İçeriğe geç

Ünite EDB-205-06 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

Âşık Veysel ve 20. yüzyıl âşıkları

EDB-205 Halk Edebiyatı: Âşıklar ve Anonim Gelenek

2.269 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · anlatım 11 dk

  • usta malı
  • âşıklar bayramı
  • derleme
  • yol metaforu
  • kurumsallaşma
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Âşık Veysel 1894'te Sivrialan'da doğdu, çocukken iki gözünü kaybetti, önce usta malı deyişler söyledi. 5 Ocak 1931'de Tecer'in Sivas'ta düzenlediği halk şairleri bayramıyla geniş bir çevrede tanındı.
  2. Şiirleri Deyişler (1944), Sazımdan Sesler (1949) ve Dostlar Beni Hatırlasın (1970) kitaplarında toplandı; plaklara geçti; 1965'te Meclis özel bir kanunla ona aylık bağladı.
  3. Sarısözen'in katıldığı derleme gezileri (1937–1953) binlerce türküyü kayda geçirdi; 1940'ta Ankara Radyosu'nda yeniden başlattığı halk müziği programından Yurttan Sesler Korosu doğdu. Tecer'in çabalarıyla halk müziği okullara ve radyoya girdi.
  4. Oy'a göre Veysel hikâye anlatma, muamma ve atışma gibi geleneğin yönlerine uyamadı, ama radyo, tren ve fabrikayı şiire taşıyarak geleneği çağıyla birleştirdi; halkla aydınlar arasında köprü kurdu.
  5. «Uzun ince bir yoldayım» şiiri yol ve «iki kapılı han» gibi geleneksel imgelerle ömrü anlatır; eski bir imge, yeni araçlarla yeni bir kamuya ulaşmıştır.

Kazanımlar

  • Âşık Veysel'in hayatını, 1931 Sivas halk şairleri bayramıyla tanınmasını ve şiirlerinin kitaplara ve plaklara geçişini açıklayabilir.
  • Ahmet Kutsi Tecer ile Muzaffer Sarısözen'in çalışmaları üzerinden âşık geleneğinin bayramlara, derleme gezilerine ve radyoya taşınmasını anlatabilir.
  • Veysel'in âşıklık geleneğiyle ilişkisini, geleneğin hangi yönlerine uyduğu ve hangilerinin dışında kaldığıyla tartışabilir.
  • «Uzun ince bir yoldayım» şiirinin ilk dörtlüklerini okuyup yol ve han imgelerini âşık şiirinin geleneksel diliyle ilişkilendirebilir.

Video metni

Soğuk açılış

5 Ocak 1931, Sivas. Şehirde ilk kez bir halk şairleri bayramı düzenlenir. On beş âşık davet edilmiştir. Aralarında Şarkışla'nın Sivrialan köyünden kör bir âşık vardır. O güne kadar çoğunlukla ustalarından öğrendiği şiirleri, geleneğin deyişiyle «usta malı»nı çalıp söylemiştir.

Bayramı, Sivas Lisesi'nin edebiyat öğretmeni ve maarif müdürü Ahmet Kutsi Tecer düzenlemiştir. Yanında bir müzik öğretmeni vardır: Muzaffer Sarısözen.

Kırk yıl sonra bu kör âşığın şiirleri üç kitapta toplanmış, sesi plaklara geçmiş, kendisine Meclis'in çıkardığı özel bir kanunla aylık bağlanmıştır. Adı Âşık Veysel'dir.

Büyük soru

Kahvehanede, köy odasında, fasılda yaşayan bir gelenek, bayramlarla, kitaplarla, plaklarla ve radyoyla karşılaşınca ne oldu? Neyi korudu, neyi kaybetti? Ve bu yeni dünyanın en ünlü âşığı, geleneğin ölçüleriyle ne kadar «âşık»tı?

Bağlam

DİA'daki maddesini yazan Aydın Oy, Veysel'in 1894'te Sivrialan'da doğduğunu kaydeder. Yedi yaşında geçirdiği çiçek hastalığı yüzünden önce sağ gözünü, sonra babasının elindeki üvendirenin saplanmasıyla sol gözünü kaybetti. On yaşında saz çalmaya başladı. Soyadı Kanunu'ndan sonra Şatıroğlu soyadını aldı.

205-01'de, âşıklığın ustadan çırağa geçen bir zanaat olduğunu görmüştük. Veysel de ilk yıllarında bu yolu izledi: kendi şiirinden önce ustaların şiirini söyledi. 205-02'deki fasıl ve karşılaşma dünyası ise onun güçlü yanı olmayacaktı. Oy'a göre Veysel'in sazı ve sesi zayıftı.

Yirminci yüzyılın başında gelenek İstanbul'da gerilemişti. Karahan, on dokuzuncu yüzyılın sonlarında büyük şehirlerdeki güçlü âşık geleneğinin yerini semai kahvelerinin «meydan şairleri»nin aldığını yazar. Anadolu'nun birçok yöresinde ise âşıklar köylerde, düğünlerde ve kahvelerde söylemeyi sürdürüyordu. Karahan yirminci yüzyılda geleneği sürdürenler arasında Posoflu Müdâmî, Kağızmanlı Hıfzı, Ardanuçlu Efkârî, Bayburtlu Celâlî, Yusufelili Huzûrî, Ali İzzet ve Âşık Veysel'i sayar.

Ana anlatı — Bayramdan kitaba

1931 bayramı küçük bir olay gibi görünür, ama bir dönemin başlangıcıdır. Abdullah Uçman'a göre Tecer Sivas'ta ilk defa halk şairleri bayramı gibi şenlikler düzenledi ve bu çerçevede Âşık Veysel, Tâlibî ve Ali İzzet gibi âşıkların daha geniş bir çevrede tanınmasına yardım etti. Aynı yıl Sarısözen'le birlikte Halk Şairleri Koruma Derneği'ni kurdular.

Oy'a göre Veysel 1933'ten sonra, eski gezginci âşıklar gibi, elinde sazıyla neredeyse bütün yurdu dolaştı. Bir süre köy enstitülerinde saz öğretmeni olarak çalıştı. İlk şiiri, Cumhuriyet'in onuncu yıldönümünde Atatürk için söylediği bir destandı.

Sonra şiirler kâğıda geçti. İlk kitabı Deyişler 1944'te Ankara'da Halkevleri Genel Merkezi tarafından yayımlandı. Ardından Sazımdan Sesler (1949) geldi. Bütün şiirlerini topladığı son kitabı Dostlar Beni Hatırlasın 1970'te çıktı. 1952'de İstanbul'da onun için büyük bir jübile düzenlendi. 1965'te Türkiye Büyük Millet Meclisi, «ana dilimize ve millî birliğimize yaptığı hizmetlerden dolayı» özel bir kanunla ona aylık bağladı. Şiirlerini çalıp söylediği plaklar da yapıldı. Veysel 21 Mart 1973'te köyünde öldü; evi müze oldu.

Bir önceki ünitede Emrah'ın sazını ve hafızasını çıraklarına bıraktığını görmüştük. Veysel'in şiirleri ise kitaplara, plaklara ve bir devletin kurumlarına emanet edildi.

Ana anlatı — Türküler radyoda

Geleneği yeni bir sese taşıyan asıl araç radyoydu. Süleyman Şenel'e göre Sarısözen 1936'da Ankara'ya çağrıldı ve Ankara Devlet Konservatuvarı'nın derleme gezilerine derleyici olarak katıldı. 1937 ile 1953 arasında süren bu geziler, Şenel'e göre Cumhuriyet döneminde yapılan en büyük derleme organizasyonuydu. Sarısözen'in derlediği ya da derlenmesine ön ayak olduğu türkülerin sayısının, ortak derlemelerle birlikte 10.000 civarında olduğu söylenebilir.

Radyo bu derlemelerin sesiydi. Şenel'e göre 1940'ta, yayın hayatına yeni başlayan Ankara Radyosu'ndaki halk müziği programı Sarısözen'in yönetiminde yeniden başlatıldı. Bugün Yurttan Sesler Korosu diye bilinen sanatçı kadrosunun ilk çekirdeği bu süreçte doğdu; adını da bir radyo programından aldı. Sarısözen benzer kadroları 1953'te İzmir'de, 1954'te İstanbul'da kurdu. Uçman'a göre de Tecer, Sarısözen'in radyoda görevlendirilmesini sağlayarak halk müziğinin okullara ve radyoya girmesinde önemli rol oynadı.

Bu, geleneğin dinleyicisini değiştirdi. Bir kahvehanedeki yirmi otuz kişi yerine, bir ülkenin dört bir yanındaki radyo dinleyicileri. Âşık artık yalnız karşısındaki kalabalığa değil, görmediği bir kamuya söylüyordu. Karahan'a göre 1966'dan beri düzenlenen Konya Âşıklar Bayramı da bu dönüşümün bir yüzüdür. Orada âşıklar yarışır, ödüller eski büyük âşıkların adlarını taşır, jüride ilim adamları, edebiyat tarihçileri ve ünlü âşıklar bulunur. 205-02'deki fasılda kararı dinleyici verirdi. Bayramda kararı artık bir jüri verir.

Ana anlatı — Geleneğin içinde, geleneğin dışında

Veysel yirminci yüzyılın en ünlü âşığı oldu. Ama Aydın Oy onun geleneğe ne ölçüde uyduğunu açıkça tartışır. Oy'a göre sazı ve sesi zayıf olan Veysel, âşıklık geleneğinin hikâye anlatma, muamma sorma ve çözme, atışmaya girme gibi yönlerine uyamadı. 205-02'de gördüğümüz fasıl ve karşılaşma ustalığı onun gücü değildi.

Oy aynı cümlenin devamında öbür yanı gösterir. Veysel, çağının radyo, fabrika, tren, füze gibi yeniliklerine kucak açan şiirleriyle kendinden önceki âşıklardan ileridedir. Hem sürdürdüğü âşık şiiri geleneğini hem de yaşadığı çağı şiirlerinde ustaca bir araya getirdi. Oy'a göre Veysel halkla aydınlar arasında bir köprü kurdu. Yûnus'un etkisiyle söylediği şiirlerde tasavvuftan izler, aşk şiirlerinde Karacaoğlan'ın devamını andıran bir ses, yer yer de yöresinin ağız özellikleri görülür.

Bu iki cümle, «âşık kimdir?» sorusuna 205-01'den farklı bir cevap verir. Geleneğin ölçüleriyle, yani fasılda, atışmada, muammada Veysel güçlü bir âşık değildi. Ama yirminci yüzyılın yeni kamusu için, sade dili, içten sesi ve hem geleneğe hem çağa bakan şiiriyle, âşıklığın en tanınan yüzü oldu.

Yaygın yanlış«Âşık Veysel, âşıklık geleneğinin bütün yönlerini temsil eden tipik bir âşıktır.»
Doğrusu

Oy'un değerlendirmesine göre Veysel, geleneğin hikâye anlatma, muamma ve atışma gibi yönlerine uyamadı; sazı ve sesi zayıftı. Onun ünü fasıl ustalığından değil, şiirlerinin sadeliğinden, geleneği çağının yenilikleriyle birleştirmesinden ve kitaplar, plaklar ve bayramlar aracılığıyla ulaştığı geniş kamudan geldi.

Metin anı

Veysel'in en tanınmış şiirinin ilk iki dörtlüğü, Türkyılmaz'ın 1971 baskısından aktarımıyla şöyledir:

Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece
Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece

Şiir sekiz heceli dörtlüklerden kurulur ve her dörtlük aynı dizeyle biter: «Gidiyorum gündüz gece.» Bu tekrar bir nakarat gibi çalışır; saz eşliğinde söylenen bir şiirin kulağa yaslanan yapısıdır. Dinleyici ikinci dörtlükte dizeyi önceden bilir ve şairle birlikte söyleyebilir.

İlk dörtlüğün imgesi bir yoldur: uzun ve ince. Yol, âşığın hayatının en eski imgelerinden biridir; âşık diyar diyar dolaşan biridir. Ama Veysel'in yolu bir coğrafya değildir. Gündüz ve gece süren, ne halde olduğunu bilmeden yürünen bir yoldur. Yol, ömrün kendisidir.

İkinci dörtlük bu yolun başlangıcını söyler: doğduğum anda yürümeye başladım. Sonra geleneğin en eski imgelerinden biri gelir: «iki kapılı bir han». Bir kapıdan girilen, öbür kapıdan çıkılan bir han, doğum ile ölüm arasındaki dünyadır. Oy'un sözünü ettiği Yûnus etkisi ve tasavvuf izleri bu imgede duyulur.

Şiirin dili yeni bir çağın dili değildir. Radyo, tren, fabrika burada yoktur. Ama şiir, radyoyla, plakla ve bayramlarla milyonlarca dinleyiciye ulaştı. Geleneğin eski imgesi, yeni araçlarla yeni bir kamuya taşındı. Veysel'in iki yüzü, geleneğin içindeki sesi ve çağın içindeki yeri, bu şiirde birleşir.

Cevap ve bağlantı

Gelenek yeni araçlarla karşılaşınca ne oldu? Önce büyüdü. Bayramlar âşıkları geniş bir kamuya tanıttı, derleme gezileri binlerce türküyü kayda geçirdi, radyo onları bir ülkenin dört bir yanına taşıdı. Veysel'in şiirleri kitaplara ve plaklara geçti; bir kör köy âşığı, Meclis kararıyla onurlandırıldı.

Ama gelenek aynı zamanda değişti. Fasılın yerini sahne, kahvehane kalabalığının yerini radyo dinleyicisi, dinleyicinin kararının yerini jüri aldı. Tek bir âşığın söylediği şiirler bir koronun repertuvarına girdi. Veysel'in en ünlü âşık olması da bu değişimin bir işaretidir: onun gücü fasıl ustalığında değil, sadeliğinde ve yeni kamuya ulaşan sesindeydi.

Bu değişimi bir kayıp olarak da, bir genişleme olarak da okumak mümkündür. Kaybı gören göz, meydan kültürünün, atışmanın ve muammanın geri çekilişini görür. Genişlemeyi gören göz ise binlerce türkünün kaydedildiğini ve âşık şiirinin ilk kez bir ulusun ortak mirası hâline geldiğini görür. İki okuma da aynı olayın farklı yüzlerine bakar.

Kapanış kancası

Sarısözen'in derlediği binlerce türkünün çoğunun bir şairi yoktu. Kimin söylediği bilinmeyen, köyden köye dolaşırken değişen, her söyleyenin biraz kendinden kattığı şiirlerdi. Veysel'in «Dostlar beni hatırlasın» dediği şiirinde bile Türkyılmaz, bir anonimleşme ihtimali görür: bireysel bir duygu, toplumun ortak malı olabilir. Peki bir şiir şairsiz nasıl doğar? Türkü ile mâni, adı bilinmeyen bir halkın iki sesi olarak nasıl ayrışır?

Özet kartı

  1. Âşık Veysel 1894'te Sivrialan'da doğdu, çocukken iki gözünü kaybetti, önce usta malı deyişler söyledi. 5 Ocak 1931'de Tecer'in Sivas'ta düzenlediği halk şairleri bayramıyla geniş bir çevrede tanındı.
  2. Şiirleri Deyişler (1944), Sazımdan Sesler (1949) ve Dostlar Beni Hatırlasın (1970) kitaplarında toplandı; plaklara geçti; 1965'te Meclis özel bir kanunla ona aylık bağladı.
  3. Sarısözen'in katıldığı derleme gezileri (1937–1953) binlerce türküyü kayda geçirdi; 1940'ta Ankara Radyosu'nda yeniden başlattığı halk müziği programından Yurttan Sesler Korosu doğdu. Tecer'in çabalarıyla halk müziği okullara ve radyoya girdi.
  4. Oy'a göre Veysel hikâye anlatma, muamma ve atışma gibi geleneğin yönlerine uyamadı, ama radyo, tren ve fabrikayı şiire taşıyarak geleneği çağıyla birleştirdi; halkla aydınlar arasında köprü kurdu.
  5. «Uzun ince bir yoldayım» şiiri yol ve «iki kapılı han» gibi geleneksel imgelerle ömrü anlatır; eski bir imge, yeni araçlarla yeni bir kamuya ulaşmıştır.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Usta malıMaster's repertoireÂşığın ustasından ve eski âşıklardan öğrenip söylediği şiirler
Âşıklar bayramıMinstrels' festivalÂşıkları kamuya tanıtan, zamanla yarışma ve ödüllerle kurumsallaşan toplantı
DerlemeCollection, fieldworkHalk şiiri ve türkülerin kaynak kişilerden kayda geçirilmesi
Yol metaforuRoad metaphorHayatı bir yolculuk olarak anlatan imge
KurumsallaşmaInstitutionalizationBir geleneğin dernek, bayram, arşiv ve radyo yoluyla düzenli yapıya kavuşması

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Âşık Veysel nasıl tanındı? 1931 bayramından sonra şiirleri hangi yollarla geniş kamuya ulaştı?
  2. (Kazanım 2) Tecer ve Sarısözen âşık geleneğinin taşınmasında hangi rolleri oynadı? Radyo ve Konya Âşıklar Bayramı geleneğin dinleyicisini ve karar vericisini nasıl değiştirdi?
  3. (Kazanım 3) Oy'un maddesine göre Veysel geleneğin hangi yönlerine uyamadı, hangi yönleriyle kendinden önceki âşıklardan ileridedir? Veysel'i «tipik bir âşık» saymak neden eksik bir değerlendirmedir?
  4. (Kazanım 4) «Uzun ince bir yoldayım» şiirinin ilk iki dörtlüğünde yol ve han imgeleri ne anlatır? «Gidiyorum gündüz gece» dizesinin tekrarı nasıl bir iş görür?
  5. (Kazanım 3) Âşıklığın yirminci yüzyılda radyoya ve bayramlara taşınmasını bir kayıp olarak mı, bir genişleme olarak mı görüyorsunuz? İki görüşün de dayanağını gösterin.

Cevaplar

  1. Veysel 5 Ocak 1931'de Tecer'in Sivas'ta düzenlediği ilk halk şairleri bayramına katılan on beş âşıktan biriydi; bu bayram onun ve Tâlibî, Ali İzzet gibi âşıkların daha geniş bir çevrede tanınmasını sağladı. 1933'ten sonra sazıyla yurdu dolaştı, köy enstitülerinde saz öğretmenliği yaptı. Şiirleri Deyişler (1944), Sazımdan Sesler (1949) ve Dostlar Beni Hatırlasın (1970) kitaplarında toplandı ve plaklara geçti. 1952'de İstanbul'da jübilesi yapıldı, 1965'te Meclis özel bir kanunla ona aylık bağladı.
  2. Tecer, Sivas'ta ilk halk şairleri bayramını düzenledi, Halk Şairleri Koruma Derneği'ni kurdu, Sarısözen'in konservatuvar arşivine ve radyoya getirilmesini sağlayarak halk müziğinin okullara ve radyoya girmesinde rol oynadı. Sarısözen, 1937–1953 derleme gezilerine katılarak binlerce türkünün kayda geçmesine öncülük etti ve 1940'ta Ankara Radyosu'nda halk müziği programını yeniden başlattı; Yurttan Sesler Korosu bu süreçte doğdu. Radyo, kahvehanedeki birkaç düzine kişinin yerine ülkenin dört bir yanındaki görünmez bir kamuyu koydu. Konya Âşıklar Bayramı'nda ise fasıldaki dinleyicinin kararının yerini ilim adamları, edebiyat tarihçileri ve ünlü âşıklardan oluşan jüri aldı.
  3. Oy'a göre sazı ve sesi zayıf olan Veysel, hikâye anlatma, muamma sorma ve çözme, atışma gibi yönlere uyamadı. Buna karşılık radyo, fabrika, tren, füze gibi çağının yeniliklerine kucak açan şiirleriyle kendinden önceki âşıklardan ileridedir; geleneği ve yaşadığı çağı ustaca birleştirdi, halkla aydınlar arasında köprü kurdu. Onu tipik bir âşık saymak eksiktir, çünkü geleneğin fasıl ve karşılaşma ustalığı onun gücü değildi; ünü, sadeliğinden, çağına açıklığından ve yeni araçlarla ulaştığı geniş kamudan geldi.
  4. Yol, ömrün kendisidir: gündüz ve gece süren, ne halde olunduğu bilinmeden yürünen, doğumla başlayan bir yolculuk. «İki kapılı bir han», bir kapıdan girilip öbüründen çıkılan dünyadır; doğum ile ölüm arasındaki geçici konaklamayı anlatır ve tasavvuf geleneğinden gelen bir imgedir. «Gidiyorum gündüz gece» dizesinin her dörtlüğün sonunda tekrarlanması bir nakarat gibi çalışır: saz eşliğinde söylenen şiirde dinleyici dizeyi önceden bilir ve şairle birlikte söyler; ayrıca durmadan süren yolculuğu sesle de hissettirir.
  5. Kayıp olarak görmek mümkündür: fasıl, atışma, muamma ve meydan kültürü geri çekildi, dinleyicinin kararı yerini jüriye bıraktı, tek âşığın şiiri bir koronun repertuvarına girdi. Genişleme olarak görmek de mümkündür: derleme gezileri binlerce türküyü kaydetti, radyo onları bütün ülkeye taşıdı, âşık şiiri ilk kez bir ulusun ortak mirası oldu ve Veysel gibi bir köy âşığı geniş bir kamuya ulaştı. İki görüş de aynı dönüşümün farklı yüzlerine dayanır.

Okuma

  • Aydın Oy'un DİA'daki «Âşık Veysel» maddesi — Veysel'in hayatı ve geleneğe karşı konumu üzerine kısa bir değerlendirme.
  • Süleyman Şenel'in «Sarısözen, Muzaffer» maddesi — derleme gezileri, Ankara Radyosu ve Yurttan Sesler Korosu.
  • Dilek Türkyılmaz, «Âşık Veysel'in Şiirinde Veysel ve Sazı» (Millî Folklor, 2025) — Veysel'in şiirinde sazın ve hatırlanma temasının yeri.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:20 Soğuk açılış: 1931, Sivas; bir okul salonunda sıralanmış sandalyeler, on beş âşık. Birinin gözleri kapalı, sazı dizinde. Ön sırada genç bir öğretmen not alır, yanındaki bir müzik öğretmeni bir ezgiyi kâğıda geçirir.
  • 1:20–1:50 Büyük soru: bir köy odasındaki bir saz; kamera geri çekilir, odanın duvarında bir radyo belirir.
  • 1:50–3:30 Bağlam: Sivrialan köyü; küçük bir çocuk bir sazı ilk kez eline alır. Ardından bir harita üzerinde Posof, Kağızman, Ardanuç, Bayburt ve Yusufeli'nde yanan ışıklar.
  • 3:30–5:40 Ana anlatı — Bayramdan kitaba: bir âşık sazıyla yollarda; sonra üç kitabın kapağı sırayla belirir: 1944, 1949, 1970. Bir plak döner.
  • 5:40–8:00 Ana anlatı — Türküler radyoda: bir köyde bir derleyici, elinde bir kayıt cihazı ve bir defter; sonra bir radyo stüdyosu, bir koro. Ülkenin haritasında radyo dalgaları yayılır. En sonda bir sahnede yarışan âşıklar ve önlerinde bir jüri masası.
  • 8:00–10:00 Ana anlatı — Geleneğin içinde, geleneğin dışında: bir yanda bir fasıl, atışan âşıklar; öbür yanda tek başına söyleyen kör bir âşık, arkasında bir tren ve bir fabrika bacası.
  • 10:00–12:00 Metin anı: uzun, ince bir yol, gündüzden geceye dönen bir gökyüzü; yolun ortasında iki kapısı olan bir han, bir kapıdan girilir, öbüründen çıkılır.
  • 12:00–13:20 Cevap ve bağlantı: bir kahvehane kalabalığı ile bir radyo dinleyicisi aynı ekranda yan yana; bir terazinin iki kefesinde değil, iki pencerede.
  • 13:20–13:50 Kapanış kancası: bir köy düğünü; kimse şairini bilmeden aynı türküyü söyler.

Telaffuz

  • Âşık Veysel: «aa-ŞIK vey-SEL»; Şatıroğlu: «şa-tır-oğ-LU»; Sivrialan: «siv-ri-a-LAN»; Şarkışla: «şar-kış-LA».
  • Ahmet Kutsi Tecer: «ah-MET kut-Sİ te-CER»; Muzaffer Sarısözen: «mu-zaf-FER sa-rı-sö-ZEN»; Tâlibî: «taa-li-Bλ; Ali İzzet: «a-Lİ iz-ZET».
  • Posoflu Müdâmî: «po-sof-LU mü-daa-Mλ; Kağızmanlı Hıfzı: «ka-ğız-man-LI hıf-ZI»; Ardanuçlu Efkârî: «ar-da-nuç-LU ef-kaa-Rλ; Yusufelili Huzûrî: «yu-su-fe-li-Lİ hu-zuu-Rλ.
  • usta malı: «us-TA ma-LI»; üvendire: «ü-ven-di-RE»; derleme: «der-le-ME».
  • Aydın Oy: «ay-DIN OY»; Abdullah Uçman: «ab-dul-LAAH uç-MAN»; Süleyman Şenel: «sü-ley-MAN şe-NEL»; Dilek Türkyılmaz: «di-LEK türk-yıl-MAZ»; Ümit Yaşar Oğuzcan: «ü-MİT ya-ŞAR o-ğuz-CAN».