İçeriğe geç

Ünite EDB-207-07 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

İlk romanlar

EDB-207 Tanzimat Edebiyatı

2.522 kelime · yaklaşık 11 dakika okuma · anlatım 12 dk

  • telif roman
  • tercüme roman
  • tip
  • alafranga
  • tebdil-i kıyafet
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Türk okuru romanla 1860'larda çevirilerle tanıştı; Okay'a göre ilk telif örnekler 1870 ile 1876 arasında ortaya çıktı. Bu eserler halk hikâyesi ve meddah geleneğinin izlerini taşır; evlilik, kadın, kölelik, eğitim ve Batı ile karşılaşmayı işler. Ermeni ve Yunan harfli Türkçe eserler dar bir çevrede kaldı.
  2. Şemseddin Sâmi'nin Taaşşuk-ı Talʿat ve Fitnat'ı (1872) Türk edebiyatının ilk telif romanı kabul edilir. Kadın kılığına giren Talʿat ile babası bilinmeyen Fitnat'ın aşkı, görücü usulüyle ve Fitnat'ın gerçek babasının ortaya çıkmasıyla faciaya döner.
  3. Uçman'a göre roman ilk deneme olmanın acemiliklerini taşır, ama görücü usulünü ve kadına değer verilmeyişini eleştirerek sonraki eserlere örnek olur.
  4. Ahmet Mithat'ın Felâtun Bey ile Râkım Efendi'si (1875) alafranga özentili Felâtun ile çalışkan Râkım'ı karşılaştırır. Eleştirmenler teknik kusurları ve taraflılığı eleştirir; Kaplan samimiyetini ve okurla diyaloğunu öne çıkarır; Moran karşıtlığı ekonomik temele oturtur, Tanpınar Râkım'ı oportünist bulur.
  5. İki romanda anlatıcı okura seslenir: merakı yönetir («Sabredelim»), duygusunu gözetir («bu kitabın ismi musibetname değil ki»), onu bir sırrın ortağı yapar («Semtini anladınız ya?»).

Kazanımlar

  • Türk romanının 1860'lardaki çevirilerden 1870'lerin ilk telif örneklerine uzanan başlangıcını ve «ilk» tartışmasının ölçütlerini açıklayabilir.
  • Taaşşuk-ı Talʿat ve Fitnat'ın konusunu, görücü usulü eleştirisini ve anlatım özelliklerini anlatabilir.
  • Felâtun Bey ile Râkım Efendi'nin karşıt tiplerini ve roman hakkındaki farklı eleştirel yorumları tartışabilir.
  • İki romanın okura seslendiği yerleri karşılaştırarak ilk romanlarda anlatıcının okurla kurduğu ilişkiyi okuyabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Bir genç, kadın kılığına girmeye karar verir. Yüzünde henüz bıyık sakal yoktur, boyu kısacadır. Beyoğlu'nda bir dükkândan yapma saç alır; yüzünü bir yemeniyle, sırtını bir çarşafla örter. Amacı, sevdiği kızın nakış öğrendiği eve kadın gibi girip onu görebilmektir.

Bu sahne, Türk edebiyatının ilk telif romanı kabul edilen bir kitaptan: Şemseddin Sâmi'nin 1872'de yayımladığı Taaşşuk-ı Talʿat ve Fitnat. Kitabın sonunda o genç, sevdiği kızın başucunda ölür.

Türk romanı, bir tebdil-i kıyafetle ve bir faciayla başlar.

Büyük soru

207-06'da Ahmet Mithat'ın okuruyla nasıl konuştuğunu görmüştük. Bu ünite, o konuşmanın içinde doğan ilk romanlara bakıyor. Sorumuz şudur: bir toplum kendi romanını yazmaya başladığında, ilk olarak neyi anlatır? Ve bu ilk denemeler, sonraki romanlara hangi soruları miras bırakır?

Bağlam

Türk okuru romanla önce çeviriler yoluyla tanıştı. 003-06'da bu çevirileri sıralamıştık: 1862'de Tercüme-i Telemak, aynı yıl Victor Hugo'dan bir çeviri, 1864'te Robenson. M. Orhan Okay'ın DİA'daki «Roman» maddesine göre ilk telif örnekler, Ahmet Mithat'ın 1870'ten itibaren yayımlanan Letâif-i Rivâyât dizisindeki ilk uzun hikâyelerle Namık Kemal'in İntibah'ının yayımlandığı 1876 arasındaki yıllarda ortaya çıktı. Emin Nihad'ın Müsâmeretnâme'si ve Şemseddin Sâmi'nin Taaşşuk-ı Talʿat ve Fitnat'ı da bu yılların ürünleridir.

Okay bu ilk örneklerin ortak özelliklerini iki başlıkta toplar. Anlatım bakımından halk hikâyesinin ve meddah geleneğinin izlerini taşırlar. Konu bakımından ise gönül maceralarının yanında evlilik, kadın, kölelik, eğitim ve Batı ile karşılaşmanın toplumsal sorunlarını öne çıkarırlar.

Bir de «ilk» sorusu vardır. Okay'a göre son yıllarda Vartan Paşa'nın Ermeni harfleriyle yazdığı Akabi Hikâyesi (1851) ve Misailidis'in Yunan harfleriyle yazdığı Türkçe eserler bu türün ilk örnekleri olarak görülmüştür; ama bu eserlerin dar bir çevrede kaldığı anlaşılmaktadır. Bu tartışmaya 207-11'de ayrıca döneceğiz. Bu ünitede, Arap harfleriyle yazılıp geniş bir Osmanlı okuruna ulaşan ilk iki romanı okuyacağız.

Ana anlatı — Talʿat ile Fitnat: bir görücü usulü faciası

Uçman'a göre Şemseddin Sâmi 1850'de bugünkü Arnavutluk'ta, Fraşiri köyünde doğar; Yanya'daki bir Rum lisesinde Latince, Rumca, İtalyanca ve Fransızca öğrenir. 1872'de İstanbul'a gelir ve aynı yıl, Uçman'ın ifadesiyle Türk edebiyatının ilk telif romanı kabul edilen Taaşşuk-ı Talʿat ve Fitnat'ı yayımlar. Henüz yirmi iki yaşındadır.

Roman Aksaray'da, küçük ama temiz bir odada açılır. Genç Talʿat, bir gün gördüğü Fitnat'a âşık olur. Fitnat'ın babası bilinmez; annesi ölmüş, kızı üvey babası Hacı Baba büyütmüştür. Görüşmenin yolu yoktur; Talʿat bu yüzden kadın kılığına girer. İki genç birbirini sever, ama Hacı Baba, kıza sormadan, bir görücü aracılığıyla onu zengin bir beye söz verir. Roman sonunda korkunç bir ortaya çıkarmayla biter: Fitnat'la evlenen Ali Bey, kızın boynundaki muskadan çıkan annesinin vasiyetnamesiyle, onun gerçek babası olduğunu öğrenir; ama geç kalmıştır. Fitnat canına kıymıştır ve Talʿat'ın gözleri önünde ölür; Talʿat da onun başucunda can verir. Ali Bey aklını yitirir.

Uçman romanı iki yönüyle değerlendirir. Bir yandan ilk deneme olmanın getirdiği acemilikleri taşır. Öbür yandan kadın-erkek ilişkilerine farklı bir gözle bakar; anne babanın zorlamasıyla yapılan evliliklerin faciayla sonuçlanmasını göstererek görücü usulünü ve toplumda kadına değer verilmeyişini eleştirir. Uçman'a göre bu yönüyle aynı konuda sonra yazılacak eserlere örnek olur.

Ana anlatı — Felâtun ile Râkım: iki genç, iki yol

Üç yıl sonra, 1875'te, Ahmet Mithat Felâtun Bey ile Râkım Efendi'yi yayımlar. Okay'a göre Rodos sürgünündeyken yazdığı öteki kitaplar gibi imzasız basılır; on bir bölümdür ve Tanzimat devri ikilemini mizahi bir dille anlatır.

Roman iki gencin karşıtlığı üzerine kuruludur. Okay'a göre Felâtun Bey, alafranga yaşamaya meraklı bir babanın evinde yüzeysel bilgilerle yetişmiş, kıyafetinden ahlâkına kadar Avrupalılık özentisi taşıyan, işine gitmeyip vaktini eğlenceyle geçiren bir memurdur. Râkım Efendi ise babasını küçük yaşta kaybetmiş, dadısının elinde yetişmiş, Doğu ya da Batı demeden her kitabı okuyan, Arapça, Farsça ve Fransızca bilen, özel ders ve çeviriyle geçinen çalışkan bir gençtir. Felâtun mirasını yiyip borç içinde İstanbul'dan uzaklaşır; Râkım ise itibarını hep yükseltir ve mutlu bir sona ulaşır.

Okay'ın maddesi bu roman hakkındaki tartışmayı da özetler. Eleştirmenlerin çoğu, yazarın romanın içindeki taraflı tavrını ve teknik kusurlarını eleştirir; Okay'a göre ruh tahlillerinin olmayışı ve tasvirlerin güçsüzlüğü de önemli eksikliklerdir. Mehmet Kaplan ise farklı bir yerden bakar: estetik değer dışında, yazarın samimiyeti, okurla diyaloğu ve kendi hayat tecrübesinin esere girmesi bakımından romanın önemini vurgular.

Romanın tezi üzerinde de yorumlar ayrılır. Okay'a göre eleştirmenler, romanın Doğu ile Batı değerlerini tartışıp Doğu'nun üstünlüğünü ortaya koyma tezi taşıdığında birleşir. Berna Moran ise aynı karşılaştırmayı ekonomik bir temele oturtur: roman, tüketim ekonomisine kapılan müsrif Felâtun'a karşı para işlerinde dikkatli, fakirken durumunu düzelten Râkım'ın tercihi üzerine kuruludur. Okay'ın aktardığına göre Tanpınar daha önce aynı görüşe, Râkım'ı oportünist bir tip olarak suçlayarak varmıştır.

Yaygın yanlış«Felâtun Bey ile Râkım Efendi, Batı'yı bütünüyle reddeden bir romandır.»
Doğrusu

Okay'a göre Râkım Efendi, bilgili ve tutumlu olmasının yanında Batı'nın olumlu değerlerini de benimsemiş bir Osmanlı tipidir; Doğu ve Batı kaynaklarını ayırmadan okur, Fransızca bilir, çeviri yapar. Romanın hedefi Batı değil, Batı'nın yalnız dış görünüşünü taklit eden özentidir. Hangi Batı'nın alındığı sorusu, romanın asıl sorusudur.

Ana anlatı — İlk romanlar ne bıraktı?

İki roman çok farklıdır: biri bir faciayla, öbürü mutlu bir sonla biter; biri aşkın, öbürü toplumsal tiplerin romanıdır. Ama ortak yanları da vardır.

Birincisi, ikisi de evliliği ve aileyi merkeze koyar. Taaşşuk-ı Talʿat ve Fitnat görücü usulünün öldürdüğü bir aşkı anlatır; Felâtun Bey ile Râkım Efendi'de Râkım'ın mutlu sonu, iyi bir eğitim verdiği Canan'la evlenmesidir. Okay'ın saydığı konular, evlilik, kadın, kölelik ve eğitim, bu iki kitapta yan yana görünür.

İkincisi, ikisi de sonraki romanlar için bir kalıp kurar. Okay'a göre Felâtun, Ahmet Mithat'ın öteki romanlarında ve Recâizâde Mahmud Ekrem'den Hüseyin Rahmi'ye, Yakup Kadri'ye, Peyami Safa'ya kadar birçok yazarın geliştireceği çarpık Batılılaşma meselesinin ve alafranga kahramanların prototipidir. Uçman'a göre de Şemseddin Sâmi'nin romanı, görücü usulü eleştirisiyle aynı konuda yazılacak eserlere örnek olmuştur.

Üçüncüsü, ikisinde de anlatıcı görünürdür. Okura seslenir, merakını yönetir, ne hissetmesi gerektiğini söyler. Bu, Okay'ın «meddah geleneğinin izleri» dediği şeyin sayfadaki karşılığıdır.

Metin anı

İki romanda anlatıcı okura sesleniyor. Önce Taaşşuk-ı Talʿat ve Fitnat'tan, Fitnat'ın babasının kim olduğu sorulurken ve romanın son sayfasında:

Lakin aslı böyle miydi? Yok. Sabredelim de aslını sonra anlayacağız.
Saliha Hanım ile Emine Kadın ve Hacı Baba ve Ayşe Kadın'ın bu vakayı işittikleri vakitte ne hâle geldiklerini […] mufassalan tarif etsek gönüller dayanamaz zannederim… Hem de bu kitabın ismi musibetname değil ki…….

Sonra Felâtun Bey ile Râkım Efendi'nin ilk satırları:

Felâtun Bey'i tanır mısınız? Hani ya şu Mustafa Merakî Efendizâde Felâtun Bey! Galiba tanıyamadınız. Fakat tanınacak bir çocuktur. Mustafa Merakî Efendi Tophane'nin Beyoğlu'na civarca bir mahallesinde oturur. Mahallesinin semtini haber vermek olamaz. Semtini anladınız ya? Bu kadarıyla iktifâ ediniz.

İlk cümle, bir romancının okurun merakını nasıl yönettiğini açıkça gösterir. Anlatıcı bir bilgi verir, sonra o bilgiyi kendisi sorgular: «aslı böyle miydi? Yok.» Ve okura bir söz verir: «Sabredelim.» Burada «biz» diyen anlatıcı, okurla aynı safta durur; ikisi birlikte gerçeği bekler. Tefrika okurunu bir sonraki sayıya bağlayan duygu, yani merak, bir cümleye sığmıştır.

Son sayfadaki cümle ise tersini yapar: bir şeyi anlatmamayı seçer. Kalanların acısını ayrıntılı anlatmak «gönülleri» dayanamaz kılacaktır. Anlatıcı okurun duygusunu gözetir ve bunu bir şakayla bitirir: «bu kitabın ismi musibetname değil ki». Facianın en koyu yerinde, anlatıcı okura göz kırpar. Bu, romanın bir kitap olduğunu okura hatırlatan bir cümledir.

Felâtun Bey'in açılışı aynı yakınlığı başka bir tonla kurar. Soru ile başlar: «tanır mısınız?» Okur tanımadığını itiraf etmek zorunda kalmadan anlatıcı cevabı verir: «Galiba tanıyamadınız.» Sonra bir sır gibi bir bilgi gelir: mahallenin adı söylenemez, ama «semtini anladınız ya?» Okur, anlatıcının gizlediği şeyi bilen biri gibi konumlanır. İstanbul'u tanıyan okur, Tophane'nin Beyoğlu'na yakın yerinin ne anlama geldiğini bilir. Alafranga bir ailenin adresi, daha ilk paragrafta bir yorumdur.

İki anlatıcı da okuru metnin dışında bırakmaz. İlk romanlar, okuru roman okumaya alıştırırken onunla konuşarak ilerler.

Cevap ve bağlantı

Bir toplum kendi romanını yazmaya başladığında neyi anlatır? İlk Türk romanlarının cevabı açıktır: evi, evliliği, aileyi ve Batı ile karşılaşmayı. Şemseddin Sâmi görücü usulünün iki genci nasıl öldürdüğünü, Ahmet Mithat Batı'yı yalnız görünüşünden alan bir gencin nasıl çöktüğünü anlatır.

Bıraktıkları miras da iki yönlüdür. Bir yanda anlatıcının sesiyle, okura seslenişle, merakla kurulan bir anlatma biçimi; öbür yanda sonraki yarım yüzyılın romanlarında yeniden yazılacak tipler ve sorular: kadının sesi, evliliğin kimin kararı olduğu ve Batı'nın hangi yüzünün alınacağı.

Kapanış kancası

Okay'a göre Felâtun, Recâizâde Mahmud Ekrem'in romanlarında da geliştirilecek alafranga kahramanın prototipidir. Ahmet Mithat'ın romanında özenti genç bir yan tipti ve karşısında onu gölgede bırakan örnek bir Râkım vardı. Ya özenti genç romanın tek kahramanı olursa? Karşısında onu düzeltecek bir Râkım olmazsa, okur ona nasıl bakar: güler mi, acır mı?

Özet kartı

  1. Türk okuru romanla 1860'larda çevirilerle tanıştı; Okay'a göre ilk telif örnekler 1870 ile 1876 arasında ortaya çıktı. Bu eserler halk hikâyesi ve meddah geleneğinin izlerini taşır; evlilik, kadın, kölelik, eğitim ve Batı ile karşılaşmayı işler. Ermeni ve Yunan harfli Türkçe eserler dar bir çevrede kaldı.
  2. Şemseddin Sâmi'nin Taaşşuk-ı Talʿat ve Fitnat'ı (1872) Türk edebiyatının ilk telif romanı kabul edilir. Kadın kılığına giren Talʿat ile babası bilinmeyen Fitnat'ın aşkı, görücü usulüyle ve Fitnat'ın gerçek babasının ortaya çıkmasıyla faciaya döner.
  3. Uçman'a göre roman ilk deneme olmanın acemiliklerini taşır, ama görücü usulünü ve kadına değer verilmeyişini eleştirerek sonraki eserlere örnek olur.
  4. Ahmet Mithat'ın Felâtun Bey ile Râkım Efendi'si (1875) alafranga özentili Felâtun ile çalışkan Râkım'ı karşılaştırır. Eleştirmenler teknik kusurları ve taraflılığı eleştirir; Kaplan samimiyetini ve okurla diyaloğunu öne çıkarır; Moran karşıtlığı ekonomik temele oturtur, Tanpınar Râkım'ı oportünist bulur.
  5. İki romanda anlatıcı okura seslenir: merakı yönetir («Sabredelim»), duygusunu gözetir («bu kitabın ismi musibetname değil ki»), onu bir sırrın ortağı yapar («Semtini anladınız ya?»).

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Telif romanOriginal novelÇeviri ya da uyarlama olmayan, yazarın kendi kurguladığı roman
Tercüme romanTranslated novelBaşka bir dilden çevrilmiş roman
TipType characterBelli bir toplumsal grubu ya da tavrı temsil eden roman kişisi
AlafrangaWestern-style, à la francaAvrupa usulü; Tanzimat romanında çoğu zaman Batı'nın dış görünüşünü taklit eden özenti
Tebdil-i kıyafetDisguiseKimliğini gizlemek için başka birinin kılığına girme

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Türk romanı hangi yollardan başladı? Okay ilk telif örneklerin ortak özelliklerini nasıl özetler ve «ilk roman» sorusunu neden tartışmalı bulur?
  2. (Kazanım 2) Taaşşuk-ı Talʿat ve Fitnat'ın konusunu anlatın. Uçman romanı hangi yönleriyle değerlendirir?
  3. (Kazanım 3) Felâtun Bey ile Râkım Efendi nasıl karşıt tipler olarak kurulur? «Roman Batı'yı bütünüyle reddeder» yargısı neden eksiktir?
  4. (Kazanım 3) Felâtun Bey ile Râkım Efendi hakkındaki eleştirel yorumlar nasıl ayrılır? Kaplan'ın, Moran'ın ve Tanpınar'ın görüşlerini karşılaştırın.
  5. (Kazanım 4) İki romanın okura seslendiği yerlerde anlatıcı ne yapar? Merakı yönetme, duyguyu gözetme ve okuru bir sırrın ortağı yapma örneklerini gösterin.

Cevaplar

  1. Önce çevirilerle başladı: 1862'de Tercüme-i Telemak ve bir Hugo çevirisi, 1864'te Robenson. Okay'a göre ilk telif örnekler, Ahmet Mithat'ın Letâif-i Rivâyât'taki ilk uzun hikâyeleri (1870 ve sonrası) ile İntibah'ın yayımı (1876) arasındaki yıllarda ortaya çıktı; Emin Nihad'ın Müsâmeretnâme'si ve Şemseddin Sâmi'nin romanı bu yılların ürünleridir. Anlatım bakımından halk hikâyesi ve meddah geleneğinin izlerini taşırlar; konu bakımından gönül maceralarının yanında evlilik, kadın, kölelik, eğitim ve Batı ile karşılaşmanın sorunlarını işlerler. «İlk» sorusu tartışmalıdır, çünkü Ermeni harfli Akabi Hikâyesi (1851) ve Yunan harfli Türkçe eserleri ilk örnek sayanlar vardır; ama Okay'a göre bu eserler dar bir çevrede kalmıştır.
  2. Genç Talʿat, babası bilinmeyen ve üvey babası Hacı Baba'nın büyüttüğü Fitnat'a âşık olur ve onu görebilmek için kadın kılığına girer. Hacı Baba kıza sormadan onu zengin bir beye söz verir. Evlendikten sonra o beyin, Ali Bey'in, Fitnat'ın gerçek babası olduğu annesinin vasiyetnamesiyle ortaya çıkar; ama Fitnat canına kıymıştır ve Talʿat'ın gözleri önünde ölür, Talʿat da onun başucunda can verir, Ali Bey aklını yitirir. Uçman'a göre roman ilk deneme olmanın acemiliklerini taşır; ama kadın-erkek ilişkilerine farklı bir gözle bakar, zorla yapılan evliliklerin faciaya dönüşünü göstererek görücü usulünü ve toplumda kadına değer verilmeyişini eleştirir ve sonraki eserlere örnek olur.
  3. Felâtun alafranga meraklısı bir babanın evinde yüzeysel bilgilerle yetişmiş, Avrupalılık özentisiyle yaşayan, işine gitmeyen, mirasını yiyen bir memurdur. Râkım ise babasız, dadısının elinde yetişmiş, Doğu ve Batı kaynaklarını ayırmadan okuyan, Arapça, Farsça ve Fransızca bilen, özel ders ve çeviriyle geçinen tutumlu bir gençtir. Yargı eksiktir, çünkü Okay'a göre Râkım Batı'nın olumlu değerlerini de benimsemiş bir Osmanlı tipidir; romanın hedefi Batı'nın kendisi değil, onun yalnız dış görünüşünü taklit eden özentidir.
  4. Eleştirmenlerin çoğu yazarın romandaki taraflı tavrını ve teknik kusurlarını eleştirir; Okay ruh tahlillerinin olmayışını ve tasvirlerin güçsüzlüğünü de eksiklik sayar. Kaplan ise estetik değer dışında yazarın samimiyetini, okurla diyaloğunu ve kendi hayat tecrübesinin esere girmesini önemli bulur. Tez konusunda eleştirmenler romanın Doğu'nun üstünlüğünü göstermek istediğinde birleşir; Moran aynı karşılaştırmayı ekonomik temele oturtur: müsrif, tüketime kapılmış Felâtun'a karşı para işlerinde dikkatli ve yükselen Râkım. Tanpınar da daha önce aynı yöne bakmış, ama Râkım'ı oportünist bir tip olarak suçlamıştır.
  5. Taaşşuk'ta anlatıcı bir bilgiyi verip hemen sorgular, «aslı böyle miydi? Yok. Sabredelim de aslını sonra anlayacağız» diyerek merakı yönetir ve okurla aynı safta durur. Son sayfada kalanların acısını ayrıntılı anlatmaktan kaçınır, çünkü «gönüller dayanamaz»; bunu «bu kitabın ismi musibetname değil ki» diye bir şakayla bitirerek okurun duygusunu gözetir. Felâtun Bey'de «tanır mısınız?» diye başlar, «Galiba tanıyamadınız» diye cevabı kendisi verir; mahallenin adını söylemez ama «Semtini anladınız ya?» diyerek okuru bir sırrın ortağı yapar.

Okuma

  • M. Orhan Okay, «Felâtun Bey ile Râkım Efendi» (DİA 12) ile «Roman» başlıklı çok yazarlı maddedeki Türk romanı kısmı (DİA 35).
  • Abdullah Uçman, «Şemseddin Sâmi» (DİA 38).
  • Anadolu Üniversitesi Türk Klasikleri dizisinden iki romanın edisyonları; Taaşşuk-ı Talʿat ve Fitnat'ın ilk ve son bölümünü, Felâtun Bey'in ilk iki bölümünü okuyun.
  • Okurken anlatıcının «biz», «siz», «bilirsiniz ya» gibi okura seslenen ifadelerini işaretleyin. Hangi romanda daha sık?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:10 Soğuk açılış: bir aynanın önünde yapma saç takan, yüzüne yemeni örten bir delikanlı; sokakta çarşaflı bir figür bir nakış evinin kapısını çalar. Sonra karanlık bir oda ve yere düşen bir mum.
  • 1:10–1:40 Büyük soru: boş bir kitap sayfası; üzerine önce bir ev, sonra bir düğün, sonra bir yol çizilir.
  • 1:40–3:30 Bağlam: bir rafta çeviri romanlar dizilir, Telemak, Robenson; sonra yanlarına ilk telif kitaplar eklenir. Kenarda Ermeni ve Yunan harfli iki kapak, üzerlerinde bir soru işareti.
  • 3:30–6:10 Ana anlatı — Talʿat ile Fitnat: Aksaray'da bir oda; görücü bir kadın kapıyı çalar; bir mektup; son sahnede bir babanın yüzünde dehşet.
  • 6:10–8:50 Ana anlatı — Felâtun ile Râkım: ekran ikiye bölünür; bir yanda Beyoğlu'nda şık giyimli bir genç, öbür yanda gece mum ışığında kitap okuyan bir genç. İkisinin arasında bir terazi salınır; üstünde «Doğu», «Batı», sonra «para» etiketleri.
  • 8:50–10:20 Ana anlatı — Ne bıraktı: iki kitaptan çıkan ince çizgiler, sonraki yılların roman kapaklarına uzanır.
  • 10:20–12:50 Metin anı: anlatıcının sesi bir balon içinde okura döner; «Sabredelim» kelimesinde bir kum saati; «musibetname» kelimesinde kapanan bir kitap; «Semtini anladınız ya?» sorusunda bir harita üzerinde Tophane ile Beyoğlu arasında yanıp sönen bir nokta.
  • 12:50–13:40 Cevap ve bağlantı: bir evin içi; masada iki kitap yan yana.
  • 13:40–14:10 Kapanış kancası: bir aynanın önünde tek başına duran, kendine hayranlıkla bakan şık bir genç; aynada başka kimse yok.

Telaffuz

  • Taaşşuk-ı Talʿat ve Fitnat: «ta-aş-şu-KI tal-AT ve fit-NAT»; Felâtun Bey ile Râkım Efendi: «fe-laa-TUN BEY i-le raa-KIM e-fen-Dİ»; Letâif-i Rivâyât: «le-taa-i-fi ri-vaa-YAAT»; Müsâmeretnâme: «mü-saa-me-ret-naa-ME»; Tercüme-i Telemak: «ter-cü-me-i te-le-MAK»; Akabi Hikâyesi: «a-ka-Bİ hi-kaa-ye-Sİ».
  • tebdil-i kıyafet: «teb-dii-li kı-yaa-FET»; musibetname: «mu-sii-bet-naa-ME»; mufassalan: «mu-fas-sa-LAN»; iktifa: «ik-ti-FAA»; alafranga: «a-la-FRAN-ga».
  • Şemseddin Sâmi: «şem-sed-DİN saa-Mİ»; Fraşiri: «fra-şi-Rİ»; Hacı Baba: «ha-CI ba-BA»; Mustafa Merakî: «mus-ta-FA me-raa-Kİλ; Emin Nihad: «e-MİN ni-HAAD»; Vartan Paşa: «var-TAN pa-ŞA»; Misailidis: «mi-sa-i-Lİ-dis».
  • M. Orhan Okay: «or-HAN o-KAY»; Abdullah Uçman: «ab-dul-LAH uç-MAN»; Berna Moran: «ber-NA mo-RAN»; Mehmet Kaplan: «meh-MET kap-LAN»; Halit Biltekin: «haa-LİT bil-te-KİN».