Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Ninni, çocuğu uyutmak için kalıp bir seslenişle açılıp «ninni, nenni» gibi bir nakaratla kapanan, çoğu zaman tek dörtlükten oluşan bir manzumedir; söyleyicileri çoğunlukla kadınlardır. Ninni hem çocuğa dair dilekleri hem söyleyenin kendi derdini taşıyabilir.
- Ağıt ölünün başında, ölü evinde ya da mezarlıkta, çoğunlukla kadınlar tarafından yakılır; gelin, asker, göç, yangın ya da sevilen bir hayvan için de yakılabilir. Ağıtçı metni hafızasındaki eski temeller, ezgiyi de yöresel melodi kalıpları üzerine kurar.
- Ağıt, divan şiirindeki mersiyeden farklıdır: mersiyenin şairi bellidir ve yalnız ölen biri için yazılır; ağıtların çoğu anonimdir ve törenle, yüksek sesle söylenir.
- Bilmece bir varlığı kapalı ve çağrışımlı bir dille tarif eder; aynı sorunun cevapları çoğalabilir. Tekerlemenin belirli bir konusu yoktur; Boratav onları masal, oyun, tören ve bağımsız söz cambazlığı tekerlemeleri diye dörde ayırır.
- «Gökte yıldız salkım saçak» ninnisi, «ninni» sözünün ağıt yerine de kullanılmasıyla birlikte okunduğunda hem bir annenin gizli derdi hem ölümü uyku sayan bir ağıt olarak anlaşılabilir. Bu türlerde kalıp kalıcıdır, söyleyenin adı kaybolur.
Kazanımlar
- Ninniyi kimin söylediğini, kalıp açılış ve kapanış sözlerini ve konusunu açıklayabilir; ninninin mâni ve tekerlemeyle ilişkisini örnekleyebilir.
- Ağıdın hangi durumlarda yakıldığını, ağıtçının metnini ve ezgisini nasıl kurduğunu ve ağıtı divan şiirindeki mersiyeden ayıran özellikleri açıklayabilir.
- Bilmece ile tekerlemenin tanımını ve görevlerini, Boratav'ın dört tekerleme sınıfını örneklerle anlatabilir.
- «Gökte yıldız salkım saçak» ninnisini, ninni ile ağıt arasındaki geçişi göz önünde tutarak yorumlayabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Bir bilmece:
«Gökte açık pencere / Kalaylı bir tencere / On beşinde gencelir / Otuzunda kocalır.»
Cevabı aydır. Âmil Çelebioğlu bu bilmeceyi, cevabı ay olan pek çok bilmece ve lugaz arasında kaydeder. Dört dizede bir ay tamamlanır: ayın on beşinde dolunay parlar, otuzunda incelip kaybolur. Bilmeceyi çözen çocuk, farkında olmadan bir ömrün de şemasını ezberlemiş olur. Gençlik ve yaşlılık, bir oyunun içine gizlenmiştir.
Büyük soru
205-07'de türküye başka adlar da verildiğini, bunların arasında ninni ile ağıdın da bulunduğunu gördük. Bu ünitede o iki adı ve onlara eşlik eden iki küçük türü, bilmece ile tekerlemeyi açıyoruz. Bu sözleri kim, kime ve ne zaman söyler? Ve sözlerin sahibini neden hiç kimse sormaz?
Bağlam
Saim Sakaoğlu, halk edebiyatı ürünlerini manzum, mensur ve ikisini birden kullananlar diye ayırırken ninniyi ve ağıdı manzum ürünlerin, bilmeceyi ise hem manzum hem mensur örnekleri olanların arasına koyar. Tekerleme de manzum ürünler arasında yer alır. Esma Şimşek ise bu türleri bir ömrün çizgisine dizer: dünyaya gelen çocuk ninnilerle büyür, tekerlemelerle oynar, türkülerle gençliğini yaşar, ağıtlarla uğurlanır.
Bu türlerin ortak bir yanı daha vardır: hepsi bir duruma bağlıdır. Ninni uykuya, bilmece bir eğlenceye, tekerleme bir oyunun başlangıcına, ağıt bir yas törenine aittir. Bu yüzden onları metin olarak değil, bir anın parçası olarak okumak gerekir.
Ana anlatı — Beşiğin başında: ninni
Sakaoğlu'na göre Kâşgarlı Mahmud'un sözlüğünde «balu balu» diye geçen ninni, çocukları uyutmak için kendine özgü ezgilerle söylenen manzumelerdir. Türk dünyasında başka adlarla da yaşar: Azerbaycan'da «laylay», Çuvaşçada «nenne», Türkmenlerde «alley». Anadolu ağızlarında çoğu zaman «nenni» diye söylenir.
Ninninin tanınan kalıpları vardır. Sakaoğlu'na göre ninniler genellikle «Dandini dandini dan ister» ya da «Hû, hû, hû Allah» gibi bir seslenişle açılır; son dizeden sonra «ninni, nenni, e… hû…» gibi sözler tekrarlanır. Şimşek, ninnilerin çoğu zaman tek bir dörtlükten oluştuğunu, söyleyicilerinin genellikle anne, nine, hala, teyze, abla gibi kadınlar olduğunu yazar; son zamanlarda babaların ve bakıcıların da ninni söylediğini ekler.
Ninni ezber gerektirmez. Sakaoğlu, her ninni söyleyenin dağarcığında birkaç dörtlük bulunduğunu, ama hiç ninni bilmeyenlerin de gelişigüzel cümlelerle bir ninni kurabildiğini söyler. Kalıp hazırdır: açılış sözü, bir iki dize, kapanış nakaratı. Aradaki boşluğu o gecenin annesi doldurur.
Şimşek'e göre ninninin konusu çocuktur: sağlıklı doğmasının sevinci, güzelliği, büyüyünce ne olacağı, düğünü. Ama ninni aynı zamanda söyleyenin kendi sesidir. Şimşek'in aktardığı bir ninnide anne şöyle der: «Ninni derim birim birim / Dert yürekte dürüm dürüm / Ben derdimi kime derim / Ninni yavrum ninni.» Uyuyan çocuk, annenin derdini dinleyen tek kişidir.
Ninni başka türlerle de iç içedir. Şimşek, kadınların en kolay ve en çok söylediği iki tür olan ninni ile mâninin kimi yerlerde birbirinin yerini aldığını gösterir. Tekerlemeler de ritimleri yüzünden ninniye dönüştürülür: «Pisi pisi mav dedi / Bir kaşıhcıh yağ dedi / Yağ olmazsa bal olsun / Benim yavrum sağ olsun.»
Ana anlatı — Mezarın başında: ağıt
DİA'nın «Ağıt» maddesine göre kelimenin anlamı «ağlama»dır. Eski Türklerde yas törenine «yuğ», ağıda «sagu» denirdi; Kâşgarlı'nın sözlüğündeki Alp Er Tonga sagusu, 106-02'de okuduğumuz gibi, bu türün ilk örneği sayılabilir. Madde, çeşitli Türk lehçelerinde yasla ilgili elli kadar kelime bulunduğunu kaydeder. Anadolu'da da ağıt için çok sayıda deyim vardır: ağıt yakmak, sağu sağmak, yas çağırmak, yakım yakmak.
Ağıtları çoğunlukla kadınlar yakar. Bazı bölgelerde erkekler de ağıt yakar; para ya da hediye karşılığı ağıt söyleyen ağıtçılar da vardır. Tören ölünün başında, gömülmeden sonra ölü evinde, mezarlıkta ya da mezar ziyaretlerinde yapılır. Maddede bir ayrıntı dikkat çeker: bazen ölünün çamaşır bohçası sırayla kadınların önüne konur ve bohça önüne gelen kadın ağıt söyler. Aynı ağıtta konuşan kişi de değişebilir; iki aylık bir bebek için yakılan bir ağıtta ninenin, annenin ve babanın ayrı ayrı konuşturulduğu tespit edilmiştir.
Ağıt yalnız ölüm için yakılmaz. Madde; gelin olup baba evinden ayrılan kız, askere giden oğul, hapse düşen biri, yangın, göç ve kıtlık için yakılmış ağıtları sayar. Çok sevilen bir at ya da köpek için yakılmış olanlar da vardır. Kına gecelerinde gelini ağlatmak için söylenen «okşama» gibi ağıtlarda ölüm acısının yerini ayrılık üzüntüsü alır.
Ağıtçı işe boş bir sayfayla başlamaz. Madde, ağıtçıların metni hafızalarındaki eski temeller üzerine kurduğunu, sonra kendi yetenekleriyle ve olayın etkisiyle zenginleştirdiğini söyler. Ezgi de böyledir: ağıt yakmak, maddenin mûsiki bölümüne göre, yakanın hafızasındaki yöresel melodi kalıplarına söz döşemesidir. Bu yüzden ağıtlarda farklı ölümler için birbirine çok yakın söyleyişler tekrarlanır. Derlenen türkülerin bir kısmının konusu da ağıttır; ağıtlar zamanla türküye dönüşür.
Ağıt tartışmasız bir gelenek de değildi. Maddenin Süleyman Uludağ imzalı ilk bölümü, Sünnî âlimlerin yüksek sesle ağıt yakmaya karşı çıktığını hatırlatır. İmam Birgivî vasiyetinde «üzerime sağu sağmayalar» diye yazmıştır. Aynı madde, bu karşı çıkışlara rağmen ağıt yakmanın Anadolu köylerinde sürdüğünü de kaydeder.
Yaygın yanlış«Ağıt, halk şiirindeki mersiyedir.»
İkisi de acıyı dile getirir, ama DİA'nın «Ağıt» maddesine göre yapı, söyleniş ve işlev bakımından ayrıdır. Mersiyenin şairi bellidir ve mersiye yalnız ölen biri için yazılır. Ağıtların çoğu anonimdir, yüksek sesle ve bir törenle söylenir, gelin olan kız, hapse düşen biri ya da bir felaket için de yakılabilir.
Ana anlatı — Oyunun içinde: bilmece ve tekerleme
Sakaoğlu'na göre bilmece, varlıkları ve kavramları kapalı bir biçimde, uzak ve yakın çağrışımlarla sunarak bulunmalarını isteyen kalıplaşmış sözlerdir. «Tanıtmaca», «matal», «mesel» gibi adlarla da anılır. Kâşgarlı'nın sözlüğünde «tabuzguk» olarak geçer. Bilmece hem bir zihin faaliyeti hem bir eğlencedir; Sakaoğlu'na göre günümüze daha çok eğlence yönüyle ulaşmıştır.
Bilmece renge, biçime, kokuya, zıtlıklara dikkat eder. Ay bilmecesi de böyle kurulur: pencere ve tencere ayın biçimini, «kalaylı» sözü parlaklığını, gençleşip kocalma ise evrelerini anlatır. Aynı bilmecenin cevapları da çoğalabilir. Sakaoğlu'nun aktardığına göre bir bilmece, sorunun anlamını değiştirmeyecek kadar küçük farklarla söylendiğinde cevap sayısı yirmiyi bulabilir.
Tekerlemenin ise belirli bir konusu yoktur. Sakaoğlu onu kafiyelerle ve çağrışımlarla birbirine bağlanan, çoğu zaman birbirini tutmayan hayallerden oluşan bir söz cambazlığı olarak tanımlar. Bu yüzden tekerlemeyi tek bir tanıma sığdırmak zordur. Pertev Naili Boratav'ın genel kabul gören sınıflamasında tekerlemeler dört gruptadır.
Masal tekerlemeleri dinleyeni olağanüstüye hazırlar. Nurettin Albayrak masalların başında, ortasında ve sonunda söylenen tekerlemeleri örnekler: «Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde» diye açılır, «Az gittik, uz gittik» diye yol alır, «Gökten üç elma düştü» diye kapanır. Oyun tekerlemeleri ebeyi seçmek ya da rolleri dağıtmak için söylenir. Tören tekerlemelerini çocuklar kandil akşamları kapı kapı dolaşırken, yağmur isterken ya da çiğdem toplarken söyler. Dördüncü grup, yalnız söyleme zorluğuyla oynayan bağımsız tekerlemelerdir: «Üç tas has hoşaf.»
Metin anı
Şimşek, «ninni» sözünün mecaz olarak «ağıt» yerine de kullanıldığını söyler: yakınının ölümünü kabullenemeyen ağıtçı, ölümü uzun bir uyku gibi düşünür ve uykuya dalan sevdiğine ağıt yerine ninni söyler. Bu açıklamanın hemen ardından aktardığı örneklerden biri şudur:
Gökte yıldız salkım saçak
Yarama vurdular bıçak
Ele yalan, sana gerçek
Ninni yavrum sana ninni
İlk dize bir gökyüzüyle açılır: yıldızlar dağınık, salkım saçaktır. 205-07'de mânide gördüğümüz doldurma dizeler gibi, bu görüntü de önce sesi ve kafiyeyi kurar; asıl söz henüz gelmemiştir.
İkinci dizede ton birden değişir: «Yarama vurdular bıçak.» Yara kimindir? Söyleyenindir. Bir ninnide çocuktan değil, söyleyenin kendi acısından söz edilir. Bıçak, zaten var olan bir yaraya vurulmuştur; acı üst üste binmiştir.
Üçüncü dize ninninin çekirdeğidir: «Ele yalan, sana gerçek.» Söyleyen, başkalarına başka türlü konuştuğunu, gerçeği yalnız bu dinleyiciye söylediğini itiraf eder. Oysa bu dinleyici ya henüz sözleri anlamayan bir bebektir ya da artık hiçbir şey duymayan bir ölü. Gerçek, onu tekrar edemeyecek birine emanet edilir.
Son dize bildik kapanış kalıbıdır: «Ninni yavrum sana ninni.» Şimşek'in yerleştirdiği bağlam okumayı ikiye açar. Bir beşiğin başında söylendiyse, bir annenin gizli derdidir. Bir ölünün başında söylendiyse, ölümü uyku sayan bir ağıttır. Metin iki okumayı da taşır ve hangisinin olduğunu söylemez. Aynı dört dize hem beşiğe hem mezara yakışır. Dizelerin sonundaki «saçak», «bıçak», «gerçek» sözleri birbirine ses olarak yaklaşır; dördüncü dize ise kalıbın sesiyle her şeyi uykunun diline geri çevirir.
Cevap ve bağlantı
Bu sözleri kim, kime ve ne zaman söyler? Ninniyi bir kadın, çoğu zaman gece, beşiğin başında söyler. Bilmece ile tekerleme çocukların oyununa, masalın başına ve sonuna, kandil akşamına, yağmur duasına eşlik eder. Ağıdı bir ağıtçı, bir ölünün ya da bir ayrılığın başında yakar; gelinin kına gecesi de bir ağıt anı olabilir. Bir ömrün hemen her durağı, kendine ait kısa bir sözle karşılanır.
Sahiplerinin sorulmaması ise bu sözlerin nasıl üretildiğinden gelir. Ninni söyleyen, hazır bir açılış ve kapanış kalıbının arasını o geceki sözle doldurur. Ağıtçı, hafızasındaki eski temeller ve melodi kalıpları üzerine o ölümün sözlerini döşer. Tek bir bilmece, küçük söyleyiş farklarıyla yirmi cevaba ulaşabilir. Bu metinlerde ortak kalıp bireysel katkıdan daha dayanıklıdır; söyleyen, kalıbı o anın ihtiyacına göre işler ve bırakır. Mersiyeyle karşılaştırma farkı gösterir: mersiye şairinin adıyla anılır, ağıt ise bir törende doğar ve başka bir törende yeniden kurulur.
Bu, bu metinlerin kişisel olmadığı anlamına gelmez. «Ele yalan, sana gerçek» diyen ses son derece kişiseldir. Adı kaybolan, sesin sahibidir; ses ise kalıbın içinde yaşamaya devam eder.
Kapanış kancası
Masal tekerlemesi dinleyeni uzun bir anlatıya hazırlıyordu. Halk edebiyatında masaldan başka uzun anlatılar da vardır. Sakaoğlu halk hikâyelerini ayrı bir grup olarak sayar; bu hikâyelerde nesir ile şiir iç içedir. Âşık edebiyatı üzerine yazılanlara göre âşıklar bu hikâyeleri bugün de özellikle Erzurum ve Kars yörelerinde, uzun kış gecelerinde, ramazanlarda ve düğünlerde anlatır. Kerem ile Aslı'da bir genç sevdiğinin ardından diyar diyar dolaşır, Âşık Garip'te bir genç gurbete çıkar. Anlatıcı sözü ne zaman düz anlatımdan türküye geçirir, ve bu iki hikâye neden bu kadar çok yörede bilinir?
Özet kartı
- Ninni, çocuğu uyutmak için kalıp bir seslenişle açılıp «ninni, nenni» gibi bir nakaratla kapanan, çoğu zaman tek dörtlükten oluşan bir manzumedir; söyleyicileri çoğunlukla kadınlardır. Ninni hem çocuğa dair dilekleri hem söyleyenin kendi derdini taşıyabilir.
- Ağıt ölünün başında, ölü evinde ya da mezarlıkta, çoğunlukla kadınlar tarafından yakılır; gelin, asker, göç, yangın ya da sevilen bir hayvan için de yakılabilir. Ağıtçı metni hafızasındaki eski temeller, ezgiyi de yöresel melodi kalıpları üzerine kurar.
- Ağıt, divan şiirindeki mersiyeden farklıdır: mersiyenin şairi bellidir ve yalnız ölen biri için yazılır; ağıtların çoğu anonimdir ve törenle, yüksek sesle söylenir.
- Bilmece bir varlığı kapalı ve çağrışımlı bir dille tarif eder; aynı sorunun cevapları çoğalabilir. Tekerlemenin belirli bir konusu yoktur; Boratav onları masal, oyun, tören ve bağımsız söz cambazlığı tekerlemeleri diye dörde ayırır.
- «Gökte yıldız salkım saçak» ninnisi, «ninni» sözünün ağıt yerine de kullanılmasıyla birlikte okunduğunda hem bir annenin gizli derdi hem ölümü uyku sayan bir ağıt olarak anlaşılabilir. Bu türlerde kalıp kalıcıdır, söyleyenin adı kaybolur.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Ninni | Lullaby | Çocuğu uyutmak için kalıp sözlerle ve bir ezgiyle söylenen manzume |
| Ağıt yakma | Lament-making | Hafızadaki söz temellerine ve ezgi kalıplarına o ölümün sözlerini yerleştirerek ağıt söyleme |
| Ağıtçı | Lamenter | Yakını ya da başkasının ölüsü için ağıt söyleyen, genellikle kadın olan kişi |
| Bilmece | Riddle | Bir varlığı adını söylemeden çağrışımlarla tarif edip buldurmaya çalışan kalıplaşmış söz |
| Tekerleme | Formulaic rhyme | Belirli konusu olmayan, kafiye ve çağrışımla ilerleyen söz cambazlığı |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Ninniler genellikle hangi kalıp sözlerle açılır ve kapanır? Sakaoğlu'na göre hiç ninni bilmeyen biri nasıl ninni kurabilir?
- (Kazanım 1) Şimşek'e göre ninninin mâni ve tekerlemeyle ilişkisi nedir? Bir örnekle açıklayın.
- (Kazanım 2) Ağıtlar ölüm dışında hangi durumlar için de yakılır? Ağıtçı ağıdın sözünü ve ezgisini nasıl kurar?
- (Kazanım 3) Boratav'ın dört tekerleme sınıfını birer örnek ya da kullanım durumuyla sayın. Tekerlemeyi tek bir tanıma sığdırmak neden zordur?
- (Kazanım 4) «Gökte yıldız salkım saçak» ninnisinde «Ele yalan, sana gerçek» dizesi neyi anlatır? Şimşek'in «ninni» sözünün ağıt yerine kullanıldığı açıklaması, bu ninninin okunuşunu nasıl değiştirir?
Cevaplar
- Sakaoğlu'na göre ninniler genellikle «Dandini dandini dan ister», «Hû, hû, hû Allah» ya da «Ninnilerin benim olsun» gibi bir nida, terennüm ya da seslenişle açılır; son dizeden sonra «ninni, nenni, e… hû…» gibi sözler tekrarlanır. Her ninni söyleyenin dağarcığında birkaç dörtlük bulunur, ama hiç ninni bilmeyen biri de bu hazır açılış ve kapanış kalıplarının arasını gelişigüzel cümlelerle doldurarak bir ninni kurabilir.
- Şimşek'e göre kadınların en kolay ve en çok söylediği bu iki tür, kimi yerlerde birbirinin yerini almıştır: bazı ninniler mâni biçimindedir, bazı mânilere de «ninni yavrum ninni» gibi bölümler eklenerek ninni biçimi verilir. Tekerlemeler ise ritimleri ve ses zenginlikleri yüzünden ninniye dönüştürülür; «Pisi pisi mav dedi / Bir kaşıhcıh yağ dedi / Yağ olmazsa bal olsun / Benim yavrum sağ olsun» bunun bir örneğidir.
- DİA'nın «Ağıt» maddesine göre ağıtlar gelin olup ayrılan kız, askere giden oğul, hapse düşen biri, kazada sakat kalan bir genç, savaş, göç, yangın, kıtlık ve hastalık için, hatta sevilen bir at ya da köpeğin ölümü için de yakılır; kına gecelerindeki gelin ağıtlarında ölüm acısının yerini ayrılık üzüntüsü alır. Ağıtçı metni hafızasındaki eski temeller üzerine kurar ve kendi yeteneğiyle, olayın etkisiyle zenginleştirir. Ezgi de hafızadaki yöresel melodi kalıplarıdır; ağıt yakmak, bu kalıplara söz döşemektir.
- Masal tekerlemeleri dinleyeni masala hazırlar: «Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde», «Az gittik, uz gittik», «Gökten üç elma düştü». Oyun tekerlemeleri ebe seçmek ya da rolleri belirlemek için söylenir. Tören tekerlemelerini çocuklar kandil akşamlarında kapı kapı dolaşırken, yağmur isterken ya da çiğdem toplarken söyler. Bağımsız söz cambazlığı tekerlemeleri ise «Üç tas has hoşaf» gibi söylenmesi zor sesleri bir araya getirir. Tekerlemelerin belirli bir konusu yoktur; kafiye ve çağrışımla bağlanan, çoğu zaman birbirini tutmayan hayallerden oluştukları için ortak bir tarifte birleştirilmeleri zordur.
- Söyleyen, başkalarına başka türlü konuştuğunu, gerçeği yalnız bu dinleyiciye söylediğini itiraf eder; ama dinleyici ya sözleri henüz anlamayan bir bebek ya da hiçbir şey duymayan bir ölüdür, yani gerçek onu tekrar edemeyecek birine emanet edilir. Şimşek'e göre ölümü kabullenemeyen ağıtçı ölümü uzun bir uyku gibi düşünüp ağıt yerine ninni söyleyebilir; bu açıklamayla birlikte okunduğunda ninni, bir beşik başında annenin gizli derdi olarak da, bir ölünün başında ölümü uyku sayan bir ağıt olarak da anlaşılabilir. Metin iki okumayı da taşır.
Okuma
- Saim Sakaoğlu'nun «Halk Edebiyatı» maddesinin Türk edebiyatı bölümü (DİA 15) — ninni, ağıt, bilmece ve tekerlemenin halk edebiyatı içindeki yerini tek bir çerçevede görmek için.
- DİA'nın «Ağıt» maddesi (c. 1) — Türk edebiyatı ve Türk mûsikisi bölümleri, ağıt yakmanın söz ve ezgi yönünü birlikte anlatır.
- Esma Şimşek, «Anonim Halk Şiiri İçerisinde Ninnilerin Yeri» (Akra, sy. 8) — ninni örneklerini konularına göre gruplayan geniş bir derleme.
- Ailenizden birine çocukken dinlediği bir ninniyi ya da bir bilmeceyi sorun ve not edin: açılış ve kapanış kalıbını ayırabiliyor musunuz?