İçeriğe geç

Ünite EDB-205-05 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

Âşık Ömer, Gevheri, Erzurumlu Emrah

EDB-205 Halk Edebiyatı: Âşıklar ve Anonim Gelenek

2.311 kelime · yaklaşık 11 dakika okuma · anlatım 11 dk

  • üstat
  • divanî
  • kalenderî
  • bâd-ı sabâ
  • çalgılı kahve
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Âşık Ömer, Gevherî ve Erzurumlu Emrah divan şiirini okumuş, aruzla da yazmış âşıklardır; divanî ve kalenderî gibi aruzlu biçimleri kendi ezgileriyle söylediler.
  2. Âşık Ömer 2000'den fazla şiiriyle en çok yazan şairlerdendir ve sağlığında üstat kabul edildi. Karahan onun açtığı divan taklidi akımının saz şiirinin saflığını bozduğunu, ama halk tarafından benimsenmede müstesna bir yeri olduğunu söyler.
  3. Gevherî bir divan kâtibiydi, gezgin bir âşık değildi; yazı diline yakın, ağır sayılabilecek bir Türkçe kullandı. Şiirleri yüzyıllarca okundu ve bestelendi; Elçin 979 şiirini yayımladı.
  4. Erzurumlu Emrah bâdeli bir âşık değildi, medrese gördü, bir âşık kolu kurdu. Geleneğe göre sazını ve sözünü Nûri'ye, hafızasını Gedâî'ye bıraktı.
  5. Gevherî'nin «Bâd-ı sabâ yâre benden selâm et» dörtlüğünde divan şiirinin sabâ ulağı ve «feth-i kelâm» tamlaması, halk şiirinin doğrudan sorusuyla birleşir.

Kazanımlar

  • Âşık Ömer, Gevherî ve Erzurumlu Emrah'ın hayatlarını, eğitimlerini ve saz şiirindeki yerlerini açıklayabilir.
  • Divan şiirinin bu âşıklar üzerindeki etkisini, aruzla yazılan divanî ve kalenderî gibi biçimler ve imgeler üzerinden gösterebilir.
  • Bu etkiyi «saz şiirinin saflığını bozdu» diyen görüş ile halkın bu şairleri üstat olarak benimsemesini gösteren tanıklıklar arasında tartışabilir.
  • Gevherî'nin «Bâd-ı sabâ yâre benden selâm et» dörtlüğünü okuyup halk şiiri ile divan şiirinin bir koşmada nasıl birleştiğini yorumlayabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Yirminci yüzyılın başı, İstanbul'da çalgılı bir kahve. Saz çalınır, bir ses bir koşmaya başlar:

«Bâd-ı sabâ yâre benden selâm et.»

Yazar Osman Cemal Kaygılı, bu koşma söylenirken kahvenin içinin «inim inim inlediğini» anlatır. Kaygılı bir şey daha ekler. Dinleyenlerin bir kısmı şiirin kimin olduğunu bilmez. Yalnız bir üstadın eseri olduğunu anlar ve ona göre, başka bir huşu içinde dinler.

Koşma Gevherî'nindir. Yaklaşık iki yüz yıl önce yaşamış bir saz şairinin adı unutulmuş olabilir, ama şiiri bir üstadın şiiri olarak dinlenmeye devam eder.

Büyük soru

Bir saz şairi nasıl «üstat» olur? Bu ünitenin üç şairi, Âşık Ömer, Gevherî ve Erzurumlu Emrah, divan şiirini okumuş, aruzla da yazmış âşıklardır. Divan şiirine yaklaşmak onları büyüttü mü, yoksa âşık tarzından uzaklaştırdı mı?

Bağlam

205-02'de Karahan'ın âşıkları ikiye ayırdığını görmüştük. Bir grup halktan hiç kopmadı ve yalnız heceyle söyledi. Öbür grup büyük yerleşim merkezlerinde yaşadı, aruz bildi, belli ölçüde tahsil gördü. Abdülkadir Karahan'a göre bu ikinci grubun en önemli temsilcileri on yedinci yüzyılda Âşık Ömer ve Gevherî'dir. Karahan, sonraki yıllarda yetişen Erzurumlu Emrah gibi saz şairlerinde divan edebiyatının etkisinin açıkça görüldüğünü söyler.

Bu âşıklar yalnız heceyle değil, aruzla da yazdılar. Aruzla yazılan ve âşıkların özel bir ezgiyle okuduğu şiirlere «divanî» denir. Aruzun başka bir kalıbıyla yazılan ve yine kendine özgü bir ezgisi olan şiirlerin adı «kalenderî»dir. Âşık, divan şairinin vezniyle, ama kendi sazıyla söyler.

Bu dünyanın merkezi kahvehaneydi. Kaygılı, on dokuzuncu yüzyılın ünlü saz şairi Dertli'nin İstanbul'da Tavukpazarı'ndaki Âşıklar Kahvesi'nin tavanına asılan bir bilmeceyi çözerek saz şairlerinin reisliğini aldığını anlatır. Kaygılı'ya göre Tanzimat'la birlikte âşık tarzı gevşedi, zamanla Tavukpazarı'nın âşık kahvelerinden İstanbul'un «çalgılı kahve» denen yerlerine sığındı.

Ana anlatı — Âşık Ömer: halkın üstadı

Karahan'a göre Âşık Ömer'in doğum yeri ve tarihi hakkındaki rivayetler arasında en makul görüneni, onun 1651'de Konya'nın Hadım ilçesine bağlı Gezleve köyünde doğduğudur. Düzenli bir medrese eğitimi görmedi, ama devrin kültür çevrelerinde kendini yetiştirdi. Şerîfî adlı bir şairden ders aldı. Fuzûlî'yi, Hâfız'ın divanını ve Sa'dî'nin Gülistân'ını okuyacak kadar Farsça öğrendi.

Orduya girdiği, sınır kalelerinde bulunduğu tahmin edilir. Çehrin Kalesi'nin 1678'deki fethi için bir manzume yazdı. Başlangıçta divan şairlerine özenerek «Adlî» mahlasını kullandı, sonra «Ömer»i benimsedi. Karahan onu, 2000'den fazla şiiriyle Türk edebiyatının en çok yazan şairlerinden biri sayar.

Âşık Ömer'in etkisi büyüktü. Karahan'a göre geniş halk kitleleri tarafından benimsenme bakımından müstesna bir yeri vardır. Sonraki âşıkların birçoğu ona nazîreler yazdı, bestelenmiş şiirleri meclislerde çalınıp okundu, bazı şiirleri bir tür ilahi gibi uzun süre tekkelerde söylendi.

Ama Karahan bu etkinin bir bedeli olduğunu da düşünür. Âşık Ömer daha sağlığında üstat kabul edildi; onun gibi yazmak bir moda oldu. Karahan'a göre bu moda, halk şiirinin kendi içinde doğal biçimde gelişmesini engelledi. Onun açtığı divan şiirini taklit akımı yüzünden saz şiirinin eski saflığı ve dili fark edilir biçimde bozuldu. Karahan, Âşık Ömer'in hece ile söylediği şiirlerde daha başarılı olduğunu da ekler.

Ana anlatı — Gevherî: kâtip bir âşık

Gevherî hakkındaki bilgiler, Karacaoğlan'ınki kadar olmasa da tartışmalıdır. Nurettin Albayrak'a göre adı Mustafa, Ali ya da Mehmed olarak geçer; bir şiirindeki «Gevherî ta'birdir Mustafa ismim» dizesi birinciyi destekler. Köprülü onu bir Kırım hanına yazdığı methiye yüzünden Kırımlı sayar, Şükrü Elçin ile Saim Sakaoğlu İstanbullu olmasını daha kuvvetli bir ihtimal görür.

Genel kabule göre Gevherî, şair ve hattat Mehmed Bahri Paşa'nın divan kâtipliğini yaptı. Albayrak'a göre iyi bir medrese eğitimi gördü ve hayatı daha çok İstanbul'da geçti. Gezgin bir saz şairi değildi; İstanbul dışına daha çok resmî görevlerle çıktı. Bu, âşık tipinin alışılmış resminden farklıdır: bir kâtip, bir divan memuru, ama saz şairi.

Albayrak'a göre Gevherî, eğitiminin de etkisiyle yazı diline oldukça yaklaşan, çağdaşı saz şairlerine göre ağır sayılabilecek bir Türkçe kullandı. Koşma ve semâilerinde dönemin halk Türkçesinin zenginliği görülür, ama aruzla yazdığı şiirlerde aynı zenginlik yoktur. Albayrak, Gevherî'nin şiirlerinde kafiye, durak ve ölçü kusurlarının sık olduğunu, bunların bir kısmı kâtiplerden gelse de çoğunun şaire ait olduğunu söyler.

Yine de Gevherî kendisinden sonraki pek çok şaire üstat oldu. Şiirleri on yedinci yüzyılın ikinci yarısından yirminci yüzyılın başına kadar hem Rumeli'de hem Anadolu'da, hatta Azerbaycan'da sevilerek okundu. Bazı koşmaları hem klasik Türk müziğinde hem halk müziğinde bestelendi. Şükrü Elçin 1984'te birçok cönk ve mecmuayı karşılaştırarak onun 979 şiirini yayımladı.

Ana anlatı — Erzurumlu Emrah: sazı Nûri'ye, hafızası Gedâî'ye

Erzurumlu Emrah başka bir yüzyılın âşığıdır. Albayrak'a göre Erzurum'un Ilıca ilçesine bağlı bir köyde, büyük ihtimalle 1770'ler ile 1780'ler arasında doğdu. Gençliğinde Erzurum'a gidip medreseye devam etti ve orada divan şiirinin zevkini tattı. Albayrak özellikle belirtir: Emrah bâdeli bir âşık değildir. Onun hayatında rüyada bade içme anlatısı yer almaz; yetişmesinde medrese belirleyicidir.

Emrah Erzurum'dan ayrılıp Trabzon, Kastamonu, Sivas, Tokat, Çankırı ve Niğde'yi gezdi. Nakşibendîliğin Hâlidî koluna girdi. Gezdiği yerlerde çıraklar yetiştirdi; Tokatlı Gedâî ile Tokatlı Nûri başta olmak üzere bir âşık kolunun kurucusu oldu. Albayrak'a göre Emrah'ın şiirlerinin türkü ve şarkı olarak söylenip yayılması bu kol sayesindedir. Bir rivayete göre bir süre İstanbul'da Tavukpazarı'ndaki Âşıklar Cemiyeti'nin reisliğini yaptı.

Geleneğin anlattığı bir vasiyet, sözlü aktarımın nasıl düşünüldüğünü gösterir. Emrah ölmeden önce sazını ve sözünü Nûri'ye, hafıza gücünü de Gedâî'ye bırakmış. Nûri'ye Anadolu'dan çıkmamasını, Gedâî'ye Rumeli'ye gidip oradan dönmemesini vasiyet etmiş. Bir usta, mirasını mal olarak değil, bir hafıza ve bir ses olarak paylaştırır.

Albayrak'a göre Emrah, saz şairlerinin dilini divan edebiyatının sözlüğüne açan bir şairdir. Fuzûlî, Bâkî ve Nedîm gibi divan şairlerine nazîreler yazmaya çalıştı. Aruzla yazdığı şiirleri daha çoktur, ama şekil ve dil kusurları onun klasik bir şair sayılmasına engel olur. Albayrak'a göre asıl kişiliği hece ile söylediği şiirlerde görülür. Emrah'ın ölüm yılı da tartışmalıdır: 1854-55, 1860 ve 1876 gibi farklı tarihler ileri sürülmüştür.

Yaygın yanlış«Divan şiirinden etkilenen bir âşık, halk şairi olmaktan çıkar.»
Doğrusu

Karahan, Âşık Ömer'in açtığı divan taklidi akımının saz şiirinin saflığını bozduğunu düşünür; bu, önemli ama tartışmaya açık bir estetik yargıdır. Aynı Karahan, Âşık Ömer'in halk tarafından benimsenmede müstesna bir yeri olduğunu söyler. Kaygılı'ya göre de çalgılı kahvelerde söylenen en sanatkârane parçalar Gevherî'nin, Âşık Ömer'in ve Emrah'ın şiirleriydi. Bu âşıklar divan şiirinden etkilendi, ama halk onları yine kendi üstadı olarak dinledi.

Metin anı

Kaygılı'nın aktardığı Gevherî dörtlüğü şöyledir:

Bad-ı saba yare benden selam et
Mübarek hatırın sor sual eyle
Varup huzuruna feth-i kelam et
Bana var mı meyli gör sual eyle

Dörtlük bir halk şiiri biçimindedir: on bir heceli bir koşma, «sual eyle» redifiyle. Kulağa ilk gelen, âşığın sazına uyan bir ezgidir. Ama kelimelere bakınca başka bir dünya belirir.

«Bâd-ı sabâ», sabah yeli, divan şiirinin en tanıdık imgelerinden biridir. Divan şiirinde sabâ rüzgârı âşık ile sevgili arasında haber taşıyan bir ulaktır. Gevherî bu ulağı alır ve bir koşmanın içine yerleştirir. «Feth-i kelâm», yani söze başlamak, bir Arapça-Farsça tamlamadır; bir köy âşığının sözü değil, bir kâtibin, bir divan memurunun sözüdür. Albayrak'ın «yazı diline yaklaşan, ağır sayılabilecek Türkçe» dediği şey bu dizelerde duyulur.

Ama dörtlüğün yapısı halk şiirinin yapısıdır. Âşık, rüzgâra bir dizi basit emir verir: selâm et, sor, var, söze başla, gör. Sonunda asıl soruyu sorar: «Bana var mı meyli?» Bu, bir divan gazelinin dolaylı yakınması değil, bir halk şiirinin doğrudan sorusudur. İmge divandan, ses halktan gelir.

Kaygılı'nın tanıklığı dörtlüğün ikinci hayatını gösterir. Bu koşma yüzyıllar sonra İstanbul'un çalgılı kahvelerinde söylenirken dinleyiciler inlerdi, çoğu kimin olduğunu bilmeden. Gevherî'nin divan şiirinden aldığı ulak, bir halk kalabalığının duygusunu taşımaya devam etti.

Cevap ve bağlantı

Bir saz şairi nasıl üstat olur? Bu üç âşığın hayatı birkaç cevap önerir. Âşık Ömer için bu, sonraki âşıkların ona nazîre yazması ve şiirlerinin tekkelerde, meclislerde söylenmesiydi. Gevherî için şiirlerinin yüzyıllarca cönklerde dolaşması ve bestelenmesiydi. Emrah için ise bir âşık kolu kurmak, sazını ve hafızasını çıraklarına bırakmaktı.

Divan şiirine yaklaşmak bu üstatlığı büyüttü mü, küçülttü mü? Karahan'ın ve Albayrak'ın değerlendirmeleri iki yanı da gösterir. Karahan divan taklidinin saz şiirinin saflığını bozduğunu düşünür; Albayrak da üç şairin asıl kişiliğini hece ile söyledikleri şiirlerde bulur. Öte yandan bu âşıklar geniş halk kitleleri tarafından benimsendi ve Kaygılı'nın çalgılı kahvelerinde en sanatkârane şiirler onlarınkiydi. Hangisinin ağır bastığı, okurun «saflık» mı yoksa «genişleme» mi aradığına bağlıdır. İki ölçü de kendi açısından savunulabilir.

Gevherî'nin dörtlüğü bu iki ölçünün aynı şiirde yan yana durabildiğini gösterir: divandan alınmış bir imge, halkın sorusuyla birleşir.

Kapanış kancası

Âşık Veysel'in hayatı da bir ustanın şiirleriyle başladı. Aydın Oy'a göre Veysel önceleri her âşık gibi «usta malı» deyişler çalıp söyledi. Sonra 1931'de Ahmet Kutsi Tecer'in düzenlediği Sivas Âşıklar Bayramı'na katıldı. Yurdu sazıyla dolaştı, şiirleri kitaplara geçti, sesi plaklara kaydedildi. Kahvehanede ve köy odasında yaşayan bir gelenek, yirminci yüzyılın yeni araçlarıyla karşılaşınca ne oldu?

Özet kartı

  1. Âşık Ömer, Gevherî ve Erzurumlu Emrah divan şiirini okumuş, aruzla da yazmış âşıklardır; divanî ve kalenderî gibi aruzlu biçimleri kendi ezgileriyle söylediler.
  2. Âşık Ömer 2000'den fazla şiiriyle en çok yazan şairlerdendir ve sağlığında üstat kabul edildi. Karahan onun açtığı divan taklidi akımının saz şiirinin saflığını bozduğunu, ama halk tarafından benimsenmede müstesna bir yeri olduğunu söyler.
  3. Gevherî bir divan kâtibiydi, gezgin bir âşık değildi; yazı diline yakın, ağır sayılabilecek bir Türkçe kullandı. Şiirleri yüzyıllarca okundu ve bestelendi; Elçin 979 şiirini yayımladı.
  4. Erzurumlu Emrah bâdeli bir âşık değildi, medrese gördü, bir âşık kolu kurdu. Geleneğe göre sazını ve sözünü Nûri'ye, hafızasını Gedâî'ye bıraktı.
  5. Gevherî'nin «Bâd-ı sabâ yâre benden selâm et» dörtlüğünde divan şiirinin sabâ ulağı ve «feth-i kelâm» tamlaması, halk şiirinin doğrudan sorusuyla birleşir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
ÜstatMasterBaşka âşıkların örnek aldığı, eseri saygıyla dinlenen şair
DivanîDivani poemSaz şairlerinin aruzla yazıp özel ezgiyle okudukları şiir
KalenderîKalenderi poemAruzun bir kalıbıyla yazılan, kendine özgü ezgili âşık şiiri
Bâd-ı sabâMorning breezeDivan şiirinde âşıkla sevgili arasında haber taşıyan sabah yeli
Çalgılı kahveMusic coffeehouseTanzimat sonrası İstanbul'da saz ve şiirin icra edildiği kahve

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Âşık Ömer, Gevherî ve Erzurumlu Emrah'ın eğitimleri ve yaşama biçimleri, klasik gezgin âşık tipinden nasıl ayrılır?
  2. (Kazanım 2) Divanî ve kalenderî nedir? Divan şiirinin etkisi bu üç âşığın şiirlerinde nasıl görülür?
  3. (Kazanım 3) Karahan'ın Âşık Ömer'in etkisi hakkındaki değerlendirmesini açıklayın. Bu değerlendirmeyi Kaygılı'nın çalgılı kahvelere dair tanıklığıyla karşılaştırın.
  4. (Kazanım 4) Gevherî'nin dörtlüğünde divan şiirinden gelen unsurları gösterin. Dörtlüğün hangi yanları halk şiirine aittir?
  5. (Kazanım 4) Emrah'ın vasiyeti ve Kaygılı'nın çalgılı kahve sahnesi, sözlü gelenekte şiirin taşıyıcısının kim olduğunu nasıl gösterir?

Cevaplar

  1. Âşık Ömer düzenli bir medrese eğitimi görmese de devrin kültür çevrelerinde kendini yetiştirdi, Farsça öğrendi, orduda ve sınır kalelerinde bulundu. Gevherî iyi bir medrese eğitimi gördü, divan kâtipliği yaptı ve gezgin bir âşık değildi; İstanbul dışına daha çok resmî görevlerle çıktı. Erzurumlu Emrah medreseye devam etti ve bâdeli bir âşık değildi; bade rüyasıyla değil, eğitimle ve yetenekle yetişti. Üçü de rüyada şair olan, yalnız heceyle söyleyen gezgin âşık tipinden eğitimleri ve divan şiirine yakınlıklarıyla ayrılır.
  2. Divanî, saz şairlerinin aruzun «fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün» kalıbıyla yazıp özel bir ezgiyle okudukları şiirdir. Kalenderî, aruzun «mef'ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün» kalıbıyla yazılan ve kendine özgü ezgisi olan âşık şiiridir. Divan etkisi Âşık Ömer'de aruzla yazdığı divanîlerde divan şiirinin kalıplaşmış mazmunlarının kullanılmasında, Gevherî'de ağır sayılabilecek bir Türkçede, terkiplerde, teşbih ve mecazlarda, Emrah'ta ise saz şairlerinin dilini divan sözlüğüne açmasında ve divan şairlerine nazîreler yazmasında görülür.
  3. Karahan'a göre Âşık Ömer sağlığında üstat kabul edildi ve onun gibi yazmak bir moda oldu. Bu moda halk şiirinin doğal gelişmesini engelledi, onun açtığı divan taklidi akımı yüzünden saz şiirinin eski saflığı ve dili bozuldu. Karahan yine de Âşık Ömer'in geniş halk kitlelerince benimsenmede müstesna bir yeri olduğunu söyler. Kaygılı ise çalgılı kahvelerde söylenen en sanatkârane parçaların Gevherî'nin, Âşık Ömer'in, Emrah'ın şiirleri olduğunu ve bunların büyük bir huşu içinde dinlendiğini anlatır. Birinci değerlendirme saz şiirinin «saflığına», ikinci tanıklık bu şiirlerin halk arasındaki yaşamına bakar.
  4. «Bâd-ı sabâ», divan şiirinde âşıkla sevgili arasında haber taşıyan sabah yelidir. «Feth-i kelâm», Arapça-Farsça bir tamlamadır ve yazı diline yakın bir söyleyiştir. Buna karşılık dörtlük on bir heceli bir koşmadır, «sual eyle» redifiyle kurulmuştur, rüzgâra basit emirler verir ve sonunda doğrudan bir soru sorar: «Bana var mı meyli?» İmge divandan, biçim ve ses halktan gelir.
  5. Emrah'ın vasiyetinde miras bir mal değil, bir ses ve bir hafızadır: saz ve söz Nûri'ye, hafıza Gedâî'ye bırakılır; biri Anadolu'da, öbürü Rumeli'de şiirleri taşıyacaktır. Kaygılı'nın sahnesinde ise Gevherî'nin koşması yüzyıllar sonra, çoğu dinleyici kimin olduğunu bilmeden, bir üstadın eseri olarak dinlenir. İkisi birlikte, sözlü gelenekte bir şiirin çıraklardan ve dinleyicilerden oluşan bir hafıza zinciriyle yaşadığını, şairin adı unutulsa bile şiirin «üstat malı» olarak aktarılmaya devam ettiğini gösterir.

Okuma

  • Osman Cemal Kaygılı, İstanbul'da Semai Kahveleri ve Meydan Şairleri (Vikikaynak'ta tam metin) — Tavukpazarı'ndaki âşık kahveleri ve çalgılı kahveler üzerine bir tanıklık.
  • Abdülkadir Karahan'ın DİA'daki «Âşık Ömer» maddesi — Âşık Ömer'in hayatı ve etkisi üzerine kısa ama keskin bir değerlendirme.
  • Nurettin Albayrak'ın «Gevherî» ve «Erzurumlu Emrah» maddeleri — iki şairin kimlik tartışmaları, çırakları ve şiirleri.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:10 Soğuk açılış: gece, loş bir kahve; bir sazın telleri titrer. Bir ses «Bâd-ı sabâ» diye başlar; kalabalığın başları eğilir. Bir dinleyici yanındakine fısıldar: «Kimin bu?» Öbürü omuz silker.
  • 1:10–1:40 Büyük soru: bir yanda bir saz, öbür yanda bir divan kitabı; ikisinin arasında bir köprü.
  • 1:40–3:20 Bağlam: iki yol ayrılır; birinde köy odaları, öbüründe şehir konakları. Tavukpazarı'nda bir kahvenin tavanında asılı bir kâğıt; bir âşık onu indirir.
  • 3:20–5:20 Ana anlatı — Âşık Ömer: bir sınır kalesi, bir asker; elinde Hâfız'ın divanı. Bir kâğıtta «Adlî» mahlası silinir, yerine «Ömer» yazılır. Sonra onu taklit eden onlarca âşık.
  • 5:20–7:20 Ana anlatı — Gevherî: bir divan kaleminde bir kâtip; masasında hem resmî evrak hem bir saz. Şiirleri cönklerde çoğalır, notalara geçer.
  • 7:20–9:20 Ana anlatı — Erzurumlu Emrah: Erzurum'da bir medrese; sonra Anadolu'da bir yol haritası. Son sahnede yaşlı bir usta sazını bir çırağa, bir şeyi de öbür çırağın kulağına fısıldar; çıraklardan biri Anadolu'ya, öbürü Rumeli'ye yürür.
  • 9:20–11:40 Metin anı: sabah yeli bir mektup gibi taşınır; rüzgâr bir sarayın kapısına varır, içeri girip söze başlar. Son dizede bir soru işareti belirir.
  • 11:40–13:00 Cevap ve bağlantı: divan kitabının bir sayfası ile bir cönk sayfası üst üste konur; iki metin tek bir koşmada birleşir.
  • 13:00–13:30 Kapanış kancası: 1931, Sivas; bir salona toplanmış âşıklar; bir mikrofon ve bir plak.

Telaffuz

  • Âşık Ömer: «aa-ŞIK ö-MER»; Adlî: «ad-Lλ; Gezleve: «gez-le-VE»; Hadım: «ha-DIM»; Şerîfî: «şe-rii-Fλ; Çehrin: «çeh-RİN».
  • Gevherî: «gev-he-Rλ; Mehmed Bahri Paşa: «meh-MED bah-Rİ PA-şa»; Şükrü Elçin: «şük-RÜ el-ÇİN»; Saim Sakaoğlu: «saa-İM sa-ka-oğ-LU».
  • Erzurumlu Emrah: «er-zu-rum-LU em-RAH»; Gedâî: «ge-daa-λ; Nûri: «nuu-Rİ»; Hâlidî: «haa-li-Dλ; Ercişli Emrah: «er-ciş-Lİ em-RAH».
  • divanî: «dii-vaa-Nλ; kalenderî: «ka-len-de-Rλ; bâd-ı sabâ: «baa-DI sa-BAA»; feth-i kelâm: «FET-hi ke-LAAM»; üstat: «üs-TAT».
  • Osman Cemal Kaygılı: «os-MAN ce-MAAL kay-gı-LI»; Tavukpazarı: «ta-vuk-pa-za-RI»; Dertli: «dert-Lİ»; Aydın Oy: «ay-DIN OY»; Ahmet Kutsi Tecer: «ah-MET kut-Sİ te-CER».