İçeriğe geç

Ünite EDB-207-06 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

Ahmet Mithat Efendi

EDB-207 Tanzimat Edebiyatı

2.294 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · anlatım 11 dk

  • istitrat
  • kari
  • didaktik edebiyat
  • natüralizm
  • Tercümân-ı Hakîkat
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Ahmet Mithat Tophane'de esnaf bir ailede doğdu; Midhat Paşa'nın yanında memur, Tuna ve ez-Zevrâ gazetelerinde yazar oldu, adını da ondan aldı. 1871'de evinde kurduğu matbaada kitaplarını ailesiyle birlikte basıp dağıttı. 1873'te Genç Osmanlılarla ilgisi olmadığı hâlde Rodos'a sürüldü.
  2. 1878'de Tercümân-ı Hakîkat'i çıkardı. Altmışı aşan roman ve hikâye, yirmi beş kitaplık Letâif-i Rivâyât, ders kitapları, ansiklopedik külliyatlar yazdı. Amacı okura her konuda bilgi ve merak aşılamaktı.
  3. Romanlarındaki istitrat ve okurla sohbet çok eleştirildi. Okay bunu didaktik kaygıyla açıklar ve meddah, orta oyunu ve Karagöz geleneğinin izlerine dikkat çeker. Batılı örnek olarak çoğu zaman ikinci sınıf Fransız yazarları seçmiştir.
  4. Siyasette rejim değişikliğini savunmadı, sınırlı bir hürriyet anlayışıyla II. Abdülhamid'i destekledi. Doğu ile Batı'yı karşılaştırıp bir sentez aradı; romanlarında olumlu ve olumsuz tipleri karşı karşıya koydu. 1896'da dilde sadeliği savundu.
  5. Müşâhedât'ta yazar romanı okuruna «tabii» bir örnek olarak sunar, kendini romanın içine koyar, «Malum a bu muharrir-i aciz Beykozludur» diye söze başlar ve «Arzuhalcilik mi?» sorusuyla kendi mesleğine gülümser.

Kazanımlar

  • Ahmet Mithat Efendi'nin esnaf çocukluğundan saray çevresine uzanan hayatını, gazeteci, yayıncı ve öğretmen kimlikleriyle anlatabilir.
  • Onun eserlerinin çokluğunu ve çeşitliliğini, kendi matbaası, dergileri ve Tercümân-ı Hakîkat üzerinden açıklayabilir.
  • İstitrat ve okurla sohbet tekniğinin neden eleştirildiğini ve neden başka bir gözle de okunabileceğini, meddah geleneğine de değinerek tartışabilir.
  • Müşâhedât'ın önsözünde ve metninde yazarın okura nasıl seslendiğini ve kendini hikâyeye nasıl kattığını okuyabilir.

Video metni

Soğuk açılış

1871, İstanbul, Tahtakale. Bağdat'tan dönmüş genç bir yazar, oturduğu evde bir matbaa kurar. Kalabalık bir ailenin geçimi onun omuzlarındadır. M. Orhan Okay'ın DİA maddesine göre bu matbaada kendi kitaplarını basar ve bu işte yazar, mürettip ve dağıtıcı olarak kendisinden ve ailesinden başka yardımcısı yoktur. Bir yıl içinde matbaa büyür; önce Sirkeci'ye, sonra Beyoğlu'na taşınır.

Kitabı yazan, harfleri dizen ve okura götüren aynı kişidir. Böyle bir yazar okurunu uzaktan hayal etmez; onu tanır, onunla konuşur, onu yetiştirir.

Bu yazar Ahmet Mithat Efendi'dir.

Büyük soru

207-05'te Ziya Paşa'nın, sade ve kolay yazıyı millî yazının ölçüsü saydığını görmüştük. Bu ölçüyü bir hayat boyu uygulayan yazara geliyoruz. Bu ünitenin sorusu şudur: bir yazar, henüz roman okumaya alışmamış bir toplumda okuru nasıl yaratır? Ve edebiyat tarihinin çoğu zaman kusur saydığı alışkanlıklar, bu işin aracı olabilir mi?

Bağlam

Okay'a göre Ahmet Mithat, Kafkasya'dan göçmüş bir anne ile Anadolu'dan gelip İstanbul'a yerleşmiş bir babanın oğlu olarak Tophane'de doğar ve orta hâlli bir esnaf ailesinde, güç şartlar altında yetişir. Babası ölünce memur olan ağabeyinin yanına, Vidin'e ve Niş'e gider. Rusçuk'ta, Tuna valisi Midhat Paşa'nın kaleminde ilk memuriyetine başlar.

Okay'a göre kendi adını bu zeki gence veren Midhat Paşa onu Fransızca çalışmaya teşvik eder. Ahmet Mithat, vilayetin Tuna gazetesinde önce muharrir, sonra başmuharrir olur. Midhat Paşa Bağdat'a vali olunca onu da yanında götürür. Bağdat'ta ez-Zevrâ gazetesinin müdürlüğünü yapar; Okay'a göre ressam Osman Hamdi Bey'den Batı kültürünü, başka dostlarından medrese ve Doğu ilimlerini öğrenir. İlk kitaplarını, Hâce-i Evvel serisini ve Kıssadan Hisse'yi burada yazar.

Kariyeri sarsıntısız değildir. 1873'te Namık Kemal ve arkadaşlarıyla birlikte sürgüne gönderilir. Okay'a göre Genç Osmanlılarla ilgisi yoktur; muhtemel sebep, bir dergide çıkan ve materyalist düşüncenin izlerini taşıyan bir yazısı yüzünden Basîret gazetesinin onu İslâm aleyhtarlığıyla suçlamasıdır. Rodos'ta üç yıl kalır ve orada çocuklar için bir okul açıp ders verir.

Ana anlatı — Bir yayın makinesi

1876'da affedilip dönen Ahmet Mithat, Okay'a göre gazetecilik, romancılık ve yayıncılığı daha yoğun biçimde sürdürür. 1878'de Tercümân-ı Hakîkat'i çıkarmaya başlar; Okay onu gazetecilik tarihimizin en uzun ömürlü gazeteleri arasında sayar.

Üretimi olağanüstüdür. Okay'a göre hikâye ve romanlarının sayısı altmışı aşar; Letâif-i Rivâyât dizisi tek başına yirmi beş kitaptır. Okay, bilgiye dayalı eserleriyle birlikte basılmış kitaplarının sayısını bir yerde yüz elli kadar, eserlerinin tam listesinden söz ederken ise iki yüzü bulan bir sayı olarak verir. Bunların arasında ders kitapları, on beş ciltlik ansiklopedik bir tarih ve coğrafya külliyatı, felsefe tartışmaları, bir Avrupa gezisi ve sürgün yıllarını anlatan bir hatırat vardır.

Bu çeşitliliğin bir amacı vardır. Okay'a göre Ahmet Mithat roman, hikâye ve tiyatro gibi edebî eserlerinde de, bilgi veren kitaplarında da, hemen her konuya duyduğu ilgiyi ve merakı okura aşılamaya çalışır. Rodos'ta çocuklara ders veren adam, İstanbul'da gazete okurlarına da ders verir. Okur onun gözünde eğlendirilecek biri olduğu kadar eğitilecek biridir.

Okay'ın özetiyle Ahmet Mithat, bir düşünce adamı olarak aydınlanma düşüncesine bağlılıkta ve bilgiyi halka yaymada örnek sayılmıştır.

Ana anlatı — İstitrat: kusur mu, yöntem mi?

Ahmet Mithat'ın romanlarının en çok eleştirilen yanı, anlatıyı durdurup okura bir şey öğretmesidir. Okay'a göre çok defa eleştirilen, hatta alay konusu olan bu «istitrat» kabilinden bilgi verme tavrını ve okurla diyalog kurma alışkanlığını, onun okura bilgi ve merak aşılama kaygısıyla açıklamak doğru olur.

Okay bir kaynağı daha gösterir: yazar belki farkına varmadan edebiyat geleneğinden gelen unsurlar da katmıştır. Orta oyunu, Karagöz ve özellikle meddah hikâyelerinin anlatma ve diyalog tarzı yer yer romanlarını süsler. Meddah dinleyicisiyle konuşur, hikâyeyi durdurup bir yorum ekler, sonra kaldığı yerden devam eder. Ahmet Mithat'ın anlatıcısı da aynı şeyi yapar, ama bir kahvehanede değil, bir gazete sütununda.

Batılı örnekleri hakkında Okay açık konuşur: Ahmet Mithat macera ve aşk romanlarına örnek olarak çok defa ikinci sınıf Fransız yazarlarını seçmiştir; Dumas, Feuillet ve Paul de Kock gibi. Edebiyat anlayışında ise önce Batı'yı taklit etmek, sonra romana ve tiyatroya yerli ve millî bir karakter vermek gerektiğini düşünür.

İki okuma burada ayrılır. Birine göre istitrat romanın akışını bozan, sanatı bilgiye feda eden bir kusurdur. Öbürüne göre, okuma alışkanlığı yeni kurulan bir toplumda okurla sohbet, onu metne bağlayan bir köprüdür. İkisi de metinden kanıt gösterebilir; hangisinin ağır bastığı, romandan ne beklediğimize bağlıdır.

Yaygın yanlış«Ahmet Mithat, Genç Osmanlılardan biri olduğu için 1873'te sürgün edildi.»
Doğrusu

Okay'a göre Ahmet Mithat'ın Genç Osmanlılarla ilgisi yoktu; onların arasında sürgüne gönderildi. Siyasi görüşü de onlardan farklıydı: devletin kurtuluşunu bir rejim değişikliğinde görmüyordu ve sonraki yıllarda II. Abdülhamid'in yönetimini savundu. Sürgünün muhtemel sebebi, Basîret gazetesinin onu bir yazısı yüzünden İslâm aleyhtarlığıyla suçlamasıdır.

Ana anlatı — Batı ile Doğu arasında bir terazi

Okay'a göre Ahmet Mithat çağdaşlarından iki önemli noktada ayrılır. Birincisi siyasettir: eğitim ve kültürün belli bir seviyeye gelmediği toplumlarda rejim meselelerini öne çıkarmanın zararlı olacağına inanır. Hürriyeti de sınırlı bir kavram olarak düşünür; Okay'a göre II. Abdülhamid yönetimini savunmasının temelinde bu anlayış vardır.

İkincisi Batı'ya bakışıdır. Okay'a göre dönemin aydınlarında yaygın olan Batı hayranlığı onda farklı bir görünüştedir: hemen bütün eserlerinde Doğu ve Batı medeniyetlerini karşılaştırır, yüzeysel de olsa bir eleştiri süzgecinden geçirir ve bir sentez kurmaya çalışır. Romanlarının çoğunun temelinde, Okay'ın deyişiyle, Tanzimat devrinin karakteristik ikiliği vardır: Doğu'nun ahlâkına bağlı kalıp Batı kültürünü benimseyen olumlu tiplerle, Batı'dan yalnızca serbest ve rahat yaşama tarzını alan olumsuz tipler arasındaki çatışma.

Dil konusunda da bir iz bırakır. Okay'a göre 1896'da Tercümân-ı Hakîkat'te yayımlanan «Dilde Sadeliği İltizam Edelim» yazısında ve onu izleyen yazılarında, yaygın ve ciddi tepkilere rağmen dilde sadeliği savunur.

Metin anı

Müşâhedât'ın önsözünden, romanın ilk cümlelerinden ve yazarın bir kahramanla karşılaştığı bir sahneden:

Bu romanı karilerime «tabii» romanlardan bir nümune olmak üzere takdim eyliyorum. […] Güzel olduğunu iddia yollu şimdiden tebşir edemem. Fakat ait olduğu zaman ve âleme göre tamamı tamamına tabii olduğunu kati olarak iddia edebilirim. […] Kendimin de bu roman dahilinde mevcudiyetimi tabiiliğinin medar-ı azamı addederim.
Malum a bu muharrir-i aciz Beykozludur. Yaz kış akşam sabah Beykoz'dan İstanbul'a gelir gider.
—Evvela kendimi size tanıttırayım. İsmim Ahmet Mithat sanatım yazıcılıktır.
—Arzuhalcilik mi?

Önsöz bir tartışmanın içinde yazılmıştır. Ahmet Mithat, önsözün başında Zola ve natüralist romancılar üzerine yapılan bir tartışmaya katıldığını anlatır; ona göre gerçeği yazmak, dünyanın yalnız kötü yanlarını yazmak değildir. Bu romanı da kendi anladığı anlamda «tabii» bir roman olarak sunar. Ama dikkat edelim: iddiasını okura doğrudan söyler. «Karilerime takdim eyliyorum.» Önsöz bir beyanname değil, bir sohbettir.

Sonra şaşırtıcı bir cümle gelir: yazarın kendisi romanın içindedir ve bu, romanın gerçekliğinin «en büyük dayanağı»dır. Ahmet Mithat, anlatıcı ile kendini ayırmaz; gerçekliği bir teknikle değil, kendi tanıklığıyla güvenceye alır. Okur, hikâyeyi gazetesinden tanıdığı adamın ağzından dinleyecektir.

İlk cümle bunu hemen uygular: «Malum a bu muharrir-i aciz Beykozludur.» «Malum a», yani «bilirsiniz ya». Yazar, okurunun kendisini tanıdığını varsayar; okurla arasında ortak bir bilgi, bir yakınlık kurar. Bu, bir romandan çok bir tanıdığın söze başlamasıdır.

Ve sahne gelir. Kendini kibarca tanıtan yazara karşısındaki genç sorar: «Arzuhalcilik mi?» Metnin devamında yazar, adının bir Siranuş Hanım'a kadar yayılmışken bir Refet Bey'ce bilinmemesine şaşırdığını itiraf eder ve sonunda «Gazete, kitap filan yazarım» der. Bu, kendiyle alay edebilen bir yazarın cümlesidir. Aynı zamanda bir belgedir: «yazıcılık» mesleği o yıllarda herkesin bildiği bir şey değildir. Okur yaratmak, önce yazarlığın ne olduğunu anlatmayı gerektirir.

Cevap ve bağlantı

Bir yazar okuru nasıl yaratır? Ahmet Mithat'ın cevabı birkaç yoldan gelir. Kitabını kendisi basar ve dağıtır. Gazetesinde tefrika eder. Okuruna her konuda bilgi verir. Ve en önemlisi, onunla konuşur: «bilirsiniz ya», «karilerim», «kendimi tanıtayım». Eleştirmenlerin romanın akışını bozan bir kusur saydığı bu sohbet, meddahın dinleyiciyle kurduğu yakınlığı gazete sayfasına taşır.

Bedeli de vardır: sanatın bilgiye, akışın öğretmeye feda edildiği sayfalar. Ama Tanzimat'ın «halkın anlayacağı dil» vaadini en geniş okur kitlesine ulaştıran yazarlardan biri odur.

Kapanış kancası

Okay'a göre Ahmet Mithat'ın romanlarının çoğu olumlu ve olumsuz iki tipin çatışması üzerine kuruludur. Bu karşıtlık Türk romanında ilk kez nerede kuruldu? 1870'lerin ilk yıllarında, Türkçe yazılmış ilk romanlar hangileriydi? Ve ilk sayılan romanlarda aşk, görücü usulü ve alafrangalık nasıl anlatıldı?

Özet kartı

  1. Ahmet Mithat Tophane'de esnaf bir ailede doğdu; Midhat Paşa'nın yanında memur, Tuna ve ez-Zevrâ gazetelerinde yazar oldu, adını da ondan aldı. 1871'de evinde kurduğu matbaada kitaplarını ailesiyle birlikte basıp dağıttı. 1873'te Genç Osmanlılarla ilgisi olmadığı hâlde Rodos'a sürüldü.
  2. 1878'de Tercümân-ı Hakîkat'i çıkardı. Altmışı aşan roman ve hikâye, yirmi beş kitaplık Letâif-i Rivâyât, ders kitapları, ansiklopedik külliyatlar yazdı. Amacı okura her konuda bilgi ve merak aşılamaktı.
  3. Romanlarındaki istitrat ve okurla sohbet çok eleştirildi. Okay bunu didaktik kaygıyla açıklar ve meddah, orta oyunu ve Karagöz geleneğinin izlerine dikkat çeker. Batılı örnek olarak çoğu zaman ikinci sınıf Fransız yazarları seçmiştir.
  4. Siyasette rejim değişikliğini savunmadı, sınırlı bir hürriyet anlayışıyla II. Abdülhamid'i destekledi. Doğu ile Batı'yı karşılaştırıp bir sentez aradı; romanlarında olumlu ve olumsuz tipleri karşı karşıya koydu. 1896'da dilde sadeliği savundu.
  5. Müşâhedât'ta yazar romanı okuruna «tabii» bir örnek olarak sunar, kendini romanın içine koyar, «Malum a bu muharrir-i aciz Beykozludur» diye söze başlar ve «Arzuhalcilik mi?» sorusuyla kendi mesleğine gülümser.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
İstitratDigressionAnlatıyı durdurup konu dışı bilgi ya da yorum ekleme
KariReaderAhmet Mithat'ın doğrudan seslendiği okur
Didaktik edebiyatDidactic literatureOkuru eğitmeyi ve ders vermeyi amaçlayan edebiyat
NatüralizmNaturalismZola'nın öncülük ettiği, toplumu gözlem ve belgelemeyle anlatmayı amaçlayan roman akımı
Tercümân-ı HakîkatTercümân-ı HakîkatAhmet Mithat'ın 1878'de çıkardığı uzun ömürlü gazete

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Ahmet Mithat'ın yazarlığa giden yolunda Midhat Paşa'nın ve Bağdat çevresinin payı nedir? 1873 sürgünü hayatına nasıl bir iz bıraktı?
  2. (Kazanım 2) Ahmet Mithat'ın eserlerinin çokluğu ve çeşitliliği hangi amaçla açıklanır? Kendi matbaası ve Tercümân-ı Hakîkat bu amaca nasıl hizmet etti?
  3. (Kazanım 3) İstitrat nedir, neden eleştirilmiştir? Okay bu tekniği nasıl açıklar ve meddah geleneğiyle nasıl bağlar?
  4. (Kazanım 3) «Ahmet Mithat, Genç Osmanlılardan biri olduğu için sürgün edildi» cümlesi neden yanlıştır? Onun siyasi görüşü Genç Osmanlılardan nasıl ayrılır?
  5. (Kazanım 4) Müşâhedât'ın önsözünde ve ilk cümlesinde yazar okura nasıl seslenir? «Arzuhalcilik mi?» sahnesi yazarlık mesleği hakkında ne söyler?

Cevaplar

  1. Midhat Paşa Rusçuk'ta ona ilk memuriyetini verdi, adını verdi, Fransızca çalışmaya teşvik etti ve Tuna gazetesinde muharrir, sonra başmuharrir olmasını sağladı; Bağdat'a giderken onu yanında götürdü. Bağdat'ta ez-Zevrâ'yı yönetti; Osman Hamdi Bey'den Batı kültürünü, başka dostlarından medrese ve Doğu ilimlerini öğrendi; ilk kitaplarını orada yazdı. 1873'te Genç Osmanlılarla ilgisi olmadığı hâlde Rodos'a sürüldü; üç yıl orada kaldı, çocuklar için bir okul açıp ders verdi, ders kitaplarını ve ilk romanlarını yayımlamaya başladı.
  2. Okay'a göre Ahmet Mithat hemen her konuya duyduğu ilgiyi ve merakı okura aşılamak istiyordu; bu yüzden roman, hikâye ve tiyatronun yanında ders kitapları, ansiklopedik tarih ve coğrafya külliyatları, felsefe ve din tartışmaları, gezi ve hatırat yazdı. Kendi matbaası, kitapları başka bir yayıncıya muhtaç olmadan basıp dağıtmasını sağladı; Tercümân-ı Hakîkat ise romanlarını tefrika ettiği ve okurla düzenli bağ kurduğu uzun ömürlü bir sütundu.
  3. İstitrat, anlatıcının hikâyeyi durdurup konu dışı bir bilgi ya da yorum eklemesidir. Romanın akışını bozduğu, sanatı bilgiye feda ettiği için çok eleştirilmiş, alay konusu olmuştur. Okay bu tavrı ve okurla diyalog alışkanlığını, yazarın okura bilgi ve merak aşılama kaygısıyla açıklar. Ayrıca meddah hikâyelerinin, orta oyununun ve Karagöz'ün anlatma ve diyalog tarzının romanlarını yer yer süslediğini söyler: meddah da dinleyiciyle konuşur, hikâyeyi durdurup yorum ekler.
  4. Okay'a göre Ahmet Mithat'ın Genç Osmanlılarla ilgisi yoktu; onların arasında sürgüne gönderildi. Muhtemel sebep, bir yazısı yüzünden Basîret gazetesinin onu İslâm aleyhtarlığıyla suçlamasıydı. Siyasi görüşü de farklıydı: Genç Osmanlılar meşrutiyeti, yani bir rejim değişikliğini savunurken o, eğitim ve kültür belli bir seviyeye gelmeden rejim meselelerini öne çıkarmanın zararlı olacağına inanıyordu; hürriyeti sınırlı bir kavram olarak düşündü ve II. Abdülhamid'in yönetimini savundu.
  5. Önsözde romanı doğrudan «karilerime» sunar; iddiasını bir beyanname gibi değil, bir sohbet gibi söyler ve kendisinin romanın içinde bulunmasını gerçekliğin en büyük dayanağı sayar. İlk cümle «Malum a», yani «bilirsiniz ya» diye başlar; yazar okurun kendisini tanıdığını varsayar ve onunla ortak bir yakınlık kurar. «Arzuhalcilik mi?» sorusu, kendini «yazıcılık» mesleğiyle tanıtan yazarın bu mesleğin herkesçe bilinmediğini fark etmesini gösterir; yazar kendi şöhretiyle alay eder. Bu sahne, okur yaratmanın önce yazarlığın ne olduğunu anlatmayı gerektirdiğini düşündürür.

Okuma

  • M. Orhan Okay'ın «Ahmed Midhat Efendi» maddesi (DİA 2) — hayatı, düşüncesi ve eserleri.
  • Ahmet Mithat, Müşâhedât — Anadolu Üniversitesi edisyonu (2018); önsözü ve ilk bölümü okuyun.
  • Müşâhedât'tan bir bölüm seçin ve anlatıcının okura doğrudan seslendiği cümleleri işaretleyin. Bu cümleler çıkarılsa bölüm neyini kaybeder, neyini kazanır?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:10 Soğuk açılış: 1871, Tahtakale'de bir ev; salonda bir el baskı makinesi. Bir adam yazıyor, bir çocuk harf diziyor, bir kadın kâğıtları katlıyor. Kapıdan çıkan kitap paketleri.
  • 1:10–1:40 Büyük soru: boş bir kahvehane masası; üstüne bir gazete bırakılır, masanın çevresi yavaş yavaş dolar.
  • 1:40–3:40 Bağlam: Tophane'de bir esnaf dükkânı; Tuna kıyısında bir vilayet konağı; Bağdat'ta bir sohbet meclisi, bir ressam ve bir medrese hocası. Sonra bir gemi Rodos'a gider; bir avluda çocuklara ders veren bir adam.
  • 3:40–6:00 Ana anlatı — Bir yayın makinesi: raflarda çoğalan kitaplar; Tercümân-ı Hakîkat başlığı; ansiklopedi ciltleri üst üste yığılır.
  • 6:00–8:30 Ana anlatı — İstitrat: bir roman sayfası akarken aniden durur, kenarda bir not balonu açılır. Ardından bir kahvehanede mendiliyle hikâye anlatan bir meddah; iki sahne üst üste biner.
  • 8:30–10:00 Ana anlatı — Batı ile Doğu: bir terazinin iki kefesinde iki şehir silueti; ortada bir kalem.
  • 10:00–12:40 Metin anı: bir Boğaz vapurunda defteri dizinde bir yolcu; «Beykoz» iskelesi. Sonra bir oda: kendini tanıtan yazar ve şaşkın bir genç; «Arzuhalcilik mi?» yazısı ekranda asılı kalır.
  • 12:40–13:30 Cevap ve bağlantı: gazete sayfasından çıkan bir el okura uzanır.
  • 13:30–14:00 Kapanış kancası: iki genç karşı karşıya; biri alafranga kıyafetli ve aynaya bakıyor, öbürü masada kitap okuyor.

Telaffuz

  • Ahmet Mithat: «ah-MET mit-HAT»; Midhat Paşa: «mit-HAT pa-ŞA»; ez-Zevrâ: «ez-zev-RAA»; Hâce-i Evvel: «haa-ce-i ev-VEL»; Kıssadan Hisse: «kıs-sa-DAN his-SE»; Letâif-i Rivâyât: «le-taa-i-fi ri-vaa-YAAT»; Tercümân-ı Hakîkat: «ter-cü-maa-nı ha-kii-KAT»; Müşâhedât: «mü-şaa-he-DAAT»; Basîret: «ba-sii-RET».
  • istitrat: «is-tit-RAAT»; kari: «kaa-Rİ»; muharrir-i aciz: «mu-har-ri-ri aa-CİZ»; medar-ı azam: «me-daa-rı a-ZAM»; tebşir: «teb-ŞİR»; arzuhalcilik: «ar-zu-hal-ci-LİK».
  • Osman Hamdi: «os-MAN ham-Dİ»; Rodos: «RO-dos»; Beykoz: «bey-KOZ»; Refet Bey: «re-FET BEY»; Siranuş Hanım: «si-ra-NUŞ ha-NIM»; Zola: «zo-LA»; Paul de Kock: «pol dö KOK».
  • M. Orhan Okay: «or-HAN o-KAY»; Ezgi Arslan: «ez-Gİ ars-LAN»; Mustafa Ever: «mus-ta-FA e-VER»; Gönül Yüksel: «gö-NÜL yük-SEL»; Emine Kolaç: «e-mi-NE ko-LAÇ».