İçeriğe geç

Ünite EDB-207-09 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

Abdülhak Hamit ve Sami Paşazade

EDB-207 Tanzimat Edebiyatı

2.122 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · anlatım 10 dk

  • şâir-i âzam
  • mukaffâ
  • esaret
  • küçük hikâye
  • üslupçu
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Sezâi çocukken Çamlıca'da kendinden büyük Hâmid ve Recâizâde Ekrem'le komşuydu ve ömür boyu dost kaldılar. Enginün'e göre Hâmid, sosyal meseleleri bireysel planda ele alarak Namık Kemal kuşağından sonra yeni bir dönem başlatan ikinci neslin temsilcisidir.
  2. Hâmid biçimde sınır tanımadı: aruzu yeni kalıplara soktu, aruz ile heceyi karıştırdı, kafiyesiz biçimler denedi, mukaffâyı kurdu. Asıl yeniliği içerikteydi: şiire kişisel tecrübesini soktu. Özensiz üslubu yüzünden eleştirildi, ama yenileşmeye asıl yön veren sayıldı.
  3. Makber, karısının 1885'te Beyrut'taki ölümünden sonra yazıldı; ölüm karşısında sorular ve isyanla doludur. Enginün'e göre Hâmid ateistlerle aynı gruba konmamalıdır; şiir sonunda kadere teslimiyete varır.
  4. Sezâi'nin Sergüzeşt'i (1888) esareti bir cariyenin gözünden eleştirir; Kerman'a göre esareti yalnız Doğu'ya aitmiş gibi göstermesi bir zaafıdır. Küçük Şeyler gerçekçi tasvirleriyle çığır açtı ve Servet-i Fünûncuları etkiledi.
  5. «Bu Büyük Adam Kimdir?»de çocuğun Hugo ya da Rousseau sandığı adamın okuma yazma bilmediği bir tütüncünün sade cümlesiyle ortaya çıkar; «büyük» kelimesinin mecaz ve gerçek anlamı karşı karşıya gelir.

Kazanımlar

  • Abdülhak Hâmid'in şiirde biçim ve içerik bakımından getirdiği yenilikleri, Sahrâ ve Makber üzerinden açıklayabilir.
  • Makber'deki ölüm ve inanç meselesini, Hâmid'in inancı hakkındaki farklı değerlendirmeleri gözeterek tartışabilir.
  • Sâmipaşazâde Sezâi'nin Sergüzeşt'ini ve Küçük Şeyler'ini, esaret eleştirisi ve gerçekçi hikâye bakımından değerlendirebilir.
  • «Bu Büyük Adam Kimdir?» hikâyesinde romantik hayal ile gerçeklik arasındaki çatışmanın nasıl kurulduğunu okuyabilir.

Video metni

Soğuk açılış

İstanbul, Çamlıca. Birbirine komşu yazlık köşkler. Zeynep Kerman'ın anlattığına göre Sâmipaşazâde Sezâi daha çocukken, babasının Çamlıca'daki köşkünde, ömür boyu dost kalacağı iki komşusuyla tanışır. İkisi de ondan büyüktür: Abdülhak Hâmid ve Recâizâde Ekrem.

Yıllar sonra bu üç komşu, Türk edebiyatının yenileşmesinde üç ayrı kapı açmış olacaktır. Ekrem'i 207-08'de bir öğretmen ve romancı olarak gördük. Hâmid, yaşarken «şâir-i âzam», yani en büyük şair unvanıyla anılacaktır. Sezâi ise Türkçede küçük hikâyenin ilk ustalarından biri olacaktır.

Bu ünite o iki komşuya, şaire ve hikâyeciye bakıyor.

Büyük soru

207-08'in sonunda Ekrem'in, Hâmid'in kural tanımayan yenilikleriyle Muallim Nâci'nin ölçülü anlayışı arasındaki tartışmada Hâmid'in yanında durduğunu not etmiştik. Bu ünitenin sorusu şudur: Tanzimat'ın ikinci kuşağı yeniliği nerede aradı? Toplumun büyük davalarında mı, yoksa bireyin iç dünyasında ve küçük gerçeklerde mi?

Bağlam

İnci Enginün'ün DİA maddesine göre Abdülhak Hâmid 1852'de Bebek'te, hekimbaşı dedesinin yalısında doğar; babası tarihçi Hayrullah Efendi'dir. On yaşında Paris'e gider, sonra elçi olan babasıyla Tahran'da bulunur. Uzun bir diplomatik kariyer yapar: Paris, Bombay, Londra, Lahey, Brüksel. Enginün'e göre yaklaşık dört devri görür ve 1937'de ölür.

Kerman'a göre Sâmipaşazâde Sezâi 1860'ta Aksaray'daki büyük konakta doğar. Konak, Ziya Paşa'dan Ali Suâvi'ye devrin fikir adamlarının uğradığı bir kültür merkezidir. Sezâi özel hocalardan eğitim alır; bir Fransız hocası ona Fransızca ile birlikte 1789 İhtilali vesilesiyle hür düşünce fikrini de aşılar. Londra'da elçilik kâtipliği yapar. Kerman'a göre ikinci Tanzimat kuşağı içinde politikayla en çok uğraşan yazardır: 1901'de Paris'e kaçıp Jön Türklere katılır, İkinci Meşrutiyet'ten sonra Madrid sefiri olur.

Enginün, Hâmid'i yeni Türk edebiyatının ikinci neslinin temsilcisi sayar ve bu neslin farkını şöyle özetler: Namık Kemal kuşağından sonra sosyal meseleleri daha çok bireysel planda ele alarak yeni bir dönem başlatmıştır.

Ana anlatı — Hâmid: şiire bireyi sokmak

Enginün'e göre Hâmid, Tanzimat'tan sonra şekil ve muhteva bakımından gerçek anlamda yenilik yapanların başında gelir. İlk şiir kitabı Sahrâ ile yeni bir ufuk açar; Enginün'e göre eserin yaptığı yenilik, yayımlandığı günden itibaren edebiyat otoritelerince kabul edilmiştir.

Biçimde sınır tanımaz. Enginün'e göre aruzun hemen bütün kalıplarını yeni bir düzene sokar, aruz ile heceyi karıştırır, bazen bütünüyle kafiyesiz biçimler dener. Tiyatro dili ararken, kendisinin mukaffâ adını verdiği, kafiyeli ama hece sayısı eşit olmayan dizeler kurar. 102-02'de Namık Kemal'in ona Magosa'dan yazdığı mektupta «parmak hesabı»nı önerdiğini görmüştük; Hâmid bu arayışı en cesurca sürdüren şairdir.

Ama Enginün'e göre asıl yenilik şekilden çok içeriktedir. Hâmid şiir konularını çoğunlukla kendi hayatından seçer, günlük hayatta karşılaştığı olaylar üzerine yazar ve böylece şiire ilk kez kendi kişisel tecrübelerini sokarak klasik şiirden ayrılır. Mensur «Makber Mukaddimesi»nde ve bazı manzumelerinde kendini merkeze koyar ve ilhamından başka bir şeye bağlı kalmadığını söyler.

Bu cesaretin bir bedeli de vardır. Enginün'e göre dilinde ve üslubunda zaman zaman dikkati çeken özensizlik ve alışılmışın dışına çıkan hayal sistemi yüzünden eski edebiyat taraftarlarınca çok eleştirilmiştir. Ama yine Enginün'e göre Şinasi ile başlayan yenileşmeye asıl yön veren odur.

Ana anlatı — Makber: bir ölümün şiiri

1885'te Hâmid, Bombay'dan İstanbul'a dönmek için yola çıkar. Enginün'e göre veremli karısı Fatma Hanım'ın durumu yolda ağırlaşınca Beyrut'ta karaya çıkarlar; henüz yirmi altı yaşındaki Fatma Hanım orada ölür. Hâmid, büyük bir acıyla Makber'i, yani «mezar»ı Beyrut'ta yazmaya başlar.

Enginün'e göre Makber yeni Türk şiirinin üzerinde en çok konuşulan eserlerinin başında gelir. Şair bir yandan birlikte geçirdikleri günleri anar, bir yandan kaybın acısını duyar ve ardı ardına sorular sorarak ölümün anlamına eğilir. Eser, Hâmid'in bir «ölüm şairi» olarak anılmasına yol açar; ölümün dehşetiyle birlikte hayatın anlamsızlığı üzerinde de durur.

İnanç meselesi burada açılır. Enginün'e göre Hâmid, Batı düşüncesiyle temas sonucu inançları sarsılmış Tanzimatçılardan farklı değildir; ama onu dönemin ateist yazarları arasında düşünmemek gerekir. Enginün onu, muhafazakâr inanç anlayışının dışına zaman zaman çıkan, ama ölüm, kader ve irade karşısında İslâmî inançlarına psikolojik denemelerle yol arayan bir sanatkâr olarak tanımlar. Makber'de şair zaman zaman isyan eder, ama sonunda, Enginün'ün deyişiyle, âdeta uçurumun kenarından dönerek kadere teslim olur.

Yaygın yanlış«Makber bir inkâr şiiridir; Hâmid inançsız bir şairdi.»
Doğrusu

Enginün'e göre Hâmid'i Beşir Fuad ve Abdullah Cevdet gibi ateistlerle aynı gruba koymamak gerekir. Makber'de sorular ve isyan vardır, ama şiir sonunda kadere teslimiyete varır. Hâmid'in inancı, Enginün'ün ifadesiyle, psikolojik denemelerle yol arayan bir inançtır: soru sormak, inkâr etmekle aynı şey değildir.

Ana anlatı — Sezâi: esaret ve küçük şeyler

Kerman'a göre Sezâi edebiyat tarihinde daha çok Sergüzeşt yazarı olarak tanınır ve bu romanın şöhreti öteki eserlerini gölgede bırakır. 1888'de yayımlanan roman, Kerman'a göre Tom Amca'nın Kulübesi ile dünyada güncel bir tema hâline gelen esaret konusunu işler. Sezâi olaylara, konaklarında birlikte büyüdüğü cariyeler yüzünden hayatını yakından bildiği Dilber adlı güçsüz bir kahramanın gözüyle bakar; amacı okuru esaretin insanlık dışı yönü üzerinde düşündürmektir. Kerman'a göre roman yüzünden Sezâi sıkı bir takibe alınır.

Kerman romanın bir zaafını da açıkça söyler: esaret meselesini yalnız Doğu'ya aitmiş gibi gösterir, Avrupa'daki serf sistemini ve Amerika'daki köleliği âdeta görmezden gelir.

Sezâi'nin ikinci önemli kitabı Küçük Şeyler'dir. Adı bir programdır: büyük davalar yerine küçük gerçekler. Kerman'a göre bu kitapta Sezâi, Namık Kemal ve Hâmid çizgisinden kısmen uzaklaşır, ama tasvirlerine kişisel duygularını kattığı için romantizmden tamamen kopamaz. Özellikle gerçekçi tasvirleriyle devrinde bir çığır açar ve Servet-i Fünûn yazarları üzerinde büyük ölçüde etkili olur.

Kerman üslubu hakkında da ölçülü bir yargı verir: Sezâi, Halit Ziya'dan önce yetişen ilk büyük üslupçudur, ama cümleleri onunkiler kadar sağlam değildir.

Metin anı

Küçük Şeyler'in ilk hikâyesi, «Bu Büyük Adam Kimdir?»dan. Çocuk anlatıcı, Aksaray yolunda her akşam gördüğü dalgın bir adamı büyük bir bilgin sanır; sonra adamın bir tütüncü dükkânından çıktığını görür:

Viktor Hugo mu? Jan Jak Ruso mu? Mesele burada.
[…] tütüncüye «Bu büyük adama okuduğun kâğıt ne idi?» diye sordum. Tütüncünün verdiği şu cevap aradan seneler geçtiği hâlde hâlâ hatırımdan çıkmaz.
«O büyük adam değil, orta boylu. Memleketinden aldığı mektupları her zaman bana okutur. Onun okuması yazması yoktur.»

Hikâyenin büyük bölümü çocuğun hayal gücüyle yazılmıştır. Anlatıcı, Fransızca hocasından okuduğu «Büyük Adamların Hayatı» adlı kitaptaki tariflere bakarak adamı bir bilgin ya da şair sanır. Uzun saçlarına, dalgın yürüyüşüne, göğe dikilmiş gözlerine anlam yükler. Cümleler ağırdır, Arapça ve Farsça tamlamalarla doludur; çocuğun hayali kadar süslüdür. İlk satırdaki soru bu hayalin doruğudur: Hugo mu, Rousseau mu?

Sonra tek bir cevap gelir ve cevap sade bir Türkçeyle söylenir. Tütüncünün cümlesinde hiçbir tamlama yoktur. «O büyük adam değil, orta boylu.» Burada bir kelime oyunu vardır: çocuk «büyük» kelimesini mecaz anlamda, önemli bir insan için kullanır; tütüncü onu gerçek anlamda, boy için anlar. Mecaz, gerçek anlamın karşısında çöker.

Son cümle hikâyenin en sert darbesidir: «Onun okuması yazması yoktur.» Çocuğun bir bilgin, bir yazar sandığı adam, mektuplarını bile başkasına okutan biridir. Hayal, gerçeklikle karşılaşınca yok olur.

Kerman'ın söylediği gibi Sezâi romantizmden tamamen kopamaz; hikâyenin büyük kısmı çocuğun romantik bakışıyla yazılmıştır. Ama son cümle bu bakışı bir çırpıda yıkar. Hikâye romantizmi anlatır ve onu gerçeklikle sınar. Küçük bir şey, bir tütüncünün bir cümlesi, büyük bir hayali ortadan kaldırmaya yeter.

Cevap ve bağlantı

İkinci kuşak yeniliği nerede aradı? Bu ünitenin iki yazarı iki farklı yönü gösterir. Hâmid, şiirin konusunu bireyin kendi hayatına, kendi acısına çevirdi; Makber'de bir kocanın yası, bir inancın sınanması oldu. Sezâi ise büyük davaların yanında küçük gerçeklerin de edebiyata girebileceğini gösterdi: bir cariyenin hikâyesi, bir çocuğun yanılgısı, bir tütüncünün cevabı.

İkisi de Namık Kemal kuşağının toplumsal coşkusundan uzaklaşır. Biri yasını, öbürü bir çocuğun yanılgısını yazarak yeniliği toplumun meydanından bireyin odasına taşır.

Kapanış kancası

Enginün'e göre Hâmid şiirin yanında tiyatroda da birçok eser verdi; Sezâi de yirmi yaşında bir trajedi yazmıştı. Namık Kemal'in Vatan yahut Silistre'si ise 1873'te Gedik Paşa'da Güllü Agop'un topluluğu tarafından sahneye konmuştu. Tanzimat'ta bir oyun nasıl sahneye çıkardı? Kim oynardı, kim izlerdi, ve sahnenin dili hangi dildi?

Özet kartı

  1. Sezâi çocukken Çamlıca'da kendinden büyük Hâmid ve Recâizâde Ekrem'le komşuydu ve ömür boyu dost kaldılar. Enginün'e göre Hâmid, sosyal meseleleri bireysel planda ele alarak Namık Kemal kuşağından sonra yeni bir dönem başlatan ikinci neslin temsilcisidir.
  2. Hâmid biçimde sınır tanımadı: aruzu yeni kalıplara soktu, aruz ile heceyi karıştırdı, kafiyesiz biçimler denedi, mukaffâyı kurdu. Asıl yeniliği içerikteydi: şiire kişisel tecrübesini soktu. Özensiz üslubu yüzünden eleştirildi, ama yenileşmeye asıl yön veren sayıldı.
  3. Makber, karısının 1885'te Beyrut'taki ölümünden sonra yazıldı; ölüm karşısında sorular ve isyanla doludur. Enginün'e göre Hâmid ateistlerle aynı gruba konmamalıdır; şiir sonunda kadere teslimiyete varır.
  4. Sezâi'nin Sergüzeşt'i (1888) esareti bir cariyenin gözünden eleştirir; Kerman'a göre esareti yalnız Doğu'ya aitmiş gibi göstermesi bir zaafıdır. Küçük Şeyler gerçekçi tasvirleriyle çığır açtı ve Servet-i Fünûncuları etkiledi.
  5. «Bu Büyük Adam Kimdir?»de çocuğun Hugo ya da Rousseau sandığı adamın okuma yazma bilmediği bir tütüncünün sade cümlesiyle ortaya çıkar; «büyük» kelimesinin mecaz ve gerçek anlamı karşı karşıya gelir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Şâir-i âzamThe greatest poetHâmid'e yaşarken verilen «en büyük şair» unvanı
MukaffâRhymed irregular verseKafiyeli ama hece sayıları eşit olmayan dize biçimi
EsaretSlavery, bondageKölelik ve cariyelik kurumu
Küçük hikâyeShort storyTek bir olayı ya da durumu kısa bir metinde anlatan tür
ÜslupçuStylistCümle ve anlatımın ahengine özel önem veren yazar

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Enginün'e göre Hâmid'in şiire getirdiği yenilikler biçimde ve içerikte nelerdir? Hangisi daha önemlidir?
  2. (Kazanım 2) Makber hangi olay üzerine yazıldı ve neyi işler? Hâmid'in inancı hakkında Enginün nasıl bir değerlendirme yapar?
  3. (Kazanım 3) Sergüzeşt hangi konuyu, kimin gözünden anlatır? Kerman romanın hangi zaafına dikkat çeker?
  4. (Kazanım 3) Küçük Şeyler neden bir çığır açtı? Kerman Sezâi'nin romantizmle ve üslubuyla ilişkisini nasıl değerlendirir?
  5. (Kazanım 4) «Bu Büyük Adam Kimdir?»de çocuğun hayali nasıl kurulur ve nasıl yıkılır? Tütüncünün cümlesindeki «büyük» kelimesinin işlevi nedir?

Cevaplar

  1. Biçimde aruzun hemen bütün kalıplarını yeni bir düzene soktu, aruz ile heceyi karıştırdı, bazen kafiyesiz biçimler denedi; tiyatro için kafiyeli ama hece sayısı eşit olmayan mukaffâyı kurdu. İçerikte şiirin konularını kendi hayatından seçti, gündelik olaylar üzerine yazdı ve şiire kişisel tecrübeyi soktu; kendini merkeze koydu, ilhamına bağlı kaldığını söyledi. Enginün'e göre asıl yenilik şekilden çok içeriktedir.
  2. Karısı Fatma Hanım'ın 1885'te Bombay dönüşü Beyrut'ta veremden ölümü üzerine yazıldı. Şair birlikte geçen günleri anar, kaybın acısını duyar, ardı ardına sorular sorarak ölümün anlamına eğilir; ölümün dehşeti ve hayatın anlamsızlığı üzerinde durur. Enginün'e göre Hâmid'in inancı Batı düşüncesiyle sarsılmıştır, ama o ateistlerle aynı gruba konmamalıdır; ölüm, kader ve irade karşısında İslâmî inançlarına psikolojik denemelerle yol arar. Makber'de isyan ettikten sonra sonunda kadere teslim olur.
  3. Sergüzeşt esaret konusunu, Sezâi'nin konakta birlikte büyüdüğü cariyeler yüzünden yakından bildiği hayatı temsil eden Dilber adlı güçsüz bir cariyenin gözünden anlatır; amacı okuru esaretin insanlık dışı yönü üzerinde düşündürmektir. Kerman'a göre roman esareti yalnız Doğu'ya aitmiş gibi gösterir, Avrupa'daki serfliği ve Amerika'daki köleliği âdeta görmezden gelir.
  4. Kerman'a göre Küçük Şeyler özellikle gerçekçi tasvirleri yüzünden devrinde bir çığır açtı, Servet-i Fünûn yazarlarını büyük ölçüde etkiledi ve takdir gördü. Sezâi bu kitapta Namık Kemal ve Hâmid çizgisinden kısmen uzaklaşır, ama tasvirlerine kişisel duygularını kattığı için romantizmden tamamen kopamaz. Üslup bakımından Halit Ziya'dan önceki ilk büyük üslupçudur, ama cümleleri Halit Ziya'nınkiler kadar sağlam değildir.
  5. Çocuk, Fransızca hocasından okuduğu «Büyük Adamların Hayatı» kitabındaki tariflere bakarak her akşam gördüğü dalgın adamı bir bilgin sanır; saçlarına, yürüyüşüne, bakışına anlam yükler ve onun Hugo mu Rousseau mu olduğunu sorar. Hayal, tütüncünün sade cevabıyla yıkılır: adam büyük değil «orta boylu»dur ve okuma yazma bilmez. Çocuk «büyük» kelimesini mecaz anlamda, önemli bir insan için kullanır; tütüncü onu gerçek anlamda, boy için anlar. Mecaz gerçek anlamın karşısında çöker; romantik hayal gerçeklikle sınanır.

Okuma

  • İnci Enginün, «Abdülhak Hâmid Tarhan» (DİA 1) ve Zeynep Kerman, «Sâmipaşazâde Sezâi» (DİA 36).
  • Sâmipaşazâde Sezâi, Küçük Şeyler, Açıköğretim dizisindeki Latin harfli aktarım; «Bu Büyük Adam Kimdir?» ve «Hiç» hikâyelerini okuyun.
  • Hikâyede çocuğun hayal kurduğu cümlelerle tütüncünün cümlesini karşılaştırın. Kelime sayısı, tamlamalar ve ton bakımından fark nedir?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:20 Soğuk açılış: Çamlıca'da üç komşu köşk; bir bahçede bir çocuk, komşu bahçelerde iki genç. Sonra üç figür yetişkin olarak üç ayrı kapının önünde durur.
  • 1:20–1:50 Büyük soru: bir meydanın kalabalığı yavaşça kararır; ışık tek bir pencereye, bir odadaki tek bir kişiye düşer.
  • 1:50–3:40 Bağlam: bir dünya haritasında bir diplomatın yolu: Paris, Tahran, Bombay, Londra. Ardından Aksaray'da kalabalık bir konak ve Fransızca ders veren bir hoca.
  • 3:40–6:10 Ana anlatı — Hâmid: bir aruz kalıbı çizgileri kırılır, yeniden dizilir; kafiyesiz dizeler boşluğa açılır. Bir şairin masasında kendi fotoğrafı.
  • 6:10–8:10 Ana anlatı — Makber: bir gemi Beyrut limanına yanaşır; bir mezar taşı. Bir adam bir uçurumun kenarında durur, bir adım geri çekilir.
  • 8:10–10:10 Ana anlatı — Sezâi: bir konakta cariyelerin yüzleri; bir roman kapağı. Sonra bir defterin kapağında büyük harflerle «Küçük Şeyler».
  • 10:10–12:40 Metin anı: bir Aksaray sokağında uzun saçlı, dalgın yürüyen bir adam; çocuğun hayalinde adamın arkasında Hugo ve Rousseau silüetleri. Bir tütüncü dükkânı; tütüncü bir mektubu yüksek sesle okur. Silüetler söner.
  • 12:40–13:30 Cevap ve bağlantı: kalabalık bir meydandan bir odanın içine doğru yavaş bir yakınlaşma.
  • 13:30–14:00 Kapanış kancası: bir tiyatro perdesi aralanır; kulisten bir adam başını uzatır.

Telaffuz

  • Abdülhak Hâmid: «ab-dül-HAK haa-MİD»; Sâmipaşazâde Sezâi: «saa-mi-pa-şa-zaa-DE se-zaa-İ»; Sahrâ: «sah-RAA»; Makber: «mak-BER»; Sergüzeşt: «ser-gü-ZEŞT»; Küçük Şeyler: «kü-ÇÜK şey-LER»; Duhter-i Hindû: «duh-te-ri hin-DUU».
  • şâir-i âzam: «şaa-i-ri a-ZAM»; mukaffâ: «mu-kaf-FAA»; esaret: «e-saa-RET»; üslupçu: «üs-lup-ÇU».
  • Hayrullah Efendi: «hay-rul-LAH e-fen-Dİ»; Fatma Hanım: «fat-MA ha-NIM»; Dilber: «dil-BER»; Beyrut: «bey-RUT»; Muallim Nâci: «mu-al-LİM naa-Cİ»; Halit Ziya: «haa-LİT zi-YAA»; Jan Jak Ruso: «ŞAN ŞAK ru-SO».
  • İnci Enginün: «in-Cİ en-gi-NÜN»; Zeynep Kerman: «zey-NEP ker-MAN»; Ebru Özgün: «eb-RU öz-GÜN»; Buğra Oğuzhan Uluyüz: «buğ-RA o-ğuz-HAN u-lu-YÜZ».