İçeriğe geç

Ünite EDB-204-04 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

Hamse geleneği

EDB-204 Klasik Nesir ve Mesnevi Geleneği

2.281 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · anlatım 11 dk

  • hamse
  • penc genc
  • hamse-nüvîs
  • nazîre
  • sebeb-i te'lîf
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Hamse, bir şairin beş mesnevisinden oluşan dizidir. Ad önce Nizâmî'nin yaklaşık otuz beş bin beyitlik, otuz beş, kırk yılda tamamlanan Penc Genc'i için kullanıldı. Emîr Hüsrev ve Câmî onu izleyince bir tür oldu.
  2. Türkçe ilk hamseyi Nevâî 1483–1485'te Herat'ta yazdı. Şairlerin çoğunun Farsça yazdığı bir çevrede bu, Türkçenin en saygın biçimi taşıyabildiğinin kanıtı sayıldı.
  3. Anadolu'da ilk hamse için kaynaklar Hamdi'yi (ö. 1503) ya da «bu yolda dahi kimse demedi» diyen Bihiştî'yi gösterir. Bihiştî mesnevisini itibarını geri kazanmak için II. Bayezid'e sundu. Prestij, çalıntı mesnevileri ve kayıp hamseleri de beraberinde getirdi.
  4. Atâî Âlemnümâ'yı İranlıların mesnevide hâlâ üstün sayıldığı bir tartışmanın ardından yazdı. Heft Hân'da ise Nizâmî'yi eleştirip hikâyeyi İstanbul'a, Göksu'ya ve Edirne'ye taşıdı.
  5. Heft Hân'ın sebeb-i te'lîfinde Atâî, babasının evde yaptırdığı saf süt çeşmesini rüyasında görür ve sütü şiir diye yorumlar. Hamse burada bir miras ve kalıcı bir ad olarak sunulur.

Kazanımlar

  • Hamse kavramını, Nizâmî'nin beş mesnevisini ve bu beşliyi örnek alan Emîr Hüsrev ile Câmî zincirini açıklayabilir.
  • Nevâî'nin Herat'ta Türkçe kurduğu beşliyi ve Anadolu'da «ilk hamse» için ileri sürülen iddiaları, kaynakların birbirini tutmayan bilgileriyle birlikte değerlendirebilir.
  • Atâî'nin Heft Hân'ındaki sebeb-i te'lîf beyitlerini okuyup hamse yazmanın bir miras ve kalıcı bir ad olarak nasıl sunulduğunu yorumlayabilir.
  • Hamse yazmanın prestijini dil, rekabet, himaye ve yerlileşme açısından tartışabilir; Nizâmî'nin konularına bağlı kalmakla yerli konulara yönelmeyi bir kural olarak değil, bir tercih olarak ele alabilir.

Video metni

Soğuk açılış

On yedinci yüzyılın ilk çeyreği, bir bahar günü. Bir grup dost bir bağa gider. İçlerinden biri bir kitap çıkarır ve okumaya başlar: Nizâmî'nin Heft Peyker'i, yani «Yedi Güzel». Dinleyenler beğenir, över. Aralarından biri, ömrünü Balkan kasabalarında kadılık yaparak geçiren bir şair, itiraz eder. İtirazının ne olduğunu sonra yazdığı mesnevi söyler: Nizâmî yanlış bir kahraman seçmiştir, hükümdar Behrâm gerçek bir âşık değildir ve aşkın içine şehveti karıştırmıştır.

Arkadaşlarının cevabı kısadır: laf hüner değildir; hüner, gösterildiği zaman değer kazanır.

İtiraz eden şair Nev'îzâde Atâî'dir. Düşünceye dalar, sonra yazmaya oturur. 1627'de, altı ay içinde, yaklaşık üç bin beyitlik bir mesnevi tamamlar: Heft Hân. Bu, onun beş mesnevilik dizisinin dördüncüsüdür.

Büyük soru

Nizâmî'nin beş mesnevisi yaklaşık otuz beş bin beyittir ve tamamlanması otuz beş, kırk yıl sürmüştür. Sonraki yüzyıllarda Farsça ve Türkçe yazan pek çok şair aynı sayıya ulaşmayı hedefledi. Bir mesnevi bir şairi tanıtmaya yetmiyor muydu? Beşlinin tamamı neyi kanıtlıyordu, kime karşı?

Bağlam

Arapçada «beş» anlamına gelen kelimeden türeyen hamse, önce Nizâmî-i Gencevî'nin beş Farsça mesnevisi için kullanıldı. Dizi, didaktik Mahzenü'l-esrâr'la açılır; iki aşk mesnevisi, Hüsrev ile Şîrîn ve Leylâ ile Mecnûn, onu izler; Heft Peyker ve İskendernâme diziyi kapatır. Aynı dizi Penc Genc, yani «beş hazine» adıyla da anılır. Hikâyeler Nizâmî'den önce de vardı, ama beşliyi bir ölçü hâline getiren oydu.

Sonrakiler bu ölçüye iki yoldan yaklaştı. Hindistan'da Emîr Hüsrev-i Dihlevî aynı beş konuyu kendi adlarıyla ve kendi sırasıyla yeniden yazdı. Herat'ta Câmî yedi mesnevilik bir dizi kurdu; bunların beşine sonradan Câmî'nin Hamse'si denildi. Böylece hamse tek bir eserin adı olmaktan çıktı ve bir tür oldu. Bu türde yazan şaire «hamse-nüvîs» ya da «sâhib-i hamse» denir. Beşi aşan şair «sâhib-i sitte», yani altı mesnevi sahibi, ya da «sâhib-i seb'a», yani yedi mesnevi sahibi diye anılırdı.

Ana anlatı — Türkçenin sınavı

Türkçe ilk hamseyi Herat'ta Ali Şîr Nevâî yazdı. Beş mesnevisini 1483 ile 1485 arasında, yaklaşık üç yılda tamamladı: Hayretü'l-ebrâr, Ferhâd ü Şîrîn, Leylâ vü Mecnûn, Seb'a-i Seyyâre ve Sedd-i İskenderî. Konular Nizâmî'nindi, ama Nevâî onları değiştirdi. Hayretü'l-ebrâr'daki bölümlerin ve hikâyelerin hepsini kendisi kurdu. Behrâm'ı Nizâmî'den ve Emîr Hüsrev'den farklı bir biçimde anlattı. İskender'i de adaletli bir Türk hükümdarı olarak çizdi. Günay Kut'a göre İskender'in şahsında hükümdarı Hüseyin Baykara ile oğlu Bedîüzzaman anlatılır.

Bu beşlinin Herat'ta ne anlama geldiğini bir tezkiredeki sayılar gösterir. Nevâî'nin şairler tezkiresi Mecâlisü'n-nefâis'in bir nüshasında 451 şair vardır ve bunlardan yalnız kırk biri Türkçe şiir yazmıştır. Sarayın, medresenin ve meclisin şiir dili Farsçaydı. Nevâî'nin kendisi de iki dilde yazıyordu: Türkçede «Nevâî», Farsçada «Fânî» mahlasını kullandı. Hayatının sonlarında Muhâkemetü'l-lugateyn'i yazdı. Bu kitapta Türkçenin ifade gücünü Farsçayla karşılaştırarak savundu ve Farsça yazmaya özenen genç şairleri eleştirdi.

Bu çevrede Türkçe bir hamse bir iddia taşıyordu. En uzun ve en saygın şiir biçimi Türkçeyle de kurulabilirdi. Beşlinin tamamlanması, dilin o yükü taşıyabildiğinin kanıtı sayıldı.

Ana anlatı — Anadolu'da «ilk» kimdi?

Anadolu'da ilk hamseyi kimin yazdığı sorusuna kaynaklar tek bir cevap vermez. Yazıcı'ya göre ilk hamse, 1503'te ölen Hamdullah Hamdi'nindir. Ama Hamdi'nin beşlisi Nizâmî'yi izlemez. Yûsuf u Züleyhâ ile Leylâ vü Mecnûn'un yanında Tuhfetü'l-uşşâk, bir Kıyâfetnâme ve Ahmediyye adlı bir mevlid vardır.

Aynı ansiklopedinin «Bihiştî Ahmed Sinan Çelebi» maddesi ise tezkirelerin hemen hepsine dayanarak ilk tam hamseyi Bihiştî'ye verir. Bihiştî, gözden düştüğü bir dönemde II. Bayezid'in sarayından kaçıp Herat'a sığınmış, Nevâî ve Câmî ile görüşmüştü. Latîfî'nin aktardığına göre Bihiştî, hamsesinin sonuna şu beyti koymuştur: «Dedim hele ben cevâb-ı hamse / Demedi bu yolda dahi kimse.» Hamseye cevabı ben söyledim; bu yolda benden önce kimse söylemedi. Beş mesnevisinden bugün yalnız Leylâ vü Mecnûn elimizdedir. Bihiştî onu 1506'da İstanbul'da bitirip eski itibarını geri kazanmak için II. Bayezid'e sundu.

İki bilgi yan yana konunca prestijin ne kadar tartışıldığı görülür. «İlk» olmak bir iddiaydı ve beyitle ilan edilirdi. Hamse, bir padişahın gözünde yeniden yer açabilecek bir armağandı. Bu değer, sahtekârlığı da çekti. Kaynaklarda hamse sahibi diye anılan Hayâtî'nin, aynı yüzyılda altı mesnevi yazmış Ahmed Rıdvan'ın mesnevilerini kendine mal ettiği sonradan anlaşıldı. Kaynaklarda hamse sahibi olarak anılan birçok şairin mesnevileri de hiç ele geçmedi. On altıncı yüzyılda Lâmiî Çelebi'nin bugün dokuz mesnevisi elimizde, ama hangi beşinin hamsesine girdiği bilinmez.

Yaygın yanlış«Hamse, Nizâmî'nin beş konusunun Türkçede tekrar yazılmasıdır.»
Doğrusu

Nevâî'nin beşlisi Nizâmî'nin konularını izler. Ama Hamdi'nin hamsesinde bir mevlid ve bir kıyafetnâme vardır. Taşlıcalı Yahyâ ile Atâî de beşliyi çoğunlukla yerli konularla kurdu. Türkçe hamselerde Hüsrev ile Şîrîn değil, Yûsuf ile Züleyhâ ikinci sıradadır. On yedinci yüzyılda Nergisî'nin beş eserlik hamsesi ise manzum bile değildir, beş mensur eserden oluşur.

Ana anlatı — İstanbul'a taşınan beşli

On yedinci yüzyılın başında İstanbul'daki şairler arasında bir tartışma sürüyordu. Tartışanlara göre Osmanlı şairleri kaside ve gazelde İranlıları geçmişti; peki mesnevide İranlılar hâlâ üstün müydü? Halûk İpekten'in anlattığına göre Atâî, ilk mesnevisi Âlemnümâ'nın başında bu tartışma sırasında Fâizî'nin ve başka şairlerin ısrarıyla yazmaya başladığını söyler. Tarih 1617'dir. Mesnevi, Boğaziçi'nin ve hisarların güzelliğiyle açılır.

Sonraki mesneviler birbirini hızla izledi: 1625'te Nefhatü'l-ezhâr, 1626'da Sohbetü'l-ebkâr, 1627'de Heft Hân. Nizâmî'nin kırk yılına karşılık Atâî, bilinen dört tarihi on yıl içine sığdırdı. Beşincisi Hilyetü'l-efkâr eksik nüshalarla geldi. Asıl hikâyesi hiç ele geçmedi.

Atâî, Nizâmî'yi adlarda ve dış yapıda izledi, içerikte izlemedi. Heft Hân'da hikâyeleri yedi prenses değil, İstanbullu bir âşığın yedi arkadaşı anlatır. Âşığı Göksu'ya götürürler, Akbaba'nın suyundan şifa umarlar, sandalla gezdirirler. İki hikâyenin olayları kısmen İstanbul, Bursa ve Edirne'de geçer ve eski mesnevide görülmeyen gerçekçi mekân tasvirleri taşır. İsmail Ünver Heft Hân'ı türünün Türk edebiyatındaki en başarılı örneği sayar.

Beyit sayısında küçük bir ayrım var. Şair eserinin üç bin beyit kadar olduğunu söyler. Turgut Karacan'ın on nüshayı karşılaştırarak hazırladığı metinde 2787 beyit vardır. İpekten ise 2784 sayısını verir.

Metin anı

Bağdaki tartışmadan sonra Atâî bir rüya görür. Rüyasına, her yolda rehberi saydığı babası girer. Babası, dönemin tanınmış şairi ve âlimi Nev'î Yahyâ Efendi'dir.

Ol gece vâkıamda bana hemân
Zâhir oldı o mihr-i âlem-i cân
…
Eylemişdüm binâ bu hânede ben
Bir akar çeşme şîr-i sâfiden
…
Uyanup eyledüm bunı tabîr
Ki ola feyz-i mârifet ol şîr
…
Oldı bu vakıa bana hâdî
Meslegüm oldı ahır ol vâdî

Rüyanın dili bir Osmanlı şehrinin dilidir. Çeşme, yaptıranın adını taşıyan ve herkese akan bir hayır eseridir. Nev'î bu çeşmeyi evin içine yapmıştır ve Önal'ın özetine göre akmaya devam etmesini ister. Atâî de rüyayı yorumlar: süt şiirdir. Alıntıda atlanan bir beyitte çeşme adıyla yapılan işareti de şiirin akıcılığına, «selâset»e bağlar.

Bu yorumla mesnevi yazmak iki anlam kazanır. Biri bir babanın vasiyetini yerine getirmektir. Öbürü bir aile adını şehirde akan bir yapıya dönüştürmektir. Sebeb-i te'lîf bölümlerinde bu tema yalnız Atâî'de görülmez. Önal, Ahmed-i Dâî'nin Farsçadan yaptığı bir çeviriyi adı hayırla anılsın diye yazdığını söylediğini de gösterir.

Cevap ve bağlantı

Beşli bir sınavdı ve bu sınav birkaç şeyi birden ölçüyordu. Birincisi bir dilin kapasitesiydi. Nevâî'nin Herat'ında Türkçe bir hamse, Farsçanın en saygın biçiminin Türkçeyle de kurulabileceğini gösterdi. Atâî'nin İstanbul'unda ise mesnevide İranlılara yetişme tartışmasına bir cevaptı. Ölçülen ikinci şey bir şairin kendisiydi: bağdaki arkadaşların dediği gibi, laf hüner değildi. Beşli ayrıca bir armağandı. Bihiştî'nin mesnevisini padişaha sunması bunu gösterir. Son olarak beşli kalıcı bir addı. Atâî'nin rüyasında şiir, bir ailenin şehre yaptırdığı çeşmeye benzer.

Hamsenin nasıl yazılacağı konusunda ise gelenek iki yol bıraktı. Yazıcı'ya göre Türk hamselerinin çoğu Nizâmî'ye, Emîr Hüsrev'e ve Câmî'ye nazîre, cevap ya da çeviridir ve eklemelerle yarı telif hâline gelmiştir. Bu yolda değer, tanınan bir konuyu yeniden ve daha güzel söylemekteydi. Taşlıcalı Yahyâ ile Atâî ise beşliyi yerli konulara ve İstanbul'a taşıdı. İki yol da okundu ve sevildi. Fuzûlî, Mecnûn'un eski hikâyesini yeniden söyledi; Kanar'a göre Nizâmî'nin mesnevisine yaklaşabilen nazîre odur. Heft Hân ise Nizâmî'yi eleştirerek yazıldı. Hangisinin daha değerli olduğu, okurun neyi aradığına bağlıdır.

Kapanış kancası

Atâî, İstanbul'un Boğaziçi'ni ve Göksu'sunu mesnevinin içine koydu, ama şehri beyitlerle ve bir aşk hikâyesinin çerçevesinde anlattı. Onun sağlığında, 1611'de Unkapanı'nda doğan başka bir İstanbullu, kırk yılı aşkın bir sürede Osmanlı ülkesini ve komşu memleketleri dolaşacak ve gördüklerini on ciltlik bir nesir kitabına dökecekti: Evliya Çelebi. Bir imparatorluk tek bir gezginin gözüyle nasıl anlatılır? Bu anlatıda gözlemle abartı birbirinden nasıl ayırt edilir?

Özet kartı

  1. Hamse, bir şairin beş mesnevisinden oluşan dizidir. Ad önce Nizâmî'nin yaklaşık otuz beş bin beyitlik, otuz beş, kırk yılda tamamlanan Penc Genc'i için kullanıldı. Emîr Hüsrev ve Câmî onu izleyince bir tür oldu.
  2. Türkçe ilk hamseyi Nevâî 1483–1485'te Herat'ta yazdı. Şairlerin çoğunun Farsça yazdığı bir çevrede bu, Türkçenin en saygın biçimi taşıyabildiğinin kanıtı sayıldı.
  3. Anadolu'da ilk hamse için kaynaklar Hamdi'yi (ö. 1503) ya da «bu yolda dahi kimse demedi» diyen Bihiştî'yi gösterir. Bihiştî mesnevisini itibarını geri kazanmak için II. Bayezid'e sundu. Prestij, çalıntı mesnevileri ve kayıp hamseleri de beraberinde getirdi.
  4. Atâî Âlemnümâ'yı İranlıların mesnevide hâlâ üstün sayıldığı bir tartışmanın ardından yazdı. Heft Hân'da ise Nizâmî'yi eleştirip hikâyeyi İstanbul'a, Göksu'ya ve Edirne'ye taşıdı.
  5. Heft Hân'ın sebeb-i te'lîfinde Atâî, babasının evde yaptırdığı saf süt çeşmesini rüyasında görür ve sütü şiir diye yorumlar. Hamse burada bir miras ve kalıcı bir ad olarak sunulur.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
HamseQuintetTek şaire ait beş mesnevilik külliyat
Penc GencFive treasuresNizâmî'nin beş mesnevisinin Farsça ortak adı
Hamse-nüvîsQuintet poetHamse yazan şair; «sâhib-i hamse» de denir
NazîreResponse poemÖnceki bir esere aynı biçimde verilen şiirli cevap
Sebeb-i te'lîfReason for compositionMesnevinin başında eserin neden yazıldığını anlatan bölüm

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) «Hamse» adı önce hangi esere verildi? Bu ad nasıl bir türün adı hâline geldi? Emîr Hüsrev ve Câmî bu süreçte nasıl bir yol izledi?
  2. (Kazanım 2) Nevâî beş mesnevisini hangi çevrede ve hangi dilde yazdı? Mecâlisü'n-nefâis'teki şair sayıları bu hamsenin anlamını nasıl açıklar?
  3. (Kazanım 2) Anadolu'da ilk hamseyi kimin yazdığı konusunda kaynaklar neden tek bir cevap vermez? Bihiştî'nin beyti ve Hayâtî örneği hamsenin prestiji hakkında ne gösterir?
  4. (Kazanım 3) Heft Hân'ın sebeb-i te'lîfindeki rüyada «çeşme» ve «süt» neyi temsil eder? Bu imge hamse yazmayı nasıl bir işe dönüştürür?
  5. (Kazanım 4) Atâî'nin Heft Hân'ı ile Nizâmî'nin konularını yeniden söyleyen hamseleri karşılaştırın. Bu iki yoldan birinin öbüründen üstün olduğunu söylemek neden bir tercihtir, bir kural değildir?

Cevaplar

  1. Ad önce Nizâmî'nin Mahzenü'l-esrâr'la açılıp İskendernâme'yle kapanan beşlisine verildi. Bu beşliyi örnek alan dizilere de aynı ad verilince hamse bir tür oldu. Emîr Hüsrev aynı beş konuyu kendi adlarıyla yeniden yazdı. Câmî yedi mesnevilik bir dizi kurdu ve bunların beşine sonradan Câmî'nin Hamse'si denildi.
  2. Hüseyin Baykara'nın Herat'ında yazıldı. Saray, medrese ve meclis çoğunlukla Farsça yazıyordu. Bir nüshaya göre tezkiredeki 451 şairden yalnız kırk biri Türkçe şiir yazmıştır. Bu çevrede Türkçe bir hamse, en uzun ve en saygın biçimin Türkçeyle de kurulabileceğinin kanıtıydı. Nevâî'nin Muhâkemetü'l-lugateyn'de Türkçeyi savunması da aynı iddiayı taşır.
  3. Yazıcı ilk Anadolu hamsesini Hamdi'ye verir. Bihiştî maddesi ise tezkirelere dayanarak ilk tam hamseyi Bihiştî'ye verir. İki yazar «ilk»i farklı ölçütlerle değerlendirir; ayrıca Bihiştî'nin beş mesnevisinden dördü kayıptır. Bihiştî «bu yolda dahi kimse demedi» diyerek öncülüğü beyitle ilan eder. Hayâtî'nin Ahmed Rıdvan'ın mesnevilerini kendine mal etmesi de hamse sahibi olmanın çalınmaya değer bir unvan sayıldığını gösterir.
  4. Çeşme, yaptıranın adını taşıyan ve herkese akan bir hayır eseridir. Babanın evde yaptırdığı saf süt çeşmesi, onun şiir mirasıdır. Atâî sütü bilginin feyzi, yani şiir olarak yorumlar. Böylece hamse yazmak bir babanın vasiyetini sürdürmek ve bir aile adını kalıcı bir yapıya dönüştürmek anlamına gelir.
  5. Nizâmî'ye nazîre yazan hamselerde değer, tanınan bir konuyu yeniden ve daha güzel söylemektedir. Fuzûlî'nin Mecnûn hikâyesi bu yoldan yazıldı ve Kanar'a göre Nizâmî'nin mesnevisine yaklaşabildi. Heft Hân ise Nizâmî'yi eleştirir, hikâyeleri yedi dostun ağzından anlatır ve İstanbul'a, Edirne'ye, Göksu'ya taşır. İki yol da yüzyıllarca okundu ve sevildi. Hangisinin daha değerli olduğu, okurun ustalık mı yoksa yenilik mi aradığına bağlıdır; bunu ölçen bir kural yoktur.

Okuma

  • Tahsin Yazıcı'nın İslâm Ansiklopedisi'ndeki «Hamse» maddesi — Farsça ve Türkçe hamselerin kısa bir dökümü.
  • Turgut Karacan'ın hazırladığı Nevîzâde Atâyî: Heft-Hân Mesnevisi (İnceleme-Metin) (Ankara 1974) — özellikle sebeb-i te'lîf bölümü ve yedinci hikâye.
  • Sevda Önal, «Sebeb-i Telîflerdeki Ortak ve Farklı Temalar» (2007) — rüya, iç ses ve dostların ısrarı gibi motiflerin karşılaştırması.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:10 Soğuk açılış: bahar, bir bağ; bir halı üstünde oturan birkaç kişi. Biri bir kitabı açar, sayfada «Heft Peyker» yazısı. Bir başkası başını sallar, itiraz eder. Ekranda kısa bir cümle: «Laf hüner değildir.»
  • 1:10–1:40 Büyük soru: beş kalın cilt yan yana; üstlerinde «35.000» ve «35–40 yıl».
  • 1:40–3:30 Bağlam: Gence, Delhi ve Herat haritada üç nokta; her noktadan bir dizi kitap yükselir. «Hamse-nüvîs», «sâhib-i hamse» terimleri ekranda belirir.
  • 3:30–5:20 Ana anlatı — Türkçenin sınavı: Herat'ta bir meclis; bir tezkirenin sayfaları çevrilir, yüzlerce ad arasında birkaçının yanında küçük bir işaret yanar: 41 / 451.
  • 5:20–7:30 Ana anlatı — Anadolu'da «ilk» kimdi?: iki elyazması yan yana; birinde «Hamdi», öbüründe «Bihiştî». Bir şair saray kapısında elinde tek bir cilt tutar; arkasında dört boş raf.
  • 7:30–9:40 Ana anlatı — İstanbul'a taşınan beşli: Boğaziçi, hisarlar, Göksu'da bir sandal; ekranda 1617, 1625, 1626, 1627 tarihleri sırayla belirir, beşinci yer soru işaretiyle kalır.
  • 9:40–11:50 Metin anı: gece; bir evin avlusunda beyaz bir su akan bir çeşme. Çeşmenin kitabesinde bir ad; sabah olunca su, bir sayfanın üstünde satırlara dönüşür.
  • 11:50–13:20 Cevap ve bağlantı: iki yol ayrılır; birinde eski bir kitabın yeni bir kopyası, öbüründe İstanbul silüeti.
  • 13:20–13:50 Kapanış kancası: Unkapanı'nda bir ev; bir yolcu heybesini omzuna atar, arkasında bir harita açılır.

Telaffuz

  • Nizâmî-i Gencevî: «ni-zaa-MÎ-i gen-ce-Vλ; Penc Genc: «PENC GENC»; Mahzenü'l-esrâr: «mah-ze-nül-es-RAAR»; Heft Peyker: «HEFT pey-KER»; Emîr Hüsrev-i Dihlevî: «e-MÎR hüs-RE-vi dih-le-Vλ; Câmî: «caa-Mλ.
  • Nevâî: «ne-vaa-λ; Hayretü'l-ebrâr: «hay-re-tül-eb-RAAR»; Seb'a-i Seyyâre: «seb-A-i sey-yaa-RE»; Sedd-i İskenderî: «SED-di is-ken-de-Rλ; Mecâlisü'n-nefâis: «me-caa-li-sün-ne-faa-İS»; Muhâkemetü'l-lugateyn: «mu-haa-ke-me-tül-lu-ga-TEYN».
  • Hamdullah Hamdi: «ham-dul-LAAH ham-Dλ; Bihiştî: «bi-hiş-Tλ; Latîfî: «la-tii-Fλ; Hayâtî: «ha-yaa-Tλ; Ahmed Rıdvan: «ah-MED rıd-VAAN»; Lâmiî: «laa-mi-λ; Nergisî: «ner-gi-Sλ.
  • Nev'îzâde Atâî: «nev-ii-zaa-DE a-taa-λ; Âlemnümâ: «aa-lem-nü-MAA»; Heft Hân: «HEFT HAAN»; Hilyetü'l-efkâr: «hil-ye-tül-ef-KAAR»; Fâizî: «faa-i-Zλ; Nev'î Yahyâ: «nev-Î yah-YAA».
  • hamse-nüvîs: «ham-SE nü-VİİS»; nazîre: «na-zii-RE»; sebeb-i te'lîf: «se-be-Bİ te-LİİF»; feyz: «FEYZ».
  • Tahsin Yazıcı: «tah-SİN ya-zı-CI»; Halûk İpekten: «ha-LUUK i-pek-TEN»; İsmail Ünver: «is-maa-İL ün-VER»; Turgut Karacan: «tur-GUT ka-ra-CAN»; Sevda Önal: «sev-DA ö-NAL»; Günay Kut: «gü-NAY KUT».