İçeriğe geç

Ünite EDB-206-03 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

Yunus Emre

EDB-206 Tekke ve Tasavvuf Edebiyatı

2.257 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · anlatım 11 dk

  • şerh
  • heceli gazel
  • kulak kafiyesi
  • insân-ı kâmil
  • tenkitli metin
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Yunus Emre'nin hayatı menkıbelerle iç içedir: Vilâyetnâme'ye göre buğdayı seçen ama sonra geri dönen, Tapduk Emre'nin tekkesine kırk yıl odun taşıyan bir derviştir. Bir belgeye göre 1240-41'de doğmuş, 1320'de ölmüştür; tarikatı kesin değildir.
  2. Ümmî olup olmadığı tartışmalıdır. Eski kaynaklar ve Bektaşî geleneği onu ümmî sayar; Köprülü, Gölpınarlı ve Timurtaş ise iyi eğitim gördüğünü düşünür. Tatcı'ya göre Yunus'un «ümmî»si «gelenekten gelen saf bilgiye sahip olan» anlamındadır.
  3. Yunus'un 417 şiirinden 138'i aruzla, geri kalanı heceyle yazılmıştır. Hece ölçüsüyle gazel kuran Yunus'un şiirlerine Tatcı «heceli gazel» der; kafiyede kulak kafiyesi esastır.
  4. Yunus'un şiirleri Bursalı Âşık Yunus'unkilerle ve başka Yunus mahlaslı şairlerinkilerle karışmıştır; tam bir divan hâlâ kurulamamıştır. Tenkitli metin, nüshaları karşılaştırarak bu karışıklığı çözmeye çalışır.
  5. «Bana seni gerek seni» şiiri fenâyı, cennet dahil her arzudan geçişi sade kelimelerle söyler. Son dörtlüğünün iki kaynaktaki farklı biçimleri, Yunus'un metninin yüzyıllar boyunca değiştiğini gösterir.

Kazanımlar

  • Yunus Emre'nin hayatına dair menkıbeleri ve belgeleri ayırarak tarihî kişiliği hakkındaki bilgileri ve tartışmaları açıklayabilir.
  • Yunus'un şiirinin biçim özelliklerini, heceli gazeli ve kulak kafiyesini örneklerle anlatabilir.
  • Yunus divanının metin sorununu, Âşık Yunus karışıklığını ve tenkitli metnin neden gerektiğini açıklayabilir.
  • «Bana seni gerek seni» şiirini, iki farklı son dörtlüğünü karşılaştırarak ve sade sözün altındaki tasavvufi anlamı göstererek okuyabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Bir şiir şöyle başlar:

«Çıktım erik dalına anda yedim üzümü.»

Erik dalına çıkan biri orada üzüm yer. Dize ilk bakışta bir tekerleme gibidir; bir çocuğun uydurabileceği kadar basit, bir o kadar da anlamsız. Mustafa Tatcı'ya göre bu şiiri Yunus Emre'ye atfedilen şathiyeler arasında en çok şerh edilenidir: Niyâzî-i Mısrî, İsmâil Hakkı Bursevî ve başkaları onu açıklamak için ayrı ayrı risaleler yazmıştır. Yüzyıllar boyunca şeyhler, bir çocuğun anlayabileceği kelimelerle kurulmuş bir dizenin ne demek istediğini tartıştı.

Büyük soru

206-02, Yunus'un farklı tarikatlarca aynı anda sahiplenildiğini ve bir Halvetî şeyhin onun şiirini şerh ettiğini hatırlatarak kapanmıştı. Bu kursun sorusu da buraya bağlanır: Yunus Emre yedi yüz yıl sonra neden hâlâ bu kadar anlaşılır? Ya da daha doğrusu: bu kadar anlaşılır görünen bir şiir, neden bu kadar çok yoruma ihtiyaç duymuştur?

Bağlam

Mustafa Tatcı'ya göre Yunus Emre'nin tarihî kişiliği menkıbelerle iç içedir. En geniş anlatı Hacı Bektaş Vilâyetnâmesi'ndedir. Buna göre Yunus, Sarıköy'de yaşayan yoksul bir çiftçidir. Buğday almak için Hacı Bektaş'ın yanına gider; Hacı Bektaş ona buğday yerine «nefes» vermeyi teklif eder, Yunus buğdayı seçer. Yolda hatasını anlar ve geri döner, ama Hacı Bektaş onu Tapduk Emre'ye yollar. Yunus kırk yıl Tapduk'un tekkesine odun taşır; eğri odunun erenler meydanına yakışmayacağını düşünerek yalnız düzgün odun getirir. Sonunda bir mecliste Tapduk ona «Yunus, söyle!» der ve Yunus söylemeye başlar.

Belgeler daha az şey söyler. Tatcı'ya göre Adnan Erzi'nin 1950'de yayımladığı bir mecmua kaydı, Yunus'un 1240-41'de doğduğunu, seksen iki yıl yaşadığını ve 1320'de öldüğünü bildirir. Mürşidi Tapduk Emre'dir, ama tarikatı kesin olarak belli değildir. Onu Mevlevî, Bektaşî, Halvetî, Nakşî sayanlar olmuştur. Tatcı'nın aktardığına göre Gölpınarlı, Hacı Bektaş'tan hiç söz etmeyen Yunus'un Bektaşî olmadığı görüşündedir. Mezar da tek değildir: Anadolu'nun pek çok yerinde ve Azerbaycan'da ona ait sayılan mezar ve makamlar vardır.

Ana anlatı — Ümmî mi, âlim mi?

Yunus'un eğitimi tartışmalıdır. Tatcı'ya göre eski kaynaklar onun ümmî, yani okuma yazma bilmeyen biri olduğundan söz eder. On altıncı yüzyıl tezkirecisi Âşık Çelebi, Yunus'un medresede başarılı olamadığını ve «Tanrı mektebi»nde okuduğunu yazar. Bektaşî geleneği de onu ümmî kabul eder.

Karşı görüş de güçlüdür. Tatcı'nın aktardığına göre Köprülü, Yunus'un divanında devrin ilmî ve felsefi sistemlerine işaretler bulunduğunu, bu yüzden ümmîlik geleneğinin tarihî bir gerçek sayılamayacağını söyler. Gölpınarlı, Yunus'un Sa'dî'den ve Mevlânâ'dan çeviri yapacak kadar Farsça bildiğini kaydeder. Timurtaş da onun ümmî olmadığını ve büyük ihtimalle Konya'da okuduğunu düşünür.

Yunus'un kendi dizeleri de iki yöne çekilebilir. Bir yerde «Ne elif okudum ne cim» der, başka bir yerde ise gönlünde «ilm-i usûl» sevdası olduğunu söyler. Tatcı bu çelişkiyi şöyle çözer: Yunus'un kullandığı «ümmî» sıfatı «okuma yazma bilmeyen» değil, «gelenekten gelen saf bilgiye sahip olan» anlamındadır. Bu bir çözüm önerisidir. Tartışma, hangi dizelerin gerçekten Yunus'a ait olduğu sorusuyla da birbirine bağlıdır.

Ana anlatı — Sade dilin biçimi

Yunus'un şiiri sade görünür, ama bir biçime sahiptir. Tatcı'ya göre Yunus'un 417 şiirinden 138'i aruzla, geri kalanı heceyle yazılmıştır. Şiirlerin çoğunluğu beyit düzenindedir; kafiye şeması gazelinkidir: aa, ba, ca, da. Tatcı'ya göre hece ölçüsüyle söylenen bu şiirler gazele benzediğinden onlara «heceli gazel» demek mümkündür. Yunus gazeli ilk kez hece veznine uyarlamış, sonraki tasavvuf şairlerini de bu yolla etkilemiştir.

Kafiye konusunda Yunus titiz değildir. Tatcı'ya göre o kafiyeyi bir ses estetiği olarak görür ve benzeşen her türlü sesle kafiye yapar; kulak kafiyesi esastır. Divan şairinin gözle denetlediği kafiyeyi Yunus kulakla kurar. Bu, şiirin söylenmek, ezberlenmek, ilahi olarak okunmak için yazıldığını da gösterir.

Tatcı, Yunus'u «bir halk şairi yahut divan şairi saymak doğru değildir» der. Yunus ikisinin arasında, tekke şiirinin kendi yolunu açmıştır. İsmâil Hakkı Bursevî ise onun hakkında şunu söyler: «Şeyh Yûnus bu lisanın hatmidir.» Bursevî'ye göre ondan sonra gelen tasavvuf şairlerinin her biri onun yolundan gitmiş, onu taklit etmiştir.

Ana anlatı — Hangi Yunus?

Yunus'u okumadan önce bir soruyu cevaplamak gerekir: bu şiir gerçekten onun mu? Tatcı'ya göre on beşinci yüzyıl başlarında Bursa'da yaşamış ikinci bir Yunus vardır: Âşık Yunus. Bazı yazarlar onu da «Yunus Emre» diye andığı için iki şair tarih boyunca birbirine karıştırılmıştır. Sonraki yüzyıllarda istinsah edilen divanlara «Yunus» mahlaslı başka şairlerin şiirleri de girmiştir.

Tatcı bu sorunun boyutunu bir örnekle gösterir: Burhan Toprak 1933-34'te yayımladığı divanda 355 şiire yer vermiş, sonra incelediği 350 şiirden ancak 115'inin Yunus Emre'ye ait olabileceği kanaatine varmıştır. Tatcı'ya göre bugüne kadar tam bir Yunus Emre divanı ortaya konulamamıştır. Nüshalarda istinsah hataları, yer değiştiren beyitler, iç içe giren ya da bölünen şiirler vardır. Tatcı'nın kendi çalışması, nüshaları karşılaştırarak Yunus'a ve Âşık Yunus'a ait şiirleri ayırmaya çalışan tenkitli bir metindir.

Yunus'un ilahileri bir de ağızdan ağıza yaşadı. Tatcı'ya göre bu ilahiler daha söylendikleri dönemde ezberlenmeye başlamış, Osmanlı fetihleriyle Balkanlara kadar yayılmış, Anadolu'daki ve Rumeli'deki tarikatların ortak sesi hâline gelmiştir. Bu yolculukta sözlerin tekkeden tekkeye, ağızdan ağıza değişmesi de kaçınılmazdı.

Yaygın yanlış«Yunus Emre'nin şiirleri bize ulaşan biçimleriyle onun kaleminden çıkmıştır.»
Doğrusu

Tatcı'ya göre Yunus'un şiirleri Âşık Yunus'unkilerle ve başka «Yunus» mahlaslı şairlerinkilerle karışmıştır; nüshalarda istinsah hataları, yer değiştiren beyitler vardır ve tam bir divan hâlâ kurulamamıştır. Okuduğumuz her Yunus şiiri, bir yazmanın, bir derlemenin ya da bir ilahi geleneğinin taşıdığı biçimdir.

Metin anı

1938 baskılı bir halk şiiri seçkisi, Yunus Emre'nin adıyla şu şiiri verir; dört dörtlüğü:

Aşkın aldı beni benden
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dünü günü
Bana seni gerek seni
Âşıklara sohbet gerek
Zâhidlere cennet gerek
Mecnunlara Leylâ gerek
Bana seni gerek seni
Cennet cennet dedikleri
Bir ev ile birkaç huri
İsteyene ver anları
Bana seni gerek seni
YUNUS dürür benim adım
Dün gün artar benim derdim
İki cihanda maksudum
Bana seni gerek seni

Şiirin bütün yükünü tek bir nakarat taşır: «Bana seni gerek seni.» Altı dörtlük boyunca aynı dize döner. Kelimeler bir çocuğun bile bildiği kelimelerdir. Ama ilk dizede bir tasavvuf kavramı saklıdır: «Aşkın aldı beni benden.» 206-01'de gördüğümüz fenâ burada dört kelimeye sığmıştır: aşk, beni benden alır.

İkinci dörtlük bir sıralama yapar. Herkesin bir hedefi vardır: âşığın sohbeti, zâhidin cenneti, Mecnun'un Leylâ'sı. Yunus bunların hepsini sayar ve hepsini geride bırakır. Üçüncü dörtlük daha cesurdur: cennet «bir ev ile birkaç huri»dir, isteyene verilsin. Tatcı'nın deyişiyle Yunus'un sevgisi zerreden küreye bütün varlığı kuşatır, ama hiçbir zaman maddi unsurları amaç edinmez. Cennet bile bir aracın yerine düşer; istenen, onu yaratandır.

Son dörtlük ise metin sorununu gösterir. Seçkide şöyle okunur: «YUNUS dürür benim adım / Dün gün artar benim derdim.» Tatcı'nın DİA maddesinde, Yunus'un adını söylediği yer olarak aktardığı biçim ise şudur: «Yûnus çağırırlar adım gün geçtikçe artar odum.» Birinde «derdim» artar, ötekinde «odum», yani ateşim. Birinde «adım Yunus'tur» denir, ötekinde «beni Yunus diye çağırırlar». Anlam yakındır, ama kelimeler değişmiştir. Hangisi Yunus'un söylediğidir? Bunu ancak nüshaları karşılaştıran tenkitli bir metin cevaplayabilir.

Sadelik burada bir yüzeydir. Altında fenâ, dünya ve ahiret arzusunun terki ve yüzyıllar boyunca ağızdan ağıza değişen bir metin vardır.

Cevap ve bağlantı

Yunus neden hâlâ anlaşılır? Çünkü sözü sade, nakaratları akılda kalıcı, kafiyesi kulakla kurulmuş, dili de 107-04'te gördüğümüz gibi bugünkü Türkçenin doğrudan atasıdır. Ama bu şiirler neden bu kadar çok şerh edildi? Çünkü o sade kelimeler, tasavvufun en zor kavramlarını taşır: «beni benden alan aşk», fenâdır; «bana seni gerek», dünya ve ahiret arzusundan geçiştir; erik dalında yenen üzüm, bir şathiyedir.

Yunus'u yakın kılan sadelik, onu yüzyıllar boyunca tartışmalı da kıldı. Her okur onu anladığını düşünür, ama her şeyh onu başka türlü açıklar. Bursevî'nin «bu lisanın hatmi» dediği şair, aynı zamanda metni hâlâ tam olarak kurulamamış bir şairdir. Anlaşılırlık ile derinlik, Yunus'ta aynı dizenin iki yüzüdür.

Kapanış kancası

Tatcı'nın aktardığı rivayetlerden biri Yunus'u başka bir büyük şairle karşılaştırır. Yunus bir gün Mevlânâ'ya rastlar ve sorar: Mesnevî'yi sen mi yazdın? Mevlânâ «evet» deyince Yunus, «Uzun yazmışsın. Ben olsam, 'Et ü kemik büründüm / Yunus diye göründüm' derdim» der. Bu bir rivayettir, belge değil. Ama iki yolu yan yana koyar: iki dizede söylenen Türkçe bir sır ile on binlerce beyitlik Farsça bir mesnevi. Konya'da yaşayıp Farsça yazan bir şair, Anadolu edebiyatının neresinde durur? Ve Mesnevî neden bir hikâyeyle, bir neyin feryadıyla açılır?

Özet kartı

  1. Yunus Emre'nin hayatı menkıbelerle iç içedir: Vilâyetnâme'ye göre buğdayı seçen ama sonra geri dönen, Tapduk Emre'nin tekkesine kırk yıl odun taşıyan bir derviştir. Bir belgeye göre 1240-41'de doğmuş, 1320'de ölmüştür; tarikatı kesin değildir.
  2. Ümmî olup olmadığı tartışmalıdır. Eski kaynaklar ve Bektaşî geleneği onu ümmî sayar; Köprülü, Gölpınarlı ve Timurtaş ise iyi eğitim gördüğünü düşünür. Tatcı'ya göre Yunus'un «ümmî»si «gelenekten gelen saf bilgiye sahip olan» anlamındadır.
  3. Yunus'un 417 şiirinden 138'i aruzla, geri kalanı heceyle yazılmıştır. Hece ölçüsüyle gazel kuran Yunus'un şiirlerine Tatcı «heceli gazel» der; kafiyede kulak kafiyesi esastır.
  4. Yunus'un şiirleri Bursalı Âşık Yunus'unkilerle ve başka Yunus mahlaslı şairlerinkilerle karışmıştır; tam bir divan hâlâ kurulamamıştır. Tenkitli metin, nüshaları karşılaştırarak bu karışıklığı çözmeye çalışır.
  5. «Bana seni gerek seni» şiiri fenâyı, cennet dahil her arzudan geçişi sade kelimelerle söyler. Son dörtlüğünün iki kaynaktaki farklı biçimleri, Yunus'un metninin yüzyıllar boyunca değiştiğini gösterir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
ŞerhCommentaryAnlaşılması güç bir metni beyit beyit, kelime kelime açıklayan eser
Heceli gazelSyllabic ghazalHece ölçüsüyle söylenen ama gazelin beyit düzenini ve kafiye şemasını taşıyan şiir
Kulak kafiyesiRhyme by earYazılışa değil sese dayanan kafiye anlayışı
İnsân-ı kâmilThe perfect humanİlahi ahlâka ulaşmış, benliğinden geçmiş kâmil insan
Tenkitli metinCritical editionNüshaları karşılaştırarak metnin en güvenilir biçimini kuran neşir

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Vilâyetnâme'deki buğday ve nefes menkıbesini özetleyin. Yunus'un hayatına dair belgelerin söylediğiyle menkıbelerin anlattığı arasındaki fark nedir?
  2. (Kazanım 1) Yunus'un ümmî olup olmadığı konusunda hangi görüşler vardır? Tatcı «ümmî» sıfatını nasıl yorumlar?
  3. (Kazanım 2) «Heceli gazel» ne demektir? Yunus'un kafiye anlayışı divan şairininkinden nasıl ayrılır ve bu fark şiirin nasıl yaşadığı hakkında ne söyler?
  4. (Kazanım 3) Âşık Yunus meselesi nedir? Burhan Toprak'ın 355 şiirden 115'e inen değerlendirmesi ve tam bir divanın kurulamamış olması tenkitli metni neden gerekli kılar?
  5. (Kazanım 4) «Bana seni gerek seni» şiirinde «Aşkın aldı beni benden» dizesi hangi tasavvuf kavramına bağlanır? Şiirin son dörtlüğünün iki farklı biçimi arasındaki farkları açıklayın.

Cevaplar

  1. Vilâyetnâme'ye göre yoksul bir çiftçi olan Yunus, buğday almak için Hacı Bektaş'a gider; Hacı Bektaş ona buğday yerine «nefes» teklif eder, Yunus buğdayı seçer. Yolda hatasını anlayıp geri dönünce Hacı Bektaş onu Tapduk Emre'ye yollar; Yunus Tapduk'un tekkesine kırk yıl düzgün odun taşır ve sonunda bir mecliste söylemeye başlar. Belgeler ise daha azını söyler: Erzi'nin yayımladığı kayda göre Yunus 1240-41'de doğmuş, 1320'de ölmüştür; mürşidi Tapduk Emre'dir, ama tarikatı kesin değildir ve pek çok yerde ona ait sayılan mezar vardır.
  2. Eski kaynaklar, Âşık Çelebi ve Bektaşî geleneği Yunus'u ümmî sayar. Köprülü divanda devrin ilmî sistemlerine işaretler bulunduğunu, Gölpınarlı Yunus'un Farsçadan çeviri yapacak kadar Farsça bildiğini, Timurtaş da onun muhtemelen Konya'da okuduğunu söyler. Yunus'un kendi dizeleri de iki yöne çekilebilir. Tatcı'ya göre Yunus'un kullandığı «ümmî» sıfatı, «gelenekten gelen saf bilgiye sahip olan» anlamındadır.
  3. Heceli gazel, Tatcı'nın Yunus'un şiirleri için önerdiği addır: hece ölçüsüyle söylenen, ama gazel gibi beyit düzeninde ve aa, ba, ca kafiye şemasıyla kurulan şiir. Yunus kafiyede titiz değildir; benzeşen her türlü sesi kafiye sayar, yani kulak kafiyesi esastır. Divan şairi kafiyeyi yazılışa göre de denetlerken Yunus sese göre kurar; bu da şiirin söylenmek, ezberlenmek ve ilahi olarak okunmak için yazıldığını gösterir.
  4. On beşinci yüzyıl başında Bursa'da Âşık Yunus adlı ikinci bir şair yaşamıştır; bazı yazarlar onu da Yunus Emre diye andığı için iki şairin şiirleri karışmıştır. Ayrıca divanlara Yunus mahlaslı başka şairlerin şiirleri de girmiştir. Burhan Toprak ilk neşrinde 355 şiir vermiş, sonra 350 şiirden ancak 115'inin Yunus'a ait olabileceği kanaatine varmıştır. Nüshalarda istinsah hataları ve yer değiştiren beyitler vardır. Bu yüzden hangi şiirin ve hangi biçimin Yunus'a ait olduğunu ancak nüshaları karşılaştıran tenkitli bir metin belirleyebilir.
  5. «Aşkın aldı beni benden» dizesi fenâ kavramına bağlanır: aşk, dervişi kendi benliğinden geçirir. Son dörtlük seçkide «YUNUS dürür benim adım / Dün gün artar benim derdim» diye okunur; Tatcı'nın aktardığı biçimde ise «Yûnus çağırırlar adım gün geçtikçe artar odum» denir. Birinde «adım Yunus'tur», ötekinde «beni Yunus diye çağırırlar» denir; birinde «derdim», ötekinde «odum», yani ateşim artar. Anlam yakındır, ama kelimeler değişmiştir; hangisinin Yunus'a ait olduğunu tenkitli metin belirleyebilir.

Okuma

  • Mustafa Tatcı'nın «Yûnus Emre» maddesi (DİA 43) — hayatı, divanı, neşirleri ve düşüncesi hakkında kapsamlı bir anlatım.
  • Mustafa Tatcı'nın hazırladığı Yunus Emre Divanı tenkitli metni — Yunus'a ve Âşık Yunus'a ait şiirlerin ayrıldığı neşir.
  • Abdülbâki Gölpınarlı'nın Yunus Emre divanı neşirleri — divanın ilk ciddi neşri sayılır.
  • Bildiğiniz bir Yunus ilahisinin sözlerini iki farklı kaynaktan (bir seçki ve bir ilahi kaydı) bulun; hangi kelimelerin değiştiğini işaretleyin.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:00 Soğuk açılış: bir erik ağacı; bir el daldan bir salkım üzüm koparır. Ekranın kenarında eski şerh sayfaları birbiri üstüne yığılır.
  • 1:00–1:30 Büyük soru: ekranda «sade» ve «derin» kelimeleri aynı dizenin iki yüzü gibi döner.
  • 1:30–3:30 Bağlam: bir buğday çuvalı ve bir tekke kapısı; bir adam sırtında düzgün odunlarla yürür. Sonra bir haritada Anadolu'nun ve Azerbaycan'ın pek çok yerinde birer mezar işareti yanar.
  • 3:30–5:30 Ana anlatı — Ümmî mi, âlim mi?: bir terazi; bir kefede «Tanrı mektebi», öbüründe Farsça kitaplar. Terazi dengede kalır.
  • 5:30–7:30 Ana anlatı — Sade dilin biçimi: bir gazelin beyitleri ve kafiye şeması harflerle belirir: aa, ba, ca. Sonra bir kulak ikonu; benzeşen sesler birbirine bağlanır.
  • 7:30–9:30 Ana anlatı — Hangi Yunus?: iki silüet, ikisinin altında «Yunus» yazar; biri Sakarya kıyısında, öbürü Bursa'da. Bir yığın yazma; bazı sayfalar ötekilerden ayrılır.
  • 9:30–12:00 Metin anı: nakarat «Bana seni gerek seni» her dörtlükte parlar. Son dörtlüğün iki biçimi ekranı ikiye bölerek yan yana durur; «derdim» ve «odum» kelimeleri vurgulanır.
  • 12:00–13:00 Cevap ve bağlantı: sade bir dize yüzeyde durur, altında katman katman açıklamalar görünür.
  • 13:00–13:30 Kapanış kancası: iki yol yan yana; birinde iki kısa dize, öbüründe uzayıp giden bir kitap sayfası. Uzakta bir ney.

Telaffuz

  • Yunus Emre: «yuu-NUS em-RE»; Tapduk Emre: «tap-DUK em-RE»; Hacı Bektaş: «ha-CI bek-TAŞ»; Vilâyetnâme: «vi-laa-yet-naa-ME»; Sarıköy: «sa-rı-KÖY».
  • ümmî: «üm-Mλ; şerh: «ŞERH»; şathiye: «şat-hi-YE»; insân-ı kâmil: «in-saa-nı kaa-MİL»; ilm-i usûl: «il-mi u-SUUL»; od: «OD».
  • Mustafa Tatcı: «mus-ta-FA tat-CI»; Adnan Erzi: «ad-NAN er-Zİ»; Âşık Çelebi: «aa-ŞIK çe-le-Bİ»; Faruk Kadri Timurtaş: «faa-RUK kad-Rİ ti-mur-TAŞ»; Burhan Toprak: «bur-HAN top-RAK»; İsmâil Hakkı Bursevî: «is-maa-İL hak-KI bur-se-Vλ.