Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- «Âşık» önce tekke şairlerinin «Hak âşığı» unvanıydı; on yedinci yüzyıldan itibaren din dışı şiir söyleyen saz şairleri için de kullanıldı. Âşık edebiyatı beş yüzyılı aşkın bir süre Anadolu, Rumeli ve Azerbaycan'da yaşadı.
- Bade, tasavvuftaki elest bezmi mecazından gelir. Âşıklık geleneğinde bir pîr rüyada âşığa üç kez bade sunar, ona bir sevgili gösterir; uyanan âşık şair olur ve sevgilisini aramaya çıkar.
- Bade tek başına yetmez: âşık yıllarca bir ustanın yanında çıraklık eder, saz çalmayı, doğaçlama söylemeyi ve usta malı şiirleri aktarmayı öğrenir. Çıraklığın sonunda usta bir mahlas verir; bu, ustalığın tescilidir.
- Bir ustanın çırakları ve onların çırakları bir âşık kolu oluşturur; kol, üslubu ve şiirleri kuşaktan kuşağa taşır.
- Sümmânî'nin bade dörtlüğü rüyayı okuma, yara, meclis ve kadeh imgeleriyle anlatır. Onun hayatı iki yolu birleştirir: rüyada pîrlerden mahlas alır, ama Âşık Erbâbî'nin çırağı olarak yetişir ve kendi kolunu kurar.
Kazanımlar
- «Âşık» adının tekkeden saz şairine uzanan tarihini ve âşık edebiyatının kapsamını açıklayabilir.
- Bade içme motifini, tasavvuftaki kökeni ve âşık hayatındaki işleviyle birlikte anlatabilir.
- Usta-çırak ilişkisini, mahlasın bir ustalık tescili olarak verilmesini ve âşık kolu kavramını açıklayabilir.
- Sümmânî'nin bade dörtlüğünü okuyup bir rüya anlatısının âşığın yerini nasıl kurduğunu yorumlayabilir; bade ile çıraklığı âşık yetiştirmenin iki yolu olarak karşılaştırabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Erzurum'un Narman ilçesine bağlı Sâmikale köyü, 1870'lerin başı. On bir yaşında bir çoban çocuğu uyur. Rüyasında bir mecliste pîrler vardır. Kendisine abdest aldırırlar, iki rekât namaz kıldırırlar. Mecliste bir kadeh dolaşır. Çocuk pîrlerin sunduğu badeyi birer birer içer.
Pîrler ona bir ad verir: Sümmânî. Bir de bir sevgili gösterirler: Gülperi adında bir güzel.
Çocuğun asıl adı Hüseyin'dir. Uyandığında artık bir âşıktır. En azından o böyle anlatır, çevresi de buna inanır.
Büyük soru
Bu kursun sorusu şu: okuma yazma bilmeyen bir âşık nasıl yüzlerce yıl yaşayan şiirler söyledi? İlk adım, âşığın kim olduğunu anlamaktır. Bir çoban çocuğunu şair yapan şey nedir? Bir rüya mı, yıllarca bir ustanın yanında dolaşmak mı, yoksa ikisi birden mi? Ve «Sümmânî» gibi bir adı ona kim verir?
Bağlam
«Âşık» kelimesinin kendi bir tarihi vardır. Nurettin Albayrak'a göre kelime bu anlamıyla on beşinci yüzyıldan itibaren kullanılır. Önce tekke şairlerinin bir unvanıydı: «Hak âşığı», yani Tanrı'ya âşık olan. Yûnus Emre'nin şiirlerinde «Âşık Yûnus» mahlası bu anlamda geçer. Din dışı şiir söyleyen saz şairlerinin «âşık» diye anılması on yedinci yüzyıldan itibaren görülür.
Abdülkadir Karahan'a göre âşık edebiyatı, sade bir dille, çoğunlukla hece ölçüsüyle şiir söyleyen ve saz çalarak yurdu dolaşan şairlerin eseridir. Beş yüz yılı aşkın bir süre Anadolu'da, Rumeli'de ve Azerbaycan'da yaşadı. Karahan, adı bilinen dört yüzden fazla saz şairi ve halk hikâyecisi olduğunu söylemenin mümkün olduğunu yazar. Bu gelenek on sekizinci yüzyılda Osmanlı Ermenileri arasında da yayıldı. Mecnûnî, Âşık Vartan ve Civan gibi «aşug»lar Türkçe şiirler söyledi.
Âşığın kaynağı hafızasıdır. Karahan'a göre bu edebiyatın sözlü kaynağı âşıkların hafızası, yazılı kaynağı ise okuma yazma bilen âşıkların ya da meraklıların tuttuğu cönklerdir. Önceki ünitede, 204-08'de, bu defterleri görmüştük.
Ana anlatı — Bade
Âşığın hikâyesi çoğu zaman bir rüyayla başlar. Bade Farsça «şarap» demektir. İrfan Gündüz'e göre kelimenin kökü tasavvuftadır. Sûfîlere göre ruhlar, yeryüzüne inmeden önce Allah'ın huzurunda «elest bezmi» denen bir mecliste toplanmıştı. Allah «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» diye sormuş, ruhlar «Evet» demiş ve bu mecliste aşk badesini içmişti. 204-07'de Nergisî'nin uzun cümlesinin anlattığı sahne de bu meclisti.
Halk şiirinde bu mecaz bir olaya dönüşür. Albayrak, geleneğin anlattığı töreni ayrıntılı olarak aktarır. Hızır, İlyas ya da bir başka pîr, çoğu zaman uyurken âşığın rüyasına girer. Ona üç kez bade sunar. Birincisi «kendi bir, adı bin» olan Tanrı aşkına, ikincisi pîrler aşkına, üçüncüsü sevgilinin aşkına içilir. Sonra pîr âşığa bir sevgilinin yüzünü gösterir. Âşık ona yönelince pîr kolunu indirir ve sevgili kaybolur.
Âşık uyanınca ağlar, dövünür, gördüğü güzeli aramaya çıkar. Albayrak'a göre halk da âşığın bade içtiğine ve âşık olduğuna ancak böylece inanır. Bu tür şairlere «bâdeli âşık» denir ve Albayrak'a göre en çok onlar rağbet görürdü.
Gelenek badeyi iki türe ayırır. Köroğlu gibi «er dolusu» bade içen «kahraman âşık» olur ve sevgilisi için ölümle yüz yüze gelir. Ercişli Emrah gibi «pîr dolusu» içen «sade âşık» olur ve yıllarca sevgilisinin ardından gezer. Gündüz'e göre konusu aşk olan halk hikâyeleri de «bâdeli âşıkların hikâyesi» diye anılır.
Ana anlatı — Usta ve çırak
Bade tek başına yetmez. Albayrak bunu açıkça söyler: âşığın geleneğe uygun yetişmesi için bade içmek ve doğuştan şairlik gücü yeterli değildir. Olgun bir âşıkta müzik, şiir ve hikâye anlatma yeteneği bir arada bulunmalıdır. Bu da uzun bir çıraklık ister.
Çırak yıllarca bir ustanın yanında dolaşır. Saz fasıllarında ve hikâye meclislerinde bulunur. Geçmiş âşıkların şiirlerini, ustanın kendi malı olan şiirleri ve varsa hikâyelerini öğrenir. Usta ona iyi saz çalmayı, doğaçlama şiir söylemeyi, usta malı eserleri aktarmanın tekniğini ve dinleyiciyi memnun etmenin kurallarını öğretir. Âşıklar düz konuşarak şiir söylemeye «dilden söylemek», saz eşliğinde söylemeye «telden söylemek» der. Çırağın öğrendiği ikisidir.
Çıraklık bitince usta çırağına bir mahlas verir. Albayrak'a göre bu, çırağın ustalığının tescilidir. Mahlas âşığın adı olur. Şiirin son dörtlüğünde söylenir ve şiirin kime ait olduğunu gösterir. Ama âşıklıkta mahlasın bir işi daha vardır: bir diploma gibi çalışır ve bu âşığı bir ustanın yetiştirdiğini gösterir.
Usta ile çırak arasındaki bağ zamanla bir soya dönüşür. Bir ustanın yetiştirdiği çıraklar, onların çırakları ve torunları bir «âşık kolu» oluşturur. Kol, bir ustanın üslubunu, ezgilerini ve şiirlerini kuşaktan kuşağa taşır.
Yaygın yanlış«Âşık, bade içip bir gecede şair olan, öğrenmeden söyleyen biridir.»
Bade rüyası geleneğin en bilinen anlatısıdır, ama Albayrak'a göre bade içmek ve doğuştan yetenek, âşık olmak için yeterli değildir. Uzun bir çıraklık gerekir: saz çalmak, doğaçlama şiir söylemek, usta malı eserleri ezberlemek ve aktarmak öğrenilir. Rüya bir çağrıyı anlatır; ustalığı ise yıllar kazandırır.
Metin anı
Sümmânî'nin bade rüyası, onun kendi koşmasında anlatılır. Albayrak'ın aktardığı dörtlük şöyledir:
Okudum harfini zihnim bulandı
Yaralarım göz göz oldu sulandı
Baktım çar etrafa kadeh dolandı
Nûş ettim pîrlerin bâdesin tek tek
Dörtlük dört dizede bir değişimi anlatır. İlk dizede bir okuma vardır: «Okudum harfini.» Dörtlük hangi harfin okunduğunu söylemez. Ama sonuç açıktır: zihin bulanır. Okumak burada bir bilgi edinme değil, bir sarsılmadır.
İkinci dize bedene geçer. «Yaralarım göz göz oldu sulandı.» Âşık henüz sevgilisini tanımadan yaralıdır. Albayrak'ın anlattığı törende âşık uyanınca ağlar ve dövünür. Bu dize, o acının rüyanın içinde başladığını gösterir.
Üçüncü dizede sahne genişler. «Baktım çar etrafa», yani dört bir yana bakar, bir kadehin dolaştığını görür. Bu, bir meclistir; âşık yalnız değildir. Son dize ise geleneğin kuralını tekrarlar: «Nûş ettim pîrlerin bâdesin tek tek.» Bade tek tek, sırayla içilir. Albayrak'ın anlattığı, sırayla sunulan kadehler burada bir dizeye sığmıştır.
Albayrak'a göre aynı koşmada pîrler Sümmânî'ye abdest aldırıp iki rekât namaz kıldırır, mahlasının «Sümmânî», sevgilisinin Gülperi olduğunu söyler. Burada bir ayrıntı dikkat çeker. Gelenekte mahlası çoğu zaman usta verir. Sümmânî'nin anlatısında ise mahlası pîrler verir. Rüya, ustanın yapacağı işi önceden yapmıştır.
Ama Sümmânî'nin hayatı rüyayla bitmez. Albayrak'a göre Erzurum ve çevresi ona Âşık Erbâbî gibi bir ustanın çırağı olma imkânı verdi. Sümmânî onun yanında sanatın inceliklerini öğrendi, âşık fasıllarına katıldı. Sonra kendisi bir âşık kolu kurdu. Torunları Hüseyin Sümmanoğlu ve Nusret Toruni bu kolun içinde âşıklığı sürdürdü.
Cevap ve bağlantı
Bir çoban çocuğunu âşık yapan neydi? Sümmânî'nin hayatı iki cevabı birden verir. Rüya ona bir ad, bir sevgili ve bir çağrı verdi. Çıraklık ona bir zanaat verdi: saz, doğaçlama, ezber ve dinleyiciyle konuşmanın kuralları.
İki cevabı birbirine rakip görmek gerekmez. Bade anlatısı, bir âşığın şiirini sıradan bir yetenekten ayırır ve onu kutsal bir kaynağa bağlar. Halkın âşığa inanmasını sağlayan budur. Çıraklık ise bu şiirin nasıl söyleneceğini, nasıl saklanacağını ve nasıl aktarılacağını öğretir. Okuma yazma bilmeyen bir âşığın şiirlerinin yüzyıllarca yaşamasının bir sebebi de buradadır: her şiir bir ustanın hafızasından bir çırağın hafızasına geçer, bir koldan öbürüne dolaşır.
Bir soru ise açık kalır. Bade rüyası bir yaşantı mı, yoksa geleneğin âşığa verdiği bir anlatı mı? Albayrak bu töreni «efsaneye göre» diye anlatır. Âşıkların kendileri ise onu kendi hayatlarının başlangıcı olarak söyler. İki bakış da kendi açısından tutarlıdır. Edebiyat okuru için önemli olan, rüyanın şiirin içinde nasıl bir iş gördüğüdür.
Kapanış kancası
Sümmânî diyar diyar gezdi. Çıldırlı Âşık Şenlik gibi dönemin tanınmış âşıklarıyla fasıllara katıldı, zaman zaman onlarla atıştı. Bir âşık faslı nasıl başlar, nasıl biterdi? İki âşık karşı karşıya geldiğinde kim kazanırdı? Çözülmesi gereken bir muamma ya da bir taşlama, bir âşığın ününü nasıl yapar ya da bozardı?
Özet kartı
- «Âşık» önce tekke şairlerinin «Hak âşığı» unvanıydı; on yedinci yüzyıldan itibaren din dışı şiir söyleyen saz şairleri için de kullanıldı. Âşık edebiyatı beş yüzyılı aşkın bir süre Anadolu, Rumeli ve Azerbaycan'da yaşadı.
- Bade, tasavvuftaki elest bezmi mecazından gelir. Âşıklık geleneğinde bir pîr rüyada âşığa üç kez bade sunar, ona bir sevgili gösterir; uyanan âşık şair olur ve sevgilisini aramaya çıkar.
- Bade tek başına yetmez: âşık yıllarca bir ustanın yanında çıraklık eder, saz çalmayı, doğaçlama söylemeyi ve usta malı şiirleri aktarmayı öğrenir. Çıraklığın sonunda usta bir mahlas verir; bu, ustalığın tescilidir.
- Bir ustanın çırakları ve onların çırakları bir âşık kolu oluşturur; kol, üslubu ve şiirleri kuşaktan kuşağa taşır.
- Sümmânî'nin bade dörtlüğü rüyayı okuma, yara, meclis ve kadeh imgeleriyle anlatır. Onun hayatı iki yolu birleştirir: rüyada pîrlerden mahlas alır, ama Âşık Erbâbî'nin çırağı olarak yetişir ve kendi kolunu kurar.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Âşık | Minstrel poet | Saz eşliğinde şiir söyleyen, çoğu zaman dolaşan halk şairi |
| Bade | Dream draught | Rüyada pîrin âşığa sunduğu içki |
| Bâdeli âşık | Draught-inspired minstrel | Rüyada bade içerek şair olduğuna inanılan âşık |
| Usta-çırak | Master and apprentice | Âşıklık sanatının yıllar süren aktarım ilişkisi |
| Mahlas | Pen name | Şairin takma adı; âşıklıkta ustalığın tescili |
| Âşık kolu | Lineage of minstrels | Bir ustanın çıraklarından oluşan âşık soyu |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) «Âşık» kelimesi önce kimler için kullanılıyordu, sonra kimlerin adı oldu? Âşık edebiyatının sözlü ve yazılı kaynakları nelerdir?
- (Kazanım 2) Bade içme töreni geleneğe göre nasıl gerçekleşir? Bu tören tasavvuftaki hangi mecazdan beslenir?
- (Kazanım 3) Bir çırak ustasından neler öğrenir? Mahlas neden bir «ustalık tescili» sayılır? Âşık kolu nedir?
- (Kazanım 4) Sümmânî'nin dörtlüğünde okuma, yara, meclis ve kadeh imgeleri nasıl bir sıra izler? Bu dörtlük bade törenini nasıl yansıtır?
- (Kazanım 4) Sümmânî'nin hayatında bade ile çıraklık nasıl birleşir? Bade rüyasını bir yaşantı olarak mı, bir anlatı olarak mı okumak gerektiğini tartışın.
Cevaplar
- Kelime önce tekke şairlerinin «Hak âşığı», yani Tanrı'ya âşık olan unvanıydı; Yûnus Emre'nin şiirlerinde bu anlamda geçer. On yedinci yüzyıldan itibaren din dışı şiir söyleyen saz şairleri için de kullanıldı. Karahan'a göre bu edebiyatın sözlü kaynağı âşıkların hafızası, yazılı kaynağı ise okuma yazma bilen âşıkların ya da meraklıların tuttuğu cönklerdir.
- Hızır, İlyas ya da bir başka pîr, çoğu zaman uykuda âşığın rüyasına girer ve ona üç kez bade sunar: Tanrı aşkına, pîrler aşkına ve sevgili aşkına. Sonra bir sevgilinin yüzünü gösterir; âşık yönelince sevgili kaybolur. Âşık uyanınca ağlar, dövünür ve sevgilisini aramaya çıkar. Tören, ruhların elest bezminde Allah'ın huzurunda aşk badesini içtiği tasavvufi mecazdan beslenir.
- Çırak ustasının yanında dolaşarak fasıllarda ve hikâye meclislerinde bulunur; geçmiş âşıkların ve ustanın şiirlerini, hikâyeleri, saz çalmayı, doğaçlama şiir söylemeyi, usta malı eserleri aktarmayı ve dinleyiciyi memnun etmenin kurallarını öğrenir. Çıraklığın sonunda usta ona bir mahlas verir; bu, çırağın artık bir usta tarafından yetiştirilmiş bir âşık olduğunu gösterir, yani ustalığını tescil eder. Âşık kolu, bir ustanın çıraklarından ve onların çıraklarından oluşan, üslubu ve şiirleri kuşaktan kuşağa taşıyan soydur.
- Önce bir okuma gelir ve zihin bulanır; okumak bir sarsılmadır. Sonra beden yaralanır: âşık sevgilisini tanımadan acı çeker. Üçüncü dizede sahne genişler, dört bir yanda kadeh dolaşan bir meclis görünür. Son dizede âşık pîrlerin badesini tek tek içer. Bu sıra, geleneğin anlattığı töreni, yani pîrlerin meclisinde sırayla içilen badeyi ve ardından gelen acıyı dört dizeye sığdırır.
- Rüyada pîrler ona mahlasını ve sevgilisinin adını verir; bu, gelenekte çoğu zaman ustanın yaptığı işi rüyanın önceden yapmasıdır. Ama Sümmânî ayrıca Âşık Erbâbî'nin çırağı olarak sanatın inceliklerini öğrenir, fasıllara katılır ve sonunda kendi âşık kolunu kurar. Rüyayı bir yaşantı olarak okumak, âşığın kendi anlatısına ve halkın inancına değer vermektir; bir anlatı olarak okumak ise onun âşığın şiirini kutsal bir kaynağa bağlayan ve halkın gözünde yerini kuran işlevini görmektir. Albayrak töreni «efsaneye göre» diye anlatır, âşıklar ise kendi hayatlarının başlangıcı olarak söyler. Edebiyat okuru için iki okuma da mümkündür; önemli olan rüyanın şiirde gördüğü iştir.
Okuma
- Nurettin Albayrak'ın İslâm Ansiklopedisi'ndeki «Âşık» maddesi — bade töreni, çıraklık ve mahlas.
- Aynı yazarın «Sümmânî» maddesi — hayatı, ustası, âşık kolu ve bade dörtlüğü.
- Abdülkadir Karahan'ın aynı ansiklopedideki «Âşık Edebiyatı» maddesi — âşık edebiyatının tarihi, grupları ve nazım şekilleri.