil yazarlık tartışmalıdır.
  4. Gökalp Türk romanının başlangıcında beş erken eser sayar ve Taaşşuk'un ilk sayılmasını öbür eserlerin biçimsel özelliklerine, tanınmamalarına ve yazarlarının gayrimüslim olmasına bağlar. Okay azınlık alfabeleriyle yazılan eserlerin dar bir çevrede kaldığını hatırlatır.
  5. Romandan seçilen cümleler, Ermeni harflerinin Türkçenin söylenişini nasıl kaydettiğini ve Hristiyan kişilerin imparatorluğun ortak inanç diliyle konuştuğunu gösterir; roman mezhep düşmanlığını «cehalet» sayanların tarafındadır.

Kazanımlar

  • Ermeni harfli Türkçenin ve Yunan harfli Türkçenin Osmanlı yazı kültüründeki yerini ve bu yazıların okur çevrelerini açıklayabilir.
  • Akabi Hikâyesi'nin konusunu, yazarlığı hakkındaki tartışmayı ve 1991'deki yeniden keşfini anlatabilir.
  • «İlk Türkçe roman» sorusunu farklı ölçütlere göre (dil, alfabe, tür, okur, etki) tartışarak farklı adayları değerlendirebilir.
  • Akabi Hikâyesi'nden seçilen cümlelerde Ermeni harfli yazının Türkçenin söylenişini nasıl yansıttığını ve romanın mezhep ayrılığını nasıl işlediğini okuyabilir.

Video metni

Soğuk açılış

1991'de İstanbul'da, ünlü Türkolog Andreas Tietze'nin hazırladığı bir kitap yayımlanır. Kapağında garip bir yazım vardır: Akabi Hikyayesi. Kitap 140 yıl önce, 1851'de basılmıştır; ama o zamandan beri Türk edebiyatı tarihlerinde neredeyse hiç anılmamıştır.

Sebebi basittir. Kitap Türkçedir, ama Ermeni harfleriyle yazılmıştır. Arap harflerini okuyanlar onu okuyamamış, Ermeni harflerini okuyanların edebiyat tarihleri de onu Türkçe olduğu için kendilerine ait saymamıştır. Gonca Gökalp'in aktardığına göre Tietze bu kitabı «Türkiye'de yazılmış ve basılmış hakiki ilk modern roman» diye niteler.

Oysa 207-07'de, 1872 tarihli Taaşşuk-ı Talʿat ve Fitnat'ın birçok kaynakta ilk yerli roman sayıldığını görmüştük. İkisi de mi ilktir? Yoksa «ilk» sözü, sandığımızdan daha karmaşık bir soru mu?

Büyük soru

Kurs boyunca devletin reform için edebiyata nasıl başvurduğunu izledik. Kursun son ünitesi bu hikâyenin kenarına bakıyor: reformun Türkçesi tek bir alfabenin içinde mi yaşadı? «İlk Türkçe roman hangisi?» sorusunun cevabı, hangi alfabeye, hangi okura ve hangi ölçüte baktığımıza göre değişir mi?

Bağlam

Osmanlı İmparatorluğu'nda Türkçe tek bir alfabeyle yazılmıyordu. Türkçe konuşan Ermeniler Türkçeyi Ermeni harfleriyle, Türkçe konuşan bazı Rum Ortodokslar Yunan harfleriyle yazıyordu. Bu yazıların kendi matbaaları, gazeteleri ve okurları vardı.

Derya Kılıçkaya'nın aktardığına göre Tietze, Akabi Hikâyesi'nin neden Ermeni harfleriyle yazıldığını şöyle açıklar: yazar kilise kitaplarında kullanılan eski Ermeniceyle yazsaydı onu kimse rahat okuyamazdı; Arap harfleri ise az okumuş millettaşlarına zor geliyordu. Bu yüzden İstanbul ve Anadolu Ermenilerinin Türkçe yazmak için uzun zamandır kullandığı Ermeni alfabesini seçti ve onu Türkçeye daha iyi uyacak biçimde tamamladı. Sonuç, Osmanlı Ermenilerinin kolayca okuyabildiği bir kitaptı.

Bu yazı sistemleri bu kursun kişileriyle de kesişir. Okay'ın kaydına göre 207-07'de okuduğumuz Felâtun ile Râkım'ın romanı 1879'da Ermeni harfleriyle de basılmıştır. Turgut Kut'un DİA maddesine göre Teodor Kasap, Diyojen'de Yunan harfli Türkçe gazete Anatoli'yi çıkaran Evangelinos Misailidis'le alay etmiş, sonra onu kendi gazetesi Hayâl'in imtiyaz sahibi yapmıştır. Misailidis'in Yunan harfli Türkçe eseri Temâşâ-i Dünyâ ve Cefâkâr u Cefâkeş de 1871-1872'de basılmıştır.

Ana anlatı — Akabi ile Hagop

Kılıçkaya'ya göre roman 1851'de yayımlanmıştır, ama olaylar 1846-1847'de İstanbul Ermenileri arasında geçer. Konusu, iki ayrı Ermeni mezhebinden iki gencin aşkıdır: Gregoryen, yani Ermeni Apostolik Kilisesi'ne bağlı Akabi ile Katolik Hagop Ağa.

Aşkın önündeki engel mezheptir. Kılıçkaya'ya göre Katolik papaz Fasidyan, Hagop'u Akabi'den «kurtarmak» için bir seferberlik başlatır; Hagop'un babasına yazdığı mektupta bu birlikteliği İtalyanca «la maladetta unione», yani lanetli birleşme diye anar. Kılıçkaya'nın alıntıladığı Cankara'ya göre bu ifade, aşkın Katolik Kilisesi gözünde tek bir çiftin meselesi değil, birbirine düşman iki kilisenin birleşmesi olarak görüldüğünü gösterir.

Roman tek bir hikâye değildir. Gökalp'e göre roman düz çizgili olmakla birlikte yalnız baş kişilerin macerasını aktarmaz; bu da ona renkli bir yapı kazandırır. Hagop ile Akabi'nin hüzünlü aşkının karşısında, görgüsüz ve gülünç zengin Rupenig'in aşkı anlatılır; Gökalp'e göre yazar böylece acıyla gülünç olanı, derinlikliyle yüzeyseli dengeler. Kılıçkaya ise fakir Sofi Dudu'nun hikâyesine dikkat çeker: sarhoş kocasının zulmüne, Allah'a sığınarak katlanan bir kadın. Romanın sonunda Akabi, dünyadan artık yardım beklemeyerek canına kıyar.

Kılıçkaya bir ayrıntıya daha dikkat çeker. Yazar ve bütün kişiler Hristiyan olduğu hâlde, kişiler sık sık «inşallah», «maşallah», «Allah kerim» der; bazı cümleler Müslüman bir yazarın kaleminden çıkmış gibidir. Kılıçkaya bunu, Türkçe konuşan Ermenilerin Müslümanlarla birlikte yaşamasına ve dili onlarla paylaşmasına bağlar. Roman, bir cemaatin iç dünyasını anlatırken imparatorluğun ortak dilini konuşur.

Ana anlatı — Yazar kim?

Romanın yazarı genellikle Vartan Paşa, yani Hovsep Vartanyan olarak bilinir. Kılıçkaya'ya göre Vartan Paşa 1826'da, on üç yaşındayken, Viyana'daki Katolik Ermeni Mekitarist okuluna gönderilmiş ve eğitimini orada tamamlamıştır. Tietze, romanın kendisinden yola çıkarak onun Batı kültürüne, Fransız edebiyatına ve İtalyan müziğine hayran, Katolik okulunda okumuş olmasına rağmen din taassubuna düşman biri olduğunu çıkarır.

Ama yazarlık kesin değildir. Kılıçkaya'nın aktardığına göre Yahya Erdem, romanın yazarının Haçadur Vosganyan olabileceğini ileri sürmüş, bir biyografide rastladığı «Akabi Hikâyesi'nin yazarı» ifadesinin araştırılması gerektiğini söylemiştir. Gaffar Çakmaklı Mehdiyev de 1851 baskısında yazar adının bulunmadığını, adın 1991'de Tietze'nin edisyonunda bir Ermeni araştırmacının makalesine dayanılarak konduğunu belirtir. Yıldız Deveci Bozkuş ise romanı Vartan Paşa'ya ait sayar. Kılıçkaya, konu kesinlik kazanmadığı için yaygın görüşe uyar.

Bu belirsizlik, «ilk» tartışmasının bir parçasıdır. Bir eserin yazarı bile tartışmalıyken, onun edebiyat tarihindeki yeri de tek bir cümleyle kesinleşemez.

Ana anlatı — «İlk» neye göre ilk?

Gökalp bu sorunun cevabını tek bir esere bağlamaz. Ona göre Türk romanı, 1872'deki Taaşşuk-ı Talʿat ve Fitnat'tan çok önce bir oluşum içine girmiştir. Bu oluşumun beş erken örneğini sayar: 18. yüzyıl sonunda Âli Aziz Efendi'nin Muhayyelât'ı, 1851'de Akabi Hikâyesi, 1868'de Hasan Tevfik'in Hayâlât-ı Dil'i, 1872-1875 arasında çıkan Müsâmeretnâme ve 1871-1872'de Misailidis'in Temâşâ-i Dünyâ'sı.

Peki neden birçok kaynakta ilk roman Taaşşuk sayılır? Gökalp'in cevabı açıklayıcıdır: Muhayyelât ile Müsâmeretnâme masal gibi bir çerçeve kurguya dayanır; Hayâlât-ı Dil divan edebiyatının sembolik estetiğini ve secili üslubunu benimser; Akabi ile Temâşâ-i Dünyâ ise çok yakın zamana kadar tanınmamıştır ve belki de yabancı yazarlarca, yani gayrimüslimlerce yazıldıkları için Türk romanı olarak kabul edilmemiştir.

Okay'ın DİA maddesi başka bir ölçüte dikkat çeker: okur. Okay'a göre Akabi ve Misailidis'in eserlerini ilk örnek sayanlar olmuştur; ama bu eserlerin Osmanlı okuru ve yazarlarından nasıl bir ilgi gördüğü, dönemlerinde okunup okunmadıkları ve Türk romanının gelişmesindeki rolleri hakkında bilgi yoktur; dar bir azınlık çevresinde kaldıkları anlaşılmaktadır. Laurent Mignon ise Akabi Hikâyesi'ni doğrudan «ilk Türkçe roman» diye anar.

Burada birkaç ölçüt birbirinden ayrılır. Dil ölçütüyle Akabi Türkçedir. Alfabe ölçütüyle Arap harfli değildir. Tür ölçütüyle Tietze'ye göre hakiki bir modern romandır. Okur ve etki ölçütüyle ise dar bir çevrede kalmış, sonraki Türk romanını etkilediği gösterilememiştir. Taaşşuk bu son iki ölçütte daha güçlüdür; Akabi ilk ikisinde ve tarihte önce gelir.

Yaygın yanlış«İlk Türkçe roman sorusunun tek ve kesin bir cevabı vardır: ya Taaşşuk-ı Talʿat ve Fitnat ya da Akabi Hikâyesi.»
Doğrusu

Cevap ölçüte bağlıdır. Dil ve tarih ölçütüyle Akabi (1851) öndedir; Arap harfli telif roman ve okur üzerindeki etki ölçütüyle Taaşşuk (1872) öne çıkar. Gökalp daha erken ve ara örnekleri de sayar; Okay azınlık alfabeleriyle yazılmış eserlerin dar bir çevrede kaldığını hatırlatır; Akabi'nin yazarı bile tartışmalıdır. «İlk» sorusu, bir edebiyatın sınırlarını nerede çizdiğimizi gösteren bir sorudur.

Metin anı

Akabi Hikâyesi'nden iki pasaj. Önce anlatıcının, Akabi ile Hagop'un neden birbirini ilk görüşte tanıdığını anlattığı yer; sonra, iki mezhebin düşmanlığını anlamsız bulanları anlattığı yer:

Şöyle ki Hakktaal'a azimuşşan insanı hal'k iylediyi vakıt ane ihsan iylediyi cane dahi tahsis olunmış bir zat daha hal'k iylemiş olub ve göya biri ol birini cihanın içinde arar durur ikan ilk defa rast geldiklerinde bir esrar ilham ile biribirlerini tanıyub artık ayrılmak mümkinsiz oldugıne ol dakikeden karar virirler
Ve mezheb hususında hiçbir vakıt mabeynlerinde mücadele olmayarak hatta başgalarının bu sebeb ile birbirlerine olan düşmenliklerine taaccüb idub cehalet sayar idiler

Önce yazıya bakalım. Kılıçkaya bu alıntıları imlalarını değiştirmeden verir ki metnin özgün dili hakkında bir fikir verebilsin. «İylediyi», «vakıt», «ikan», «virirler», «başgalarının», «düşmenliklerine»: bunlar yazım yanlışı değildir; Ermeni harfleri, Türkçenin o dönem İstanbul'daki söylenişini kaydetmektedir. Arap harfleri ünlüleri çoğu zaman yazmaz; Ermeni alfabesi ise ünlüleri yazar ve okur, kelimenin nasıl söylendiğini görür. Kılıçkaya'nın aktardığı Erkan Erğinci notu da buna işaret eder: kitabın kapağında görünen Hikyayesi yazımındaki «y», Ermeni harfli metinlerde sert bir ünsüzden sonra gelen ünlüyü inceltmek için kullanılır; Türkçede bulunmayan «ö» ve «ü» sesleri de iki harfin birleştirilmesiyle yazılır. Bir alfabe, bir dili başka bir dilin kurallarıyla nasıl yazacağını bulmak zorundadır.

Sonra ilk pasajın düşüncesine bakalım. Anlatıcı, iki sevgilinin birbirini ilk görüşte tanımasını, ruhların dünyaya gelmeden önce birbirine ayrıldığı fikriyle açıklar. Kılıçkaya bu düşünceyi, Müslümanların da bildiği «ruhlar önceden tanışır» inancıyla karşılaştırır. Hristiyan bir yazarın Hristiyan kahramanları için kurduğu cümle, imparatorluğun ortak inanç diline yaslanır: «Hakktaala», «esrar», «ilham». Roman bir cemaatin içinden konuşur, ama sesi bir imparatorluğun sesidir.

İkinci pasaj romanın tezini söyler. Mezhep yüzünden düşmanlık, «cehalet» sayılır. Bu sözü söyleyenler romanda azınlıktadır; Kılıçkaya'nın aktardığına göre onların sesi, Hagop'u Akabi'den «kurtarma» seferberliği içinde kaybolur. Ama romanın kendisi o azınlık sesinden yanadır. 207-07'de Şemseddin Sâmi'nin görücü usulünü eleştirdiğini görmüştük; Akabi ise yirmi yıl önce, başka bir cemaatin içinde, iki gencin arasına giren bir başka duvarı, mezhep duvarını eleştirir. İki romanın da sonu ölümdür.

Cevap ve bağlantı

«İlk Türkçe roman hangisi?» Bu ünitenin cevabı, sorunun kendisinin bir öğretici olduğudur. Hangi eseri seçtiğimiz, Türk edebiyatını neyle tanımladığımızı gösterir: dille mi, alfabeyle mi, yazarın dini ve cemaatiyle mi, okurla mı, sonraki eserlere etkiyle mi? Akabi Hikâyesi dille ve tarihle öndedir; Taaşşuk alfabe, okur ve etkiyle.

Kursun büyük sorusuna da buradan bir cevap çıkar. Tanzimat devleti reformunu gazeteyle, tiyatroyla, romanla ve Arap harfli Türkçeyle anlatmak istedi. Ama imparatorluğun Türkçesi yalnız o yazının içinde yaşamıyordu. Ermeni harfleriyle, Yunan harfleriyle Türkçe okuyup yazan cemaatler de kendi romanlarını, kendi gazetelerini kurdu. Gedikpaşa'nın Ermeni oyuncuları, Kayserili bir Rum'un çıkardığı mizah gazeteleri, Misailidis'in Yunan harfli gazetesi ve Akabi'nin Ermeni harfli sayfaları, Tanzimat edebiyatının tek bir yazıdan ibaret olmadığını gösterir.

Kapanış kancası

Tanzimat'ın gazeteleri, tiyatroları ve romanları devletle sürekli bir çekişme içinde yaşadı: kapatmalar, sürgünler, ruhsatlar. 1890'lara gelindiğinde bu çekişme çok daha ağır bir sansürle sürüyordu. 207-08'de Recâizâde Ekrem'in 1895'te bir dergiyi gençlere açtırdığını görmüştük. Bir edebî akım, yalnız bir derginin sayfalarında nasıl doğabilir? Ve siyasetten söz etmenin yasak olduğu bir dönemde, bir kuşak edebiyatı neyin yerine koyar?

Özet kartı

  1. Osmanlı'da Türkçe birden çok alfabeyle yazıldı: Arap harfleriyle, Ermeni harfleriyle (Ermeni harfli Türkçe) ve Yunan harfleriyle (Karamanlıca). Tietze'ye göre Akabi Hikâyesi Arap harflerini okumakta zorlanan Türkçe konuşan Ermeniler için Ermeni harfleriyle yazıldı.
  2. 1851'de basılan roman, 1846-1847 İstanbul'unda Gregoryen Akabi ile Katolik Hagop'un mezhep engeline takılan aşkını anlatır; Katolik papaz birlikteliği «lanetli birleşme» sayar. Rupenig ve Sofi Dudu'nun hikâyeleri romanı çok katmanlı yapar; Akabi canına kıyar.
  3. Roman 1991'de Tietze'nin edisyonuyla yeniden gün ışığına çıktı; Tietze onu «Türkiye'de yazılmış ve basılmış hakiki ilk modern roman» sayar. Yazarı genellikle Vartan Paşa kabul edilir, ama Haçadur Vosganyan önerisi dahil yazarlık tartışmalıdır.
  4. Gökalp Türk romanının başlangıcında beş erken eser sayar ve Taaşşuk'un ilk sayılmasını öbür eserlerin biçimsel özelliklerine, tanınmamalarına ve yazarlarının gayrimüslim olmasına bağlar. Okay azınlık alfabeleriyle yazılan eserlerin dar bir çevrede kaldığını hatırlatır.
  5. Romandan seçilen cümleler, Ermeni harflerinin Türkçenin söylenişini nasıl kaydettiğini ve Hristiyan kişilerin imparatorluğun ortak inanç diliyle konuştuğunu gösterir; roman mezhep düşmanlığını «cehalet» sayanların tarafındadır.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Ermeni harfli TürkçeArmeno-TurkishTürkçenin Ermeni alfabesiyle yazılması
KaramanlıcaKaramanli TurkishTürkçenin Yunan harfleriyle yazılması
TransliterasyonTransliterationBir alfabede yazılmış metnin harf harf başka bir alfabeye aktarılması
MekitaristlerMekhitaristsMerkezi Venedik ve Viyana'da bulunan Katolik Ermeni tarikatı
Okur çevresiReading communityBir eseri okuyabilen ve okuyan topluluk

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Osmanlı'da Türkçe hangi alfabelerle yazılıyordu? Tietze'ye göre Akabi Hikâyesi neden Ermeni harfleriyle yazıldı?
  2. (Kazanım 2) Akabi Hikâyesi'nin konusunu anlatın. Romanın ana çatışması nedir ve yan hikâyeler romana ne katar?
  3. (Kazanım 2) Romanın yazarlığı hakkında hangi görüşler vardır? Bu belirsizlik «ilk» tartışmasını nasıl etkiler?
  4. (Kazanım 3) «İlk Türkçe roman» sorusu hangi ölçütlere göre farklı cevaplar alır? Gökalp ve Okay bu soruya hangi açılardan katkı yapar?
  5. (Kazanım 4) Metin anındaki pasajlarda «iylediyi», «ikan», «düşmenliklerine» gibi yazımlar neyi gösterir? Pasajların içeriği romanın mezhep meselesine bakışı hakkında ne söyler?

Cevaplar

  1. Arap harfleriyle, Türkçe konuşan Ermeniler arasında Ermeni harfleriyle ve Türkçe konuşan bazı Ortodoks Hristiyanlar arasında Yunan harfleriyle (Karamanlıca) yazılıyordu. Tietze'ye göre yazar kilise kitaplarındaki eski Ermeniceyle yazsaydı kimse rahat okuyamazdı; Arap harfleri ise az okumuş Ermenilere zor geliyordu. Bu yüzden Ermenilerin Türkçe yazmak için uzun zamandır kullandığı Ermeni alfabesini seçip Türkçeye daha iyi uyacak biçimde tamamladı ve Osmanlı Ermenilerinin kolayca okuyabildiği bir kitap yazdı.
  2. Roman 1846-1847 İstanbul'unda, Gregoryen Akabi ile Katolik Hagop Ağa'nın aşkını anlatır. Ana çatışma mezheptir: Katolik papaz Fasidyan, Hagop'u Akabi'den «kurtarmak» için harekete geçer ve bu birlikteliği «lanetli birleşme» diye anar. Gökalp'e göre roman yalnız baş kişilerin macerasını anlatmaz; gülünç zengin Rupenig'in aşkı, acıyla gülünç olanı dengeler; Kılıçkaya'ya göre fakir Sofi Dudu'nun hikâyesi de sabır ve teslimiyeti işler. Roman Akabi'nin canına kıymasıyla trajik biter.
  3. Yaygın görüşe göre yazar Vartan Paşa'dır, yani Viyana'daki Mekitarist okulunda okumuş Hovsep Vartanyan. Yahya Erdem, bir biyografideki ifadeye dayanarak yazarın Haçadur Vosganyan olabileceğini ileri sürmüştür. Mehdiyev, 1851 baskısında yazar adının bulunmadığını, adın 1991 edisyonunda bir Ermeni araştırmacının makalesine dayanılarak konduğunu belirtir; Deveci Bozkuş ise romanı Vartan Paşa'ya ait sayar. Bir eserin yazarı bile tartışmalıyken edebiyat tarihindeki yeri de tek bir cümleyle kesinleşemez; «ilk» iddiası bu belirsizliği de hesaba katmalıdır.
  4. Dil ölçütüyle Akabi (1851) Türkçedir ve tarihte öndedir; alfabe ölçütüyle Arap harfli değildir; tür ölçütüyle Tietze'ye göre hakiki bir modern romandır; okur ve etki ölçütüyle ise dar bir çevrede kalmıştır. Taaşşuk (1872) Arap harfli telif roman ve geniş okura ulaşma bakımından güçlüdür. Gökalp, Muhayyelât'tan Temâşâ-i Dünyâ'ya beş erken eser sayar ve Taaşşuk'un ilk sayılmasını öbürlerinin masalsı çerçevesine, divan üslubuna, tanınmamasına ve yazarlarının gayrimüslim olmasına bağlar. Okay, azınlık alfabeleriyle yazılan eserlerin okunup okunmadığı ve Türk romanına etkisi hakkında bilgi olmadığını, dar bir çevrede kaldıklarını hatırlatır.
  5. Bu yazımlar yanlış değildir; Ermeni harfleri ünlüleri yazdığı için Türkçenin o dönemki İstanbul söylenişini kaydeder. Kapaktaki Hikyayesi yazımındaki «y» de Ermeni harfli metinlerde ünlüyü inceltmek için kullanılan bir işarettir. İçerik bakımından ilk pasaj sevgililerin birbirini ruhların önceden eşlenmesiyle tanıdığını anlatır ve Hristiyan kişiler için imparatorluğun ortak inanç diliyle konuşur. İkinci pasaj mezhep yüzünden düşmanlığı «cehalet» sayanları anlatır; bu ses romanda azınlıktadır ve papazın seferberliği içinde kaybolur, ama roman bu sesin tarafındadır.

Okuma

  • Derya Kılıçkaya, «Akabi Hikâyesi'nde Allah'a ve Paraya Teslim Olanlar» (Hars Akademi 5/2, 2022).
  • G. Gonca Gökalp, «Osmanlı Dönemi Türk Romanının Başlangıcında Beş Eser» (Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi).
  • Vartan Paşa, Akabi Hikyayesi, haz. Andreas Tietze (İstanbul 1991) ya da yeni Latin harfli baskıları; ilk bölümü okuyup yazımların söylenişi nasıl yansıttığına dikkat edin.
  • Akabi Hikâyesi ile Taaşşuk-ı Talʿat ve Fitnat'ı karşılaştırın: iki romanda da iki genci ayıran engel nedir, ve iki roman bu engeli nasıl eleştirir?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:30 Soğuk açılış: 1991 tarihli bir kitap kapağı, üzerinde Akabi Hikyayesi. Kapak geriye doğru sayfalanır; 1851 tarihli, Ermeni harfleriyle dolu bir sayfa belirir. Harfler Latin harflerine dönüşür, okunur hâle gelir.
  • 1:30–2:00 Büyük soru: bir yarış pistinde birkaç kitap; bitiş çizgisinin yeri sürekli değişir.
  • 2:00–4:10 Bağlam: aynı Türkçe cümle üç kez yazılır: Arap, Ermeni ve Yunan harfleriyle. Bir haritada İstanbul'da üç farklı matbaanın ışığı yanar.
  • 4:10–7:10 Ana anlatı — Akabi ile Hagop: bir Boğaziçi yalısı, bir kilise kapısı, bir papazın mektubu; mektupta «la maladetta unione» kelimeleri kırmızıya döner. Yanda gülünç bir zengin, arka planda çamaşır yıkayan fakir bir kadın.
  • 7:10–9:10 Ana anlatı — Yazar kim?: bir kitabın kapağındaki yazar adı yeri boş; üzerine önce bir ad, sonra başka bir ad yazılır, ikisi de silikleşir.
  • 9:10–12:10 Ana anlatı — İlk neye göre ilk?: beş kitap bir masada; her birinin yanında bir etiket: dil, alfabe, tür, okur, etki. Etiketler değiştikçe öne çıkan kitap değişir.
  • 12:10–15:00 Metin anı: Ermeni harfli bir satır; altında Tietze'nin Latin harfli aktarımı; «iylediyi», «ikan», «virirler» kelimeleri bir ses dalgası gibi titreşir. Sonra iki ruh silueti birbirini bir kalabalıkta tanır; bir duvarın iki yanında iki kilise.
  • 15:00–16:10 Cevap ve bağlantı: kursun bütün yüzleri bir araya gelir: bir gazete, bir sahne, bir roman; her birinin altında farklı bir alfabe.
  • 16:10–16:40 Kapanış kancası: bir derginin kapağı açılır; içinden genç yazarların silüetleri çıkar; kapının önünde bir sansür mührü.

Telaffuz

  • Akabi Hikâyesi: «a-ka-Bİ hi-kaa-ye-Sİ»; Akabi Hikyayesi: «a-ka-Bİ hik-ya-ye-Sİ»; Temâşâ-i Dünyâ ve Cefâkâr u Cefâkeş: «te-maa-şaa-i dün-YAA ve ce-faa-KAAR u ce-faa-KEŞ»; Muhayyelât: «mu-hay-ye-LAAT»; Hayâlât-ı Dil: «ha-yaa-laa-tı DİL»; Anatoli: «a-na-to-Lİ».
  • Karamanlıca: «ka-ra-MAN-lı-ca»; transliterasyon: «trans-li-te-ras-YON»; Mekitarist: «me-ki-ta-RİST»; Gregoryen: «gre-gor-YEN»; la maladetta unione: «la ma-la-DET-ta u-NYO-ne».
  • Vartan Paşa: «var-TAN pa-ŞA»; Hovsep Vartanyan: «hov-SEP var-tan-YAN»; Haçadur Vosganyan: «ha-ça-DUR vos-gan-YAN»; Hagop: «ha-GOP»; Fasidyan: «fa-sid-YAN»; Rupenig: «ru-pe-NİK»; Sofi Dudu: «so-Fİ du-DU»; Misailidis: «mi-sa-i-Lİ-dis».
  • Andreas Tietze: «an-DRE-as Tİİ-tse»; Derya Kılıçkaya: «der-YA kı-lıç-ka-YA»; Gonca Gökalp: «gon-CA gö-KALP»; Yahya Erdem: «yah-YA er-DEM»; Gaffar Çakmaklı Mehdiyev: «gaf-FAR çak-mak-LI meh-Dİ-yev»; Yıldız Deveci Bozkuş: «yıl-DIZ de-ve-Cİ boz-KUŞ»; Erkan Erğinci: «er-KAN er-ğin-Cİ».