Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Görgü cemi bir şiir sırasıdır: zâkirin okuduğu düvaz imamla açılır, miraçlamanın Kırklar Meclisi bölümünde semaha kalkılır, Hz. Hüseyin için mersiye okunur, gülbankla kapanır. Türlerin adı çoğu zaman âyinin bir anına işaret eder.
- Zâkir, on iki hizmetten birini yürüten, sazla nefes, deyiş ve düvaz okuyan icracıdır. Satır'a göre kendi eserlerini söyleyen ve yalnızca usta malı okuyan iki zâkir tipi vardır; ikisi de metni her cemde yeniden kurar.
- Zâkir kendi meramını değil, topluluğun geleneksel kalıtını aktarır. Genellikle on dört, on beş yaşında saz çalmaya başlar ve yüzlerce eseri bellekte taşır. Cemde eserin mahlaslı dörtlüğünü okumamak ağır bir kusur sayılır.
- Alevî-Bektaşî geleneği yalnızca sözlü değildir: Buyruk nüshaları, velâyetnâmeler ve cönkler de aktarımın parçasıdır. Aynı on iki hizmet bir kitapta ve bir zâkirin anlatımında farklı sıralarla yaşayabilir. Geleneğin kökeni hakkında da farklı tezler vardır.
- Hatâyî'ye atfedilen «Hizmet Deyişi»ndeki dörtlük, zâkirliği sazla tanımlar, sazı Kur'an'ın sesle okunmasına yaklaştırır ve nakaratında doğrudan zâkire seslenir: şiir, onu söyleyen kişiye kendi görevini hatırlatır.
Kazanımlar
- Görgü cemi örneğinde, bir âyinin akışının hangi şiir türlerini hangi sırayla gerektirdiğini açıklayabilir.
- Zâkirin cemdeki yerini, yetişmesini ve bir gelenek aktarıcısı olarak işlevini anlatabilir.
- Alevî-Bektaşî geleneğinde sözlü ve yazılı aktarımın ilişkisini, Buyruk metinleri ve farklı hizmet listeleri üzerinden tartışabilir.
- Şah Hatâyî'ye atfedilen «Hizmet Deyişi»nden bir dörtlüğü, bir âyinin kendi icracısını tarif eden metin olarak okuyabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Âşık Yusuf Başaran'ın bir sözü var. Ömer Can Satır, zâkirlik geleneği üzerine yaptığı alan çalışmasında onu şöyle aktarır: «Zâkir veya âşık eserin şah beytini okumaz, âşığın adını anmaz ise cinayet işlemiş olur.»
Bu seride sözün şairini nasıl kaybettiğini defalarca gördük: türküde, mânide, halk hikâyesinde. Burada ise bir geleneğin tam tersini buyurduğunu duyuyoruz. Cemde söylenen bir deyişin son dörtlüğü, şairin adını taşıyan dörtlük, atlanamaz. Şairin adı, sözün bir parçasıdır.
Büyük soru
Türleri anlatan 206-07, sözün cem meydanındaki yerini sormuştu: söyleyen kimdir, dinleyen nasıl katılır, hangi şiir hangi anda gelir? Buna bir soru daha eklenir. Alevî-Bektaşî edebiyatı çoğu zaman «sözlü» bir edebiyat olarak anlatılır. Peki bu edebiyat gerçekten yalnız sözle mi aktarıldı? Bir âyin, içinde söylenen şiiri nasıl korur ve nasıl değiştirir?
Bağlam
Bu ünitede birbirine çok yakın iki gelenekten söz ediyoruz. Nilgün Çıblak Coşkun, Alevîlik ile Bektaşîliğin aynı temele dayandıkları için birbirinden ayrılamayacağını ve bugünkü Anadolu Alevîlerinin hemen hepsinin Hacı Bektaş'ı «yol büyüğü» kabul ettiğini yazar. Ama bu yakınlığın nasıl oluştuğu tartışmalıdır; ünitenin sonunda buna döneceğiz.
Adlandırma da bir mesele taşır. İlyas Üzüm, DİA'daki maddesine «Kızılbaş» başlığını verir, ama Osmanlıların bu adı yakın döneme kadar küçültücü bir anlamda kullandığını da not eder. Bu ünitede, topluluğun bugün kendini andığı adla, «Alevî» diyeceğiz.
Üzüm'e göre bu geleneğin inanç yapısını gösteren başlıca kaynaklar üç türlüdür: erken dönem için velâyetnâmeler, sonraki dönem için Buyruk adıyla anılan kitaplar ve şairlerin söylediği deyişler. Üzüm, ilk dönem inanç yapısının şifahi gelenekle aktarıldığını da belirtir. Bu üç kaynak türünden ikisi yazılı, biri sözlüdür; ve üçü de bir âyinin içinde birleşir.
Ana anlatı — Bir âyinin programı olarak şiir
Cemin kendisi bir şiir sırasıdır. Üzüm'ün DİA'da anlattığı görgü cemine bakalım. Görgü cemi, cemlerin en önemlisidir; cuma geceleri dedenin başkanlığında yapılır ve Üzüm'e göre miracı temsil eder.
Tâlipler yaş sırasına göre oturur. Meydan sembolik olarak süpürülür, dedenin önüne seccade serilir, eller yıkanır. Sonra ilk söz gelir: zâkir, içinde on iki imamın adının geçtiği üç nefes okur. Bu sırada erkekler diz çöker, kadınlar ayağa kalkar. Çerağ yakılır; buna «delili uyandırmak» denir. Âşıklar saza başlar, nefesler eşliğinde istiğfar edilir, ardından zikre geçilir.
Şiir, âyinin bir sonraki adımını da belirler. Üzüm'e göre zâkir saz eşliğinde Şah Hatâyî'ye nispet edilen miraçnameyi okur. Miraçnamenin, Kırklar Meclisi'nde canların üzüm şerbetini içip aşkla semaha kalktıklarını anlatan bölümüne gelince semahçılar ortaya atılmış üzümden birer tane alarak semaha başlarlar. Şiir burada bir olayı anlatmakla kalmaz; o olayı meydanda yeniden gerçekleştirir.
Tören ilerledikçe şiirin tonu değişir. Üzüm'e göre zâkir bu kez Hz. Hüseyin için mersiye okur, sâkî herkese birer yudum su verir, dede bir gülbank çeker, kurban yenir ve meclis dağılır. Nefes, miraçlama, mersiye ve gülbank: her biri âyinin bir anına aittir.
Bu yüzden Alevî-Bektaşî edebiyatının türleri, 206-07'de gördüğümüz gibi, çoğu zaman biçimden çok bir yerden ve bir andan ad alır. On iki imamın adını sayan düvaz imam, bir cemin açılışına; miraçlama, semahın başlamasına; mersiye, yas anına aittir. Bir türün adını bilmek, âyinin hangi anında olduğumuzu bilmektir.
Ana anlatı — Zâkir: geleneğin taşıyıcısı
Bu programı yürüten kişi zâkirdir. Üzüm'e göre on iki hizmetten biri zâkirliktir ve zâkirin görevi cemde saz çalıp önde gelen şairlerin deyişlerini okumaktır.
Ömer Can Satır'ın Çorum'daki alan çalışması zâkire daha yakından bakar. Satır'a göre zâkir, cem boyunca çalgısıyla, kendisinin ya da ustalarının nefes, deyiş, düvaz, semah ve miraçlama gibi eserlerini icra eden bir müzisyendir. Satır iki zâkir tipinden söz eder: kendi demelerini, eserlerini üreten âşık tipi ve yalnızca usta malı eserleri icra eden zâkir. Ona göre her ikisi de Alevî inanç sistemine ait metinleri her dönem yeniden kurarak icra ortamını biçimlendirir.
Zâkir kendi sözünü değil, topluluğun sözünü taşır. Satır, Erol'un bir tanımını aktarır: zâkir, kendi meramını değil, kendisi dahil topluluğun alıştığı ve beklediği geleneksel kalıtı, topluluğun bildiği anlatım kalıplarıyla aktaran kişidir. 205-10'da gördüğümüz sözlü kompozisyon tartışması burada bir âyinin içinde karşımıza çıkar: zâkir, hem ezberleyen hem de her cemde yeniden söyleyen bir icracıdır.
Zâkirin yetişmesi de bir aktarım zinciridir. Satır'a göre zâkirler genellikle on dört, on beş yaşlarında saz çalmaya başlar; bu yüzden onun görüştüğü yaşlı zâkirler, elli yıl önce icra edilen eserleri dinlemiş kişilerdir. Satır, zâkirin güçlü bir hafızayla geçmiş ustaların yüzlerce şiirini, destanını ve nefesini okuyup bir sonraki kuşağa aktardığını yazar.
Çalgının da bir yeri vardır. Satır'a göre Anadolu Alevî geleneğinin en önemli çalgısı bağlamadır ve yol dilinde ona «Telli Kur'an» denir; saz, «kutsal kelam»ın topluluğa ulaşmasında bir araçtır.
Soğuk açılıştaki kural bu bağlamda anlam kazanır. Satır, zâkirin eserin mahlaslı son dörtlüğünü okumamasının geleneğe göre ağır bir kusur sayıldığını aktarır. Mahlaslar da bir öğretiyi taşır: Satır'a göre âşıkların aldığı «Noksani», «Feryadi», «Kemter», «Yoksuli» gibi mahlaslar eksiklik ve alçakgönüllülük anlamı taşıyan kelimelerden seçilir. 205-07'de türküde şairin adının zamanla düştüğünü görmüştük. Cemde ise ad korunur, ama o ad bir benlik ilanı değil, bir eksiklik itirafıdır.
Ana anlatı — Sözlü mü, yazılı mı?
Alevî-Bektaşî edebiyatı sık sık yalnızca sözlü bir gelenek olarak anlatılır. Ama tablo daha karmaşıktır.
Birinci ipucu bir kitaptır: Buyruk. Üzüm, Buyruk'u geleneğin başlıca kaynaklarından biri olarak anar; dedelerin yükümlülüklerini, «dört kapı, kırk makam»ı ve on iki hizmeti bu kitaba dayanarak anlatır. Tarihçi Rıza Yıldırım'ın 2020'de yayımlanan Menâkıb-ı Evliyâ (Buyruk) edisyonunu değerlendiren İsmail Güleç, bu çalışmanın tamamen şifahi kültüre dayandığı söylenen Alevîliğin yazılı kaynaklarının sanılandan daha fazla olduğuna dikkat çektiğini yazar.
Yazılı kaynak, sözlü geleneğin yerini almaz; onunla birlikte yaşar. Burada küçük ama öğretici bir karşılaştırma yapabiliriz. Üzüm, Buyruk'a dayanarak on iki hizmeti sayarken zâkirliği altıncı sıraya koyar. Satır'ın Çorum'da görüştüğü Âşık Musa Yıldız ise on iki hizmeti sayarken zâkiri üçüncü sıraya yerleştirir; listedeki adların bir kısmı da farklıdır. Üzüm de hizmetlerin kaynaktan kaynağa «bazı küçük farklılıklarla» anlatıldığını not eder. Aynı yapı, bir kitapta ve bir zâkirin anlatımında farklı biçimlerde yaşar. Hangisi «doğru»dur? Belki de soru yanlıştır: her ocak ve her yöre geleneği kendi pratiğinde sürdürür.
Geleneğin kökenleri de tartışmalıdır. Coşkun, Alevîliği ve Bektaşîliği Hacı Bektaş etrafında birleşen tek bir temele bağlar. Güleç'in aktardığına göre Rıza Yıldırım ise Alevîliğin köklerini Yesevîlik, Bektaşîlik ve Kalenderîlik merkezli gören yaygın kanaatin yanlış olduğunu savunur; ona göre asıl kaynak, Erdebil'deki Safevî tarikatından doğan ve kendisinin «Kızılbaş sûfîliği» dediği yapıdır. Yıldırım, bu görüşe gerekçe olarak söz konusu tarikatların temel metinlerinde dede-tâlip ilişkisi, musahiplik, görgü ve cem gibi temel uygulamalara dair bilgi bulunmamasını gösterir. Bu bir araştırmacı tezidir ve alanda tartışılmaya devam etmektedir. Ama edebiyat açısından önemli bir şey söyler: bir topluluğun kendi kökenini anlatışı ile belgelerin gösterdiği yol her zaman aynı değildir.
Yaygın yanlış«Alevî-Bektaşî edebiyatı yalnızca sözle, hiçbir yazılı kaynak olmadan aktarılmıştır.»
Deyişler ve nefesler büyük ölçüde zâkirlerin belleğinde ve cemde yaşar, ama gelenek yazılı metinlere de dayanır: velâyetnâmeler, Buyruk nüshaları, cönkler. Güleç'e göre Yıldırım'ın çalışması, yazılı kaynakların sanılandan fazla olduğunu gösterir. Sözlü ve yazılı aktarım bu gelenekte birbirinin yerine değil, birbirinin yanında işler.
Metin anı
Satır'ın makalesinde Âşık Nuri Bolata'dan derlenen ve Şah Hatâyî'nin «Hizmet Deyişi»nden alındığı belirtilen bir dörtlük:
Zâkirlik olur saz ile,
Kur'an okurlar avaz ile,
Mümin Müslim niyaz ile,
Zâkir sana haber olsun
Bu dörtlük bir hizmet deyişinin parçasıdır: cemdeki hizmetleri tek tek anan bir şiir. Burada sıra zâkire gelmiştir ve şiir, onu okuyan kişinin kendisini tarif eder.
İlk dize bir tanımdır: «Zâkirlik olur saz ile.» Zâkirliğin ölçüsü bir bilgi ya da bir unvan değil, bir çalgıdır. Satır'ın aktardığı «Telli Kur'an» deyişi burada bir dizeye sığmıştır.
İkinci dize bir paralellik kurar: «Kur'an okurlar avaz ile.» Kur'an sesle okunur; zâkirlik sazla yapılır. İki dize yan yana konunca saz ile ses, telli çalgı ile okunan kelam aynı yere yerleşir. Şiir, sazı bir eğlence aracı olarak değil, kutsal sözün bir taşıyıcısı olarak konumlandırır.
Üçüncü dize dinleyenleri çağırır: «Mümin Müslim niyaz ile.» Cem bir topluluk âyinidir; niyaz, yani saygıyla eğilme, meydandaki herkesin payıdır. Zâkirin sazı ile topluluğun niyazı aynı anda gerçekleşir.
Dördüncü dize nakarattır ve bir hitaptır: «Zâkir sana haber olsun.» Şiir doğrudan zâkire seslenir. Bir cemde bu dizeyi söyleyen de çoğu zaman bir zâkirdir. Metin, onu okuyan kişiye kendi görevini hatırlatır; zâkir, kendi hizmetini anlatan sözü söyleyerek o hizmeti yerine getirir.
Son olarak bu dörtlüğün yolculuğuna bakalım. Şiir, on altıncı yüzyılda yaşamış Şah Hatâyî'ye atfedilir; bize ise 2014'te Çorum'da yaşayan bir âşığın belleğinden, bir alan araştırmacısının kaydıyla ulaşır. Aradaki yüzyıllar boyunca şiir, bir ağızdan ötekine, bir cemden ötekine geçmiştir. Hangi kelimesinin değiştiğini bilmiyoruz. Ama işlevi değişmemiştir: bir hizmet sahibine görevini hatırlatmak.
Cevap ve bağlantı
Meydanda sözü kim taşır? Zâkir, ama söylenen onun kendi meramı değil, topluluğun kalıtıdır. Dinleyen de edilgen değildir: diz çöker, ayağa kalkar, niyaz eder, semaha kalkar. Sözün sırasını âyin belirler: düvaz imam açılışa, miraçlama semaha, mersiye yas anına aittir.
Bu gelenek gerçekten yalnız sözle mi aktarıldı? Hayır. Zâkirin belleği ve sazı merkezdedir, ama yanında Buyruk nüshaları, velâyetnâmeler ve cönkler vardır. Sözlü ve yazılı aktarım birbirini tamamlar ve birbirini düzeltir; aynı hizmetler bir kitapta ve bir zâkirin ağzında farklı sıralarla yaşayabilir.
Âyin şiiri nasıl korur ve nasıl değiştirir? Korur, çünkü bir deyişi belli bir ana bağlar ve şairin adını okunması zorunlu bir dörtlüğe yerleştirir. Değiştirir, çünkü her zâkir onu kendi sesiyle, kendi yöresinin ezgisiyle ve kendi belleğinden yeniden söyler. Türküde ve mânide adını kaybeden şiir, cemde adını korur; ama sözlerinin bir kısmını her kuşakta yeniden kazanır.
Kapanış kancası
Cem, sözün bir meydanda, yüz yüze, sazla ve bellekle dolaştığı bir dünyaydı. On dokuzuncu yüzyılda Osmanlı'da başka bir söz dolaşımı başladı. 1839'da İstanbul'da bir ferman yüksek sesle okundu; ardından gazeteler, basılı kitaplar ve devletin yeni kurumları geldi. Söz artık bir cem meydanında değil, bir matbaada çoğalacaktı. Bir imparatorluk, reformlarını anlatmak için edebiyatı nasıl kullanacaktı?
Özet kartı
- Görgü cemi bir şiir sırasıdır: zâkirin okuduğu düvaz imamla açılır, miraçlamanın Kırklar Meclisi bölümünde semaha kalkılır, Hz. Hüseyin için mersiye okunur, gülbankla kapanır. Türlerin adı çoğu zaman âyinin bir anına işaret eder.
- Zâkir, on iki hizmetten birini yürüten, sazla nefes, deyiş ve düvaz okuyan icracıdır. Satır'a göre kendi eserlerini söyleyen ve yalnızca usta malı okuyan iki zâkir tipi vardır; ikisi de metni her cemde yeniden kurar.
- Zâkir kendi meramını değil, topluluğun geleneksel kalıtını aktarır. Genellikle on dört, on beş yaşında saz çalmaya başlar ve yüzlerce eseri bellekte taşır. Cemde eserin mahlaslı dörtlüğünü okumamak ağır bir kusur sayılır.
- Alevî-Bektaşî geleneği yalnızca sözlü değildir: Buyruk nüshaları, velâyetnâmeler ve cönkler de aktarımın parçasıdır. Aynı on iki hizmet bir kitapta ve bir zâkirin anlatımında farklı sıralarla yaşayabilir. Geleneğin kökeni hakkında da farklı tezler vardır.
- Hatâyî'ye atfedilen «Hizmet Deyişi»ndeki dörtlük, zâkirliği sazla tanımlar, sazı Kur'an'ın sesle okunmasına yaklaştırır ve nakaratında doğrudan zâkire seslenir: şiir, onu söyleyen kişiye kendi görevini hatırlatır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Cem | Alevi ritual gathering | Dedenin başkanlığında on iki hizmetle yapılan, nefes, semah ve dua ile süren toplu ibadet meclisi |
| On iki hizmet | The twelve services | Cemin yürümesi için yerine getirilen, adları ve sırası kaynaktan kaynağa değişen görevler |
| Zâkir | Alevi ritual minstrel | Cemde sazla nefes, deyiş, düvaz ve mersiye okuyan, geleneği bellekte taşıyan icracı |
| Düvaz imam | Hymn of the twelve imams | On iki imamın adlarının geçtiği, cemin açılışında okunan nefes türü |
| Buyruk | Buyruk manuscripts | Yolun inançlarını, erkânını ve hizmetlerini anlatan, farklı nüshaları bulunan yazılı metinler |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Üzüm'ün anlattığı görgü cemi hangi adımlarla ilerler? Bu adımlarda hangi şiir türleri hangi anlarda okunur?
- (Kazanım 1) Miraçnamenin Kırklar Meclisi bölümü okunurken meydanda ne olur? Bu sahneye bakarak cemde şiirin âyine nasıl yön verdiğini açıklayın.
- (Kazanım 2) Satır'a göre iki zâkir tipi nedir? Erol'un tanımına göre zâkir kimin sözünü aktarır ve bu, sözlü kompozisyon tartışmasıyla nasıl ilişkilidir?
- (Kazanım 3) Üzüm'ün Buyruk'a dayanan on iki hizmet listesi ile Satır'ın görüştüğü zâkirin anlattığı liste arasındaki fark neyi gösterir? Güleç'in Yıldırım'ın çalışması hakkındaki değerlendirmesi, «sözlü gelenek» kavramını nasıl karmaşıklaştırır?
- (Kazanım 4) «Zâkirlik olur saz ile» dörtlüğünde ilk iki dize arasındaki paralellik ve dördüncü dizedeki hitap nasıl işler? Bu dörtlüğün bize ulaşma yolu aktarım hakkında ne söyler?
Cevaplar
- Tâlipler yaş sırasına göre oturur, meydan sembolik olarak süpürülür, eller yıkanır. Zâkir, içinde on iki imamın adı geçen üç nefes okur; bu sırada erkekler diz çöker, kadınlar ayağa kalkar. Çerağ yakılır, âşıklar saza başlar, nefeslerle istiğfar edilir ve zikre geçilir. Sonra zâkir sazla Şah Hatâyî'ye nispet edilen miraçnameyi okur; ardından Hz. Hüseyin için mersiye okunur, su dağıtılır, dede gülbank çeker, kurban yenir ve meclis dağılır. Açılışta düvaz imam, semah öncesinde miraçlama, yas anında mersiye, kapanışta gülbank vardır.
- Miraçnamenin, Kırklar Meclisi'nde canların üzüm şerbetini içip aşkla semaha kalktıklarını anlatan bölümüne gelince semahçılar ortaya atılmış üzümden birer tane alıp semaha başlar. Bu, cemde şiirin bir olayı yalnızca anlatmadığını, meydanda yeniden gerçekleştirdiğini gösterir: şiir, âyinin bir sonraki adımını belirleyen bir programdır.
- Satır'a göre birinci tip, kendi demelerini ve eserlerini üreten âşık tipindeki zâkirdir; ikinci tip ise yalnızca usta malı eserleri icra eden zâkirdir. Her ikisi de metinleri her dönem yeniden kurarak icra ortamını biçimlendirir. Erol'a göre zâkir kendi meramını değil, kendisi dahil topluluğun alıştığı ve beklediği geleneksel kalıtı, topluluğun bildiği anlatım kalıplarıyla aktarır. Bu, sözlü kompozisyon tartışmasına bağlanır: zâkir hem ezberden gelen usta malını korur hem de onu her cemde yeniden söyler.
- Üzüm, Buyruk'a dayanarak zâkirliği altıncı hizmet olarak sayarken Satır'ın görüştüğü Âşık Musa Yıldız zâkiri üçüncü sıraya koyar ve listedeki bazı adlar farklıdır; Üzüm de hizmetlerin kaynaklarda küçük farklılıklarla anlatıldığını not eder. Bu, aynı yapının yazılı bir kaynakta ve bir zâkirin anlatımında farklı biçimlerde yaşadığını gösterir. Güleç'e göre Yıldırım'ın çalışması, tamamen şifahi olduğu söylenen Alevîliğin yazılı kaynaklarının sanılandan fazla olduğunu gösterir; bu yüzden gelenek «yalnız sözlü» değil, sözlü ve yazılı aktarımın birlikte işlediği bir yapıdır.
- İlk dize zâkirliği sazla tanımlar, ikinci dize Kur'an'ın sesle okunmasını anar; iki dize yan yana gelince saz ile okunan kelam aynı yere yerleşir ve saz kutsal sözün taşıyıcısı olarak konumlanır. Dördüncü dize doğrudan zâkire seslenir; cemde bu dizeyi çoğu zaman bir zâkir söylediği için metin, okuyana kendi görevini hatırlatır. Dörtlük on altıncı yüzyılda yaşamış Hatâyî'ye atfedilir, ama bize 2014'te bir âşığın belleğinden ve bir araştırmacının kaydıyla ulaşır; bu, yüzyıllar süren bir sözlü aktarım zincirini ve kelimelerin yol boyunca değişmiş olabileceğini gösterir.
Okuma
- Ömer Can Satır, «Çorum ve Çevresinde Yaşatılan Zâkirlik Geleneği» (Rast Müzikoloji Dergisi, 2016) — zâkirlik üzerine bir alan çalışması.
- İlyas Üzüm'ün DİA'daki maddesi (c. 25) — cemlerin ve on iki hizmetin ayrıntılı anlatımı.
- Rıza Yıldırım, Menâkıb-ı Evliyâ (Buyruk) (Yapı Kredi Yayınları, 2020) — bir Buyruk metninin eleştirel neşri ve tarihsel incelemesi.
- Bir cemevinin yayımladığı bir cem kaydını dinleyin; hangi anlarda hangi türlerin okunduğunu ve zâkirin mahlaslı dörtlüğü nasıl okuduğunu not edin.