Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Kaygusuz Abdal'ın hayatına dair bilgiler, ölümünden bir buçuk asır sonra yazılmış bir menâkıbnâmeye dayanır: Alâiye beyinin oğlu Gaybî, vurduğu geyiğin peşinde Abdal Mûsâ'ya ulaşır ve müridi olur. Ölüm tarihi olarak kabul gören 1444 de sözlü rivayete dayanır.
- Kaygusuz, Bektaşîliğin örgütlenmesinden önce yaşamış bir Rum abdalıdır; bu zümreler sonradan Bektaşîliğe karışınca Alevî-Bektaşî edebiyatının kurucusu sayılmıştır. Şiirlerinin çoğu aruzla yazılmıştır; heceyle yazdığı şathiyeleri ise en çok bilinenleridir.
- Tasavvufta «şath», sûfînin vecd hâlinde kalbinden taşan, dinin zâhirî hükümlerine aykırı görünebilen sözdür. İlk dönemden itibaren şathiyelere şerhler yazılmış; İbnü'l-Cevzî onları eleştirmiş, İbn Haldûn ve Bursevî ise savunmuştur.
- Türk edebiyatında şathiye, ilk bakışta saçma görünen, tekerlemeyle motif alışverişi yapan, gülmeyle düşündüren bir şiirdir. Kaygusuz'un şiirlerinde bit, pire, iyi yemek gibi gündelik dünya ve gerçeküstü imgeler yer alır.
- «Kaplu kaplu bagalar» şathiyesinde kaplumbağa uçar, kelebek ava çıkar, ayılar kaçar. Alay'a göre bu imkânsız dünya, aklın sınırlarını ve madde ile mânâ arasındaki ilişkinin karmaşıklığını gösterir.
Kazanımlar
- Kaygusuz Abdal'ın hayatına dair menâkıbnâme anlatısını ve bu anlatının tarihî güvenilirliği hakkındaki görüşleri açıklayabilir.
- Tasavvuf literatüründeki «şath» kavramını ve Türk edebiyatındaki şathiye türünü, aralarındaki farkla birlikte anlatabilir.
- Şathiyeye yöneltilen eleştirileri ve onu savunan yorumları karşılaştırabilir.
- «Kaplu kaplu bagalar» şathiyesini, ilk bakıştaki saçmalığın ardındaki anlamı arayarak okuyabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Bir derviş şairin şiirlerinde neler vardır? Nihat Azamat'ın DİA'daki maddesinde sayılanlara bakalım: karısının dırdırından usanmak; bitten, pireden, sinekten yakınmak; kaba sofulardan kaçmak; iyi yemekler yemek; kırlarda, akarsu kıyılarında, bağlarda gezinmek. Azamat bu dünya ve eşya tasvirlerini, bir tasavvuf şairinde pek rastlanmayacak şeyler olarak niteler.
Bu şair Kaygusuz Abdal'dır. Ve bir derviş olarak Tanrı'ya giden yolu anlatırken bitlerden ve darı çöreğinden söz etmekten çekinmez.
Büyük soru
206-05'te Pir Sultan'ın baskı karşısında sadakatle direndiğini gördük; Albayrak'a göre onu etkileyen şairlerden biri de Kaygusuz'du. Kaygusuz'un sesi başkadır: öfke yerine gülme. Bir derviş Tanrı'yı anlatırken neden gülünç ve akıl dışı imgelere başvurur? Ve böyle sözler, söyleyenini dinin sınırlarının dışına mı taşır, yoksa başka bir yoldan aynı hakikate mi götürür?
Bağlam
Azamat'a göre Kaygusuz Abdal on dördüncü yüzyılın ikinci yarısında doğdu, ama hayatına dair kaynaklarda bilgi yoktur. Bilinenler, ölümünden muhtemelen bir buçuk asır sonra yazılmış anonim bir menâkıbnâmeye ve eserlerindeki ipuçlarına dayanır.
Menâkıbnâmenin anlattığı hikâye şöyledir. Alâiye beyinin oğlu Gaybî, bir av sırasında bir geyik vurur. Geyik kaçar ve Elmalı'da Abdal Mûsâ'nın dergâhına girer. Gaybî geyiği sorar; dervişler görmediklerini söyler. Abdal Mûsâ onu çağırır, «Attığın oku tanır mısın?» diye sorar ve kolunu kaldırır: ok, şeyhin koltuk altına saplanmıştır. Gaybî onun müridi olur; şeyhi ona «Kaygusuz» mahlasını verir.
Kaygusuz'un ölüm tarihi de rivayetlere dayanır. Azamat'ın aktardığına göre Kahire'deki Kaygusuz Sultan dergâhının son şeyhi Ahmed Sırrı Baba, onun 1444'te öldüğünü kaydeder; bu tarih yazılı bir kaynağa dayanmaz, ama pek çok araştırmacı tarafından kabul görmüştür.
Ana anlatı — Bir derviş, iki kimlik
Kaygusuz'un kimliğinde iki katman vardır. Azamat'a göre o, Bektaşîliğin bir tarikat olarak örgütlenmesinden önce yaşamış, Rum abdalları ve Kalenderîler zümresine mensup bir derviştir; eserleri Hacı Bektaş'a ve Bektaşîliğe atıfta bulunmaz. Ama bu zümreler on altıncı yüzyıldan sonra Bektaşîliğin içinde eridiği için Kaygusuz da zamanla Bektaşîliğin önemli şahsiyetlerinden biri, Ehl-i beyt sevgisini dile getiren şiirleri yüzünden de Alevî-Bektaşî edebiyatının kurucusu sayıldı.
Azamat'a göre Bektaşîler arasında dört ve on iki dilimli tacı ilk kez Kaygusuz'un giydiği kabul edilir; Bektaşî dergâhlarındaki on iki posttan biri onu temsil eder. Bir dervişin kimliği, ölümünden sonra kurulan bir gelenek içinde yeniden biçimlenmiştir.
Metin sorunu burada da vardır. Azamat'a göre Vize'den ikinci bir Kaygusuz'un varlığını öne sürenler olmuş, Bayramî-Melâmî çevresinden Vizeli Alâeddin de «Kaygusuz» mahlasını kullanmıştır. Ancak Kaygusuz'un şiirlerinin büyük kısmını içeren 1495 tarihli bir nüshanın bulunması, karışma endişesini büyük ölçüde azaltmıştır.
Kaygusuz'u yalnızca şathiyeleriyle tanımak da eksik olur. Azamat'a göre antolojilerde en çok hece vezniyle yazılmış şathiyeleri yer alır, ama hece şiirleri onun bütün şiirlerinin ancak beşte biridir; geri kalanı aruzladır ve tasavvufun esaslarını anlatır. Sadettin Nüzhet'in derlemesindeki bir şiir, bu ciddi sesi gösterir: «Dervişlik hırkada tacda değildir», «Hak'kı ister isen âdemde iste / İrak'ta Mekke'de Hac'da değildir.»
Ana anlatı — Şath nedir?
Tasavvuf literatüründe «şath» kelimesinin özel bir anlamı vardır. Süleyman Uludağ'a göre kelime sözlükte «hareket etmek, taşmak» demektir ve yatağı dar bir ırmağın sel zamanında kenarlarından taşması gibi, sûfînin kalbinden taşan ilahi hakikatleri anlatır. Şathiye, sûfînin vecd, cezbe, fenâ gibi kendini kontrol edemediği hâller içinde söylediği sözlerdir. Uludağ'a göre ilk dönemde en çok bilinenler Bâyezîd-i Bistâmî'nin, Sehl et-Tüsterî'nin ve Hallâc-ı Mansûr'un şathiyeleridir.
Bu sözler başından beri tartışmalıydı. Uludağ, dinin zâhirî hükümlerine uymayan bir izlenim vermenin şathiyelerin genel niteliği olduğunu, bu yüzden ilk dönemden itibaren onların dine aykırı olmadığını göstermek için şerhler yazıldığını söyler. Cüneyd-i Bağdâdî'nin Bistâmî'nin şathiyelerine yazdığı şerh bu türün ilk örneğidir.
Görüşler ayrılır. Uludağ'ın aktardığına göre İbnü'l-Cevzî şathiyeleri şiddetle eleştirir: ona göre bunlar nefsin büyük iddialarıdır ve bazıları küfre varacak kadar tehlikelidir. İbnü'l-Arabî onları hakikat ehlinin hataları olarak görür, ama kendinden geçmiş bir hâlde söylenmişse mazur sayar. İbn Haldûn da vecd hâlindeki sûfînin kınanamayacağını, çünkü herkesin kullandığı dilin vecd hâllerini anlatmaya yetmediğini söyler. Sehl et-Tüsterî ise bir şathiye için şunu der: bu sözü ya bir sıddık ya da bir zındık söyler. Aynı cümle, söyleyenin hâline göre iki zıt anlam taşıyabilir.
Yaygın yanlış«Şathiye, dervişin dinle alay ettiği şiirdir.»
Şathiyeler dinin zâhirî hükümlerine aykırı bir izlenim verebilir, ama Uludağ'ın aktardığı pek çok yoruma göre bir vecd hâlinin, sıradan dilin anlatamadığı bir hakikatin ifadesidir. Bu yüzden onlara şerhler yazılmıştır. Onları eleştirenler de vardır; ama tartışmanın konusu alay değil, bir iddianın ve bir hâlin nasıl yorumlanacağıdır.
Ana anlatı — Türkçede şathiye: gülme ve saçmalık
Türk edebiyatında şathiye farklı bir renge bürünür. Okan Alay'a göre bu şiirler ses uyumları, ahenk ve sembolik ögeleriyle ilk bakışta saçma veya anlamsız görünür, ama çözümlendiğinde ilginç anlamlar barındırır. 206-03'ü açan erik dalı ile üzüm dizesi, bu türün en tanınmış örneklerindendir.
Alay'a göre şathiye ile tekerleme arasında sıkı bir bağ vardır. Alay, Kurnaz ile Tatcı'ya dayanarak, Yunus'un ve Kaygusuz'un şathiyelerinde geçen «kavağa çıkan balık», «hamama giren deve» gibi motiflerin tekerlemelerde de yer aldığını aktarır. 205-08'de gördüğümüz, konusu olmayan söz cambazlığı olan tekerleme, burada bir derviş şiirinin içine girer.
Kaygusuz'un şathiyeleri bu gülmenin en bilinen örnekleridir. Azamat'a göre bu şiirlerde hayata bağlılık ve mutluluk özlemi öne çıkar; zengin çağrışımlar ve hayal dünyası şairi anlamı geri plana iten, neredeyse anlamsız, gerçeküstücü ve modern denilebilecek bir şiir dünyasına götürür. Olanlar Şeyhi İbrâhim Efendi ise Kaygusuz'da «hâl»in galip olduğunu, bu yüzden sözlerinin çoğunun remiz ve şeriata aykırı göründüğünü söyler.
Metin anı
Okan Alay'ın makalesinde, Abdurrahman Güzel'in neşrine dayanarak aktarılan bir Kaygusuz şathiyesinin ilk iki dörtlüğü:
Kaplu kaplu bagalar
Kanatlanmış uçmaga
Kertenkele dirilmiş
Diler Kırım geçmege.
Kelebek ok yay almış
Ava şikâre çıkmış
Donuzları korkudur
Ayuları kaçmaga.
İlk dizede ses oyunu vardır: «Kaplu kaplu bagalar», yani kabuklu kabuklu kaplumbağalar. Kelime tekrarlanır, dil bir tekerleme gibi döner. Sonra imkânsız olan gelir: yeryüzünün en ağır, en yavaş hayvanı kanatlanıp uçmaya kalkar.
İkinci ve üçüncü dizeler bu imkânsızlığı sürdürür. Kertenkele «dirilir» ve denizi aşıp Kırım'a geçmek ister. Küçük bir sürüngen, büyük bir yolculuğa çıkmaya niyetlenir.
İkinci dörtlükte düzen tamamen tersine döner. Kelebek, en narin kanatlı varlık, ok ve yay kuşanıp ava çıkar. Avlananlar ise ormanın en güçlü hayvanlarıdır: domuzlar ve ayılar. Güçlü olan kaçar, zayıf olan avlar.
Bu dörtlükler ne anlatır? Alay'a göre şair, olmaz denilenin aslında olabileceğini ve aklın bazı olguları kavramakta yetersiz kalabileceğini şaşırtıcı unsurlarla gözler önüne serer. Dizeler hem bir mizah duygusu uyandırır hem de madde ve mânâ âlemi arasındaki ilişkinin karmaşıklığını gösterir. Tasavvuf açısından bakıldığında, zayıfın güçlüyü alt ettiği bu dünya, nefsin ve dünyanın gücünü hiçe sayan aşkın dünyasına benzer. Ama şiir bu yorumu söylemez; okuru güldürür ve düşündürür, anlamı ona bırakır.
Cevap ve bağlantı
Derviş neden güldürür? Çünkü Kaygusuz'un gülmesi bir kaçış değil, bir yöntemdir. Bitlerden, pirelerden, iyi yemeklerden söz eden derviş, kaba sofuların ciddiyetine karşı dünyayı bütün eşyasıyla şiire sokar. Uçan kaplumbağa ve ava çıkan kelebek, aklın sınırlarını zorlayarak okuru alışılmış olanın dışına iter.
Bu sözler dinin sınırlarının dışına mı taşar? Tartışma yüzyıllardır sürer. İbnü'l-Cevzî şathiyeleri nefsin iddiası sayar; İbn Haldûn ve Bursevî ise bir vecd hâlinin ya da bir hakikatin dolaylı ifadesi olarak okur. Tüsterî'nin sözü tartışmayı özetler: aynı söz, söyleyenin hâline göre bir sıddıkın da bir zındığın da sözü olabilir. Bu yüzden şathiye, yorumlanmayı bekleyen bir metindir ve şerhler tam da bu ihtiyaçtan doğmuştur.
Kapanış kancası
Azamat'a göre Kaygusuz'un hece ile yazdığı şiirler, konuları bakımından ilahi, nutuk, şathiye gibi gruplara ayrılabilir. Tekke şiirinde bu adların sayısı çoktur: ilahi, nefes, nutuk, devriye, deme. Ama Tatcı, Yunus'un şiirleri için cönklerde kullanılan «ilahi, nefes, nutuk» başlıklarının birbirinden farklı edebî türler olmadığını söylemişti. Tekke şiirinde bir türü belirleyen biçim midir, konu mu, yoksa şiirin hangi tekkede, hangi âyinde okunduğu mu?
Özet kartı
- Kaygusuz Abdal'ın hayatına dair bilgiler, ölümünden bir buçuk asır sonra yazılmış bir menâkıbnâmeye dayanır: Alâiye beyinin oğlu Gaybî, vurduğu geyiğin peşinde Abdal Mûsâ'ya ulaşır ve müridi olur. Ölüm tarihi olarak kabul gören 1444 de sözlü rivayete dayanır.
- Kaygusuz, Bektaşîliğin örgütlenmesinden önce yaşamış bir Rum abdalıdır; bu zümreler sonradan Bektaşîliğe karışınca Alevî-Bektaşî edebiyatının kurucusu sayılmıştır. Şiirlerinin çoğu aruzla yazılmıştır; heceyle yazdığı şathiyeleri ise en çok bilinenleridir.
- Tasavvufta «şath», sûfînin vecd hâlinde kalbinden taşan, dinin zâhirî hükümlerine aykırı görünebilen sözdür. İlk dönemden itibaren şathiyelere şerhler yazılmış; İbnü'l-Cevzî onları eleştirmiş, İbn Haldûn ve Bursevî ise savunmuştur.
- Türk edebiyatında şathiye, ilk bakışta saçma görünen, tekerlemeyle motif alışverişi yapan, gülmeyle düşündüren bir şiirdir. Kaygusuz'un şiirlerinde bit, pire, iyi yemek gibi gündelik dünya ve gerçeküstü imgeler yer alır.
- «Kaplu kaplu bagalar» şathiyesinde kaplumbağa uçar, kelebek ava çıkar, ayılar kaçar. Alay'a göre bu imkânsız dünya, aklın sınırlarını ve madde ile mânâ arasındaki ilişkinin karmaşıklığını gösterir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Şath | Ecstatic utterance | Sûfînin vecd hâlinde söylediği, zâhire aykırı görünebilen söz |
| Şathiye | Sufi paradox poem | İlk bakışta saçma ya da alaycı görünen, sembolik dille hakikate işaret eden şiir |
| Menâkıbnâme | Hagiography | Bir velinin hayatını ve kerametlerini anlatan eser |
| Rum abdalları | The Abdals of Rum | Anadolu ve Rumeli'de dolaşan Kalenderî meşrepli derviş zümresi |
| Gerçeküstü imge | Surreal image | Mantığın ve gündelik gerçekliğin sınırlarını aşan imge |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Menâkıbnâmeye göre Gaybî nasıl Kaygusuz Abdal oldu? Kaygusuz'un hayatına dair bilgilerin güvenilirliği hakkında Azamat ne söyler?
- (Kazanım 2) Tasavvuf literatüründe «şath» ne demektir? Türk edebiyatındaki şathiye bu anlamdan nasıl ayrılır?
- (Kazanım 3) İbnü'l-Cevzî, İbnü'l-Arabî ve İbn Haldûn şathiyeleri nasıl değerlendirir? Tüsterî'nin «sıddık ya da zındık» sözü bu tartışmada neyi gösterir?
- (Kazanım 2) Kaygusuz'un şiirlerinde hangi gündelik konular yer alır? Şathiye ile tekerleme arasındaki ilişkiyi bir motif örneğiyle açıklayın.
- (Kazanım 4) «Kaplu kaplu bagalar» şathiyesinde güç ilişkileri nasıl tersine döner? Alay bu dörtlükleri nasıl yorumlar?
Cevaplar
- Menâkıbnâmeye göre Alâiye beyinin oğlu Gaybî, bir av sırasında vurduğu geyiğin peşinden Elmalı'daki Abdal Mûsâ dergâhına gelir; Abdal Mûsâ ona attığı oku tanıyıp tanımadığını sorar ve kolunu kaldırır, ok şeyhin koltuk altındadır. Gaybî onun müridi olur ve şeyhi ona Kaygusuz mahlasını verir. Azamat'a göre hayatına dair kaynaklarda bilgi yoktur; bilinenler ölümünden bir buçuk asır sonra yazılmış anonim bir menâkıbnâmeye ve eserlerindeki ipuçlarına dayanır; ölüm tarihi olarak kabul gören 1444 de yazılı bir kaynağa değil, sözlü rivayete dayanır.
- Uludağ'a göre şath, sözlükte taşmak demektir ve yatağından taşan bir ırmak gibi sûfînin kalbinden taşan ilahi hakikatleri anlatır; vecd, cezbe, fenâ gibi hâllerde söylenen, dinin zâhirî hükümlerine aykırı görünebilen sözlerdir. Türk edebiyatındaki şathiye ise daha çok bir şiir türüdür: ilk bakışta saçma, alaycı ya da anlamsız görünen, tekerlemeyle motif alışverişi yapan, gülmeyle düşündüren ve sembolik bir dille tasavvufi bir anlama işaret eden şiir.
- İbnü'l-Cevzî şathiyeleri nefsin büyük iddiaları sayar ve bazılarının küfre varacak kadar tehlikeli olduğunu söyler. İbnü'l-Arabî onları hakikat ehlinin hataları olarak görür, ama kendinden geçmiş bir hâlde söylenmişse mazur sayar. İbn Haldûn, vecd hâlindeki sûfînin kınanamayacağını, çünkü sıradan dilin vecd hâllerini anlatmaya yetmediğini söyler. Tüsterî'nin sözü, aynı sözün söyleyenin hâline ve niyetine göre iki zıt anlam taşıyabileceğini, şathiyenin yorumlanmayı beklediğini gösterir.
- Azamat'a göre Kaygusuz'un şiirlerinde karı dırdırından usanmak, bitten, pireden, sinekten yakınmak, kaba sofulardan kaçmak, iyi yemekler yemek, kırlarda ve bağlarda gezinmek gibi konular yer alır. Alay, Kurnaz ile Tatcı'ya dayanarak, Yunus'un ve Kaygusuz'un şathiyelerinde geçen «kavağa çıkan balık», «hamama giren deve» gibi motiflerin tekerlemelerde de bulunduğunu aktarır; iki tür birbirinden motif alır ve birbirine verir.
- En yavaş ve ağır hayvan olan kaplumbağa kanatlanıp uçar; küçük kertenkele Kırım'a geçmek ister; narin kelebek ok ve yay kuşanıp ava çıkar; güçlü domuzlar ve ayılar ise korkup kaçar. Güçlü olan kaçar, zayıf olan avlar. Alay'a göre şair, olmaz denilenin olabileceğini ve aklın bazı olguları kavramakta yetersiz kaldığını gösterir; dizeler hem mizah uyandırır hem de madde ve mânâ âlemi arasındaki ilişkinin karmaşıklığını ortaya koyar.
Okuma
- Nihat Azamat'ın «Kaygusuz Abdal» maddesi (DİA 25) — hayatı, menâkıbnâmesi, eserleri ve şiirlerinin özellikleri.
- Süleyman Uludağ'ın «Şathiye» maddesi (DİA 38) — kavramın tarihi ve etrafındaki tartışmalar.
- Okan Alay, «Şathiye, Tekerleme ve "Tiridina Bandım" Türküsü Bağlamında İma ve Gerçeklik» (2017) — şathiye ile tekerleme ve türkü arasındaki ilişki.
- Vikikaynak'ta Sadettin Nüzhet'in derlemesindeki Kaygusuz şiirlerini okuyun; ciddi ve didaktik şiirleriyle şathiyelerini karşılaştırın.