İçeriğe geç

Ünite EDB-205-03 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

Karacaoğlan

EDB-205 Halk Edebiyatı: Âşıklar ve Anonim Gelenek

2.180 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · anlatım 10 dk

  • güzelleme
  • pastoral şiir
  • lâdinî
  • varyant
  • atıf sorunu
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Karacaoğlan'ın yaşadığı dönem, on beşinci yüzyılın sonu ile on sekizinci yüzyılın başı arasında iki yüzyıldan fazla bir aralıkta tartışılır. Doğum yeri ve mezarı kesin değildir; Başgöz bu adla beş ayrı şairin yaşamış olabileceğini ileri sürer.
  2. Karacaoğlan'a 500 civarında şiir atfedilir, ama bunların bir kısmı varyant ya da başkalarına ait olabilir. Şekil kusurlarının önemli bir bölümü sözlü aktarımın ve kâtip hatalarının izidir.
  3. Karacaoğlan şiiri dış dünyayı, özellikle sevgilinin güzelliğini sade ve içten bir dille söyler. Dinî ve tasavvufî motiflere az yer verir; dünyevî, yani lâdinî bir tonu vardır.
  4. Şiirleri lirik, didaktik ve pastoral olarak gruplanır. Pastoral şiirlerinde yayla, göç, turna ve yel, aşkın ve ayrılığın diliyle iç içe geçer; güzelleme onun en bilinen türüdür.
  5. «Ilgıt ılgıt esen seher yelleri» koşmasında doğa imgeleri sevgiliye, bir öğüde ve sonunda kaçırılmış bir fırsatın şakalı pişmanlığına varır. Karacaoğlan'ın adı, bir kişiden çok bir üslubun adı olarak da yaşar.

Kazanımlar

  • Karacaoğlan'ın yaşadığı dönem, yer ve şiirlerinin sayısı hakkındaki belirsizlikleri ve «birden fazla Karacaoğlan» görüşünü açıklayabilir.
  • Karacaoğlan şiirinin başlıca özelliklerini, yani doğa ile sevgilinin iç içe geçmesini, dünyevî tonu ve sade dili açıklayabilir.
  • «Ilgıt ılgıt esen seher yelleri» koşmasını okuyup doğa imgeleriyle aşkın nasıl birlikte kurulduğunu yorumlayabilir.
  • Sözlü aktarımın bir şairin şiirlerini nasıl hem yaşattığını hem de değiştirdiğini, Karacaoğlan örneği üzerinden tartışabilir.

Video metni

Soğuk açılış

1938'de İstanbul'da bir halk edebiyatı antolojisi basılır. Karacaoğlan bölümünün ilk cümlesi kesindir: Karacaoğlan on yedinci asrın sonunda yetişmiştir, en kıymetli halk şairimizdir, divan edebiyatının tesirine hiç kapılmamıştır.

Altmış üç yıl sonra, 2001'de, Nurettin Albayrak İslâm Ansiklopedisi için Karacaoğlan maddesini yazar. Onun ilk cümleleri ise şüpheyle doludur. Halk şairleri arasında hakkında en çok araştırma yapılan isimdir, ama doğum tarihi bilinmez. Yaşadığı dönem yüzyıl olarak bile tahmin edilemez. İhtimaller, on beşinci yüzyılın sonu ile on sekizinci yüzyılın başı arasında iki yüzyıldan fazla bir zamana yayılır.

Aradaki altmış yılda Karacaoğlan hakkında daha çok şey öğrenildi. Ama öğrenildikçe, kim olduğu daha az bilinir hâle geldi.

Büyük soru

Adını herkesin bildiği, şiirleri bugün hâlâ türkü olarak söylenen bir şair nasıl bu kadar bilinmez olabilir? Bir şairin ne zaman yaşadığı, nerede doğduğu, hatta tek bir kişi olup olmadığı bilinmiyorsa, «Karacaoğlan'ın şiiri» dediğimiz şey nedir?

Bağlam

Albayrak'ın özetine göre Karacaoğlan hakkındaki bilgiler birbirini tutmaz. Latîfî'nin 1546'da tamamladığı tezkireye, 1582'deki bir şenliği anlatan Surnâme-i Hümâyun'a ve Âlî Mustafa Efendi'nin on altıncı yüzyıl sonunda yazdıklarına dayanan araştırmacılar, onun on altıncı, hatta on beşinci yüzyılın sonlarında yaşadığını ileri sürdü. Buna karşılık Karacaoğlan'a ait şiirlerin en eski örnekleri on yedinci yüzyıl cönklerinde görülür. Şiirlerde geçen olaylar ve kişiler, dili de bu yüzyıla işaret eder gibidir. Bu yüzden uzun süre on yedinci yüzyıl şairi sayıldı.

Daha yakın yayınlar başka bir ihtimal ortaya koydu. Şiirlerde anılan olay ve kişiler on sekizinci yüzyıla da ait olabilirdi. Albayrak'ın aktardığına göre bazı araştırmacılar, Karacaoğlan adıyla birden fazla şairin yaşamış olabileceğini düşündü. Başgöz'e göre bu sayı beştir.

Yer de belirsizdir. Araştırmacıların çoğu onu Toroslar'a ve Güney Anadolu'ya, özellikle Maraş ile Antep dolaylarına yerleştirir. Ama Kırşehirli, Kilisli, Rumelili, hatta Belgratlı olduğunu söyleyenler de vardır. Mezarı için Mersin, Adana, Maraş ve Erzurum anılır; hiçbiri kesin değildir. On dokuzuncu yüzyılda biri Yozgat'ta, öbürü Güney Anadolu'da «Küçük Karacaoğlan» diye anılan iki adaşı daha vardı.

Ana anlatı — Beş yüz şiir, kaç şair?

Albayrak'a göre Karacaoğlan'ın 500 civarında şiiri olduğu tahmin edilir. Ama bu sayının kendisi bir sorudur. Şiirlerin pek çoğunda birbirine benzeyen dörtlükler ve dizeler vardır. Bu da bir kısmının Karacaoğlan'a ait olmadığını ya da birbirinin varyantı olduğunu düşündürür.

Sebep bir önceki ünitede gördüğümüz dünyadadır. Her saz şairi gibi Karacaoğlan'ın şiirleri de söylendikleri ilk biçimleriyle kaydedilmedi. Ağızdan ağıza, kahvehaneden kahvehaneye, fasıldan fasıla geçti. Albayrak'a göre yaygın bir şöhreti olan Karacaoğlan'a, kendisinin olmayan birçok şiirin mal edilmiş olması muhtemeldir. Ünlü bir ad, adsız şiirleri kendine çeker.

Şekil kusurları da bu yolculuğun izidir. Edebiyat tarihçileri Karacaoğlan şiirlerinde durakların karıştığını, yarım kafiyelerin çoğaldığını eleştirir. Albayrak, bu kusurları şaire değil, şiirlerin ağızdan ağıza aktarılırken değişmesine ve yazıya geçirilirken yapılan kâtip hatalarına bağlamanın daha isabetli olacağını söyler.

Bu bir kayıp mıdır? Bir bakıma evet: «gerçek» Karacaoğlan'ın hangi dizeyi söylediğini artık bilemeyiz. Ama bir bakıma da bu, bir şairin halk tarafından benimsenmesinin biçimidir. Karacaoğlan'ın adı, bir kişinin adı olmaktan çok, bir üslubun ve bir şiir dünyasının adı olmuştur.

Yaygın yanlış«Halk şiirindeki kafiye ve ölçü kusurları, şairlerin ustalıksızlığını gösterir.»
Doğrusu

Albayrak'a göre Karacaoğlan şiirlerindeki şekil hatalarını şaire değil, şiirlerin zamanla ağızdan ağıza nakledilirken değişmesine ve yazıya geçirilirken yapılan kâtip hatalarına bağlamak daha isabetlidir. Elimizdeki metin çoğu zaman şairin söylediği değil, yüzyıllar içinde dönüşmüş bir biçimdir.

Ana anlatı — Yayla, turna, güzel

Bu belirsizliğe rağmen «Karacaoğlan şiiri» diye tanınan bir ses vardır. Albayrak'a göre onun şiirinin hâkim özelliği, dış dünyayı, özellikle sevgilinin güzelliğini büyük bir içtenlikle dile getirmesidir. Doğaçlama söyleyişi ve içtenliği pek çok halk şairinin ulaşamadığı düzeydedir. Dili sadedir; yerel ve çarpıcı unsurları ustalıkla kullanır.

Karacaoğlan'ın şiiri bu dünyaya bakar. Albayrak, dinî motiflere çok az yer verdiğini, şiirlerinde tasavvuf düşüncesinin hemen hemen hiç bulunmadığını belirtir. Bu, eserlerinin «lâdinî», yani dünyevî bir nitelik taşıdığını gösterir. Ama Albayrak hemen ekler: bu, onun dine saygısız ya da inançsız olduğu anlamına gelmez. Tasavvufî halk şairlerinde ölüm bir kurtuluştur. Karacaoğlan için ise asıl olan, bu dünyadaki ömrü arzular ve hazlar doğrultusunda geçirmektir. Albayrak, onun maddî hazları ve güzellere düşkünlüğünü pervasızca söyleyişini Nedîm'e benzetir.

Albayrak Karacaoğlan'ın şiirlerini lirik, didaktik ve pastoral olmak üzere üç gruba ayırır. Pastoral şiirde doğa bir dekor değildir. Yayla, göç, turna, dağ ve yel, sevgilinin güzelliğiyle ve ayrılığın acısıyla iç içe geçer. Güzeli öven şiire halk şiirinde «güzelleme» denir. Karacaoğlan'ın güzellemelerinde sevgili çoğu zaman bir yayla manzarasının içinde görünür.

Metin anı

1938 antolojisinde Karacaoğlan'ın bir koşması şöyledir:

Ilgıt ılgıt esen seher yelleri
Esip esip yara değmeli değil
Ak elleri elvan elvan kınalı
Karadır gözleri sürmeli değil
Estirir de seher yeli estirir
Kimini ağladır kimin küstürür
Kısmet ise kadir Mevlâm gösterir:
Çokça heves edip öğmeli değil
Bir bölük turna da havada uçar
İner engininden bir bade içer
Esen seher yeli göğsünü açar
Yâr göğsün bentleri düğmeli değil
Bir bölük turna da havada kışlar
Bak başıma geldi gördüğüm duşlar
Size derim size yaren yoldaşlar
Kavli yalan dostu sevmeli değil
KARACOĞLAN der ki konup göçmedim
Ak göğsünün düğmelerin açmadım
Fursat elde iken alıp kaçmadım
Öldürmeli beni döğmeli değil

Koşma doğayla başlar ve sevgiliye varır. İlk dize bir sabah yelidir: «Ilgıt ılgıt», hafif hafif esen. Ama ikinci dizede yel bir kıskançlığın nesnesine dönüşür: yarimin yüzüne değmemeli. Sonra bakış doğadan sevgiliye kayar: kınalı, renk renk ak eller, sürmesiz de kara olan gözler. Güzellik süse ihtiyaç duymaz.

Üçüncü dörtlükte yine bir doğa imgesi gelir: havada uçan bir bölük turna iner, bir yerde su içer. Turnanın içtiği şeyin adı «bade»dir. 205-01'de âşığı şair yapan rüya içkisinin adı, burada turnanın içtiği suyun adıdır. Aynı kelime iki şiir dünyasında farklı iş görür. Hemen ardından yel yeniden eser ve «göğsünü açar». Dizenin öznesi belirsiz kalır: yel mi açar, yâr mı? Son dize bunu tamamlar: yârin göğsündeki ilikler düğmelenmemiştir.

Dördüncü dörtlük bir öğüde döner. Bir rüya gerçekleşmiştir; âşık yol arkadaşlarına seslenir: sözünde durmayanı sevmemeli. Karacaoğlan'ın didaktik yanı, aşk şiirinin ortasında bir kısa ders olarak görünür.

Son dörtlük ise en şaşırtıcı olanıdır. Âşık bir itirafta bulunur: «konup göçmedim», yani bir konakta durup yoluma gitmedim. Ak göğsünün düğmelerini açmadım. Fırsat elimdeyken onu alıp kaçmadım. Ve son dize bir hükümdür: bu kadar fırsatı kaçıran âşık dövülmemeli, öldürülmelidir. Bu bir tasavvuf şairinin sesi değildir. Burada aşk bir yolculuk ya da arınma değil, kaçırılmış bir dünyevî fırsattır. Albayrak'ın «maddî hazlar» ve «pervasız söyleyiş» dediği şey, bu dizelerde bir şakayla karışık bir pişmanlık olarak duyulur.

Cevap ve bağlantı

«Karacaoğlan'ın şiiri» nedir? Albayrak'ın maddesi iki cevabı birden verir. Bir yanda belirsizlik: tarih, yer, kişi sayısı, şiirlerin kaçının ona ait olduğu. Öbür yanda tanınan bir ses: yaylalar, turnalar, seher yelleri ve bu dünyaya dönük, sade, içten bir aşk dili. Ergun'un 1927'de 273 şiirle başlattığı yayın çalışması, bu sesi bir külliyata dönüştürmeye çalıştı.

İki cevap birbirini dışlamaz. Karacaoğlan'ın adı, halkın bir şiir türüne verdiği addır da. Belli bir tür güzelleme, belli bir yayla havası, belli bir dünyevî ton «Karacaoğlan'ınki» diye anıldı. Bu yüzden ona başkalarının şiirleri de eklendi. Aynı sebeple Âşık Ömer'den Dadaloğlu'ya pek çok şair onu örnek aldı ve taklit etti.

Kursun sorusuna bir cevap daha buradadır. Hayatı bu kadar belirsiz bir şairin şiirleri yazıyla değil, söylenmekle yaşadı. Ama söylenen şiir değişir. Karacaoğlan'ın şiirlerinin yaşaması ile değişmesi aynı sürecin iki yüzüdür.

Kapanış kancası

Albayrak Karacaoğlan'ın etkilediği şairler arasında Dadaloğlu'nu da sayar. Dadaloğlu da Toroslar'da yaşadı ve Avşar boyundandı. Ama onun en çok bilinen şiirlerinde yaylalar yalnız bir aşkın değil, bir yaşama biçiminin sahnesidir. Devlet Avşarları göçebelikten vazgeçirip yerleşik hayata geçirmek isteyince, Dadaloğlu bu iskâna karşı çıkan şiirler söyledi. Bazı çevreler onu bu yüzden devlete başkaldıran bir âsi gibi göstermeye çalıştı. Bir halk şairinin kahramanlık ve karşı çıkış şiiri, bir âsinin sesi midir, yoksa bir topluluğun sözcüsünün mü?

Özet kartı

  1. Karacaoğlan'ın yaşadığı dönem, on beşinci yüzyılın sonu ile on sekizinci yüzyılın başı arasında iki yüzyıldan fazla bir aralıkta tartışılır. Doğum yeri ve mezarı kesin değildir; Başgöz bu adla beş ayrı şairin yaşamış olabileceğini ileri sürer.
  2. Karacaoğlan'a 500 civarında şiir atfedilir, ama bunların bir kısmı varyant ya da başkalarına ait olabilir. Şekil kusurlarının önemli bir bölümü sözlü aktarımın ve kâtip hatalarının izidir.
  3. Karacaoğlan şiiri dış dünyayı, özellikle sevgilinin güzelliğini sade ve içten bir dille söyler. Dinî ve tasavvufî motiflere az yer verir; dünyevî, yani lâdinî bir tonu vardır.
  4. Şiirleri lirik, didaktik ve pastoral olarak gruplanır. Pastoral şiirlerinde yayla, göç, turna ve yel, aşkın ve ayrılığın diliyle iç içe geçer; güzelleme onun en bilinen türüdür.
  5. «Ilgıt ılgıt esen seher yelleri» koşmasında doğa imgeleri sevgiliye, bir öğüde ve sonunda kaçırılmış bir fırsatın şakalı pişmanlığına varır. Karacaoğlan'ın adı, bir kişiden çok bir üslubun adı olarak da yaşar.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
GüzellemeLove lyricSevgiliyi ya da doğayı öven halk şiiri
Pastoral şiirPastoral poemKır hayatını, yaylayı ve doğayı konu alan şiir
LâdinîWorldly, secularDinî ve tasavvufî olmayan, bu dünyaya dönük
VaryantVariantAynı şiirin aktarım sırasında oluşan farklı biçimi
Atıf sorunuAttribution problemBir şiirin kime ait olduğunun belirlenememesi

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Karacaoğlan'ın yaşadığı dönem hakkında hangi görüşler vardır? «Birden fazla Karacaoğlan» görüşü neye dayanır?
  2. (Kazanım 2) Albayrak'a göre Karacaoğlan şiirinin başlıca özellikleri nelerdir? «Lâdinî» nitelendirmesi ne anlama gelir, ne anlama gelmez?
  3. (Kazanım 3) «Ilgıt ılgıt esen seher yelleri» koşmasında doğa imgeleri sevgiliyle nasıl birlikte kurulur? Üçüncü dörtlükte «bade» kelimesi nasıl bir iş görür?
  4. (Kazanım 3) Koşmanın son dörtlüğü Karacaoğlan'ın aşka bakışı hakkında ne söyler? Bu bakış tasavvufî bir halk şairininkinden nasıl ayrılır?
  5. (Kazanım 4) Sözlü aktarım Karacaoğlan'ın şiirlerini nasıl hem yaşattı hem de değiştirdi? Karacaoğlan şiirlerindeki şekil kusurlarını nasıl değerlendirmek gerekir?

Cevaplar

  1. Latîfî'nin tezkiresine, 1582 tarihli Surnâme-i Hümâyun'a ve Âlî Mustafa Efendi'ye dayanan araştırmacılar onun on altıncı, hatta on beşinci yüzyılın sonunda yaşadığını ileri sürdü. Şiirlerinin en eski örneklerinin on yedinci yüzyıl cönklerinde görülmesi ve şiirlerdeki olayların, kişilerin ve dilin bu yüzyıla işaret etmesi, uzun süre on yedinci yüzyıl şairi sayılmasına yol açtı. Daha yakın yayınlarda şiirlerdeki olay ve kişilerin on sekizinci yüzyıla da ait olabileceği ileri sürüldü. Birden fazla Karacaoğlan görüşü, bu farklı dönemlere ait ipuçlarını birlikte açıklamaya çalışır; Başgöz'e göre bu adla beş şair yaşamış olabilir. Ayrıca on dokuzuncu yüzyılda «Küçük Karacaoğlan» diye anılan iki adaşı vardı.
  2. Dış dünyayı, özellikle sevgilinin güzelliğini büyük bir içtenlikle söyler. Doğaçlama söyleyişi ve içtenliği pek çok halk şairinin ulaşamadığı düzeydedir. Dili sadedir, yerel ve çarpıcı unsurları ustalıkla kullanır. Maddî hazları ve güzellere düşkünlüğünü pervasızca dile getirir. Lâdinî, dinî ve tasavvufî motiflere çok az yer veren, dünyevî bir şiir demektir. Albayrak'a göre bu, Karacaoğlan'ın dine saygısız ya da inançsız olduğu anlamına gelmez.
  3. Koşma bir seher yeliyle açılır; yel, yarin yüzüne değmemesi gereken bir kıskançlık nesnesine dönüşür. Sonra bakış kınalı ellere ve sürmesiz de kara olan gözlere kayar. Üçüncü dörtlükte turnalar bir yerde su içer ve Karacaoğlan bu suya «bade» der. 205-01'de âşığı şair yapan rüya içkisinin adı, burada turnanın içtiği suyun adıdır; kelime tasavvufî bir çağrı değil, doğanın bir anı olarak kullanılır. Hemen ardından yel yeniden eser ve yârin açık göğsüne kadar gelir: doğa ile sevgili aynı dizede birleşir.
  4. Âşık, yârin yanına konmadığını, düğmelerini açmadığını, fırsat elindeyken onu alıp kaçmadığını söyler ve bu kadar fırsatı kaçıran âşığın dövülmek yerine öldürülmesi gerektiğini ekler. Bu, şakayla karışık bir pişmanlıktır. Aşk burada bir arınma ya da ilahi bir yolculuk değil, bu dünyada yaşanması gereken ve kaçırılmış bir fırsattır. Tasavvufî halk şairlerinde ölüm bir kurtuluştur; Karacaoğlan için ise asıl olan bu dünyadaki ömrü arzular doğrultusunda geçirmektir.
  5. Şiirler ilk söylendikleri biçimleriyle kaydedilmedi; ağızdan ağıza ve fasıldan fasıla geçerek yaşadı. Bu yolculuk onları korudu, ama aynı zamanda değiştirdi: benzer dörtlükler farklı şiirlere karıştı, varyantlar doğdu ve ünlü bir ad başkalarının şiirlerini de kendine çekti. Şekil kusurlarını yalnız şaire yüklemek yanıltıcıdır; Albayrak'a göre bunları aktarım sırasında oluşan değişikliklere ve yazıya geçirirken yapılan kâtip hatalarına bağlamak daha isabetlidir.

Okuma

  • Nurettin Albayrak'ın DİA'daki «Karacaoğlan» maddesi — tarih ve yer tartışması, şiirinin özellikleri ve etkisi.
  • Halk Edebiyatı Antolojisi (İstanbul 1938), Karacaoğlan bölümü, Vikikaynak'ta s. 77–83 — «Yeşil başlı gövel ördek», «Garbî yeli» ve «Erzurum dağından esen ruzigâr» koşmalarını karşılaştırın.
  • Sadettin Nüzhet Ergun'un Karacaoğlan: Hayatı ve Şiirleri kitabı — ilk kapsamlı derleme.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:20 Soğuk açılış: 1938 tarihli bir antolojinin sayfası; «XVII nci asrın sonunda yetişmiş» cümlesi belirir. Sonra 2001 tarihli bir ansiklopedi sayfası; üstünde yüzyıllar boyunca uzanan bir zaman çizelgesi, on beşinci yüzyılın sonundan on sekizinci yüzyılın başına kadar bulanık bir şerit.
  • 1:20–1:50 Büyük soru: bir sazın silüeti ikiye, üçe, beşe bölünür.
  • 1:50–3:40 Bağlam: Anadolu haritasında Maraş, Antep, Kırşehir, Kilis ve Rumeli'de ışıklar yanar; mezar için Mersin, Adana, Maraş ve Erzurum'da soru işaretleri.
  • 3:40–5:40 Ana anlatı — Beş yüz şiir, kaç şair?: bir koşmanın dörtlükleri ayrılır, başka koşmalara karışır; bir dörtlük iki farklı şiirde aynı anda görünür. Bir kâtip bir dizeyi yanlış yazar.
  • 5:40–7:40 Ana anlatı — Yayla, turna, güzel: bir yaylaya göç eden bir oba, gökte bir bölük turna, çadırın önünde kınalı eller. Doğa ile yüz aynı karede birleşir.
  • 7:40–10:40 Metin anı: seher vakti bir yel otları hafifçe eğer; kınalı eller, kara gözler; turnalar bir suya iner; son dörtlükte bir yolcu atını çevirip gider ve geriye bakar.
  • 10:40–12:00 Cevap ve bağlantı: bir kişinin silüeti yavaşça bir sesin dalgasına dönüşür; dalga başka âşıkların sazlarına geçer.
  • 12:00–12:30 Kapanış kancası: Toroslar'da göçebe çadırları; uzakta yerleşik bir köy; bir âşık sazını omzuna alır.

Telaffuz

  • Karacaoğlan: «ka-ra-ca-oğ-LAN»; Karacoğlan: «ka-ra-coğ-LAN»; Latîfî: «la-tii-Fλ; Surnâme-i Hümâyun: «suur-NAA-me-i hü-maa-YUN».
  • ılgıt ılgıt: «ıl-GIT ıl-GIT»; seher: «se-HER»; elvan: «el-VAAN»; engin: «en-GİN»; duş: «DUŞ»; kavli yalan: «kav-Lİ ya-LAN»; fursat: «fur-SAT».
  • güzelleme: «gü-zel-le-ME»; pastoral: «pas-to-RAL»; lâdinî: «laa-dii-Nλ; varyant: «var-YANT».
  • Dadaloğlu: «da-da-loğ-LU»; Avşar: «av-ŞAR»; iskân: «is-KAAN»; Toroslar: «to-ros-LAR».
  • Başgöz: «baş-GÖZ»; Sadettin Nüzhet Ergun: «sa-det-TİN nüz-HET er-GUN».