Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Tercümân-ı Ahvâl'den önce üç Türkçe gazete vardı: Vekāyi-i Mısriyye (1828), resmî Takvîm-i Vekāyi (1831) ve İngiliz Churchill'in çıkardığı, sultanın maaşıyla yaşayan ve resmî haberleri yayımladığı için bazı kaynaklarda «yarı resmî» sayılan Cerîde-i Havâdis (1840).
- Tercümân-ı Ahvâl, Âgâh Efendi'nin kendi parasıyla 22 Ekim 1860'ta yayımladığı ilk özel Türkçe gazetedir. Başmuharrir Şinasi'nin imzalı mukaddimesiyle imzalı başyazı geleneği başladı; haberler tasnif edildi, habere yorum eklendi, kaynak gösterildi, yanlışlar tekzip edildi.
- İki gazete arasında sert bir rekabet yaşandı; saray ikisini de uyardı. 1861'de «Maarife Dair Bend-i Mahsûstur» yazısı yüzünden Tercümân beş hafta kapatıldı; bu, Türk basınında ilk gazete kapatmasıdır. Ardından Âgâh Efendi'ye Postahâne nâzırlığı verildi; Çakır'a göre amaç muhalefeti yatıştırmaktı.
- Yüksel'e göre üç mukaddime de Avrupa'ya bakar, ama farklı sebeplerle: Takvîm Avrupa'da kamuoyu oluşturmak, Cerîde ilim ve fen, Tercümân bireysel haklar açısından. Kıraathaneler gazetenin dağıtıldığı ve satıldığı yerler oldu.
- Mukaddimenin ilk paragrafı «Mâdem ki… elbette…» kalıbıyla görevlerden hakka geçer: sözle ve kalemle görüş bildirmek halkın «kazanılmış hakkı»dır; kanıtı uygar milletlerin politika gazeteleridir. Son cümle sade dil vaat eder, ama kendisi hâlâ eski kalem üslubundadır.
Kazanımlar
- Tercümân-ı Ahvâl'den önceki Türkçe gazeteleri, Takvîm-i Vekāyi ve Cerîde-i Havâdis üzerinden tanıtabilir; «resmî», «yarı resmî» ve «özel» gazete ayrımını açıklayabilir.
- Tercümân-ı Ahvâl'in kuruluşunu ve habercilikte getirdiği yenilikleri, haber tasnifi, yorum, kaynak gösterme ve tekzip üzerinden anlatabilir.
- İki gazete arasındaki rekabeti, 1861'deki ilk gazete kapatmasını ve Âgâh Efendi'ye verilen görevi, «bağımsız gazete» kavramının sınırlarını gözeterek tartışabilir.
- Şinasi'nin mukaddimesinin ilk paragrafında görüş bildirmenin nasıl bir «hak» olarak gerekçelendirildiğini, metnin kelimelerini göstererek okuyabilir.
Video metni
Soğuk açılış
İstanbul, 1861 baharı. Bâbıâli bir gazete sahibini çağırır ve ona matbaasının kapatıldığını bildirir. Hamza Çakır'ın ansiklopedi maddesine göre sebep, gazetenin 34. sayısında çıkan, eğitimdeki aksaklıkları konu alan ve siyasi bir yanı da bulunan bir yazıdır: «Maarife Dair Bend-i Mahsûstur». Yazı Ziya Paşa'ya atfedilir. Çakır'a göre bu, Türk basın tarihinde bir gazetenin ilk kez kapatılmasıdır.
Haberi okurlarına memnuniyetle veren bir gazete vardır. Yirmi yıldır meydanda tek başına olan Cerîde-i Havâdis, 153. sayısında rakibinin yazarının yetkisini aşarak hareket ettiğini ve Bâbıâli'ye çağrıldığını duyurur.
Kapatma 12 Mayıs'tan 17 Haziran'a kadar sürer. Gazete yeniden çıktığında 44. sayısında Cerîde'ye cevap verir: tek başına kalmanın zevki uzun sürmemiştir.
Büyük soru
207-01'de 1860'ı edebî Tanzimat'ın başlangıcı yapan şeyin bir gazete olduğunu görmüştük. Bu ünitenin sorusu o gazetenin içine bakıyor: bir gazete yaprağı nasıl bir sultanın hükümetini tedirgin eder? Okurlarını bir «kamuoyu»na çeviren şey, bir sayfanın hangi özelliğidir?
Bağlam
Tercümân-ı Ahvâl ilk Türkçe gazete değildir. Ziyad Ebüzziya'nın DİA maddesine göre Mısır'da 1828'de Vekāyi-i Mısriyye, İstanbul'da 1831'de Takvîm-i Vekāyi çıkmıştı. Birincisi Mısır valisinin, ikincisi devletin gazetesiydi. Süheyla Yüksel'e göre Takvîm-i Vekāyi'nin hedefi, yapılan ıslahatlar hakkında halkı aydınlatmak ve Avrupa'da kamuoyu oluşturmaktı.
Üçüncü Türkçe gazetenin hikâyesi ise bir av kazasıyla başlar. Ebüzziya'ya göre İzmir'e yerleşmiş İngiliz tüccar William Churchill, 1836'da Moda'da avlanırken bir çocuğu yaralar ve tutuklanır. Olay bir elçilik notasıyla siyasileşir; Churchill serbest bırakılır ve kendisine tazminat olarak bir nişan, bir ihracat izni ve gazete yayımlama imtiyazı verilir.
Churchill'in Cerîde-i Havâdis'i 31 Temmuz 1840'ta çıkar. Ebüzziya'ya göre resmî gazete azınlık gazetelerinin seviyesine ulaşamadığı için Sultan Abdülmecid bu gazeteyi destekler: harfleri ve musahhihleri Takvimhâne'den gelir. Satışı yüz elliyi aşmaz ve gazete 1843'te kapanır; sultan Churchill'e aylık üç bin kuruş bağlayınca yeniden çıkar. Resmî haberler de ona verilmeye başlanır. Bu yüzden Ebüzziya'ya göre bazı kaynaklar onu «yarı resmî» sayar. Hükümetle ilgili haberler hiçbir yorum yapılmadan basılır.
Ana anlatı — Bir dilekçe ve yeni bir sayfa
Çakır'a göre Âgâh Efendi, Meclis-i Maârif'e verdiği dilekçede ülkede yerli ve yabancı tebaanın Arapça, Türkçe ve başka dillerde gazete çıkardığını hatırlatır ve bütün gideri ve geliri kendisine ait olmak üzere Türkçe bir gazete çıkarmak istediğini bildirir. Meclisin raporu, devletin «bende»lerinden birinin gazete çıkarmaya heves etmesini övgüye değer bulur ve ruhsat verilmesini uygun görür.
İlk sayı 22 Ekim 1860'ta çıkar. Başmuharrir Şinasi'dir; Çakır'a göre gazetenin kimliğini asıl belirleyen odur. Birinci sayıdaki «Mukaddime»yi o yazar ve altına adını koyar. Çakır'a göre Türk basınında imzalı başyazı geleneği böyle başlar.
Gazete önce yalnız pazar günleri, kırka elli beş santimlik büyük bir boyda çıkar. İlgi büyüktür: 25. sayıdan sonra boyu küçülür, haftada üç, sonra beş kez yayımlanır; 740. sayıdan itibaren cuma dışında her gün çıkar.
Yenilik sayfanın düzenindedir. Çakır'a göre haberler «havâdis-i dâhiliyye» ve «havâdis-i hâriciyye» diye iki ana başlıkta toplanır, altları bölgelere ve konulara göre ayrılır. Haberlere yorum eklenir. Her sayının birinci sayfasında ilan ücretleri yazar. Ve Çakır'ın belki en önemli yenilik saydığı şey: haberin kaynağı gösterilir. İç haberlerde bölge gazeteleri, mektuplar ve telgraflar, dış haberlerde Times, La Patrie, Levant Herald gibi gazeteler anılır.
Kaynak gösteren gazete bir şey daha yapar: yanılabileceğini kabul eder. Çakır'a göre Tercümân-ı Ahvâl gazetecilikte en önemli şartın tarafsızlık olduğunu vurgular ve yanlış bir haber verdiğinde onu tekzip edip doğrusunu yazmaktan çekinmez.
Ana anlatı — Rekabet, kapatma ve bir maaş
Rekabet ilk günden başlar. Ebüzziya'ya göre Tercümân'ın çıkışından on gün sonra, 1 Kasım 1860'ta, Cerîde-i Havâdis Rûznâme adlı günlük bir ilave vermeye başlar. Uzun yıllardır haftalık çıkan gazete, rakibi doğunca günlük bir ek çıkarır.
Çakır'a göre Tercümân'da tefrika edilen bir oyun gazetenin satışını artırınca Cerîde o oyunu okurlarına «kocakarı masalı» diye tanıtır. Tercümân ise bir haberinde Cerîde'nin sahibinin bir İngiliz, kendi sahibinin «ehl-i İslâm» olduğunu yazar. Saray iki gazeteyi de uyarır, rekabet yüzünden sınırı aşan sözlerden kaçınmalarını ister; Tercümân 51. sayısında okurlarından özür diler.
Soğuk açılıştaki kapatma bu ortamda gerçekleşir. Ardından beklenmedik bir adım gelir. Çakır'a göre Âgâh Efendi, muhalefetinin önünü kesmek için 1861'de beş bin kuruş maaşla Postahâne nâzırlığına atanır; sonra vapurların ve Ereğli kömür madeninin yönetimi de ona verilir. Çakır'ın yorumu açıktır: bu imtiyazlar doğrudan gazete için verilmiş görünmese de amaç, basın yoluyla saraya karşı kamuoyunda oluşturulmaya çalışılan muhalefetin önüne geçmek ve gazeteyle barışmaktır. Çakır'a göre bu açıdan Tercümân'ın da devletten yardım aldığı söylenebilir.
Çakır'ın cümlesinde bir kelime dikkati çeker: «kamuoyu». Sarayın bir gazeteciye nâzırlık vermesi, gazetenin bir güç hâline geldiğinin kabulüdür. Susturulamayan bir ses, devletin içine alınır.
Yaygın yanlış«Tercümân-ı Ahvâl ilk Türkçe gazetedir ve devletten tamamen bağımsızdır.»
Ondan önce Vekāyi-i Mısriyye (1828), Takvîm-i Vekāyi (1831) ve Cerîde-i Havâdis (1840) vardı; Ebüzziya'ya göre muhabir, ilave, okuyucu mektubu ve savaş muhabirliği gibi pek çok yenilik de, «gazete» kelimesinin ilk kullanımı da Cerîde'ye aittir. Tercümân'ın «ilk»liği, bir Türk vatandaşının kendi parasıyla yayımladığı ilk özel Türkçe gazete olmasıdır. Bağımsızlığı da mutlak değildir: ruhsatı Meclis-i Maârif'ten aldı, saraydan uyarı yedi, bir kez kapatıldı ve sahibine devlet memuriyeti verildi. Çakır'a göre bu açıdan onun da devletten yardım aldığı söylenebilir.
Ana anlatı — Kamuoyu bir sayfada nasıl doğar?
Yüksel üç mukaddimeyi yan yana koyar ve üçünün de gözünü Avrupa'ya çevirdiğini, ama farklı sebeplerle çevirdiğini gösterir. Takvîm-i Vekāyi Avrupa'da kamuoyu oluşturmak ister. Cerîde-i Havâdis Osmanlı'yı Avrupa ile karşılaştırır ve Avrupa'nın başarısını ilim ve fen tahsil edenlerin çokluğuyla açıklar. Tercümân-ı Ahvâl ise karşılaştırmayı bireysel haklar ve hürriyetler açısından yapar ve gelişmiş ülkelerde çıkarılan politika gazetelerini iddiasına kanıt gösterir.
Fark, okurun yerindedir. Birinci gazetede okur, devletin bilgilendirdiği biridir. İkincisinde merakı uyandırılan ve bilgisi artırılan biridir. Üçüncüsünde ise okur, kendi görüşünü söyleme hakkına sahip biridir. Kamuoyunun bu noktada doğduğu söylenebilir: okur yalnız haber alan değil, fikri sorulabilecek, fikri önemsenecek bir topluluk olarak düşünüldüğünde.
Bu topluluğun fiziksel bir mekânı da vardı. Ebüzziya'ya göre Cerîde-i Havâdis nezaretlere ve elçiliklere olduğu gibi kıraathanelere de dağıtılırdı. Nesimi Yazıcı'ya göre de Şinasi'nin 1862'de çıkardığı Tasvîr-i Efkâr başta yalnız abonelere gönderilirken zamanla gazete satan yerler ortaya çıktı ve bu işi özellikle kıraathaneler üstlendi. Gazete, abonenin evinden kahvehanenin masasına iniyordu.
Yazıcı'ya göre Tasvîr-i Efkâr'ın mukaddimesi bu fikri bir adım daha ileri götürür: toplum hâlinde yaşayan insanların ne istedikleri, ancak onların fikirlerinin tercümanı olan gazetelerden öğrenilebilir. Devletin gazetesi halka yukarıdan bilgi indiriyordu. Yeni gazete, halkın fikrini yukarıya taşıyacağını iddia ediyordu.
Yüksel'in özetiyle Osmanlı basını resmî bir gazeteyle başlar, ama Tercümân-ı Ahvâl'den itibaren basın muhalefetin de merkezi olur.
Metin anı
Şinasi'nin Tercümân-ı Ahvâl'in ilk sayısında yayımlanan mukaddimesinin ilk paragrafı ve son cümlesi:
Mâdem ki bir hey'et-i ictimaiyede yaşayan halk bunca vezaif-i kanuniye ile mükelleftir, elbette kalen ve kalemen kendi vatanının menafiine dair beyan-ı efkâr etmeği cümle-i hukuk-ı müktesebesinden addeyler. Eğer şu müddeaya bir sened-i müsbit aranılacak olsa, maarif kuvveti ile zihni açılmış olan milel-i mütemeddinenin yalnız politika gazetelerini göstermek kifayet edebilir.
… umum halkın kolaylıkla anlayabileceği mertebede işbu gazeteyi kaleme almak mültezem olduğu dahi makam münasebeti ile şimdiden ihtar olunur.
Paragraf bir mantık cümlesiyle açılır: «Mâdem ki… elbette…». Bu kalıp bir öncül ve bir sonuç kurar. Öncül tartışmasızdır: halk kanunlara karşı görevlerle yükümlüdür. Sonuç ise yenidir: görevleri olan halkın hakları da vardır. Şinasi bu hakkı istemez; onu zaten var olan bir şey gibi, bir çıkarım olarak koyar.
Kelimelere bakalım. «Vezaif» görevler, «hukuk» haklar demektir ve ikisi aynı cümlede karşılıklı durur. Yüksel'in dikkat çektiği gibi mukaddime vazife ve hak ekseni etrafında devlet ile birey arasındaki ilişkiye bakarak başlar. Hakkın sıfatı da seçilmiştir: «müktesebe», yani kazanılmış. Görüş bildirmek sultanın bir lütfu değil, halkın edindiği bir haktır.
Sonra bir ikili gelir: «kalen ve kalemen», sözle ve kalemle. Kahvehanedeki konuşma ile gazetedeki yazı aynı hakkın iki yüzü sayılır.
Kanıt da dikkatle seçilmiştir. Şinasi bir dinî metne ya da bir hükümdarın sözüne başvurmaz; «milel-i mütemeddine»nin, uygar milletlerin «politika gazeteleri»ni gösterir. Gazetenin varlığı, gazete çıkarma hakkının kanıtıdır. Bu, Tanzimat aydınının Avrupa'ya bakışının kısa bir özetidir.
Son cümle ise bu hakkın kime ait olduğunu söyler. Gazete «umum halkın kolaylıkla anlayabileceği» bir dille yazılacaktır. Ama cümlenin kendisi bu vaade henüz tam uymaz: «mertebede», «mültezem», «makam münasebeti ile», «ihtar olunur». Vaat yenidir, cümle hâlâ kalem efendisinin cümlesidir. Tayyib Yusuf bu cümlenin, okunması zor Osmanlıcaya bir eleştiri olarak da okunabileceğini düşünür.
Cevap ve bağlantı
Bir gazete yaprağı neden bir hükümeti tedirgin eder? Çünkü o kâğıt, okurunu yeni bir biçimde tanımlar. Takvîm-i Vekāyi için okur, bilgilendirilecek tebaaydı; Tercümân-ı Ahvâl için sözle ve kalemle fikrini söyleme hakkı olan bir halktı. Haberin kaynağını gösteren, yanlışını tekzip eden, habere yorum ekleyen bir gazete, okuruna düşünmeyi de önerir.
Devletin cevabı iki yönlüdür: kapatma ve maaş. İkisi de aynı şeyi kabul eder: gazete artık bir güçtür. Kursun sorusuna bu ünitenin katkısı şudur: devlet Türkçe gazeteyi reformun aracı olarak istedi ve ona ruhsat verdi; ama bu gazete, okuruna haklarından söz ederek devletin tartışılacağı bir alan da açtı.
Kapanış kancası
Mukaddimenin altında bir imza vardı. Aynı adam, aynı gazetenin ilk sayılarında bir de oyun tefrika ediyordu. Bir gazete yazısını sıradan bir haberden ayıran nedir: bir imza mı, bir fikir mi, bir üslup mu? Ve devlet kalemlerinde yetişmiş bir memur, neden hem gazete başyazısı hem de sahne için yazmaya girişir?
Özet kartı
- Tercümân-ı Ahvâl'den önce üç Türkçe gazete vardı: Vekāyi-i Mısriyye (1828), resmî Takvîm-i Vekāyi (1831) ve İngiliz Churchill'in çıkardığı, sultanın maaşıyla yaşayan ve resmî haberleri yayımladığı için bazı kaynaklarda «yarı resmî» sayılan Cerîde-i Havâdis (1840).
- Tercümân-ı Ahvâl, Âgâh Efendi'nin kendi parasıyla 22 Ekim 1860'ta yayımladığı ilk özel Türkçe gazetedir. Başmuharrir Şinasi'nin imzalı mukaddimesiyle imzalı başyazı geleneği başladı; haberler tasnif edildi, habere yorum eklendi, kaynak gösterildi, yanlışlar tekzip edildi.
- İki gazete arasında sert bir rekabet yaşandı; saray ikisini de uyardı. 1861'de «Maarife Dair Bend-i Mahsûstur» yazısı yüzünden Tercümân beş hafta kapatıldı; bu, Türk basınında ilk gazete kapatmasıdır. Ardından Âgâh Efendi'ye Postahâne nâzırlığı verildi; Çakır'a göre amaç muhalefeti yatıştırmaktı.
- Yüksel'e göre üç mukaddime de Avrupa'ya bakar, ama farklı sebeplerle: Takvîm Avrupa'da kamuoyu oluşturmak, Cerîde ilim ve fen, Tercümân bireysel haklar açısından. Kıraathaneler gazetenin dağıtıldığı ve satıldığı yerler oldu.
- Mukaddimenin ilk paragrafı «Mâdem ki… elbette…» kalıbıyla görevlerden hakka geçer: sözle ve kalemle görüş bildirmek halkın «kazanılmış hakkı»dır; kanıtı uygar milletlerin politika gazeteleridir. Son cümle sade dil vaat eder, ama kendisi hâlâ eski kalem üslubundadır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Tercümân-ı Ahvâl | Interpreter of Events | 1860'ta Âgâh Efendi'nin yayımladığı ilk özel Türkçe gazete |
| Cerîde-i Havâdis | Register of Events | 1840'ta Churchill'in çıkardığı, bazı kaynaklarda yarı resmî sayılan gazete |
| Mukaddime | Preface, opening editorial | Gazetenin ilk sayısında amacını ve dilini açıklayan giriş yazısı |
| Tekzip | Correction, denial | Yanlış bir haberi yalanlayıp doğrusunu yazma |
| Kamuoyu | Public opinion | Bir toplumun ortak meseleler hakkındaki görüşlerinin toplamı |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Cerîde-i Havâdis nasıl doğdu ve neden bazı kaynaklarda «yarı resmî» sayılır? Takvîm-i Vekāyi ve Tercümân-ı Ahvâl ile karşılaştırın.
- (Kazanım 2) Çakır'a göre Tercümân-ı Ahvâl haberciliğe hangi yenilikleri getirdi? Kaynak göstermek ile tekzip etmek arasında nasıl bir bağ vardır?
- (Kazanım 3) 1861'deki kapatmayı ve ardından Âgâh Efendi'ye verilen nâzırlığı anlatın. Çakır bu atamayı nasıl yorumlar ve bu yorum «bağımsız gazete» kavramı hakkında ne düşündürür?
- (Kazanım 3) «Tercümân-ı Ahvâl ilk Türkçe gazetedir» cümlesi neden yanlıştır? Onun «ilk»liği tam olarak neye dayanır?
- (Kazanım 4) Mukaddimenin ilk paragrafı görüş bildirmeyi nasıl bir hak olarak gerekçelendirir? «Vezaif», «hukuk-ı müktesebe», «kalen ve kalemen» ve «politika gazeteleri» ifadelerinin işlevini açıklayın.
Cevaplar
- Ebüzziya'ya göre İngiliz tüccar William Churchill 1836'da Moda'da avlanırken bir çocuğu yaralayıp tutuklanınca olay siyasileşti; serbest bırakılan Churchill'e tazminat olarak gazete imtiyazı da verildi. Gazete 1840'ta çıktı; Abdülmecid onu destekledi, harfleri ve musahhihleri Takvimhâne'den geldi, satışı düşük kalınca sultan aylık üç bin kuruş bağladı, resmî haberler de ona verildi. Bu devlet desteği ve resmî haber yayımlaması yüzünden bazı kaynaklarda yarı resmî sayılır. Takvîm-i Vekāyi doğrudan devletin gazetesiydi; Tercümân-ı Ahvâl ise bir Türk vatandaşının kendi parasıyla çıkardığı özel gazeteydi.
- Haberler «havâdis-i dâhiliyye» ve «havâdis-i hâriciyye» başlıklarında toplanıp bölge ve konuya göre ayrıldı; habere yorum eklendi; ilan ücretleri her sayıda birinci sayfada yayımlandı; Çakır'ın belki en önemlisi saydığı yenilik olarak haberin kaynağı gösterildi. Gazete tarafsızlığı en önemli şart saydı ve yanlış haberi tekzip edip doğrusunu yazdı. Kaynak göstermek, haberin nereden geldiğini okurun denetimine açar; tekzip de gazetenin yanılabileceğini kabul etmesidir. İkisi birlikte okuru, haberin doğruluğunu tartabilecek biri olarak görür.
- Ziya Paşa'ya atfedilen, eğitimdeki aksaklıkları konu alan «Maarife Dair Bend-i Mahsûstur» yazısı yüzünden gazete 12 Mayıs–17 Haziran 1861 arasında kapatıldı; Çakır'a göre bu Türk basınında ilk gazete kapatmasıdır. Aynı yıl Âgâh Efendi beş bin kuruş maaşla Postahâne nâzırlığına atandı, sonra başka nâzırlıklar da aldı. Çakır'a göre amaç, basın yoluyla saraya karşı kamuoyunda oluşturulan muhalefeti yatıştırmak ve gazeteyle barışmaktı; bu açıdan Tercümân'ın da devletten yardım aldığı söylenebilir. Bu, «bağımsız» sözünün mutlak değil göreli olduğunu gösterir: gazete kendi parasıyla çıksa da ruhsatı, uyarısı, kapatılması ve sahibinin memuriyetiyle devletle iç içeydi.
- Ondan önce Vekāyi-i Mısriyye (1828), Takvîm-i Vekāyi (1831) ve Cerîde-i Havâdis (1840) çıkmıştı; muhabir, ilave, okuyucu mektubu ve savaş muhabirliği gibi yenilikler ile «gazete» kelimesinin ilk kullanımı da Cerîde'ye aittir. Tercümân'ın ilkliği, bir Türk vatandaşının devletten yardım almadan, kendi parasıyla yayımladığı ilk özel Türkçe gazete olmasına dayanır; imzalı başyazı ve haber kaynağı gösterme gibi yenilikler de ona aittir.
- Paragraf «Mâdem ki… elbette…» kalıbıyla bir çıkarım kurar: halk kanunlara karşı görevlerle (vezaif) yükümlüyse, görüş bildirmek de onun hakkıdır. Hak «müktesebe», yani kazanılmış olarak nitelenir; sultanın lütfu değil, halkın edindiği bir şeydir. «Kalen ve kalemen», sözle ve yazıyla demektir; konuşma ile gazete yazısını aynı hakkın iki biçimi sayar. Kanıt olarak dinî bir metin ya da hükümdar sözü değil, uygar milletlerin «politika gazeteleri» gösterilir; gazetenin kendisi, gazete çıkarma hakkının kanıtı olur.
Okuma
- Hamza Çakır'ın «Tercümân-ı Ahvâl» maddesi (DİA 40) — gazetenin kuruluşu, içeriği ve devletle ilişkisi.
- Ziyad Ebüzziya'nın «Cerîde-i Havâdis» maddesi (DİA 7) — Churchill'in gazetesi ve getirdiği yenilikler.
- Süheyla Yüksel, «Osmanlı Basınının İlk Döneminde Gazete Mukaddimeleri» (Türklük Bilimi Araştırmaları 48, 2020) — Takvîm, Cerîde, Tercümân ve İbret mukaddimelerinin karşılaştırması.
- Mukaddimenin tamamını okuyun ve ilk paragrafı bugünkü Türkçeyle üç kısa cümleye bölün. Hangi kelimeyi çevirmekte en çok zorlandınız?