İçeriğe geç

Ünite EDB-205-10 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi · Uzman ünitesi

Sözlü kompozisyon kuramı (Parry-Lord) ve Türk âşık geleneği

EDB-205 Halk Edebiyatı: Âşıklar ve Anonim Gelenek

2.547 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · anlatım 13 dk

  • sözlü kompozisyon kuramı
  • tema
  • kafiye-redif çekirdeği
  • usta malı
  • varyant karşılaştırması
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Sözlü kompozisyon kuramına göre sözlü şair, geleneğin formüllerini ve temalarını kullanarak şiiri icra anında kurar. Tema, düzenli olarak kullanılan bir fikir grubudur ve değişmez bir metin değildir.
  2. Lord'a göre sözlü şair üç dönemde yetişir: dinleme ve özümseme, uygulama, eleştirel dinleyici önünde icra. Bu şema âşık geleneğindeki usta-çırak ilişkisine yakındır.
  3. Türk halk hikâyesi araştırmalarında uzun süre, nesrin serbest, şiirlerin ise ezberden aktarılan sabit kısım olduğu kabul edildi. Gültekin, Latif Şah'ın yedi varyantını karşılaştırarak şiirlerin bir kısmının ezberlendiğini, bir kısmının kafiye-redif çekirdeği üzerine yeniden kurulduğunu gösterir.
  4. Kurama yöneltilen eleştiriler «sözlü» kavramının sınırını, uygulamaların kuramı yalnız doğrulamaya yönelmesini ve Lord'un Anadolu-Rumeli âşık geleneğini hesaba katmamasını hedef alır.
  5. «Kesildi nişanam» dörtlüğünün varyantlarında ilk iki dize korunur, üçüncü ve dördüncü dizeler değişir, ama «dağları / çağları» kafiye ve redifi yerinde kalır. «Leyli nahar»ın bir varyantta Leylâ ile Mecnun'a dönüşmesi, anlatıcının sesi geleneğin kalıplarına bağladığını gösterir.

Kazanımlar

  • Parry ile Lord'un sözlü kompozisyon kuramındaki «formül» ve «tema» kavramlarını ve bir sözlü şairin yetişmesindeki üç dönemi açıklayabilir.
  • Halk hikâyesindeki şiirlerin ezberden mi aktarıldığı, yoksa icra anında mı kurulduğu tartışmasını iki tarafın dayanaklarıyla anlatabilir.
  • Kurama yöneltilen eleştirileri ve Türk âşık geleneğinin kurama getirdiği farklılıkları değerlendirebilir.
  • Latif Şah hikâyesinden bir dörtlüğün varyantlarını karşılaştırarak değişen ve değişmeyen unsurları gösterebilir.

Video metni

Soğuk açılış

1970'ler. Halkbilimci Muhan Bali, Âşık Namaz Sazcı'nın söylediklerini kaydediyor. Meclisten biri âşığa bir dörtlük söylüyor ve cevap istiyor. Âşık önce karşısındakinin kafiyesini ve redifini yüksek sesle tekrar ediyor. Sonra aynı kafiye ve redif üzerine kendi dörtlüğünü söylüyor.

Mustafa Gültekin bu kaydı, bir âşığın şiiri nasıl kurduğunu gösteren bir örnek olarak aktarır. Âşık bir metni hatırlamıyordu. Elinde bir kafiye, bir redif ve yıllarca dinleyerek biriktirdiği bir dil vardı. Şiir o anda kuruluyordu.

Büyük soru

205-09'da Fikret Türkmen'in bir gözlemini aktarmıştık: halk hikâyesinde nesir anlatıcının elindedir, şiirler ise değişmeyen kısımdır. Âşık Namaz Sazcı'nın kaydı ise başka bir şey gösteriyor. Hangisi doğru? Âşık hikâyedeki şiirleri ezberden mi söyler, yoksa her anlatışta yeniden mi kurar? Ve Balkanlarda doğmuş bir kuram bu soruya ne kadar cevap verebilir?

Bağlam

003-02'de Milman Parry'nin formül tanımını ve Albert Lord'la birlikte Bosna ile Karadağ'da yaptıkları kayıtları görmüştük. Burada o hikâyeyi yeniden anlatmayacağız; kuramın Türk âşığına uygulanışına bakacağız.

Özkul Çobanoğlu, kuramın arka planında Slovenyalı halkbilimci Matija Murko'yu hatırlatır. Murko, 1887'de Zagreb'de bir Boşnak anlatıcıdan, Salko Vojniković'ten, toplamı seksen bin dizeyi aşan doksan hikâye dinlemişti. Aynı kişinin bile aynı şiiri farklı söyleyişlerde değiştirdiğini göstermişti. Parry bu çalışmadan haberdar olduktan sonra 1933'te Yugoslavya'ya gitti. Aralık 1935'te bir kazada öldü. Kuramı, öğrencisi Lord 1960'ta The Singer of Tales adlı kitapla tamamladı.

Çobanoğlu, Dursun Yıldırım'ın yolunu izleyerek Lord'un «singer» dediği destan söyleyicisini Türkçede «âşık» diye adlandırır. Bu tercih bir iddiayı da taşır: Balkan destan söyleyicisi ile Anadolu âşığı karşılaştırılabilir.

Ana anlatı — Formül, tema ve bir âşığın yetişmesi

Kuramın iki temel kavramı vardır. Formülü 003-02'de tanımlamıştık: belli bir fikri anlatmak için aynı ölçü koşullarında düzenli olarak kullanılan kelime öbeği. Çobanoğlu'ya göre Lord buna bir kavram daha ekler: tam olarak formül olmasa da formül gibi davranan, bir dize ya da yarım dize boyunda «formülsel ifadeler».

İkinci kavram «tema»dır. Parry temayı, formüllerle kurulan geleneksel bir şiirin söylenişinde düzenli olarak kullanılan bir fikir grubu olarak tanımlar. Lord'un örneği bir meclistir: Osmanlı sultanının Bağdat'ı yirmi yıldır kuşatan ordusu için toplanan bir danışma meclisi. Meclis sahnesi pek çok destan geleneğinde vardır. Âşık onun kelimelerini değil, iskeletini bilir: kim konuşur, kim itiraz eder, karar nasıl verilir.

Çobanoğlu'nun aktardığına göre Lord'un gözlemi şudur: aynı âşıktan altı ayrı yerde ve zamanda derlenen aynı destanda, bir tema altı farklı söyleyişle karşımıza çıkabilir. Tema sözlüdür, ama değişmez bir metin değildir.

Bu dil nasıl öğrenilir? Lord bir sözlü şairin yetişmesini üç döneme ayırır. İlki dinleme ve özümseme dönemidir. Aday genç ustaları dinler; hikâyeleri, kahraman adlarını, uzak yerleri, ölçünün ritmini ve sık tekrarlanan formülleri öğrenir. İkincisi uygulama dönemidir. Aday kendi sesiyle söylemeye başlar. Ölçünün sınırını aşamaz; bu yüzden geleneğin hazır kalıplarına yaslanır. Çobanoğlu bu süreci bir çocuğun dili okulsuz öğrenmesine benzetir. Bu dönemde bir ustaya ihtiyaç vardır. Üçüncüsü, eleştirel bir dinleyici önünde icradır.

Âşık geleneğindeki usta-çırak ilişkisi bu şemaya kolayca oturur. Ama bir fark vardır. Balkan destanında ölçü on hecedir ve formül ölçünün bir parçasını doldurur. Türk âşık şiirinde ise dörtlüğün sonunda dönen kafiye ve redif vardır. Formül burada nerededir?

Ana anlatı — Sabit şiir mi, yeniden kurulan şiir mi?

Türk halk hikâyesi araştırmalarında uzun süre kabul gören görüşü Gültekin şöyle özetler: âşık nesir kısımlarında serbesttir, ekleyebilir, çıkarabilir; nazım kısımlarında serbest değildir, şiirleri aynen ezberlemek ve aktarmak zorundadır. Gültekin bu görüşü Boratav'a ve Alptekin'e dayandırır. Türkmen'in DİA'daki anlatımı da aynı yöndedir.

Gültekin buna karşı çıkar. Gerekçesi basittir: âşıklar şiirleri olduğu gibi aktarsaydı, derlenen hikâye metinlerindeki şiirlerin birbirinin aynısı olması gerekirdi. Oysa değildir. Latif Şah hikâyesinin Gültekin'in karşılaştırdığı yedi varyantında şiir sayısı on yedi ile kırk üç arasında değişir. Birden çok varyantta yer alan otuz bir şiir vardır, ama bunların bir kısmı aynen tekrarlanır, bir kısmı tekrarlanmaz.

Âşıkların kendi sözü de ilginçtir. Gültekin'in aktardığına göre Âşık Şeref Taşlıova, hikâye anlatırken nesir kısımlarını değiştirmediklerini, şiirleri ise kendilerinin söylediğini anlatmıştır. Bu, yerleşik görüşün tam tersidir. Gültekin bunu şöyle yorumlar: âşıklar olayları, yani temaları korur; şiirleri ise formüllerin yardımıyla yeniden söyler.

Peki formül nerededir? Gültekin burada Natalia Moyle'un ve Umay Günay'ın çalışmalarına dayanır. Moyle, Köroğlu kollarını farklı âşıklardan derleyip karşılaştırmıştı. Günay'a göre bu çalışmada şiirin çekirdeği açıkça adlandırılmamıştı. Günay'a göre o çekirdek kafiye ile rediftir. Âşıkların kelime hazinesi büyük ölçüde ortak olduğundan, aynı kafiye ve redifle birbirine çok benzeyen şiirler söyleyebilirler. Soğuk açılıştaki kayıt tam da bunu gösterir.

Gültekin'in varyantlarında bir hareket daha görülür: şiir temaya bağlıdır ve tema yer değiştirince şiir de onunla birlikte yer değiştirir. Üç varyantta Latif Şah, sevgilisinin yanındaki kırk kızın adlarını sayan bir şiiri, gerçek âşık olduğunu kanıtlamak için söyler. Dördüncü bir varyantta aynı şiir çok daha önce gelir: ailesi onu gurbete gitmekten vazgeçirmek için ülkenin kızlarını toplamıştır. Sayılan kız adları da varyanttan varyanta değişir. Gültekin'e göre bu, anlatıcının şiiri bir metin olarak değil, bir sahnenin parçası olarak hatırladığını gösterir.

Gültekin bir adım daha atar ve iki sürecin birlikte var olduğunu savunur. Bazı şiirler ezberlenir. Bunlar özellikle ustalardan kalan, «usta malı» şiirlerdir. Bazıları ise formüllerle yeniden kurulur. Gültekin'e göre bu, Günay'ın kuramdan çıkardığı «ezber ile doğaçlama yan yana olamaz» görüşüne de ters düşer. Boratav da Köroğlu kollarında şiirlerin yer değiştirdiğini gözlemlemişti: anlatıcının hafızası onu yanıltınca, boş kalan yere hatırladığı en uygun türküyü getirir.

Yaygın yanlış«Âşık bir şiirin aynı kaldığını söylüyorsa, şiir gerçekten aynı kalmıştır.»
Doğrusu

Lord'un Balkan ozanları da bir şarkıyı «kelimesi kelimesine» söylediklerini iddia ediyordu, ama kayıtlar aynı hikâyenin iki farklı versiyonunu gösterdi. Türk hikâyeciliğinde de âşıkların sözü ile derlenen metinler her zaman örtüşmez; Taşlıova'nın tanıklığı ise yaygın kanaatin tersini söyler. Soruyu âşığın beyanı değil, varyantların karşılaştırılması cevaplar.

Ana anlatı — Kuramın sınırları

Kuram dünya halkbilimini derinden etkiledi, ama eleştirisiz kalmadı. Çobanoğlu bu eleştirilerden üçünü öne çıkarır.

Birincisi «sözlü» kavramıyla ilgilidir. Lord, ezberlenmiş ve kelimesi kelimesine korunmuş metinleri kelimenin sözlük anlamının ötesinde sözlü saymıyordu; sözlü şiiri yalnız icra anında doğaçlama kurulan şiir olarak görüyordu. Çobanoğlu'nun aktardığına göre Ruth Finnegan bu sınırın tartışmalı olduğunu gösterdi. Lord da sonraki çalışmalarında ağırlığı «sözlü» kavramından «geleneksel» kavramına doğru kaydırdı.

İkincisi yöntemle ilgilidir. Çobanoğlu'nun aktardığına göre Gary Alan Fine, kuramı uygulayan pek çok çalışmanın, incelediği kültürün kendine özgü yanlarını ortaya koymak yerine Parry ile Lord'un formülasyonlarını doğrulamaya yöneldiğini eleştirdi.

Üçüncüsü Türk okurunu doğrudan ilgilendirir. Çobanoğlu'ya göre Lord, sonraki çalışmalarında Türk etkisini ele almasına rağmen Anadolu-Rumeli âşık geleneğinden neredeyse habersizmiş gibi davrandı. Lord'un ünlü destan örneği bir Osmanlı meclisiyle açılıyordu, ama kuram Anadolu âşığını dinlemeden kurulmuştu.

Okuryazarlık meselesi de burada belirir. Bu seride gördüğümüz gibi, Âşık Şenlik'in ümmî olup olmadığı da tartışmalıdır. Latif Şah hikâyesini tasnif eden de Şenlik'tir. Ama Çobanoğlu'nun özetlediği şemada bile, okuma yazma bilen bir aday basılmış destanları okuyarak öğrenebilir. Yani asıl soru anlatıcının okuryazar olup olmadığı değil, şiiri söylerken bir metne mi yoksa bir geleneğin kalıplarına mı yaslandığıdır.

Metin anı

Gültekin'in karşılaştırdığı şiirlerden biri, Latif Şah'ın sevgilisini aramak için Yemen'den Hindistan'a giderken söylediği dörtlüktür. Üç varyantı yan yana koyalım:

Kesildi nişanam yad oldu veten,
Gözden itdi bizim yerin dağları.
Leyli nahar intizarı var canda,
Figan eder, seher subhu çağları.
Kesildi nişanam yad oldu vatan,
Gözden itdi bizim yerin dağları.
Leyli nehar intizarı var canda,
Bülbül figan eyler süfün çağları.
Kesildi nişanam yad oldu veten,
Gözden itdi bizim yerin dağları.
Çünkü Leyli intizarı Mecnun'du,
Figan eler seher, subhun çağları.

İlk iki dize üç varyantta da aynıdır, yalnız ağız farkları vardır: «veten» ve «vatan». Kahraman yurdundan kopmuştur, dağlar arkada kalmıştır. Bu iki dize ezberlenmiş gibi davranır.

Üçüncü dizede yollar ayrılır. İlk iki varyantta «leyli nahar», yani Arapça «gece ve gündüz» vardır: kahraman gece gündüz bekler. Üçüncü varyantta aynı ses başka bir anlama kaymıştır: «leyl» (gece) sözü «Leylâ» olarak duyulmuş, arkasından da Mecnun gelmiştir. Gültekin bu kaymayı açıkça not eder: gece anlamındaki kelimenin Leylâ diye düşünülmesi, anlatıcıyı Mecnun kelimesini kullanmaya yöneltmiştir. Anlatıcı yanlış hatırlamamıştır; bir sesi geleneğin en bilinen aşk çiftine bağlamıştır.

Dördüncü dize de değişir: bir varyantta öznesi belirsiz bir «figan», ötekinde feryat eden bir bülbül vardır. Ama dizenin sonu hiç değişmez: «çağları». Dörtlüğün kafiyesi ve redifi, «dağları» ile «çağları», bütün varyantlarda yerindedir. Günay'ın kafiye-redif çekirdeği tam olarak budur: anlatıcı sonu bilir, oraya giden yolu o anda kurar.

Bu dörtlük, tartışmanın iki tarafını da haklı çıkarır. İlk yarısı ezbere yakındır, ikinci yarısı yeniden kurulmuştur. Tema aynıdır: yurdunu arkada bırakan bir âşığın bekleyişi.

Cevap ve bağlantı

Âşık hikâyedeki şiirleri ezberden mi söyler, yoksa yeniden mi kurar? Varyantlar tek bir cevaba izin vermez. Bazı şiirler, özellikle usta malı olanlar, ezberden gelir. Bazı dizeler varyantlar arasında aynen korunur. Ama dörtlüğün bir kısmı her anlatışta, kafiye ve redif çekirdeğinin üzerine yeniden kurulur. Türkmen'in «şiir sabittir» gözlemi geleneğin kendini tarif edişine, Gültekin'in karşılaştırması ise kayıtların gösterdiğine daha yakındır. Belki en doğrusu, âşığın hafızasını üç katlı düşünmektir: en altta sırası korunan temalar, ortada kafiye ve redif çekirdekleri, en üstte ezberlenmiş usta malı dizeler. Her anlatış bu üç katı yeniden bir araya getirir.

Parry ile Lord'un kuramı bu soruyu sormayı mümkün kıldı, ama cevabı Türk âşığına olduğu gibi uymaz. Homeros'ta ve Balkan destanında formül bir ölçü parçasıdır. Âşık şiirinde ise hafızanın tutunduğu yer dörtlüğün sonudur: kafiye ve redif. Bir kuram başka bir gelenekte sınanınca yalnız doğrulanmaz, genişler de.

Kapanış kancası

Latif Şah'taki dörtlükte bir kelime kaydı: gece «Leylâ» oldu, bekleyiş Mecnun'un bekleyişine dönüştü. Âşığın dilinde sevgiliye duyulan aşk ile daha büyük bir aşk arasındaki sınır çoğu zaman incedir. 205-01'de âşığın rüyada bir pîrin elinden bade içtiğini görmüştük. Aynı imgeler tekke şiirinde başka bir anlam taşır. Bir derviş «aşk» dediğinde neyi kasteder? Ve tasavvufun vahdet-i vücut, nefs ve fena kavramları bu şiiri okumayı nasıl değiştirir?

Özet kartı

  1. Sözlü kompozisyon kuramına göre sözlü şair, geleneğin formüllerini ve temalarını kullanarak şiiri icra anında kurar. Tema, düzenli olarak kullanılan bir fikir grubudur ve değişmez bir metin değildir.
  2. Lord'a göre sözlü şair üç dönemde yetişir: dinleme ve özümseme, uygulama, eleştirel dinleyici önünde icra. Bu şema âşık geleneğindeki usta-çırak ilişkisine yakındır.
  3. Türk halk hikâyesi araştırmalarında uzun süre, nesrin serbest, şiirlerin ise ezberden aktarılan sabit kısım olduğu kabul edildi. Gültekin, Latif Şah'ın yedi varyantını karşılaştırarak şiirlerin bir kısmının ezberlendiğini, bir kısmının kafiye-redif çekirdeği üzerine yeniden kurulduğunu gösterir.
  4. Kurama yöneltilen eleştiriler «sözlü» kavramının sınırını, uygulamaların kuramı yalnız doğrulamaya yönelmesini ve Lord'un Anadolu-Rumeli âşık geleneğini hesaba katmamasını hedef alır.
  5. «Kesildi nişanam» dörtlüğünün varyantlarında ilk iki dize korunur, üçüncü ve dördüncü dizeler değişir, ama «dağları / çağları» kafiye ve redifi yerinde kalır. «Leyli nahar»ın bir varyantta Leylâ ile Mecnun'a dönüşmesi, anlatıcının sesi geleneğin kalıplarına bağladığını gösterir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Sözlü kompozisyon kuramıOral-formulaic theorySözlü şairin formül ve temalarla şiiri icra anında kurduğunu ileri süren kuram
TemaThemeGeleneksel sözlü şiirde düzenli olarak kullanılan, sözlü ama sabit olmayan fikir grubu
Kafiye-redif çekirdeğiRhyme-refrain coreÂşık şiirinde icra anında korunan ve dörtlüğün yeniden kurulmasına dayanak olan kafiye ile redif
Usta malıMaster's poemUstalardan kalan, çoğu zaman ezberden olduğu gibi söylenen şiir
Varyant karşılaştırmasıVariant comparisonAynı hikâyenin farklı anlatıcılardan derlenen metinlerini yan yana koyup değişen ve değişmeyen unsurları bulma yöntemi

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Parry ile Lord'a göre «tema» nedir ve formülden nasıl ayrılır? Lord'un bir sözlü şairin yetişmesi için ayırdığı üç dönemi sayın.
  2. (Kazanım 2) Türk halk hikâyesi araştırmalarında şiirlerin ezberden aktarıldığı görüşü neye dayanır? Gültekin bu görüşe hangi gerekçeyle karşı çıkar?
  3. (Kazanım 2) Umay Günay'a göre âşık şiirinin icra anında korunan çekirdeği nedir? Âşık Namaz Sazcı kaydı bu görüşü nasıl destekler?
  4. (Kazanım 3) Çobanoğlu'nun aktardığı üç eleştiriyi özetleyin. Türk âşık şiirinde formülün yeri Balkan destanındakinden nasıl farklıdır?
  5. (Kazanım 4) «Kesildi nişanam yad oldu vatan» dörtlüğünün üç varyantında hangi unsurlar aynı kalır, hangileri değişir? «Leyli nahar»ın bir varyantta «Leyli intizarı Mecnun'du» biçimine dönüşmesini nasıl açıklarsınız?

Cevaplar

  1. Tema, formüllerle kurulan geleneksel bir şiirin söylenişinde düzenli olarak kullanılan bir fikir grubudur; bir meclis sahnesi gibi. Formül, belli bir fikri aynı ölçü koşullarında anlatan kelime öbeğidir; tema ise kelimelerin değil sahnenin iskeletidir ve aynı âşıktan farklı zamanlarda derlenen metinlerde farklı söyleyişlerle karşımıza çıkabilir. Üç dönem: dinleme ve özümseme, uygulama, eleştirel bir dinleyici önünde icra.
  2. Gültekin'in aktardığı yerleşik görüş Boratav'a ve Alptekin'e dayanır; Türkmen'in DİA'daki anlatımı da bu yöndedir: âşık nesirde serbesttir, şiirleri ise aynen ezberleyip aktarmak zorundadır. Gültekin'e göre âşıklar şiirleri olduğu gibi aktarsaydı, derlenen metinlerdeki şiirlerin birbirinin aynısı olması gerekirdi. Oysa Latif Şah'ın yedi varyantında şiir sayıları on yedi ile kırk üç arasında değişir; ortak şiirlerin bir kısmı aynen tekrarlanır, bir kısmı tekrarlanmaz. Âşık Şeref Taşlıova da şiirleri kendilerinin söylediğini anlatmıştır.
  3. Günay'a göre bu çekirdek kafiye ile rediftir; âşıkların kelime hazinesi büyük ölçüde ortak olduğundan aynı kafiye ve redifle birbirine çok benzeyen şiirler söyleyebilirler. Bali'nin kaydında âşık, kendisine söylenen dörtlüğün kafiyesini ve redifini önce tekrar eder, sonra bu kafiye ve redif üzerine kendi cevabını kurar; yani elinde bir metin değil, bir çekirdek vardır.
  4. Birincisi, Lord'un sözlü şiiri yalnız icra anında doğaçlama kurulan şiirle sınırlaması tartışmalı bulundu; Finnegan bunu sorguladı, Lord da sonra ağırlığı «geleneksel» kavramına kaydırdı. İkincisi, Fine'a göre pek çok uygulama incelenen kültürün özgünlüğünü ortaya koymak yerine kuramı doğrulamaya yöneldi. Üçüncüsü, Çobanoğlu'ya göre Lord Anadolu-Rumeli âşık geleneğini neredeyse hiç hesaba katmadı. Balkan destanında formül on heceli ölçünün bir parçasını doldurur; âşık şiirinde ise hafızanın tutunduğu yer dörtlüğün sonundaki kafiye ve rediftir.
  5. İlk iki dize, ağız farkları dışında, üç varyantta da aynıdır; «dağları / çağları» kafiye ve redifi de yerinde kalır. Üçüncü ve dördüncü dizeler değişir: bir varyantta bülbül feryat eder, ötekilerde feryadın öznesi belirsizdir. «Leyli nahar» Arapça «gece ve gündüz» demektir; bir anlatıcı «leyl» sesini Leylâ olarak duymuş ve onu geleneğin bilinen aşk çiftine bağlayarak Mecnun'u getirmiştir. Gültekin'e göre bu, âşığın şiiri ezberden aktarmadığını, temayı ve kafiye-redif çekirdeğini bilerek dizeyi o anda kurduğunu gösterir.

Okuma

  • Özkul Çobanoğlu, «Sözlü Kompozisyon Teorisi ve Günümüz Halkbilimi Çalışmalarındaki Yeri» (1998) — kuramın tarihini, kavramlarını ve eleştirilerini Türkçe olarak ayrıntılı anlatır.
  • Mustafa Gültekin, «Sözlü Kompozisyon Teorisi Bağlamında Latif Şah Hikâyesindeki Şiirler Üzerine Bir İnceleme» (TÜBAR 27, 2010) — kuramı bir Türk halk hikâyesinin varyantlarına uygular; bütün karşılaştırma tabloları için.
  • Albert B. Lord, The Singer of Tales (Harvard University Press, 1960) — kuramın temel kitabı.
  • Bir türküyü ya da bir halk şiirini iki farklı kaynaktan bulun; hangi dizelerin aynı kaldığını, kafiye ve redifin korunup korunmadığını not edin.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:20 Soğuk açılış: 1970'lerden bir makaralı teyp. Bir meclis; biri bir dörtlük söyler. Ekranda yalnız dizelerin sonları parlar. Âşık o sonları tekrar eder ve yeni dizeler aynı sonlara doğru akar.
  • 1:20–2:00 Büyük soru: ekran ikiye bölünür; bir yanda «sabit şiir», öbür yanda «yeniden kurulan şiir» yazar.
  • 2:00–3:50 Bağlam: 1887 Zagreb'de bir anlatıcı ve not tutan Murko; sonra 1930'lar Yugoslavyası ve kayıt cihazları. Bir kitap kapağı: The Singer of Tales, 1960.
  • 3:50–7:00 Ana anlatı — Formül, tema ve bir âşığın yetişmesi: bir meclis sahnesinin iskeleti çizgilerle belirir, her söyleyişte farklı kelimelerle dolar. Üç basamaklı bir merdiven: dinlemek, denemek, dinleyici önünde söylemek.
  • 7:00–10:30 Ana anlatı — Sabit şiir mi, yeniden kurulan şiir mi?: yedi defter yan yana açılır, sayfalardaki şiir sayıları değişir. Dörtlüklerin son sözcükleri bir çiviyle sabitlenmiş gibi yerinde kalır, önlerindeki kelimeler değişir.
  • 10:30–12:30 Ana anlatı — Kuramın sınırları: bir haritada Balkanlar ile Anadolu; Balkanlarda bir mikrofon, Anadolu'da boş bir sandalye.
  • 12:30–14:30 Metin anı: üç dörtlük üst üste bindirilir. İlk iki dize örtüşür; üçüncü dizede «leyli» sözü «Leylâ»ya dönüşür ve yanında Mecnun'un adı belirir. «Dağları» ve «çağları» hiç kıpırdamaz.
  • 14:30–15:30 Cevap ve bağlantı: bir dörtlük şeması; sonu sabit, gövdesi akışkan.
  • 15:30–16:00 Kapanış kancası: bir tekke kapısı, içeride dönen bir semazen gölgesi.

Telaffuz

  • Milman Parry: «MİL-mın PE-ri»; Albert B. Lord: «AL-bırt BİÎ LORD»; Matija Murko: «MA-ti-ya MUR-ko»; Salko Vojniković: «SAL-ko VOY-ni-ko-viç»; Ruth Finnegan: «RUUTH Fİ-ni-gın»; Gary Alan Fine: «GE-ri E-lın FAYN»; Natalia Moyle: «na-TA-li-ya MOYL».
  • Özkul Çobanoğlu: «öz-KUL ço-ba-noğ-LU»; Mustafa Gültekin: «mus-ta-FA gül-te-KİN»; Umay Günay: «u-MAY gü-NAY»; Muhan Bali: «mu-HAN ba-Lİ»; Namaz Sazcı: «na-MAZ saz-CI»; Şeref Taşlıova: «şe-REF taş-lı-o-VA»; Dursun Yıldırım: «dur-SUN yıl-dı-RIM».
  • Latif Şah: «la-TİİF ŞAAH»; nişanam: «ni-şaa-NAM»; leyli nahar: «ley-Lİ ne-HAAR»; intizar: «in-ti-ZAAR»; figan: «fi-GAAN»; subh: «SUBH».