Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Tekke edebiyatı divan ve halk edebiyatıyla birlikte Türk edebiyatının üç kolundan biridir; onun halk edebiyatına mı bağlı, yoksa ayrı bir disiplin mi olduğu araştırmacılar arasında tartışmalıdır.
- Mevlevîlik, Pîr Âdil Çelebi döneminde kesin şeklini alan, mevlevîhânelerde ney, kudüm, semâ ve Mesnevî şerhiyle bir musiki ve edebiyat okulu kuran tarikattır. 1666 semâ yasağı «yasağ-ı bed», 1684'teki kaldırılışı «nağme» sözüyle tarih düşürülerek kayda geçti.
- Bektaşîlik, Ocak'a göre Kalenderî köklerden gelir ve Balım Sultan'la bugünkü şeklini alır. Âyinlerde saz eşliğinde söylenen nefesler, Ocak'a göre Bektaşî inancının en sağlam belgeleridir.
- Halvetîlik İslam dünyasının en yaygın tarikatıdır; devranda ilahiler okunur, ney, kudüm ve def çalınır. Niyâzî-i Mısrî'nin divanı dervişlerin el kitabı oldu, şiirlerinin bir kısmı bestelenip tekkelerde okundu.
- Niyâzî'nin «Dermân arardım derdime» beyti derdi aşk, kanıtı insanın kendi özü olarak görür. Aynı sözler bir Sivas türküsünde kısa dizelere bölünmüş ve anonim olarak kaydedilmiştir: tarikat şiiri tekkeden halkın ağzına geçer.
Kazanımlar
- Tekke edebiyatının Türk edebiyatındaki yerini ve bu yer hakkındaki farklı araştırmacı görüşlerini açıklayabilir.
- Mevlevîlik, Bektaşîlik ve Halvetîliğin âyinlerini ve bu âyinlerin doğurduğu edebî ortamı karşılaştırabilir.
- Bir tarikat şiirinin tekkeden halk müziğine geçerek nasıl anonimleşebildiğini bir örnekle anlatabilir.
- Niyâzî-i Mısrî'nin «Dermân arardım derdime» beytini ve onun türkü biçimini karşılaştırarak okuyabilir.
Video metni
Soğuk açılış
1666 yılında, IV. Mehmed döneminde, vaiz Vanî Mehmed Efendi'nin etkisiyle semâ yasaklandı. Mevlevîler bu yasağa bir kelimeyle karşılık verdiler. Olayın yılını harflerin sayı değerleriyle gösteren bir ifade buldular: «yasağ-ı bed», yani «kötü yasak».
On sekiz yıl sonra, 1684'te yasak kaldırıldı. Bu olaya da bir tarih düşürüldü, bu kez tek bir kelimeyle: «nağme».
Bir yasak ve onun kalkışı, bir tarikatın çevresinde şiirin diliyle kayda geçiyordu.
Büyük soru
206-01'de dervişin yolunun bir mürşidle başladığını görmüştük. Mürşid ise bir tarikatın halkasıdır. Anadolu'da tarikatlar farklı âyinler, farklı meclisler ve farklı sesler geliştirdi. Bir tarikatın âyini, içinde doğan şiire ne yapar?
Bağlam
A. Azmi Bilgin'e göre tekke edebiyatı, divan ve halk edebiyatıyla birlikte Türk edebiyatının üç ana kolundan biridir. Bu edebiyata «dinî-tasavvufî edebiyat», «tasavvuf edebiyatı», «tekke edebiyatı» gibi adlar verilmiştir. Bilgin'e göre tekke edebiyatı divan ile halk edebiyatı arasında yer alır.
Bu konumun nasıl adlandırılacağı tartışmalıdır. Bilgin'in aktardığına göre Köprülü, Gölpınarlı, Banarlı ve Elçin tekke edebiyatını halk edebiyatı geleneğine bağlar. Boratav ve Günay ise onu halk edebiyatı içinde saymaz. Levend, Kocatürk ve Güzel'e göre ise tekke şairleri hem halk hem divan edebiyatından etkilendiği için bu edebiyat ayrı bir disiplin olarak ele alınmalıdır.
Tekke şiirini divan şiirinden ne ayırır? Bilgin, Ali Canip Yöntem'in bir cümlesini aktarır: «Tekke şiirinde tasavvuf bir iman, divan şiirinde bir fantezidir.» Yöntem'in bu yargısı bir bakış açısıdır; ama tekke şiirinin kendini nasıl gördüğünü iyi özetler. On altıncı yüzyılda Latîfî de sûfî şairlerin halk beğensin diye sanata başvurmadığını, sözlerini Allah'tan gelen bir ilhamla söylediklerini yazmıştı.
Bilgin'e göre tekke şiiri üç çizgide gelişti: Sünnî tekkelerin ana kolu, Alevî-Bektaşî çizgisi ve Melâmî-Hamzavî çizgisi. Bu ünitede üç büyük tarikata, Mevlevîlik, Bektaşîlik ve Halvetîliğe bakacağız.
Ana anlatı — Mevlevîlik: bir edebiyat ve musiki okulu
Barihüda Tanrıkorur'a göre Mevlevîlik başlangıçta âdâbı belirlenmiş klasik bir tarikat değildi. Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled, babasının görüşlerini yaymak için Anadolu'nun çeşitli yerlerine halifeler gönderdi. Tarikatın âdâb ve erkânı, Tanrıkorur'a göre on beşinci yüzyılın ortalarında, Konya'daki Pîr Âdil Çelebi döneminde kesin şeklini aldı. İstanbul'un ilk mevlevîhânesi 1491'de Galata'da kuruldu.
Tanrıkorur mevlevîhâneyi «aynı zamanda bir musiki ve edebiyat okulu» olarak tanımlar. Semâ âyininde okunacak eserleri neyzenbaşı ile kudümzenbaşı öğretirdi. Mesnevîhan ise Mevlânâ'nın Mesnevî'sini okuyup açıklayan kişiydi. Tanrıkorur'a göre bu görev tefsir, hadis, tasavvuf, felsefe ile birlikte şiir ve edebî eleştiri bilgisi de gerektiriyordu.
Tanrıkorur, Mevlevîliğin İstanbul'da başka tarikatlardan daha az tekke açtığını da not eder. Sebebi, Mevlevîliğin düşünce, edebiyat ve musikisiyle seçkin bir kesime hitap etmesi ve mevlevîhânelerin büyük külliyeler olarak kurulmasıdır. 203-11'de gördüğümüz Şeyh Gâlib, Galata Mevlevîhânesi'nin şeyhiydi.
Mevlevî edebiyatının merkezinde Farsça yazılmış bir eser, Mesnevî durur. Onu ayrı bir ünitede okuyacağız.
Ana anlatı — Bektaşîlik: sazla söylenen nefes
Bektaşîliğin kökleri başka bir çevreye uzanır. Ahmet Yaşar Ocak'a göre on dördüncü ve on beşinci yüzyıllarda «abdal» lakabını taşıyan ve bugün Bektaşî olarak bilinen şeyhlerin çoğu aslında Kalenderî dervişlerdi. Ocak'a göre bugün bilinen Bektaşîlik, on altıncı yüzyıl başında Balım Sultan'ın tarikatın başına geçmesiyle şekillendi; gelenek de onu «ikinci pîr» sayar.
Bektaşî meclisinin şiiri nefestir. Ocak'a göre âyinler sırasında saz eşliğinde «nefes» denilen ilahiler söylenir. Bilgin'e göre bu kelime Anadolu'da on dördüncü yüzyıldan beri kullanılıyordu, ama Sünnî tekkelerde makamla okunan şiirlere «ilahi» denilmesi yaygınlaşınca, Alevî ve Bektaşîler kendi âyinlerinde okudukları şiirler için «nefes» kelimesini tercih etti. Nefesler genellikle sekiz heceyle yazılır ve sazla söylenir.
Ocak nefesleri yalnız edebî metin olarak görmez. Ona göre nefesler Bektaşî inanç ve geleneklerinin en sağlam belgeleridir; bir tarikatın neye inandığını anlamak isteyen onlara bakmalıdır. Ocak, Bektaşîliğin Sünnî ibadet anlayışı karşısında kayıtsız bir tutum geliştirdiğini de savunur ve bu tutumun edebiyatta alaycı, hazırcevap bir Bektaşî tipi ile Bektaşî fıkralarını doğurduğunu yazar. Bu tarihsel değerlendirme Ocak'ındır; Alevî-Bektaşî çevrelerin kendi geleneklerini nasıl anlattığı ise ilerideki ünitelerin konusu olacak.
Ana anlatı — Halvetîlik: devran ve ilahi
Süleyman Uludağ, Halvetîliği İslam dünyasının en yaygın tarikatı olarak tanıtır. Tarikat dört ana kola ayrılmış, bunlardan pek çok şube doğmuştur. Halvetîlikte seyrüsülûk yedi isimle yapılır; 206-01'de gördüğümüz nefs mertebeleri burada zikirle aşılan basamaklardır.
Halvetî meclisinin merkezinde devran vardır. Uludağ'a göre haftanın belli günlerinde topluca yapılan zikirde müridler önce oturarak bir halka kurar, sonra ayağa kalkar ve devrana başlar. Devranda ilahiler okunur; ney, kudüm ve def çalınır. Uludağ, devrana karşı çıkan âlimlere cevap vermek için Halvetîlerin devranı savunan eserler yazdığını da not eder. Bilgin'e göre Halvetî tekkelerinde zikrin iki bölümü arasında «durak» adı verilen ilahiler okunurdu.
Halvetîliğin şiir sesi en çok Niyâzî-i Mısrî'de duyulur. Uludağ'a göre Halvetîliğin pek çok kolu vahdet-i vücûddan etkilenmiş, bu etki en ileri noktasına Niyâzî'de ulaşmıştır. Mustafa Aşkar'a göre Niyâzî, semâ, zikir ve devranın yasaklandığı yıllarda da faaliyetini sürdürdü ve vaazlarında bu yasağı getiren zihniyeti eleştirdi. Rodos'a, sonra iki kez Limni'ye sürgün edildi ve 1694'te Limni'de öldü. Aşkar'a göre Niyâzî'nin divanı bütün tarikat çevrelerinde beğenildi ve dervişlerin bir el kitabı hâline geldi. Şiirlerinin bir kısmı bestelendi ve tekkelerde yaygın biçimde okundu.
Yaygın yanlış«Tekke şiiri yalnızca okunmak için yazılmış bir metindir.»
Tekke şiirinin büyük bölümü bir âyinin içinde yaşadı: semâda okunan âyinler, cemde sazla söylenen nefesler, devranda okunan ilahiler, zikrin arasındaki duraklar. Aşkar'a göre Niyâzî'nin şiirlerinin bir kısmı bestelenip tekkelerde okundu. Bu şiirleri yalnız sayfada okumak, onların nasıl yaşadığının bir kısmını görmemek demektir.
Metin anı
Niyâzî-i Mısrî'nin bir gazeli şu beyitle açılır:
Dermân arardım derdime derdim bana dermân imiş
Bürhân arardım aslıma aslım bana bürhân imiş
Beyit bir aramayla başlar ve bir şaşkınlıkla biter. Her mısra aynı yapıdadır: «…arardım» ve «…imiş». Birinci yarı bir çabayı, ikinci yarı bir keşfi söyler. «İmiş» kelimesi Türkçede sonradan fark edilen bir gerçeği anlatır: aradığım şey, baştan beri elimdeydi.
Birinci mısra bir paradoks kurar: dert, dermanın kendisidir. Karakuş, tasavvuf literatüründe derdin ilahi aşk anlamında kullanıldığını ve «En büyük dert, dertsiz olmaktır» sözünü aktarır. Dert burada iyileşilmesi gereken bir hastalık değil, dervişi yola koyan aşktır.
İkinci mısra daha da ileri gider. «Bürhân» kanıt demektir. Derviş kendi aslını, kökenini kanıtlayacak bir delil arar; delil kendisidir. 206-01'de gördüğümüz vahdet-i vücûd fikri burada bir cümleye sığmıştır: varlığın kaynağına dair kanıt, insanın kendi içinde bulunur.
Beyit burada kalmaz. Vikikaynak'ta, Mehmet Koç'un TRT Türk halk müziği repertuvarı üzerine yüksek lisans tezine (İstanbul Teknik Üniversitesi, 2010, s. 65) dayanan bir kayıtta, şu sözler anonim bir Sivas türküsü olarak geçer:
Derman arardım derdime
Derdim bana dermanmış
Bürhan arardım aslıma
Aslım bana bürhanmış
İki metni yan yana koyalım. Gazelin on altı heceli uzun mısrası türküde ikiye bölünmüş, kısa halk dizelerine dönüşmüştür. «Dermân imiş», «dermanmış» olmuştur. Uzun ünlü işaretleri düşmüş, söz konuşma diline yaklaşmıştır. Ve en önemlisi, şairin adı düşmüştür. Bir Halvetî şeyhinin gazeli, bir halk türküsünde anonim bir söz olarak yaşar. Üstelik bu sözler tek bir hayata da sığmaz: A. Isparta, güfte yazımı üzerine makalesinde (RumeliDE 22, 2021) aynı mısraı bir «Hüseynî ilahi»den örnek olarak anar. Aynı söz bir divanda, bir ilahide ve bir türküde üç ayrı biçimde yaşar.
205-07'de bir şiirin şairini nasıl kaybettiğini görmüştük. Burada aynı süreç tekkeden sokağa doğru işler. Tarikat şiiri yalnız tekkede kalmaz; ezgisiyle birlikte halkın ağzına geçer.
Cevap ve bağlantı
Bir tarikatın âyini, içinde doğan şiire ne yapar? Önce ona bir ses verir: Mevlevî semâsında ney ve kudümle okunan âyin, Bektaşî ceminde sazla söylenen nefes, Halvetî devranında okunan ilahi ve zikrin arasındaki durak. Sonra ona bir dil verir: Mevlevîlik Farsça Mesnevî'ye ve şerh geleneğine dayanan seçkin bir okuma kültürü kurdu; Bektaşî nefesi sekiz heceli ve sazlıdır; Halvetî şiiri vahdet-i vücûdu gazelle söyler. Son olarak ona bir yol verir: bestelenen şiir tekkeden çıkar, halk müziğine karışır, bazen şairini de geride bırakır.
Tarikatların şiire etkisi tek yönlü de değildi. Semâ yasağı bir tarih düşürme vesilesi oldu. Niyâzî sürgünde de yazmayı bırakmadı; Aşkar'a göre kendi eliyle tuttuğu bir mecmua Limni'de geçirdiği sıkıntılı günleri anlatır. Âyin yasaklandığında bile şiir onu hatırlatmaya devam etti.
Kapanış kancası
Niyâzî-i Mısrî'nin eserleri arasında ilginç bir şerh vardır. Aşkar'a göre Niyâzî, Yunus Emre'ye atfedilen «Çıktım erik dalına» diye başlayan ve ilk bakışta anlamsız görünen bir şiiri açıklamak için bir risale yazmıştır. Yunus'un şiirleri Bektaşî nefes derlemelerinde de, Sünnî tekkelerin ilahilerinde de karşımıza çıkar. Sade bir dille yazan bir şair, neden yüzyıllar sonra bir şeyhin şerhine ihtiyaç duyar? Ve bu kadar farklı tarikat onu nasıl aynı anda sahiplenebilir?
Özet kartı
- Tekke edebiyatı divan ve halk edebiyatıyla birlikte Türk edebiyatının üç kolundan biridir; onun halk edebiyatına mı bağlı, yoksa ayrı bir disiplin mi olduğu araştırmacılar arasında tartışmalıdır.
- Mevlevîlik, Pîr Âdil Çelebi döneminde kesin şeklini alan, mevlevîhânelerde ney, kudüm, semâ ve Mesnevî şerhiyle bir musiki ve edebiyat okulu kuran tarikattır. 1666 semâ yasağı «yasağ-ı bed», 1684'teki kaldırılışı «nağme» sözüyle tarih düşürülerek kayda geçti.
- Bektaşîlik, Ocak'a göre Kalenderî köklerden gelir ve Balım Sultan'la bugünkü şeklini alır. Âyinlerde saz eşliğinde söylenen nefesler, Ocak'a göre Bektaşî inancının en sağlam belgeleridir.
- Halvetîlik İslam dünyasının en yaygın tarikatıdır; devranda ilahiler okunur, ney, kudüm ve def çalınır. Niyâzî-i Mısrî'nin divanı dervişlerin el kitabı oldu, şiirlerinin bir kısmı bestelenip tekkelerde okundu.
- Niyâzî'nin «Dermân arardım derdime» beyti derdi aşk, kanıtı insanın kendi özü olarak görür. Aynı sözler bir Sivas türküsünde kısa dizelere bölünmüş ve anonim olarak kaydedilmiştir: tarikat şiiri tekkeden halkın ağzına geçer.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Tarikat | Sufi order | Bir pîre bağlanan, kendine özgü âyin, âdap ve erkânı olan tasavvuf yolu |
| Mevlevîhâne | Mevlevi lodge | Semâ âyininin yapıldığı, ney ve kudüm öğretilen, Mesnevî'nin okunduğu Mevlevî tekkesi |
| Nefes | Bektashi hymn | Alevî ve Bektaşî âyinlerinde saz eşliğinde okunan tasavvufi şiir |
| Devran | Circular dhikr | Halvetî tekkelerinde ayakta ve dönerek yapılan, ilahilerle süren toplu zikir |
| Tarih düşürme | Chronogram | Bir olayın yılını harflerin ebced değerleri toplamıyla gösterme sanatı |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Bilgin'e göre tekke edebiyatının Türk edebiyatındaki yeri nedir? Araştırmacılar bu edebiyatın konumu hakkında hangi farklı görüşleri savunur?
- (Kazanım 2) Tanrıkorur mevlevîhâneyi neden «bir musiki ve edebiyat okulu» olarak tanımlar? Mesnevîhanın görevi neydi?
- (Kazanım 2) Bektaşî nefesi ile Halvetî devranında okunan ilahiyi âyin, çalgı ve biçim bakımından karşılaştırın.
- (Kazanım 3) Niyâzî-i Mısrî'nin «Dermân arardım derdime» beyti ile Sivas türküsü arasındaki farklar nelerdir? Bu örnek bir tarikat şiirinin nasıl anonimleşebildiğini nasıl gösterir?
- (Kazanım 4) Beytin iki mısraındaki «…arardım» ve «…imiş» yapısı neyi anlatır? «Dert» ve «bürhân» kelimeleri tasavvufi açıdan nasıl okunabilir?
Cevaplar
- Bilgin'e göre tekke edebiyatı, divan ve halk edebiyatıyla birlikte Türk edebiyatının üç ana kolundan biridir ve bu ikisi arasında yer alır. Köprülü, Gölpınarlı, Banarlı ve Elçin onu halk edebiyatı geleneğine bağlar; Boratav ve Günay halk edebiyatı içinde saymaz; Levend, Kocatürk ve Güzel ise tekke şairlerinin hem halk hem divan edebiyatından etkilendiğini söyleyerek onun ayrı bir disiplin olarak ele alınması gerektiğini savunur.
- Mevlevîhânede semâ âyininde okunacak eserler neyzenbaşı ve kudümzenbaşı tarafından öğretilir, neyzenler yetiştirilirdi; ayrıca Mesnevî okunur ve şerh edilirdi. Mesnevîhan Mesnevî'yi okuyup açıklayan kişiydi; Tanrıkorur'a göre bu görev tefsir, hadis, tasavvuf ve felsefenin yanında şiir ve edebî eleştiri bilgisi de gerektiriyordu.
- Nefes, Alevî ve Bektaşî âyinlerinde, özellikle cemde, saz eşliğinde söylenir ve genellikle sekiz heceyle yazılır. Halvetî devranında ise müridler halka kurup ayakta ve dönerek zikreder; ilahiler okunur, ney, kudüm ve def çalınır. Zikrin iki bölümü arasında «durak» denilen ilahiler de okunurdu. Bilgin'e göre «nefes» adı, Sünnî tekkelerde «ilahi» kelimesi yaygınlaşınca Alevî ve Bektaşîlerin kendi şiirleri için tercih ettiği addır.
- Gazelin on altı heceli uzun mısraları türküde kısa dizelere bölünmüş, «dermân imiş» gibi söyleyişler «dermanmış» gibi konuşma diline yakın biçimlere dönüşmüştür. En önemlisi şairin adı düşmüş, sözler Vikikaynak'ta TRT repertuvarına dayanan bir kayıtta anonim bir Sivas türküsü olarak geçmektedir. Tekkede bestelenip okunan bir gazel, ezgisiyle halk müziğine geçmiş ve şairini geride bırakmıştır.
- «…arardım» bir çabayı, «…imiş» sonradan fark edilen bir gerçeği anlatır: aranan şey baştan beri aranandadır. Tasavvuf literatüründe dert ilahi aşk anlamında kullanılır; bu yüzden dert dermanın kendisidir ve «en büyük dert dertsiz olmaktır». «Bürhân» kanıt demektir; derviş aslına dair kanıtı dışarıda ararken kanıtın kendi özü olduğunu fark eder. Bu, vahdet-i vücûd fikrine, varlığın kaynağının insanın kendi içinde bulunduğu düşüncesine bağlanabilir.
Okuma
- A. Azmi Bilgin'in «Tekke Edebiyatı» maddesi (DİA 40) — tekke edebiyatının yeri, türleri ve şekilleri hakkında derli toplu bir anlatım.
- Ş. Barihüda Tanrıkorur'un «Mevleviyye» maddesi (DİA 29) — mevlevîhânenin iç düzeni ve tarikatın tarihi için.
- Ahmet Yaşar Ocak'ın «Bektaşîlik» maddesi (DİA 5) — tarikatın oluşumuna dair tarihsel bir bakış.
- Niyâzî-i Mısrî'nin bir gazelini bir de bestelenmiş hâliyle dinleyin; hangi sözlerin tekrarlandığını ve ezginin şiiri nasıl böldüğünü not edin.