Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Veysî (1561-62–1628) Alaşehirli bir kadıydı; en tanınmış eseri, dilinin ağırlığına rağmen çok okunan ve yarım kalan Siyer-i Veysî'dir. Hâbnâme'de I. Ahmed ile İskender'i rüyada konuşturarak padişaha öğüt verdi.
- Nergisî (1580'ler–1635) Saraybosnalı bir kadıydı; Veysî'yi üstadı bildi. Sanatlı nesri zirveye taşıdı ve on dokuzuncu yüzyılda Nâmık Kemal'in eleştirisine kadar örnek alındı. Revan seferine vakanüvis olarak giderken attan düşüp öldü.
- Süslü nesrin araçları zincirleme tamlama, gizli secî, nadir Arapça ve Farsça kelimeler ve sebk-i Hindî'yi hatırlatan mecazlardır. Nergisî'nin cümleleri ağır ama dil bilgisi bakımından sağlamdır.
- Nergisî anlamı alıp süslü bir dille yeniden kurmayı seçtiğini açıkça yazdı. Nihâlistân'da Osmanlı hayatından yirmi beş hikâye anlattı; dîbâceleri hikâyelerinden daha süslüdür.
- Başagiç 1912'de Nergisî'nin nesrini belirsiz ve yapay buldu ama suçu dönemin zevkine yükledi. Süslü nesrin değeri, bir çağın nesirden ne beklediğiyle birlikte değerlendirilmelidir.
Kazanımlar
- Veysî ile Nergisî'nin hayatlarını ve başlıca eserlerini açıklayabilir; ikisinin sanatlı nesir geleneğindeki yerini karşılaştırabilir.
- Süslü nesrin araçlarını, yani zincirleme tamlamayı, seciyi, nadir kelimeyi ve mecazı bir pasaj üzerinde gösterebilir.
- Nergisî'nin çeviri anlayışını ve Nihâlistân'daki yerli hikâyeciliğini, süslü üslubun hangi amaca hizmet ettiği sorusuyla birlikte değerlendirebilir.
- Süslü nesre yöneltilen eleştirileri, Başagiç'in 1912'de yazdığı ve 1917'de Türkçeye çevrilen değerlendirmesi üzerinden, üslubu bir çağın zevkiyle birlikte düşünerek tartışabilir.
Video metni
Soğuk açılış
1635 baharı. IV. Murad'ın ordusu Revan seferine çıkmıştır. Kafilede yeni bir görevli vardır: vakanüvis olarak orduya katılan elli yaşlarında bir kadı. Ömrü Bosna'dan Arnavutluk'a, bir kadılıktan öbürüne tayinle geçmiş, emeğinin karşılığını görmediğinden hep şikâyet etmişti. Bu görev, sonunda hünerini gösterebileceği bir fırsattır.
Ordu İzmit'e varmadan, Gebze yakınlarında bir bataklıkta kadı atından düşer ve ölür.
Adı Nergisî'dir. Arkasında beş mensur kitaptan kurulu bir hamse bırakmıştır. Onu okuyan bir yazar, yaklaşık üç yüz yıl sonra, bu kitaplardaki bir cümleyi bir nefeste okumanın imkânsız olduğunu yazacaktır.
Büyük soru
On yedinci yüzyılın başında iki kadı, Veysî ve Nergisî, Türkçe nesri o güne kadar görülmemiş bir yoğunluğa taşıdı. Cümleler uzadı, tamlamalar birbirine eklendi, nadir Arapça ve Farsça kelimeler seçildi. Okuması bu kadar zor bir nesir neden yazılırdı? Ve neden iki yüzyılı aşkın bir süre örnek alındı?
Bağlam
Veysî'nin asıl adı Üveys'tir. 1561-62'de Alaşehir'de doğdu. Mısır'da, Batı Anadolu'da ve Rumeli'de kadılık yaptı. Üsküp'e yedi kez kadı olarak gönderildiği için bazı kaynaklarda Veysî-i Üskübî diye anılır. 1628'de Üsküp'te öldü. En tanınmış eseri, Hz. Peygamber'in hayatını anlatan ve Siyer-i Veysî diye bilinen Dürretü't-tâc'dır. Bayram Ali Kaya'ya göre eser, dilinin ağırlığına rağmen konusunun çekiciliği ve canlı tasvirleri sayesinde büyük şöhret kazandı. Veysî onu tamamlayamadı. Atâî ve Nâbî esere birer devam yazdı.
Nergisî'nin asıl adı Mehmed'dir. 1580'lerde Saraybosna'da doğdu; babası orada kadıydı. İstanbul'da okudu, hat öğrendi; ta'lik yazısında usta sayıldı. Veysî'yi üstadı bildi ve onunla mektuplaştı. Mostar'da, Yenipazar'da, Elbasan'da, Banaluka'da ve Manastır'da kadılık yaptı. Kitaplarının çoğunu bu taşra kasabalarında yazdı.
Süleyman Çaldak'a göre Nergisî, Türkçede Sinan Paşa ile başlayan sanatlı nesir üslubunu zirveye taşıdı. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Nâmık Kemal onu şiddetle eleştirene kadar, ulaşılması güç bir örnek olarak taklit edildi.
Ana anlatı — İki kadı, iki ağırlık
İki yazar aynı üslubun iki derecesini temsil eder. Kaya'ya göre Veysî'nin nesri, Nergisî'ninkine oranla daha sade ve canlı kabul edilir. Yine de Veysî uzun cümlelerde tumturaklı Arapça ve Farsça kelimelerle zincirleme tamlamalar kurar. Söylemek istediğini dolaylı yoldan söyler; mecaz, teşbih, istiare, cinas ve tevriyeye yaslanır. Bu yüzden onun nesri de güçlükle anlaşılır.
Veysî'nin süsü bir amaçtan kopuk değildi. Hâbnâme'de, 1608'de I. Ahmed'e sunduğu eserde, genç padişah rüyasında İskender'le konuşur. Devletin gerilemesine üzülen padişahı teselli eden eser, aynı zamanda ona bir yol gösterir: görevlere ehil kişiler getirilirse ülke kötü durumdan kurtulacaktır. Kaya'ya göre bu eserin dili, Veysî'nin siyerine ve mektuplarına göre daha sadedir. Veysî hicve de yatkındı; şiirlerinde dönemin bozukluklarına dikkat çekip devlet adamlarını uyardı.
Nergisî ise süsü bir adım daha ileri götürdü. Çaldak'ın saydığı özellikler şunlardır: uzun cümleler, zincirleme tamlamalar, bilinmeyen Arapça ve Farsça kelimelerin özellikle seçilmesi ve bu kelimelerle kurulan nadir mecazlar. Çaldak bu mecazların sebk-i Hindî'yi hatırlattığını söyler. Ama aynı madde, Nergisî lehine kaydedilmesi gereken özellikleri de sayar. Cümleleri dil bilgisi kurallarına uygun ve sağlamdır. Secileri ilk bakışta fark edilmeyecek kadar gizlidir. Türkçedeki bütün cümle çeşitlerini kullanarak dilin imkânlarını zorlar.
Ana anlatı — Süs ne için?
Nergisî neden böyle yazdı? Çaldak iki cevap verir. Biri ustalıktır. Nergisî ilk eserlerinde sanata ölçülü yer verdi, sonra kalem erbabını âciz bırakmak ve kendi ustalığını kabul ettirmek için tasannua, yani sanat gösterisine yöneldi. Öbürü bir hedeftir. Nergisî, Farsçada Sa'dî'nin Gülistân'ı ve Câmî'nin Bahâristân'ı nasıl yapmışsa, Türkçede de yaşanmış hikâyeleri zengin bir dil ve üslup zevkiyle okura ulaştırmak istedi.
Bu hedefin ürünü Nihâlistân'dır. Nergisî eserin adını bu iki kitaba nazîre olarak koydu. Beş bölümde yirmi beş hikâye vardır: cömertlik, aşk, çeşitli olaylar, ettiğini bulma ve tövbe. Çaldak'a göre Nergisî burada Arap ve Fars kaynaklı klasik hikâyeler yerine Osmanlı coğrafyasında geçen, sosyal hayatı yansıtan olayları anlatır. Nihâlistân'da modern hikâyeciliğin habercisi denebilecek teknikler kullanır. Bir ayrım daha vardır: Nergisî eserlerinin giriş bölümlerinde, yani dîbâcelerde, süsten uzak duramaz. Hikâyelerde ise orta derecede süslü bir dil kullanır.
Nergisî kendi yöntemini de açıkladı. İksîr-i Saâdet'te, Gazzâlî'den yaptığı çevirinin başında iki tür çeviri ayırır. Birincisi, kelimeleri olduğu gibi aktarmaktır; ona göre bu, az faydalıdır ve güzellikten yoksundur. İkincisi, sözün anlamını alıp yazarın kastını «sûret-i hûb ve tarz-ı mergûbda», güzel bir biçimde ve beğenilen bir tarzda yeniden kurmaktır. Bunu yaparken yerine uygun «elfâz u ibârât u terâkîb ü isti'ârât ile perdâht u zînet» verir, yani kelimeler, ibareler, terkipler ve istiarelerle metni cilalar ve süsler. Nergisî ikinci yolu seçtiğini söyler. Onun için süs, anlamın elbisesidir.
Yaygın yanlış«Süslü nesir, söyleyecek sözü olmayanların üslubudur.»
Nergisî'nin Nihâlistân'ı Osmanlı hayatından gerçek olayları anlatır, Kānûnü'r-reşâd'ı ise bir siyasetnâmedir. Veysî'nin Hâbnâme'si padişaha devlet yönetimi üzerine öğüt verir. Başagiç de Nergisî'nin eksik fikri çok kelimeyle örtmeye çalıştığını iddia etmenin haksızlık olacağını söyler. Süs bu yazarlarda bir içeriğin yerine değil, onun üstüne gelir. Okurun onu zor bulması başka bir tartışmadır.
Metin anı
Meşâkku'l-uşşâk, Nergisî'nin 1625'te Elbasan'da yazdığı ve aşk üzerine on hikâyeden oluşan kitaptır. Uzun bir dîbâceyle açılır. Dîbâcenin ilk nesir cümlesi, Bosnalı şair ve tarihçi Safvet-Beg Başagiç'in incelemesinin Türkçe çevirisinde şöyle aktarılır:
Huceste hengâmı ki bârgâh-ı mu'allâ-harîm-i ezelde pîşgâh-ı kadîm-i lem yezelde […] ber-mûcib-i emr-i meşiyyet ve ber-muktezâ-yı hükm-i irâdet sunûf-ı ervâh-ı muhtelifetü'l-eşbâh-ı benî Âdem tertîb-i sunûf-ı kıyâm ve ta'yîn-i makarr ü makâm idüp
Cümle, ruhların yaratılış öncesinde Allah'ın huzurunda toplandığı «elest bezmi» sahnesini anlatmaya başlar. Başladığı yerden sonra da uzun süre durmaz. Alıntılanan kısım yalnızca başıdır; cümle araya giren beyitlerle birlikte sayfa boyunca sürer.
Önce tamlamalara bakalım. «Bârgâh-ı mu'allâ-harîm-i ezel», yani «ezelin yüce otağı», tek bir yer adıdır ama üç kelimelik bir zincirdir. Hemen yanına onun bir eşi konur: «pîşgâh-ı kadîm-i lem yezel», yani «hep var olanın eski huzuru». İki tamlama birbirine uyaklıdır: «ezelde» ile «yezelde». Bu, Çaldak'ın sözünü ettiği gizli secidir.
İkinci yarıda aynı yapı tekrar eder. «Ber-mûcib-i emr-i meşiyyet» ile «ber-muktezâ-yı hükm-i irâdet» birbirinin ikizidir: ikisi de «uygun olarak» der, ikisi de Allah'ın dilemesini anlatır. Sonra «tertîb-i sunûf» ile «ta'yîn-i makarr» gelir. Nergisî aynı anlamı iki kez, iki farklı kılıkta söyler. Anlam ilerlemez, genişler.
Bu cümleyi okumak bir yolculuk gibidir. Okur her tamlamada durur, çözer, bir sonrakine geçer. Başagiç'in şikâyeti buradan doğar: bu kitapta insanı boğan bir «tetâbu-ı izâfet» vardır ve bir cümleyi bir nefeste okumak «gayr-i kâbil»dir. Ama aynı yavaşlık, Nergisî'nin istediği şey olabilir. Ruhların yaratılış öncesi toplanması gibi bir sahne, onun gözünde sıradan bir cümleyle anlatılamaz.
Cevap ve bağlantı
Okuması bu kadar zor bir nesir neden yazıldı? Çaldak'ın ve Başagiç'in verdiği cevaplar birbirini tamamlar. Yazar kendi ustalığını kabul ettirmek istedi. Farsçadaki Gülistân ve Bahâristân gibi, Türkçede de hem güzel hem öğretici bir hikâye kitabı kurmayı amaçladı. Çağın zevki de böyle bir nesri değerli buluyordu.
Başagiç'in 1912 tarihli değerlendirmesi dengeli bir okumadır. Bir yandan, seçilmiş ibarelere ve teşbihlerin ustalığına hayran kaldığını söyler. Öte yandan anlatımdaki belirsizliğe ve yapaylığa kırgındır. Ama suçu Nergisî'ye değil, tumturaklı ifadeye değer veren döneminin zevkine yükler. Kanıt olarak da Nergisî'nin sade, akıcı beyitlerini gösterir: aynı yazar, istediğinde en yüksek fikri basit kelimelerle anlatabiliyordu.
Bugünkü okur için soru, bu üslubun iyi mi kötü mü olduğu değildir. Soru, bir çağın hangi nesri değerli bulduğu ve neden bulduğudur. Nâmık Kemal'in kuşağı nesirden açıklık istedi ve Nergisî'yi reddetti. Nergisî'nin çağı ise nesirden ustalık istiyordu. İki ölçü de kendi okur kitlesine göre kurulmuştu.
Kapanış kancası
Hamse-i Nergisî'nin çok sayıda yazma nüshası vardır. Eser 1839'da Bulak'ta iki kez, 1868'de İstanbul'da bir kez basıldı. Siyer-i Veysî de defalarca basıldı. Bu kitapları kimler okudu? Bir kahvehanede, bir konakta ya da bir tekkede sesli mi okundular? Okurlar sevdikleri parçaları, bir beyti, bir mektubu nereye yazıp saklardı? Osmanlı'da bir kitabın okura ulaşma yolu, bugünkünden çok farklıydı.
Özet kartı
- Veysî (1561-62–1628) Alaşehirli bir kadıydı; en tanınmış eseri, dilinin ağırlığına rağmen çok okunan ve yarım kalan Siyer-i Veysî'dir. Hâbnâme'de I. Ahmed ile İskender'i rüyada konuşturarak padişaha öğüt verdi.
- Nergisî (1580'ler–1635) Saraybosnalı bir kadıydı; Veysî'yi üstadı bildi. Sanatlı nesri zirveye taşıdı ve on dokuzuncu yüzyılda Nâmık Kemal'in eleştirisine kadar örnek alındı. Revan seferine vakanüvis olarak giderken attan düşüp öldü.
- Süslü nesrin araçları zincirleme tamlama, gizli secî, nadir Arapça ve Farsça kelimeler ve sebk-i Hindî'yi hatırlatan mecazlardır. Nergisî'nin cümleleri ağır ama dil bilgisi bakımından sağlamdır.
- Nergisî anlamı alıp süslü bir dille yeniden kurmayı seçtiğini açıkça yazdı. Nihâlistân'da Osmanlı hayatından yirmi beş hikâye anlattı; dîbâceleri hikâyelerinden daha süslüdür.
- Başagiç 1912'de Nergisî'nin nesrini belirsiz ve yapay buldu ama suçu dönemin zevkine yükledi. Süslü nesrin değeri, bir çağın nesirden ne beklediğiyle birlikte değerlendirilmelidir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Tetâbu-ı izâfât | Chained possessive compounds | Tamlamaların art arda birbirine eklenmesi |
| Secî | Rhymed prose | Nesirde uyaklı ve ölçülü cümle sonları |
| Tasannu | Artifice, display of skill | Sanat gösterisi için yapılan süsleme |
| Dîbâce | Preface | Eserin başındaki giriş bölümü |
| Nakl-i me'âl | Sense-for-sense translation | Kelime kelime değil, anlamı alarak çeviri |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Veysî ile Nergisî'nin hayatlarını ve birer eserlerini tanıtın. İkisinin üslupları nasıl farklıdır?
- (Kazanım 2) Meşâkku'l-uşşâk dîbâcesinden alıntılanan cümlede zincirleme tamlamayı ve gizli seciyi gösterin. «Anlam ilerlemez, genişler» ne demektir?
- (Kazanım 3) Nergisî kendi çeviri anlayışını nasıl anlatır? Bu anlayış onun süslü üslubunu nasıl açıklar?
- (Kazanım 3) Nihâlistân'ı Osmanlı hikâyeciliği bakımından önemli kılan nedir? Nergisî'nin dîbâcelerindeki dil ile hikâyelerindeki dil nasıl farklıdır?
- (Kazanım 4) Başagiç Nergisî'nin nesrini nasıl değerlendirir? Süslü nesri bir kusur saymak ile bir çağın zevki olarak okumak arasındaki farkı tartışın.
Cevaplar
- Veysî 1561-62'de Alaşehir'de doğdu, pek çok yerde, en çok da Üsküp'te kadılık yaptı ve 1628'de öldü; en tanınmış eseri Hz. Peygamber'in hayatını anlatan, yarım kalan Siyer-i Veysî'dir. Nergisî 1580'lerde Saraybosna'da doğdu, Rumeli ve Bosna'da kadılık yaptı ve 1635'te Revan seferine vakanüvis olarak giderken öldü; en önemli eseri beş mensur kitaptan oluşan Hamse'sidir. Veysî'nin nesri Nergisî'ninkine göre daha sade ve canlı kabul edilir, ama o da zincirleme tamlamalar ve söz sanatları kullanır. Nergisî nadir kelimeleri özellikle seçer ve nadir mecazlar kurar.
- «Bârgâh-ı mu'allâ-harîm-i ezel» üç kelimelik bir zincirdir; «pîşgâh-ı kadîm-i lem yezel» ona eş olarak konur. «Ezelde» ile «yezelde» uyaklıdır ve bu gizli bir secî oluşturur. «Ber-mûcib-i emr-i meşiyyet» ile «ber-muktezâ-yı hükm-i irâdet» de birbirinin ikizidir. «Anlam ilerlemez, genişler» şu demektir: Nergisî aynı anlamı iki farklı kılıkta tekrar söyler; cümle yeni bilgi vermekten çok aynı düşünceyi süsler ve derinleştirir.
- İki tür çeviri ayırır. Birincisi kelimeleri olduğu gibi aktarmaktır; ona göre az faydalıdır ve güzellikten yoksundur. İkincisi anlamı alıp yazarın kastını güzel bir biçimde, kelimeler, ibareler, terkipler ve istiarelerle süsleyerek yeniden kurmaktır. Nergisî ikincisini seçer. Bu, onun için süsün anlamı taşıyan bir elbise olduğunu gösterir: amaç, anlamı okura güzel ve beğenilen bir tarzda ulaştırmaktır.
- Nihâlistân, Arap ve Fars kaynaklı klasik hikâyeler yerine Osmanlı coğrafyasında geçen, sosyal hayatı yansıtan olayları anlatır. Çaldak'a göre bazı hikâyelerinde modern hikâyeciliğin habercisi denebilecek teknikler vardır. Nergisî dîbâcelerde süsten uzak duramaz; hikâyelerde ise orta derecede süslü bir dil kullanır.
- Başagiç, seçilmiş ibarelere ve teşbihlerin ustalığına hayran kalır, ama anlatımdaki belirsizlik ve yapaylık yüzünden Nergisî'ye kırgındır. Suçu Nergisî'ye değil, tumturaklı ifadeye değer veren döneminin zevkine yükler ve Nergisî'nin sade beyitlerini kanıt gösterir. Süslü nesri yalnızca kusur saymak, onu bugünün açıklık ölçüsüyle yargılamaktır. Bir çağın zevki olarak okumak ise o çağın nesirden ustalık beklediğini hesaba katar. Nâmık Kemal'in kuşağı açıklık istedi, Nergisî'nin çağı ustalık istedi. Hangi ölçünün uygulanacağı okurun sorusuna bağlıdır.
Okuma
- Süleyman Çaldak'ın İslâm Ansiklopedisi'ndeki «Nergisî» maddesi — hayatı, üslubu ve Hamse'yi oluşturan eserler.
- Bahir Selçuk ve Nurten Çelik, «Safvet-Beg Başagiç'in Gözünden Nergisî» (Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2018) — 1917 çevirisinin transkripsiyonu, Meşâkku'l-uşşâk dîbâcesinden uzun bir parça ile birlikte.
- Bayram Ali Kaya'nın aynı ansiklopedideki «Veysî» maddesi — Siyer-i Veysî ve Hâbnâme.