İçeriğe geç

Ünite EDB-205-07 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

Türkü ve mani

EDB-205 Halk Edebiyatı: Âşıklar ve Anonim Gelenek

2.126 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · anlatım 10 dk

  • anonimleşme
  • türkü yakıcı
  • doldurma dize
  • cinaslı mâni
  • karşı-beri
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Türkü «yakılır»: bir olayı yaşayan ya da bir duyguyu taşıyan biri onu söz ve ezgiyle dile getirir. Albayrak'a göre türkülerin iki kaynağı vardır: söyleyeni bilinmeyen asıl türküler ve saz şairlerinin türkü hâline gelen şiirleri.
  2. Zamanla türküyü söyleyenin adı ve kişisel izleri kaybolur; türkü toplumun ortak malı olur. Kervanlar, askerler, göçler ve bugün iletişim araçları türküyü yayar.
  3. Söz ve ezgi değişiklikleri yüzünden aynı türkü birden çok yöreye ait sayılabilir; bir ağıt zamanla bir oyun havasına dönüşebilir. Bu yüzden türküyü anlamak için hikâyesini bilmek gerekir.
  4. Mâniyi Anadolu'da en çok köylerde kadınlar söyler; ilk iki dize çoğu zaman doldurma dizedir, asıl söz son dizelerdedir. Karşı-beri, bekçi, davulcu ve düğün mânileri gibi pek çok türü vardır.
  5. «Adam aman kuzusu» mânisi «kuzusu» kelimesini cinasla üç anlamda kullanır: bir hayvan, bir su içme sorusu ve sevilen bir genç. Mâni anonimdir, ama kalıpları ve cinasları başka ağızlarda yeniden doğar.

Kazanımlar

  • Bir türkünün nasıl «yakıldığını» ve zamanla nasıl anonimleştiğini, türkünün iki kaynağını ayırarak açıklayabilir.
  • Türkülerin söz ve ezgi değişimleri yüzünden birden çok yöreye ait sayılmasını ve türlerinin değişmesini örneklerle anlatabilir.
  • Mâninin söyleyenlerini, söyleniş durumlarını ve «doldurma dize», «cinaslı mâni», «karşı-beri» gibi özelliklerini açıklayabilir.
  • Bir İstanbul mânisini okuyup cinasın mâninin anlam ve kafiye düzeninde nasıl çalıştığını gösterebilir.

Video metni

Soğuk açılış

Bir mâni:

«Güle naz / Bülbül eyler güle naz / Girdim bir dost bağına / Ağlayan çok gülen az.»

Kerkük'te yaşayan Türkler arasında bu mâninin Fuzûlî'ye ait olduğu yaygın bir inanıştır. Nurettin Albayrak, bu kanaati «yaygın» diye kaydeder, ama bir belgeye bağlamaz. Belki Fuzûlî söyledi, belki de bir mâni, güzelliği yüzünden bir şairin adına sığındı.

Halk şiirinde sık görülen şey bunun tersidir. Bir kişinin söylediği şiir, zamanla o kişinin adını kaybeder ve herkesin olur.

Büyük soru

Önceki ünitede, 205-06'da, binlerce türkünün derlendiğini ve bunların çoğunun bir şairinin olmadığını gördük. Ama her şiiri biri söyler. O hâlde bir şiir şairini nasıl kaybeder? Ve halkın söylediği iki büyük kısa biçim, türkü ile mâni, bu yolculukta nasıl farklı yollar izler?

Bağlam

102-07'de türkü ile mâninin biçimini tanımıştık. Mâni genellikle yedi heceli dört dizedir; türkünün ise sabit bir biçimi yoktur, onu tanımlayan ezgisidir. Bu ünite biçimden çok bir süreçle, şiirin nasıl anonimleştiğiyle ilgilenir.

Nurettin Albayrak'a göre türkü, düzenleyicisi bilinenler yanında çoğunlukla düzenleyicisi bilinmeyen, sözlü gelenekte oluşup gelişen, çağdan çağa ve yöreden yöreye değişip zenginleşen, bazen de bozulan ve her zaman bir ezgiyle söylenen şiirdir. Bu adı taşıyan ilk manzumeye on beşinci yüzyıl başlarında Horasan'da rastlandığı, Anadolu'daki ilk örneklerinin on altıncı yüzyılda görüldüğü kaydedilir.

Türküye başka adlar da verilir: şarkı, deyiş, deme, hava, ninni, ağıt. Anadolu'nun bazı yerlerinde «yır» denir. Türk dünyasının başka yerlerinde başka adlar vardır: Azerbaycan'da «mahnı», Tatarlarda «halk cırı», Türkmenlerde «halk aydımı».

Ana anlatı — Bir türkü nasıl yakılır?

Türküde «yazmak» fiili kullanılmaz; türkü «yakılır». Albayrak'a göre türkülerin iki kaynağı vardır. Birincisi, asıl türkülerdir: söyleyeni bilinmeyen, halkın ortak malı olan ve halkı derinden etkileyen bir olay üzerine yakılanlar. Bu olay bütün bir ülkeyi ilgilendirebilir, ama bir köyle de sınırlı kalabilir. Albayrak'ın saydığı sebepler geniş bir yelpazedir: aşk, gurbet, ölüm, kahramanlık, seferberlik, doğal afetler, oymak kavgaları, eşkıya baskınları, bir kalenin düşmesi.

Bu olaylardan birini yaşayan ya da bu duygulardan birini taşıyan, sanatçı ruhuna sahip biri olayı bir şiirle ve bir ezgiyle ifade eder. Albayrak'a göre türkü yakıcıları çoğu zaman sözle ezgiyi aynı anda üretir. Sonra en önemli şey olur: zamanla türküyü söyleyen kişinin adı ve türkünün söz ve ezgisindeki kişisel izler ortadan kalkar. Türkü toplumun ortak malı olur.

İkinci kaynak saz şairleridir. Âşık gördüğünü, yaşadığını, duyduğunu sazıyla dile getirip topluma duyurur. Albayrak bu «türkücü-şairi» eski Oğuz ozanlarının bir devamı olarak görür. 205-03'te gördüğümüz Karacaoğlan'ın şiirlerinin önemli bir kısmı bugün türkü olarak okunur; bunların bazılarında şairin adı hâlâ son dörtlükte durur.

Türküyü taşıyan başka eller de vardı. Albayrak'a göre ticaret kervanlarıyla dolaşan amatör sesler ve askerler türküleri yaydı. Fetihlerin yol açtığı göçler de türküleri yeni yerlere götürdü. Günümüzde iletişim araçları beğenilen bir türküyü kısa zamanda her yere ulaştırır. Ama Albayrak'a göre bu durum yeni türkülerin yakılmasını da önlemektedir.

Ana anlatı — Türkünün değişen yüzü

Anonimleşme bir silinme değil, bir dönüşümdür. Albayrak'a göre türkülerin söz ve ezgilerinde zaman içinde meydana gelen değişiklikler, aynı türkünün birden çok yöreye ait sayılmasına yol açmıştır. İki köy aynı türküyü kendi türküsü olarak söyler, ikisi de bir bakıma haklıdır: türkü her birinde biraz değişmiştir.

Türkünün türü bile değişebilir. Albayrak'a göre farklı çevrelerde farklı duygularla söylenen türküler, eklenen söz ve ezgilerle eski havalarını kaybedebilir. Başlangıçta bir kahramanlık türküsü, hatta bir ağıt olan bir türkü, ezgisi oyun havasına yakınsa, zamanla bir oyun havasına dönüşebilir. Bir ölümün yası, başka bir kuşağın düğününde çalınır.

Bu yüzden Albayrak'a göre bir türküyü anlamak için onun hikâyesini de bilmek gerekir. Türküyü doğuran olay bilinmeden söz eksik kalır. Türkülerin derlenmesinde de dikkat ister. Derleyici sözleri, arkaik ve yerel kelimeleri olduğu gibi yazmalı, ezgiyi de sözlerle birlikte kaydetmelidir.

Albayrak türküleri üç yönden sınıflandırır. Ezgilerine göre, belli bir usulü olmayan uzun havalar ve usullü kırık havalar. Konularına göre, olaya dayananlar ve duyguya dayananlar. Yapılarına göre ise beş heceden on altı heceye uzanan ölçüler. Albayrak'a göre asıl türküler, dörtlükleri ile nakaratları arasında dize sayısının türküden türküye değiştiği «bent» ve «kavuştak»lı bir yapıya sahiptir.

Yaygın yanlış«Anonim bir türkünün asıl metnini bulmak mümkündür.»
Doğrusu

Anonim türkü, zaman içinde ve yöreden yöreye değişerek yaşar. Albayrak'a göre bu değişiklikler aynı türkünün birden çok yöreye ait sayılmasına, hatta bir ağıtın oyun havasına dönüşmesine yol açabilir. Derlenen her metin, türkünün yolculuğunun bir anındaki bir biçimidir.

Ana anlatı — Mâniyi kim söyler?

Mâni daha küçük, daha kişisel bir biçimdir. Albayrak'a göre Anadolu'da mâni en çok köylerde ve kadınlar tarafından söylenir. Saz şairleri ve karşılıklı atışmalar dışında erkeklerin mâni söylemesine pek rastlanmaz. Mâni söylemeye halk arasında «mâni yakmak», «mâni düzmek», «mâni atmak» denir. Mâniciler, doğaçlama söyleme güçleriyle tanınan kişilerdir.

Albayrak'a göre bir mâninin ilk iki dizesi çoğu zaman dinleyeni asıl konuya hazırlamak ve kafiyeyi kurmak için söylenir. Bunlara «doldurma dizeler» denir. Asıl söz üçüncü ve özellikle dördüncü dizede gelir. Üçüncü dizenin kafiyeden serbest olması, mâniciye duygusunu rahatça söyleme imkânı verir. Albayrak'a göre en güzel mâniler, bütün dizeleri arasında anlam ilişkisi bulunanlardır.

Mâninin söylendiği durumlar çoktur: niyet mânileri, atışma mânileri, bekçi ve davulcu mânileri, satıcı mânileri, mektup ve düğün mânileri. Karadeniz'de iki kişinin karşılıklı ikişer dize söyleyerek tamamladığı mânilere «karşı-beri» denir. Bir mâni burada bir konuşmadır.

Mâninin kökeni ve eski biçimi de tartışmalıdır. Albayrak, mâninin muhtemelen tuyuğdan doğduğunu ve bu biçimin on beşinci ya da on altıncı yüzyılda yerini mâniye bıraktığını düşünür. Kafiye düzeninde de iki görüş vardır: bazı araştırmacılar abcb düzenindeki mânileri daha eski sayar, bazıları ise aaba düzenini. Mâninin Kerkük dolaylarında doğduğu görüşü de Irak Türkmenleri arasındaki yaygınlığına dayanır.

Metin anı

Albayrak'ın tipik bir İstanbul mânisi olarak aktardığı örnek şöyledir:

Adam aman kuzusu
Çay kuru çeşme kuru
Nerden içsin kuzu su
Beni yakıp bitiren
Bir ananın kuzusu

Mâni bir tekerlemeyle açılır: «Adam aman.» Albayrak'a göre bu tekerlemeyle başlamak ve özel bir ezgiyle söylenmek İstanbul mânilerinin önemli bir özelliğidir. Tekerlemenin ardından gelen söz, mâninin kafiyesini belirler. Burada o söz «kuzusu»dur ve bütün mâni bu kelimenin üç yüzü üzerine kurulur.

Birinci yüz bir hayvandır: kuzu. İkinci dizede bir susuzluk tablosu çizilir: çay kurumuş, çeşme kurumuş. Üçüncü dize bir soru sorar: «Nerden içsin kuzu su?» Burada «kuzusu» kelimesi ikiye bölünmüştür: «kuzu» ve «su». Kafiye aynı sesleri taşır, ama anlam değişmiştir. Bu, cinastır: aynı ses, farklı anlam.

Son iki dize asıl sözü söyler. «Beni yakıp bitiren / Bir ananın kuzusu.» Kelime üçüncü kez gelir ve şimdi bir insanı anlatır: bir ananın kuzusu, yani çok sevilen bir genç. Susuz kalan kuzu, sevgiliye susamış âşığın aynasıdır. İlk dizeler bir doldurma gibi görünürken, son dizede bütün mâninin anlamı birden yerine oturur.

Mâni dört değil, beş dizedir: «Adam aman» tekerlemesiyle açılan ilk dize kafiyeyi kurar, ardından asıl dörtlük gelir. Kafiye kurulduktan sonra mânici sözü rahatça ilerletebilir. Mânici ise adsızdır. Bu mâni yüzlerce kez söylendi, ama söyleyenin adını kimse kaydetmedi.

Cevap ve bağlantı

Bir şiir şairini nasıl kaybeder? Albayrak'ın iki maddesi aynı süreci iki biçimde gösterir. Türküde süreç yavaştır: bir olay üzerine yakılan türkü, dilden dile ve yöreden yöreye geçerken şairinin adını ve kişisel izlerini kaybeder, sözü ve ezgisi değişir, hatta türü bile değişebilir. Mânide ise süreç baştan anonimdir: mâni bir köy kadınının, bir bekçinin, bir davulcunun ağzında o an doğar ve çoğu zaman o an unutulur. Ama kalıpları, tekerlemeleri ve cinasları kalır ve başka ağızlarda yeniden doğar.

Anonimlik bir eksiklik değil, bu şiirlerin yaşama biçimidir. Bir türküyü birden çok yörenin sahiplenmesi, onun çokluğunun işaretidir. Bir mâninin sahibi yoktur, çünkü onu söyleyen herkes onun sahibidir.

Fuzûlî'ye atfedilen «Güle naz» mânisi, sürecin tersini de gösterir. Halk, güzel bulduğu bir mâniyi ünlü bir şaire bağlamak isteyebilir. Anonimleşme ile bir ada bağlama, aynı hafızanın iki eğilimidir.

Kapanış kancası

Albayrak türküye verilen adlar arasında «ninni» ve «ağıt»ı da sayar. Bir anne beşiğin başında, bir kadın bir mezarın başında söyler. İnsan hayatının iki ucu, doğum ve ölüm, halkın şiiriyle karşılanır. Aradaki yıllarda da çocuklar bilmeceler sorar, tekerlemeler sayar. Bu küçük biçimler insan hayatının hangi anlarına eşlik eder, ve neden hep anonim kalırlar?

Özet kartı

  1. Türkü «yakılır»: bir olayı yaşayan ya da bir duyguyu taşıyan biri onu söz ve ezgiyle dile getirir. Albayrak'a göre türkülerin iki kaynağı vardır: söyleyeni bilinmeyen asıl türküler ve saz şairlerinin türkü hâline gelen şiirleri.
  2. Zamanla türküyü söyleyenin adı ve kişisel izleri kaybolur; türkü toplumun ortak malı olur. Kervanlar, askerler, göçler ve bugün iletişim araçları türküyü yayar.
  3. Söz ve ezgi değişiklikleri yüzünden aynı türkü birden çok yöreye ait sayılabilir; bir ağıt zamanla bir oyun havasına dönüşebilir. Bu yüzden türküyü anlamak için hikâyesini bilmek gerekir.
  4. Mâniyi Anadolu'da en çok köylerde kadınlar söyler; ilk iki dize çoğu zaman doldurma dizedir, asıl söz son dizelerdedir. Karşı-beri, bekçi, davulcu ve düğün mânileri gibi pek çok türü vardır.
  5. «Adam aman kuzusu» mânisi «kuzusu» kelimesini cinasla üç anlamda kullanır: bir hayvan, bir su içme sorusu ve sevilen bir genç. Mâni anonimdir, ama kalıpları ve cinasları başka ağızlarda yeniden doğar.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
AnonimleşmeAnonymizationBir şiirin şairinin adını kaybedip ortak mala dönüşmesi
Türkü yakıcıTurku makerBir olayı şiir ve ezgiyle dile getiren, adı unutulabilen kişi
Doldurma dizeFiller lineMâninin dinleyeni hazırlayan ve kafiyeyi kuran ilk dizeleri
Cinaslı mâniPunning maniAynı sesin farklı anlamlarda kullanıldığı kafiyelerle kurulan mâni
Karşı-beriCall-and-response maniİki kişinin karşılıklı ikişer dize söyleyerek tamamladığı mâni

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Albayrak'a göre türkülerin iki kaynağı nedir? Bir türkü nasıl anonimleşir?
  2. (Kazanım 2) Aynı türkünün birden çok yöreye ait sayılması ve bir ağıtın oyun havasına dönüşmesi neyi gösterir? Bir türküyü anlamak için neden hikâyesini bilmek gerekir?
  3. (Kazanım 3) Anadolu'da mâniyi kimler söyler? Doldurma dize nedir ve mâninin asıl sözü hangi dizelerde söylenir?
  4. (Kazanım 4) «Adam aman kuzusu» mânisinde «kuzusu» kelimesi kaç farklı anlamda kullanılır? Cinas mâninin anlamını ve kafiyesini nasıl birlikte kurar?
  5. (Kazanım 3) Kerkük'te «Güle naz» mânisinin Fuzûlî'ye atfedilmesi, anonimleşme sürecinin hangi tersine işaret eder? Mâninin kökeni ve kafiye düzeni hakkındaki tartışmaları özetleyin.

Cevaplar

  1. Birinci kaynak asıl türkülerdir: söyleyeni bilinmeyen, halkı derinden etkileyen bir olay üzerine yakılan ve halkın ortak malı olan türküler. İkinci kaynak saz şairleridir: âşığın gördüğünü, yaşadığını sazıyla dile getirmesi ve bu şiirlerin türkü olarak yayılması. Türkü, bir olayı yaşayan ya da bir duyguyu taşıyan biri tarafından söz ve ezgiyle yakılır; zamanla söyleyenin adı, söz ve ezgideki kişisel izleri ortadan kalkar ve türkü toplumun ortak malı olur.
  2. Bu durumlar, anonim türkünün tek bir sabit metni olmadığını, dilden dile ve yöreden yöreye geçerken söz ve ezgisinin değiştiğini gösterir. İki yöre aynı türküyü kendi türküsü sayar, çünkü türkü her birinde biraz farklılaşmıştır. Farklı duygularla söylenen bir ağıt, ezgisi uygunsa zamanla oyun havasına dönebilir. Türküyü doğuran olay bilinmeden sözlerin anlamı eksik kalır; bu yüzden Albayrak türkünün metnini tamamlayacak hikâyesinin de bilinmesi gerektiğini söyler.
  3. Albayrak'a göre Anadolu'da mâni en çok köylerde ve kadınlar tarafından söylenir; saz şairleri ve karşılıklı atışmalar dışında erkeklerin mâni söylemesine pek rastlanmaz. Doldurma dizeler, çoğu zaman mâninin ilk iki dizesidir; dinleyeni asıl konuya hazırlar ve kafiyeyi kurar. Asıl söz üçüncü ve özellikle dördüncü dizede söylenir.
  4. Üç anlamda: önce bir hayvan olarak kuzu, sonra «Nerden içsin kuzu su» dizesinde ikiye bölünerek «kuzu» ve «su», son dizede ise «bir ananın kuzusu», yani çok sevilen bir genç. Aynı ses her seferinde kafiyeyi korur, ama anlamı değiştirir. Susuz kalan kuzu imgesi sevgiliye susamış âşığa bağlanır; ilk dizeler doldurma gibi görünürken son dizede bütün anlam yerine oturur.
  5. Anonimleşme bir şiirin şairini kaybetmesidir; «Güle naz» örneği ise halkın güzel bulduğu bir mâniyi ünlü bir şaire bağlama eğilimini gösterir. Albayrak bu inanışı yaygın bir kanaat olarak kaydeder, ama belgeyle doğrulamaz. Kökene dair olarak Albayrak mâninin muhtemelen tuyuğdan doğduğunu düşünür; Kerkük dolaylarında doğduğu görüşü Irak Türkmenleri arasındaki yaygınlığına dayanır. Kafiye düzeninde bazı araştırmacılar abcb düzenini, bazıları aaba düzenini daha eski sayar.

Okuma

  • «Mâni» maddesi (Albayrak, DİA 27) — mâninin adları, biçimleri ve türleri üzerine derli toplu bir anlatım.
  • Albayrak'ın aynı ansiklopedideki «Türkü» maddesinin edebiyat bölümü — türkünün yakılışı, yayılışı ve sınıflandırılması.
  • Kendi yörenizden bir türküyü seçin ve iki farklı kaynaktaki sözlerini karşılaştırın: hangi dizeler değişmiş, hangileri aynı kalmış?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:10 Soğuk açılış: bir bağ, bir gül, bir bülbül. Dört kısa dize tek tek belirir. Sonra bir şairin silüeti belirir, ama yüzü bulanık kalır; altında bir soru işareti.
  • 1:10–1:40 Büyük soru: bir kâğıttaki bir ad yavaşça silinir, geriye yalnız şiir kalır.
  • 1:40–3:20 Bağlam: bir haritada Horasan'dan Anadolu'ya uzanan bir çizgi; türküye verilen farklı adlar farklı yörelerin üzerinde belirir.
  • 3:20–5:40 Ana anlatı — Bir türkü nasıl yakılır?: bir köyde bir olay; bir kişi yanık bir sesle söylemeye başlar. Sonra bir kervan, askerler, göç eden bir oba türküyü başka yerlere taşır; ilk söyleyenin yüzü kalabalıkta kaybolur.
  • 5:40–7:40 Ana anlatı — Türkünün değişen yüzü: aynı türkü iki köyde iki farklı ezgiyle söylenir; bir yas töreni yavaşça bir düğün halayına dönüşür.
  • 7:40–9:40 Ana anlatı — Mâniyi kim söyler?: bir köy evinde kadınlar; biri bir mâni atar, öbürü cevap verir. Karadeniz'de iki kişi karşılıklı ikişer dize söyler. Bir bekçi, bir davulcu ramazan gecesinde mâni okur.
  • 9:40–11:40 Metin anı: kurumuş bir çay, kuru bir çeşme, susamış bir kuzu. «Kuzusu» kelimesi ekranda ikiye bölünür: «kuzu» ve «su». Son dizede bir annenin yanında genç bir yüz belirir.
  • 11:40–12:50 Cevap ve bağlantı: bir şiirden bir ad düşer, başka bir şiire bir ad eklenir; iki hareket aynı anda olur.
  • 12:50–13:20 Kapanış kancası: bir beşik sallanır; uzakta bir mezarlık. Çocuklar bir sokakta tekerleme sayar.

Telaffuz

  • türkü: «tür-KÜ»; yır: «YIR»; mahnı: «mah-NI»; halk cırı: «HALK cı-RI»; halk aydımı: «HALK ay-dı-MI»; kavuştak: «ka-vuş-TAK».
  • mâni: «MAA-ni»; mânici: «maa-ni-Cİ»; tuyuğ: «tu-YUĞ»; karşı-beri: «kar-ŞI be-Rİ»; cinas: «ci-NAAS»; doldurma dize: «dol-dur-MA di-ZE».
  • Kerkük: «ker-KÜK»; Fuzûlî: «fu-zuu-Lλ; «Güle naz»: «gü-LE NAAZ»; «Adam aman»: «a-DAM a-MAN».
  • Nurettin Albayrak: «nu-ret-TİN al-bay-RAK».