Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Recâizâde Mahmud Ekrem (1847-1914) Hariciye Kalemi'nde yetişti; Namık Kemal kaçarken Tasvîr-i Efkâr'ı ona bıraktı. 1878-1887 arasında Mekteb-i Sultânî ve Mülkiye'de hocalık yaptı; Ta'lîm-i Edebiyyât ile yeni bir retorik kurdu, «kulak için kafiye»yi savundu.
- 1895'te Servet-i Fünûn'un gençlere açılmasını sağlayarak Edebiyât-ı Cedîde'nin doğuşuna yol açtı; Tanzimat ile yeni kuşak arasında bir köprüdür.
- Araba Sevdası'nda paşa oğlu Bihruz Bey mirasını araba, kıyafet ve eğlenceyle harcar; Çamlıca'da düşkün bir kadını kibar sanıp âşık olur; Fransızca hocası Mösyö Piyer onu sömürür; sonunda gerçeği öğrenir.
- Roman 1889'da yazılmış, 1896'da Servet-i Fünûn'da tefrika edilmiştir. Kerman'a göre «hayâliyyûn-hakîkiyyûn» tartışmasından sonra güçlenen realizmin etkisindedir ve romantizmle alay eder. Kerman roman sanatı bakımından başarısız, Uçman ise alafrangalığın gülünç yanlarını sergilemede başarılı bulur.
- Bihruz'un iç konuşmasında duygulu kelimeler Fransızcaya kayar, ama imgeler divan şiirinden gelir; Lamartine'e seslenir, sevdiği kadının adını bilmez. Önsözde yazar, hikâyenin gülünç göründüğünü ama daha hazin olduğunu söyler.
Kazanımlar
- Recâizâde Mahmud Ekrem'in hayatını, hocalığını ve Tanzimat'tan Servet-i Fünûn'a uzanan yenileşme içindeki yerini anlatabilir.
- Araba Sevdası'nın konusunu, kişilerini ve yazılış ile yayımlanış tarihleri arasındaki farkın anlamını açıklayabilir.
- Romanın alafranga tip eleştirisini ve romantizmle alayını, eser hakkındaki farklı değerlendirmelerle birlikte tartışabilir.
- Bihruz Bey'in iç konuşmasında Türkçe ile Fransızca kırıntılarının nasıl karıştığını ve yazarın önsözdeki «gülünç ama hazin» yargısını metinden göstererek okuyabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Çamlıca'da yeni açılmış bir bahçe. Açık sarıya boyanmış, tekerlekleri incecik, İstanbul'da bir benzeri olmayan bir araba. İçinde en son modaya göre giyinmiş genç bir bey. Bir lando geçer; içindeki iki kadından biri arabaya ve beylere bakar. Genç bey âşık olur.
Sonra kendi kendine konuşmaya başlar. Ama konuştuğu dil tuhaftır: Türkçe cümlelerin arasına Fransızca kelimeler, yarım Fransızca sözler serpiştirilmiştir. «Ne kadar "poetik" bir "bote"!» der. Ardından bir şaire seslenir: «Lamartin! Ah Lamartin!»
Bu genç Bihruz Bey'dir; kitap Recâizâde Mahmud Ekrem'in Araba Sevdası'dır. Yazarı, kitabın önsözünde okura garip bir uyarıda bulunur: bu hikâye gülünecek bir şey sanılabilir, ama dikkat edilirse bir önceki ağlatan hikâyesinden daha hazindir.
Büyük soru
207-07'deki romanda özenti genç, örnek bir rakibin yanında yan tipti. Bu ünitede özenti genç romanın tek kahramanıdır. Soru şudur: karşısında onu düzeltecek bir örnek olmadığında, bir yazar alafranga genci nasıl anlatır? Ve okur ona güler mi, acır mı?
Bağlam
Abdullah Uçman'ın DİA maddesine göre Recâizâde Mahmud Ekrem 1847'de İstanbul'da doğar. Babası şair, hattat ve vak'anüvis Recâi Efendi'dir. 1862'de Hariciye Mektûbî Kalemi'ne girer; orada bir yanda eski şiire bağlı Leskofçalı Galib gibi şairlerle, öbür yanda Namık Kemal gibi yenilikçi gençlerle tanışır. Uçman'a göre Namık Kemal 1867'de Fransa'ya kaçarken Tasvîr-i Efkâr'ın sorumluluğunu ona bırakır.
Ekrem'in asıl etkisi bir kürsüden gelir. 1878-1887 arasında Mekteb-i Sultânî ile Mekteb-i Mülkiye'de edebiyat hocalığı yapar ve Uçman'a göre öğrencileri arasında «Üstat Ekrem» diye anılır. Derslerini Ta'lîm-i Edebiyyât adıyla yayımlar; Uçman'a göre bu kitap, geleneksel belâgata karşı Batılı sanat ölçüleriyle yazılmış yeni bir retorik kitabıdır. Ekrem, öğrencilerine güzelliğin duygusal ölçülerle değil estetik kurallarla belirlenmesi gerektiğini öğretir. Klasik şiirin «göz için kafiye» anlayışına karşı «kulak için kafiye» anlayışını ilk o ileri sürer.
1895'te öğrencisi Ahmed İhsan'a Servet-i Fünûn dergisini yeni edebiyatı savunan gençlere açmasını tavsiye eder. Uçman'a göre Edebiyât-ı Cedîde hareketi böylece doğar. Ekrem, Şinasi ve Namık Kemal'in kuşağından sonra gelen, ama yeni kuşağın da yolunu açan bir köprüdür.
Ana anlatı — Bihruz Bey'in hikâyesi
Zeynep Kerman'ın DİA maddesine göre Bihruz Bey bir paşanın oğludur; yirmi yirmi beş yaşlarında, babasının ölümüyle büyük bir servete konar. Devrin modası gereği bir Fransızca hocası tutar, bir araba alır ve sorumsuz bir mirasyedi hayatı sürmeye başlar. Romanın metnine göre İstanbul'a geldikten sonra üç merakı vardır: araba kullanmak, alafranga beylerin hepsinden daha süslü gezmek ve berberlerle, terzilerle, gazinolardaki garsonlarla Fransızca konuşmak.
Kerman'a göre Bihruz, Çamlıca bahçesinin açıldığı gün arabasıyla oraya gider ve orada Perîveş adlı düşkün bir kadına âşık olur. Onu zengin ve kibar bir çevreden sanır. Kadını uzun süre göremez; tek taraflı aşkı büyür, yemeden içmeden kesilir, annesini bile unutur. Yalan söylemekten hoşlanan arkadaşı Keşfî Bey bir gün kızın öldüğünü söyler. Bihruz, kızın kendi yüzünden öldüğüne inanır. Bu arada servet tükenmiş, çok sevdiği arabayı bile satmak zorunda kalmıştır. Sonunda bir gün Şehzadebaşı'nda Perîveş'e rastlar ve bütün gerçeği ondan öğrenir.
Bihruz'un çevresindeki kişiler arasında Kerman bir tanesine özellikle dikkat çeker: Fransızca hocası Mösyö Piyer. Aslında ciddi ve kültürlü bir adam olan Piyer, bu eli açık ve saf öğrenciyi kaçırmamak için ona ders yerine istediklerini verir ve onu sömürür. Kerman'a göre yazar bu tiple açıkgöz ve menfaatperest Batılı'nın zihniyetini göstermek istemiştir. Romanda Batı'ya hayranlık ile Batılı'nın kurnazlığı yan yana durur.
Ana anlatı — Romantizmle alay eden bir romantik
Araba Sevdası'nın kendi tarihi ilginçtir. Romanın başındaki önsöz İstinye'de, 1305 yılının Teşrînisânî ayında imzalanmıştır; bu, rûmî takvimle 1889 sonbaharına denk gelir. Kerman'a göre roman ise ancak 1896'da Servet-i Fünûn dergisinde resimli olarak tefrika edilir ve 1897'de kitap olur. Yani bir Tanzimat yazarının romanı, yeni kuşağın dergisinde, Edebiyât-ı Cedîde'nin yıllarında okura ulaşır.
Kerman romanın arka planında bir tartışma görür: 1885'te başlayan ve «hayâliyyûn» ile «hakîkiyyûn», yani hayalciler ile gerçekçiler arasında geçen tartışma. Kerman'a göre Ekrem, Zemzeme'leri ve Şemsâ ile Muhsin Bey gibi eserleriyle romantik akımın en güçlü temsilcilerinden biridir; ama Araba Sevdası'nı bu tartışmadan sonra güçlenen realizmin etkisi altında yazar. Kerman'a göre roman bir yönüyle, kahramanı aracılığıyla romantik akımla alay eder: Perîveş için ağlayan, şiir yazmaya kalkan, Lamartine'i anan Bihruz, romantik aşkın bir karikatürüdür.
Olay azdır; Kerman'a göre yazar realizme uygun olarak dış mekân ve kıyafet tasvirlerine geniş yer verir. Çamlıca bahçesi, arabanın rengi, tekerlekleri, atların cinsi uzun uzun anlatılır.
Değerlendirmeler burada ayrılır. Kerman'a göre Ekrem bu romanla realizme uygun bir sosyal eleştiri örneği vermek istemiş, alafranga tipi eleştirmiş, fakat roman sanatı bakımından fazla başarılı olamamıştır. Uçman ise romanın alafrangalığın gülünç taraflarını başarılı bir şekilde sergilediğini ve özellikle gerçekliğe geniş yer vermesi, romantik edebiyat anlayışını eleştirmesi bakımından ilgiyle karşılandığını yazar. Aynı ansiklopedinin iki maddesi, aynı romana iki farklı notu verir.
Yaygın yanlış«Araba Sevdası Tanzimat yıllarında, Tanzimat okuru için yayımlanmış bir romandır.»
Romanın önsözü 1889 tarihlidir, ama Kerman'a göre roman ancak 1896'da Servet-i Fünûn dergisinde tefrika edilmiş, 1897'de kitap olmuştur. Yani bir Tanzimat yazarının kaleminden çıkmış olsa da, okura Edebiyât-ı Cedîde'nin dergisinde ulaşmıştır. Tanzimat ile Servet-i Fünûn arasındaki sınır, bu romanda bir yazar ile bir dergi arasındaki sınırdır.
Metin anı
Önce Bihruz'un Çamlıca'daki karşılaşmadan sonra kendi kendine düşündükleri; sonra yazarın önsözünün son cümleleri:
Bu nasıl «bote» uzaktan güneş gibi görünüyor, gözleri kamaştırıyordu. Yakından ay gibi parlıyor da insanın baktıkça bakacağı geliyor. Ne kadar «poetik» bir «bote!» […] Acaba adı nedir? Ah aceleyle soramadım. «Emosyon» bırakmıyor idi ki… […] Lamartin! Ah Lamartin! Gelip de bu hâli görmeliydin, beş dakika içinde en parlaklarından beş yüz «ver» yazmak için ne şairane bir [tablo] idi!
[…] bu [Araba Sevdası] gülünecek hâllerden addolunsa gerektir. Fakat dikkat olunursa bu ondan elbette daha ziyade hazin… elbette daha çok müellimdir!..
Bihruz'un cümlelerine bakalım. Türkçe bir iç konuşmadır; ama en duygulu yerlerinde kelimeler Fransızcaya kayar: güzellik değil «bote», şiirsel değil «poetik», heyecan değil «emosyon». Bihruz duygusunu kendi diliyle söyleyemez. En değerli bulduğu şeyleri, Türkçesini bildiği hâlde, yabancı bir kelimeyle anar. Özenti burada bir kıyafet ya da araba değil, bir sözlüktür.
Sonra benzetmelere dikkat edelim: uzaktan güneş, yakından ay. Bunlar divan şiirinin en eski imgeleridir. Bihruz Fransızca kelimelerle konuşur, ama gördüğünü eski imgelerle görür. Alafranga görünen bir zihnin içinde alaturka bir hayal vardır.
Ve şaire yapılan çağrı: «Lamartin! Ah Lamartin!» Bihruz, Fransız romantik şairini yanında ister; beş dakikada beş yüz dize yazılacak bir sahne görür. Ama karşısındaki kadını tanımaz bile: «Acaba adı nedir?» Romantik coşku ile gerçeğe dair bilgisizlik aynı paragrafta yan yana durur. Kerman'ın söylediği romantizm alayı tam buradadır: romantik aşkın bütün kelimeleri vardır, yalnız gerçek bir sevgili yoktur.
Önsözün son cümlesi ise okura bir ders verir. Hikâye «gülünecek hâllerden» sayılacaktır; ama yazar ısrar eder: «elbette daha ziyade hazin… elbette daha çok müellimdir». Ekrem'in romanı, okurun kahkahasının altında bir acıyı görmesini ister. Bihruz gülünçtür, ama aynı zamanda terbiyesiz bir servetin, köksüz bir özentinin kurbanıdır.
Cevap ve bağlantı
Karşısında bir Râkım olmadığında yazar alafranga genci nasıl anlatır? Ekrem'in cevabı: onu kendi sesiyle konuşturarak. Bihruz'u kimse eleştirmez; onu kendi cümleleri ele verir. Yazar bir hüküm vermek yerine okurun gülmesine izin verir, sonra önsözde o gülmeyi bir acıyla karıştırır.
Okur güler mi, acır mı? Ekrem'e göre ikisini birden yapmalıdır. Bu, Ahmet Mithat'ın açık öğütlerinden farklı bir yoldur: yazar okuru yönlendirmek yerine onun kendi hükmüne güvenir.
Kapanış kancası
Uçman'a göre 1880'lerde Abdülhak Hâmid'in hiçbir kural tanımayan yenilik girişimleri ile daha ölçülü bir anlayışı savunan Muallim Nâci arasındaki tartışmada Ekrem, Hâmid'in yanında yer alır. Okay'ın «Roman» maddesine göre de roman ve hikâye terimleri, Sâmipaşazâde Sezâi'nin ilk küçük hikâye denemelerine kadar birbirinin yerine kullanılır. Kural tanımayan bir şair ve kısa bir hikâyenin sınırlarını arayan bir yazar, Tanzimat'ın ikinci kuşağına ne getirdi?
Özet kartı
- Recâizâde Mahmud Ekrem (1847-1914) Hariciye Kalemi'nde yetişti; Namık Kemal kaçarken Tasvîr-i Efkâr'ı ona bıraktı. 1878-1887 arasında Mekteb-i Sultânî ve Mülkiye'de hocalık yaptı; Ta'lîm-i Edebiyyât ile yeni bir retorik kurdu, «kulak için kafiye»yi savundu.
- 1895'te Servet-i Fünûn'un gençlere açılmasını sağlayarak Edebiyât-ı Cedîde'nin doğuşuna yol açtı; Tanzimat ile yeni kuşak arasında bir köprüdür.
- Araba Sevdası'nda paşa oğlu Bihruz Bey mirasını araba, kıyafet ve eğlenceyle harcar; Çamlıca'da düşkün bir kadını kibar sanıp âşık olur; Fransızca hocası Mösyö Piyer onu sömürür; sonunda gerçeği öğrenir.
- Roman 1889'da yazılmış, 1896'da Servet-i Fünûn'da tefrika edilmiştir. Kerman'a göre «hayâliyyûn-hakîkiyyûn» tartışmasından sonra güçlenen realizmin etkisindedir ve romantizmle alay eder. Kerman roman sanatı bakımından başarısız, Uçman ise alafrangalığın gülünç yanlarını sergilemede başarılı bulur.
- Bihruz'un iç konuşmasında duygulu kelimeler Fransızcaya kayar, ama imgeler divan şiirinden gelir; Lamartine'e seslenir, sevdiği kadının adını bilmez. Önsözde yazar, hikâyenin gülünç göründüğünü ama daha hazin olduğunu söyler.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Hayâliyyûn-hakîkiyyûn tartışması | The idealists–realists debate | 1885'ten itibaren hayalci ve gerçekçi anlatımı savunanlar arasındaki tartışma |
| Realizm | Realism | Hayatı gözleme ve ayrıntılı tasvire dayanarak anlatma yönelimi |
| Mirasyedi | Heir who squanders an inheritance | Kazanmadığı mirası düşünmeden harcayan kişi |
| Kulak için kafiye | Rhyme for the ear | Kafiyenin yazılışa değil söylenişe göre kurulması gerektiği görüşü |
| İç konuşma | Interior monologue | Roman kişisinin düşüncelerinin onun ağzından verilmesi |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Recâizâde Ekrem'in Tanzimat ile Edebiyât-ı Cedîde arasındaki köprü rolü nelere dayanır? Hocalığının ve Ta'lîm-i Edebiyyât'ın payı nedir?
- (Kazanım 2) Araba Sevdası'nın konusunu ve Mösyö Piyer'in romandaki işlevini anlatın. Romanın yazılış ve yayımlanış tarihleri arasındaki fark neyi gösterir?
- (Kazanım 3) Kerman'a göre roman hangi tartışmanın ardından ve hangi akımın etkisiyle yazıldı? Romantizmle nasıl alay eder?
- (Kazanım 3) Kerman ile Uçman romanı nasıl farklı değerlendirir? Bu fark bir okur için ne anlama gelir?
- (Kazanım 4) Bihruz'un iç konuşmasında Fransızca kelimeler ve divan imgeleri nasıl yan yana durur? Önsözdeki «gülünecek ama daha hazin» yargısı bu sahneyi nasıl okumamızı sağlar?
Cevaplar
- Ekrem Namık Kemal'in kuşağıyla yetişti, onun kaçışından sonra Tasvîr-i Efkâr'ı üstlendi. 1878-1887'de Mekteb-i Sultânî ve Mülkiye'de edebiyat öğretti, «Üstat Ekrem» diye anıldı; öğrencilerine güzelliğin duygusal değil estetik ölçülerle değerlendirilmesi gerektiğini öğretti. Ders notlarından oluşan Ta'lîm-i Edebiyyât geleneksel belâgata karşı Batılı ölçülerle yazılmış yeni bir retorik kitabıydı; «kulak için kafiye» anlayışını ilk o ileri sürdü. 1895'te öğrencisi Ahmed İhsan'a Servet-i Fünûn'u yeni edebiyatı savunan gençlere açmasını tavsiye etti ve Edebiyât-ı Cedîde böyle doğdu.
- Paşa oğlu Bihruz Bey babasından kalan serveti araba, kıyafet ve eğlenceyle harcar; Fransızca konuşmaya meraklıdır. Çamlıca'da düşkün bir kadın olan Perîveş'i kibar sanıp âşık olur, onu göremez, arkadaşı Keşfî Bey'in kızın öldüğü yalanına inanıp kendini suçlar; servet tükenir, arabayı satar; sonunda Perîveş'le karşılaşıp gerçeği öğrenir. Mösyö Piyer ciddi ve kültürlü bir adamdır, ama saf öğrencisini kaçırmamak için onu sömürür; Kerman'a göre menfaatperest Batılı'nın zihniyetini temsil eder. Önsöz 1889 tarihlidir, tefrika 1896'da Servet-i Fünûn'da başlar; bir Tanzimat yazarının romanı okura yeni kuşağın dergisinde ulaşmıştır.
- Kerman'a göre roman, 1885'te başlayan «hayâliyyûn-hakîkiyyûn» tartışmasından sonra güçlenen realizmin etkisiyle yazıldı; mekân ve kıyafet tasvirlerine geniş yer verir. Romantizmle alayını kahramanı aracılığıyla yapar: Bihruz romantik aşkın bütün hareketlerini yapar, ağlar, şiir yazmaya kalkar, Lamartine'i anar, ama sevdiği kadının kim olduğunu bile bilmez; romantik coşkunun boşluğu gülünç hâle gelir.
- Kerman, Ekrem'in realizme uygun bir sosyal eleştiri örneği vermek istediğini, alafranga tipi eleştirdiğini, ama roman sanatı bakımından fazla başarılı olamadığını söyler. Uçman ise romanın alafrangalığın gülünç taraflarını başarılı biçimde sergilediğini ve gerçekliğe geniş yer vermesiyle, romantizmi eleştirmesiyle ilgiyle karşılandığını yazar. Bu, aynı kaynakta bile edebî değerlendirmenin tek sesli olmadığını gösterir; okur her iki yargının hangi ölçüte dayandığına bakmalı ve kendi okumasıyla tartmalıdır.
- İç konuşma Türkçedir, ama en duygulu kelimeler Fransızcaya kayar: «bote», «poetik», «emosyon»; Bihruz duygusunu kendi diliyle söyleyemez. Buna karşılık benzetmeleri, uzaktan güneş, yakından ay, divan şiirinin eski imgeleridir; alafranga görünen bir zihnin içinde alaturka bir hayal vardır. Lamartine'e seslenirken kadının adını bilmez. Önsözdeki yargı, bu sahneye yalnız gülmemizi değil, Bihruz'u terbiyesiz bir servetin ve köksüz bir özentinin kurbanı olarak da görmemizi ister; gülünç olan aynı zamanda hazindir.
Okuma
- Zeynep Kerman, «Araba Sevdası» (DİA 3) ve Abdullah Uçman, «Recâizâde Mahmud Ekrem» (DİA 34).
- Recâizâde Mahmud Ekrem, Araba Sevdası, Anadolu Üniversitesi edisyonu (2018); önsözü ve Çamlıca bölümünü okuyun.
- Bihruz'un konuşmalarından birinde geçen Fransızca kelimeleri listeleyin. Hangilerinin Türkçesi o dönemde de biliniyordu? Bihruz neden onları seçiyor?