Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Ziya Paşa çocukken âşık şiiriyle, kalemde Fatin Efendi'den aruzla tanıştı; saray kâtipliğine yükseldi, Âli Paşa ile düşmanlığı yüzünden taşraya gönderildi, Amasya'da geniş bir imar hareketi yürüttü ve 1867'de Namık Kemal'le Avrupa'ya kaçtı.
- Londra'da Hürriyet'i çıkardı, Âli Paşa'ya ağır yazılar yüzünden tutuklandı, Cenevre'de gazeteyi sürdürdü; Zafernâme ve Rüyâ ile Âli Paşa'yı hicvetti. 1871'den sonra devlete döndü; V. Murad döneminde azledildi, Kānûn-ı Esâsî heyetinde çalıştı, Suriye, Konya ve Adana valisi oldu, 1880'de Adana'da öldü.
- Terci-i Bend (Avrupa öncesi) Cebriyye anlayışıyla insanın aczini işler; Tanpınar'a göre dinden metafiziğe geçiş noktasında kalmış bir ürpermedir. Terkîb-i Bend (1870, Avrupa) birçok parçası atasözü olmuş bir polemik eseridir ve Batılılaşma adına yapılanları eleştirir.
- «Şiir ve İnşâ» (1868) ile Harâbât önsözü (1874) arasındaki tezat, Ziya Paşa'nın tutarsızlıkla suçlanmasına yol açtı. Donbay makaledeki iki yanlışı gösterir, ama çelişkiyi Tanzimat'ın «ikilik» ruhuyla açıklar; Tanpınar makaleyi saf Türkçe cereyanının yol açıcılarından sayar.
- Terci-i Bend'in açılış beyitlerinde kâinat önce okunacak bir kitap, sonra insanı öğüten bir değirmendir; görünen her şey bir uyku, hayal ya da masal olabilir. Her bend aynı tesbih beytine dönerek soru ile teslimiyet arasında gidip gelen bir yapı kurar.
Kazanımlar
- Ziya Paşa'nın saray kâtipliğinden sürgüne, sürgünden valiliğe uzanan hayatını ve devletle kurduğu çift yönlü ilişkiyi anlatabilir.
- Terci-i Bend ile Terkîb-i Bend'i biçimleri, yazıldıkları dönem ve konuları bakımından karşılaştırabilir.
- Ziya Paşa'nın dil ve şiir üzerine birbiriyle çelişen görüşlerini ve bu çelişki hakkındaki farklı değerlendirmeleri tartışabilir.
- Terci-i Bend'den seçilen beyitlerde kâinat karşısındaki hayreti ve insanın aczini, vâsıta beytinin işlevini göstererek okuyabilir.
Video metni
Soğuk açılış
17 Mayıs 1880, Adana. Şehrin valisi elli bir yaşında ölür. Abdullah Uçman'ın anlattığına göre bu vali Adana'da önce bir tiyatro binası yaptırmış, temsiller vermesi için İstanbul'dan bir tiyatro topluluğu getirtmiştir. Hayatının son yıllarında Molière'in Tartuffe'ünü manzum olarak çevirmeyi de bu tiyatroda oynatmak için tamamlamıştır.
Aynı adam, yirmi yıl kadar önce İstanbul'un meyhanelerinde ve kahvehanelerinde eski tarzda gazeller yazan bir şairdi. Adı, aruzla yazılmış bir manzumesiyle yayılmıştı. Ve arada, Londra'da bir gazetede, Osmanlıların kendi şiirinin divanlarda değil, halkın arasında olduğunu yazmıştı.
Ölen vali Ziya Paşa'dır. Uçman'a göre yeni Türk edebiyatının kurucularından biri sayılır; ama başka araştırmacılar onu divan şiirinin son temsilcilerinden biri olarak da anar.
Büyük soru
207-04'te Namık Kemal'in «vatan» ve «hürriyet»i bir heyecan diline nasıl çevirdiğini gördük. 1867'de onunla birlikte kaçan arkadaşı başka bir soru bırakır: bir şair hem eskinin son temsilcisi hem de yeninin kurucusu nasıl sayılır? Bu bir tutarsızlık mıdır, yoksa bir dönemin kendisi mi?
Bağlam
Uçman'a göre Ziya Paşa İstanbul Kandilli'de doğar; asıl adı Abdülhamid Ziyâeddin'dir. Çocukken lalasının teşvikiyle Âşık Ömer'i ve Gevherî'yi okur, Âşık Garip ve Kerem hikâyelerini sever, onlara nazireler yazar. Sadâret Mektûbî Kalemi'ne kâtip olunca Fatin Efendi'den aruzu öğrenir ve halk şiirinden çok daha zengin bir şiir dünyası bulduğunu düşünür; eline geçen divanları okumaya başlar.
1856'da saraya, Mâbeyn-i Hümâyun kâtipliğine girer. Fransızca öğrenir, bir Endülüs tarihi çevirir; bir yandan da Uçman'ın deyişiyle siyasette yükselme hırsına kapılır. Sadrazam Âli Paşa ile arası açılır ve bu düşmanlık hayatının geri kalanını belirler. Kıbrıs'a, Amasya'ya, Canik'e mutasarrıf olarak gönderilir. Uçman'a göre Amasya'da hükümet konakları, mektepler ve saat kuleleriyle anılacak geniş bir imar hareketi yürütür.
1867'de ikinci kez Kıbrıs'a atanınca istifa eder ve Namık Kemal'le birlikte Avrupa'ya kaçar.
Ana anlatı — Muhalif ve memur
Avrupa'da Ziya Paşa, Namık Kemal'le birlikte Londra'da Hürriyet gazetesini çıkarır. Uçman'a göre bu dönemde hükümeti eleştirse de siyasi mücadeleyi kişisel bir meseleye dönüştürmez; ama Namık Kemal gazeteden ayrıldıktan sonra doğrudan Âli Paşa'yı hedef alan ağır yazılar yayımlamaya başlar. Bir yazısı yüzünden, Bâbıâli'nin başvurusu üzerine İngiliz hükümeti tarafından tutuklanır. Kefaletle çıkınca Cenevre'ye geçer ve gazeteyi orada taş baskıyla sürdürür.
Bu yıllarda iki hiciv yazar. Zafernâme, Âli Paşa'nın Girit meselesini çözüp muzaffer bir edayla dönüşünü, onu övüyormuş gibi görünerek alaya alır; Uçman'a göre tehzîl sanatının bütün özelliklerini gösteren bir örnektir. Rüyâ ise bir rüya anlatısı içinde ülkenin sıkıntılarını Âli Paşa'nın yönetimine bağlar.
Sonra rüzgâr döner. Uçman'a göre Âli Paşa 1871'de ölünce Ziya Paşa, Sultan Abdülaziz'e sunduğu bir kasidenin yumuşattığı havada İstanbul'a döner. Devlet görevlerine yeniden girer. 1876'da V. Murad tahta çıkınca saraya başkâtip olur, ama Namık Kemal başta olmak üzere sürgünlerin affı iradesini sadrazama bildirmekte aceleci davrandığı gerekçesiyle hemen azledilir. II. Abdülhamid döneminde Kānûn-ı Esâsî'yi hazırlayan heyette çalışır. Sonra vezir rütbesiyle önce Suriye'ye, ardından Konya'ya ve Adana'ya vali gönderilir. Uçman'a göre Suriye'ye atanması, İstanbul mebusluğuna aday olacağı söylentilerinin hemen ardından gelir.
Hayatının deseni açıktır: sarayda kâtip, taşrada imar yapan bir idareci, Londra'da bir muhalif, Cenevre'de bir hicivci, sonra yeniden vezir. Ziya Paşa devletin hem içinde hem karşısında yaşar.
Ana anlatı — İki manzume: hayret ve polemik
Uçman'a göre Ziya Paşa'nın her devirde en çok okunan ve beğenilen eserleri, eski tarzda yazdığı manzumeleridir. İkisi öne çıkar.
İlki Terci-i Bend'dir. Avrupa'ya gitmeden önce yazılır ve Uçman'a göre ona asıl şöhretini kazandırır. Konusu kâinatın büyüklüğü karşısında insanın aczidir; Uçman'a göre İslâm düşüncesindeki Cebriyye anlayışı doğrultusunda bütün varlığın kader karşısındaki mutlak aczini dile getirir ve Nâbî'den beri süren bir geleneğin son halkası sayılmıştır. Çapan Özdemir'in aktardığına göre Tanpınar bu şiiri, kendisi kadar devri için de önemli bir belge sayar ve onu dinden metafiziğe geçiş noktasında kalmış bir ürpermeye benzetir.
İkincisi Terkîb-i Bend'dir. Uçman'a göre 1870'te Avrupa'dayken yazılır, onar beyitlik on iki bentten oluşur ve birçok parçası atasözü hâline gelir. Rûhî-yi Bağdâdî'nin on altıncı yüzyılda açtığı çığırın bir devamı kabul edilir. Tanpınar'ın ifadesiyle, bütün meyhane havasına rağmen bir polemik eseridir. Uçman'a göre Ziya Paşa bu manzumede ve bazı gazellerinde, Tanzimat'tan sonra Batılılaşma adına yapılan yenilikleri eleştirir.
Burada ilk çelişki belirir: Avrupa'da, meşrutiyet için gazete çıkaran bir muhalif, eski bir nazım biçimiyle, Batılılaşma adına yapılanları eleştiren bir şiir yazar. Uçman'ın genel yargısı da bununla uyumludur: Ziya Paşa'nın fikirleri eskilerden ayrılır, ama şekil ve muhteva bakımından bir yenilik hareketine girişmemiştir.
Ana anlatı — Tutarsızlık mı, bir dönemin ikiliği mi?
102-10'da Ziya Paşa'nın 1868'de Londra'da yazdığı «Şiir ve İnşâ» makalesini okumuş, divan şiirini İran'ın taklidi sayıp asıl şiiri halkın deyişlerinde aradığını, birkaç yıl sonra Harâbât antolojisinin önsözünde ise divan şairlerini övdüğünü görmüştük. Uçman bu ikinci metnin sertliğini de kaydeder: Ziya Paşa orada halk şairlerinin eserlerini eşek anırmasına benzetir. Uçman'a göre bu tezat, kader arkadaşı Namık Kemal'den başlayarak eleştirilmiş ve onun tutarsızlıkla suçlanmasına yol açmıştır.
Ali Donbay makaleye iki itiraz daha ekler. Birincisi: Ziya Paşa'nın taklit saydığı şarkı, divan edebiyatında Türk şairlerinin geliştirdiği millî bir biçimdir. İkincisi bir tarih yanlışıdır: makale Hoca Abdülkadir ile Itrî'yi Nedim ve Vâsıf'ın şarkılarını besteleyenler arasında sayar, oysa bu bestekârlar o şairlerden önce yaşamıştır. Uçman bir üçüncü noktayı hatırlatır: Ziya Paşa bu makaleyi, savunduğu anlaşılır dille yazamamıştır.
Peki çelişki nasıl yorumlanmalı? Donbay'a göre Ziya Paşa Tanzimat'ın «ikilik» ruhunu mizacında olduğu kadar fikrî ve edebî şahsiyetinde de bütünüyle yaşamıştır. Donbay'ın önerisi iki şeyi birlikte yapmaktır: onu kendi kuşağının klasik edebiyata en sadık kalanlarından biri olarak bir divan şairi gibi değerlendirmek ve yeniliğin ilk dönemindeki rolünün hakkını vermek. Donbay'ın aktardığına göre Tanpınar da «Şiir ve İnşâ»yı Türkçe üzerine Namık Kemal'den sonraki ikinci büyük düşünüş sayar ve Ziya Paşa'yı «saf Türkçe cereyanının en büyük yol açıcılarından biri» olarak görür.
Bu iki okuma birbirini dışlamaz. Biri tutarsızlığı bir kusur olarak görür, öbürü bir dönemin belgesi olarak. Hangisinin daha ikna edici olduğu, bir yazardan tutarlılık mı yoksa tanıklık mı beklediğimize bağlıdır.
Yaygın yanlış«Ziya Paşa önce divan şiirini reddeden bir yenilikçiydi, yaşlanınca eskiye döndü.»
Tarihler bu düz çizgiye uymaz. Uçman'a göre Terci-i Bend Avrupa öncesinde, «Şiir ve İnşâ» 1868'de Londra'da, eski biçimdeki Terkîb-i Bend ise 1870'te yine Avrupa'da yazılmıştır: divan şiirini eleştiren makaleden iki yıl sonra, aynı sürgünlükte. Harâbât 1874'te gelir. Eski ile yeni, Ziya Paşa'da art arda gelen iki dönem değil, aynı yıllarda yan yana duran iki yazma biçimidir.
Metin anı
Terci-i Bend'in açılış sayfasından beyitler ve her bendin sonunda tekrarlanan vâsıta beyti:
Bu kârgâh-ı sun' acep dershanedir,
Her nakış bir kitâb-ı ledünden nişanedir.
Gerdûn bir âsiyâb-ı felâketmedârdır,
Gûyâ içinde âdemî âvâre dânedir.
…
Tahkik olunsa nakş-ı temâsîl-i kâinat
Ya hâb ü ya hayâl ü yahut bir fesânedir.
…
Sübhâne men tehayyere fî sun'ihi'l-ukūl
Sübhâne men bi-kudretihî yu'cizü'l-fühûl
İlk beyit bir benzetmeyle açılır: kâinat bir «dershane»dir. Her nakış, yani her görünen şey, okunacak bir işarettir. Bu, divan şiirinin tanıdık bir düşüncesidir: âlem bir kitaptır.
Ama ikinci beyitte benzetme kararır. Felek artık bir kitap değil, bir değirmendir; insan onun taşları arasında dönen bir tanedir. «Âvâre», yani başıboş kelimesi önemlidir: tane nereye gittiğini bilmez. Okunacak bir kitap ile ezen bir değirmen aynı bendin içinde yan yana durur. Tanpınar'ın «ürperme» dediği şey belki de bu yan yana duruştur.
Üçüncü beyit bir adım daha atar: kâinatın suretleri araştırılırsa elde kalan bir uyku, bir hayal ya da bir masaldır. Çapan Özdemir bu beyti tasavvufun, yaratılmışları gerçek varlığın gölgesi sayan görüşüyle açıklar. Beyit hem bir inanç cümlesi hem de bir şüphe cümlesi gibi okunabilir. Hangisi olduğuna şiir karar vermez.
Kararı vâsıta beyti verir. Her bend, ne kadar karanlık bir soruyla biterse bitsin, aynı Arapça tesbihe döner: akılları hayrete düşüren, bilginleri âciz bırakan yaratıcıya. Çapan Özdemir'e göre bu beyit o kadar beğenilmiştir ki Osmanlı kültüründe bir tür vecize hâline gelmiştir. Terciibendin biçimi burada bir anlam kazanır: şair dolaşır, sorar, şüphelenir, ama her seferinde aynı kapıya döner. Soru ile teslimiyet arasında gidip gelen bu yapı, Ziya Paşa'nın hayatının da bir özeti gibidir.
Cevap ve bağlantı
Bir şair hem eskinin son temsilcisi hem yeninin kurucusu nasıl sayılır? Ziya Paşa'da iki şey ayrı yerlerde durur. Şiirinde eski biçimlere, eski imgelere ve eski bir dünya görüşüne sadıktır; en çok okunan eserleri bunlardır. Düşüncesinde ve düzyazısında ise yeni sorular sorar: şiirimiz kimin şiiri, dilimiz kimin dili, devleti kim denetler?
Kursun sorusu açısından Ziya Paşa'nın hayatı bir uyarıdır: reformun aracı olan yazarlar, devletle tek bir ilişki kurmadı. Ziya Paşa devletin kâtibi, eleştirmeni, sürgünü ve valisi oldu. Edebiyatı da aynı ikilikle yazdı.
Kapanış kancası
«Şiir ve İnşâ»nın sonunda Ziya Paşa, millî yazının tanımını verir: eli kalem tutan, zihnindeki muradını iyi kötü kâğıda geçirebilmelidir. Bu tanımı gerçekten uygulayan, geniş bir okur kitlesi için hızla ve çok yazan yazar kimdi? Akün'ün aktardığına göre 1873'te Namık Kemal'le birlikte sürgün yoluna çıkarılanlardan biri, gemide, veliahtı hiç tanımadığı hâlde arkadaşlarının hesabına cezalandırıldığını söyleyip hayıflanıyordu. O yazar, okuru nasıl yarattı?
Özet kartı
- Ziya Paşa çocukken âşık şiiriyle, kalemde Fatin Efendi'den aruzla tanıştı; saray kâtipliğine yükseldi, Âli Paşa ile düşmanlığı yüzünden taşraya gönderildi, Amasya'da geniş bir imar hareketi yürüttü ve 1867'de Namık Kemal'le Avrupa'ya kaçtı.
- Londra'da Hürriyet'i çıkardı, Âli Paşa'ya ağır yazılar yüzünden tutuklandı, Cenevre'de gazeteyi sürdürdü; Zafernâme ve Rüyâ ile Âli Paşa'yı hicvetti. 1871'den sonra devlete döndü; V. Murad döneminde azledildi, Kānûn-ı Esâsî heyetinde çalıştı, Suriye, Konya ve Adana valisi oldu, 1880'de Adana'da öldü.
- Terci-i Bend (Avrupa öncesi) Cebriyye anlayışıyla insanın aczini işler; Tanpınar'a göre dinden metafiziğe geçiş noktasında kalmış bir ürpermedir. Terkîb-i Bend (1870, Avrupa) birçok parçası atasözü olmuş bir polemik eseridir ve Batılılaşma adına yapılanları eleştirir.
- «Şiir ve İnşâ» (1868) ile Harâbât önsözü (1874) arasındaki tezat, Ziya Paşa'nın tutarsızlıkla suçlanmasına yol açtı. Donbay makaledeki iki yanlışı gösterir, ama çelişkiyi Tanzimat'ın «ikilik» ruhuyla açıklar; Tanpınar makaleyi saf Türkçe cereyanının yol açıcılarından sayar.
- Terci-i Bend'in açılış beyitlerinde kâinat önce okunacak bir kitap, sonra insanı öğüten bir değirmendir; görünen her şey bir uyku, hayal ya da masal olabilir. Her bend aynı tesbih beytine dönerek soru ile teslimiyet arasında gidip gelen bir yapı kurar.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Terciibend | Strophic poem with a repeated linking couplet | Her bendin sonunda aynı vâsıta beytinin tekrarlandığı nazım biçimi |
| Terkibibend | Strophic poem with varying linking couplets | Her bendin sonundaki vâsıta beytinin farklı olduğu nazım biçimi |
| Vâsıta beyti | Linking couplet | Bentleri birbirine bağlayan, bendin sonundaki beyit |
| Tehzîl | Mock-praise satire | Övgü biçiminde yazılmış alaycı hiciv |
| Cebriyye | The Jabriyya | İnsanın fiillerinde gerçek iradesi olmadığını savunan kelâm görüşü |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Ziya Paşa'nın devletle ilişkisi hangi evrelerden geçti? Bu evrelerden birinde muhalif, birinde memur olarak ne yaptı?
- (Kazanım 2) Terci-i Bend ile Terkîb-i Bend biçim, yazılış dönemi ve konu bakımından nasıl ayrılır?
- (Kazanım 3) «Şiir ve İnşâ» ile Harâbât önsözü arasındaki tezat nedir? Donbay makaleye hangi iki itirazı yöneltir?
- (Kazanım 3) Ziya Paşa'nın çelişkileri hangi iki biçimde değerlendirilebilir? Donbay'ın önerisi nedir?
- (Kazanım 4) Terci-i Bend'in açılış beyitlerinde kâinat hangi iki benzetmeyle anlatılır? Vâsıta beyti bu beyitlere ve bütün şiire ne katar?
Cevaplar
- Önce devletin içindeydi: Sadâret Kalemi'nde kâtip, 1856'dan sonra sarayda Mâbeyn kâtibi oldu. Âli Paşa ile düşmanlığı yüzünden Kıbrıs, Amasya ve Canik'e mutasarrıf gönderildi; Amasya'da hükümet konakları, mektepler ve saat kuleleri yaptırdı. 1867'de Namık Kemal'le Avrupa'ya kaçtı; Londra'da Hürriyet'i çıkardı, Âli Paşa'ya ağır yazılar yazdı, tutuklandı, Cenevre'de gazeteyi sürdürdü, Zafernâme ve Rüyâ ile Âli Paşa'yı hicvetti. 1871'de Âli Paşa ölünce döndü; Şûrâ-yı Devlet'te, Kānûn-ı Esâsî heyetinde çalıştı, V. Murad döneminde kısa bir süre başkâtip oldu ve azledildi; sonra Suriye, Konya ve Adana valisi oldu. Adana'da tiyatro binası yaptırdı ve okullar açtı.
- İkisi de bentlerden oluşur; Terci-i Bend'de her bendin sonundaki vâsıta beyti aynıdır, Terkîb-i Bend'de her bentte farklıdır. Terci-i Bend Avrupa'ya gitmeden önce yazıldı; kâinatın büyüklüğü karşısında insanın aczini Cebriyye anlayışı doğrultusunda işler, Nâbî'den beri süren bir geleneğin son halkası sayılır. Terkîb-i Bend 1870'te Avrupa'da yazıldı; onar beyitlik on iki bentten oluşur, birçok parçası atasözü olmuştur, Rûhî-yi Bağdâdî'nin çığırını sürdürür ve Tanpınar'a göre bir polemik eseridir; Batılılaşma adına yapılan yenilikleri eleştirir.
- 1868'deki «Şiir ve İnşâ»da Ziya Paşa divan şiirini İran'ın taklidi sayar, Türk şiirinin asıl kaynağını halkın deyişlerinde bulur. 1874'teki Harâbât önsözünde ise divan şairlerinin Türk dilinin temellerini attığını söyler ve halk şairlerinin eserlerini eşek anırmasına benzetir. Donbay'ın itirazları şunlardır: taklit sayılan şarkı, divan edebiyatında Türk şairlerinin geliştirdiği millî bir biçimdir; makale Hoca Abdülkadir ile Itrî'yi, kendilerinden sonra yaşamış Nedim ve Vâsıf'ın şarkılarını besteleyenler arasında sayar, bu bir kronoloji yanlışıdır.
- Bir değerlendirme çelişkiyi bir kusur, bir tutarsızlık olarak görür; Namık Kemal'den başlayarak Ziya Paşa böyle eleştirilmiştir. Öbür değerlendirme onu bir dönemin belgesi olarak okur: Donbay'a göre Ziya Paşa Tanzimat'ın «ikilik» ruhunu mizacında, fikrinde ve edebî şahsiyetinde bütünüyle yaşamıştır. Donbay'ın önerisi, onu klasik edebiyata en sadık kalanlardan biri olarak bir divan şairi gibi değerlendirmek ve aynı zamanda yeniliğin ilk dönemindeki rolünün hakkını vermektir.
- Önce bir «dershane» benzetmesi gelir: her nakış ilâhî bir kitaptan bir işarettir, yani âlem okunacak bir kitaptır. Sonra felek bir değirmene, insan onun içindeki başıboş bir taneye benzetilir; âlem artık okunacak değil, insanı öğüten bir şeydir. Ardından kâinatın suretlerinin bir uyku, hayal ya da masal olabileceği söylenir. Vâsıta beyti her bendi aynı tesbihle, akılları hayrete düşüren ve bilginleri âciz bırakan yaratıcıya dönerek bitirir; şiire sorular ne kadar karanlık olursa olsun her seferinde aynı teslimiyete dönen bir yapı kazandırır.
Okuma
- Abdullah Uçman'ın «Ziyâ Paşa» maddesi (DİA 44) — hayatı, siyasi mücadelesi, şiiri ve eserleri.
- Ali Donbay, «Ziya Paşa'nın "Şiir ve İnşâ" Makalesi» — makalenin özeti, yanlışları ve «ikilik» yorumu.
- Funda Çapan Özdemir, «Ziya Paşa'nın Terci-i Bend'inde tasavvuf meseleleri» (RumeliDE 26, 2022).
- Terci-i Bend'in bir bendini okuyun ve vâsıta beytinden hemen önceki beyitle vâsıta beyti arasındaki ton farkını not edin.