Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Mesnevide her beyit kendi içinde kafiyelidir; eser tek bir vezinle, genellikle kısa bir aruz kalıbıyla yazılır; bu özellikler binlerce beyitlik anlatıları mümkün kılar. Mesnevi giriş, konu ve bitiş (hâtime) bölümlerinden oluşur.
- Türk edebiyatında mesnevi hemen her dönemde gazel ve kasideden geride sayılmış, yalnız mesnevi yazan şairler küçümsenmiştir.
- Yûsuf-ı Meddâh'ın Varka ve Gülşah'ı (1342-43, Sivas) altı meclis ve on iki gazelden oluşan, kaçırılma, entrika, sahte mezar ve dirilişle biten bir çift kahramanlı aşk mesnevisidir.
- «Meclis» bölümleri ve dinleyiciye seslenen anlatıcı, eserin bir meddah tarafından topluluğa yüksek sesle anlatıldığına işaret eder; gerilim beyitten beyte kurulur ve çözülür.
- Selami Ece'ye göre mesneviler klasik dönemin roman ihtiyacını karşıladı, ama şair ustalığını kurgudan çok üslupta gösterdi; ideal kahramanlar, olimpik anlatıcı ve doğaüstü son, mesneviyi romandan çok romansa yaklaştırır.
Kazanımlar
- Mesneviyi uzun anlatılar için elverişli kılan biçim özelliklerini (beyit içi kafiye, vezin birliği, kısa aruz kalıpları) ve giriş-konu-bitiş düzenini açıklayabilir.
- Yûsuf-ı Meddâh'ın Varka ve Gülşah'ını olay örgüsü, kişi kadrosu ve meclis düzeni üzerinden özetleyebilir.
- Varka ve Gülşah'tan beyitleri okuyup gerilim, sahne ve anlatıcı sesinin nazımla nasıl kurulduğunu gösterebilir.
- «Mesnevi divan edebiyatının romanı mıdır?» sorusunu, romanla ve romansla karşılaştırarak gerekçeli biçimde tartışabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Bir mezarın başında genç bir adam duruyor. Ona sevdiği kızın öldüğünü söylemişler, bu toprağı göstermişler. Adam hançerini çekiyor.
Varḳa ṭartdı ḫançerin kim kendüzin
Türbe üstinde helāk ide özin
Varka hançerini çekti, türbenin üstünde kendini helak etmek için.
Ama mezar boştur. Kız, Gülşah, ölmemiştir; ailesi onu başka bir hükümdarla evlendirmiş, Varka'ya sahte bir mezar göstermiştir. Altmış kadar beyit sonra bir ses gerçeği söyleyecektir.
Bu sahne bir romandan değil, 1342'de Sivas'ta Türkçe yazılmış, bin yedi yüz küsur beyitlik bir mesneviden. Sahte ölüm, entrika, son anda ortaya çıkan gerçek: bunlar bize tanıdık gelir. Acaba tanıdık gelmeleri, bu eserin bir roman olduğunu mu gösterir?
Büyük soru
Mesnevi için sık kullanılan bir benzetme vardır: divan edebiyatının romanı. Bu benzetme bir yere kadar doğrudur, bir yerden sonra yanıltır. Mesnevi hikâye anlatmak için nasıl bir araçtı? Ve onu «roman» diye okumak ona ne kazandırır, neyi gözden kaçırır?
Bağlam
Mesnevinin biçimini EDB-102-06'da görmüştük: her beyit kendi içinde kafiyelidir, aa, bb, cc. İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesinde Mustafa Çiçekler, bu şeklin hikâye anlatıcısına ne kazandırdığını açıklar. Her beyit kendi kafiyesini taşıdığı için şair binlerce beyit boyunca aynı sese mahkûm kalmaz. Genellikle aruzun kısa kalıplarıyla yazıldığı için anlatım akıcı olur. Bir mesnevi baştan sona tek bir vezinle yazılır ve vezin konuya göre seçilir; kahramanlık hikâyelerinde bir kalıp, aşk ve tasavvuf hikâyelerinde başka kalıplar tercih edilir.
Çiçekler'e göre mesneviler genellikle üç bölümden oluşur. Girişte tevhid, münâcât, na't, bir övgü ve kitabın yazılış sebebi yer alır. Sonra asıl hikâye gelir; bu bölüme «âgāz-ı dâstân», yani hikâyenin başlangıcı gibi başlıklarla girilir. Son olarak bitiş bölümü, hâtime gelir: şair eserini tamamladığını söyler ve dua eder.
Bir ayrıntı daha önemlidir. İsmail Ünver'e göre Türk edebiyatında mesnevi, hemen her dönemde gazel ve kasideden geride kalmış, yalnız mesnevi yazan şairler küçümsenmiştir. Yani «roman» diye andığımız biçim, kendi çağının saygınlık sıralamasında en üstte değildi.
Ana anlatı — bir aşk ve macera hikâyesi
Soğuk açılıştaki sahneye dönelim. Eserin adı Varka ve Gülşah'tır; yazarı Yûsuf-ı Meddâh. İslâm Ansiklopedisi'nde Hasan Aksoy'un aktardığına göre hayatı hakkında fazla bilgi yoktur; ama adındaki «meddah» unvanı onun halkın ve ileri gelenlerin önünde şiir söyleyen, eserlerini anlatan biri olduğunu gösterir. Mesnevisini 1342-43'te Sivas'ta yazmıştır.
Hikâye Arap kaynaklıdır. Aksoy'a göre Farsçada ilk kez Gazneli Mahmud zamanında Ayyûkī tarafından yazılmıştır, ama Grace Martin Smith'e göre Yûsuf-ı Meddâh'ın eseri onun bir çevirisinden ibaret değildir.
Olay örgüsü, Aksoy'un özetine göre şöyledir. Peygamber zamanında Mekke'de bir kabilede iki amca çocuğu, Varka ile Gülşah, birbirine vaat edilmiştir. Düğün hazırlanırken başka bir kabilenin reisi Gülşah'ı kaçırır. Varka onu kurtarır, sonra kendisi tuzağa düşer, sonra yine kurtulurlar. Varka düğün için yardım istemek üzere Yemen'deki dayısının yanına gider ve gecikir. Bu arada Şam hükümdarı Muhsin Şah Gülşah'a âşık olur; Varka'dan umut kesilince Gülşah onunla evlendirilir. Dönen Varka'ya sahte bir mezar gösterilir. Gerçeği öğrenince Şam'a yola çıkar, haramilerle çarpışır, bayılır; atı onu Muhsin Şah'ın bulunduğu yere götürür. Muhsin Şah iki âşığa iyi davranır, ama Gülşah nikâhlı olduğu için Varka oradan ayrılır ve yolda ölür. Gülşah onun mezarında kendini öldürür. Sonunda Peygamber'in duasıyla ikisi dirilir ve kırk yıl daha mutlu yaşar.
Bu özet bir şeyi açıkça gösterir: kaçırılma, esaret, uzak yolculuk, entrika, sahte ölüm, tesadüf. Tolu'nun makalesi bu eseri roman inceleme tekniğiyle, olay, kişi, yer, zaman ve anlatıcı başlıklarıyla çözümler ve kişi kadrosunda rakip, engelleyici ve yardımcı tipleri ayırır. Muhsin Şah örneğin rakip olarak sahneye girer, ama dürüst bir yardımcıya dönüşür.
Ana anlatı — bir meclisin sesi
Ama bu hikâyenin bir özelliği romandan çok farklıdır. Tolu'ya göre eser altı «meclis»e ayrılır ve Yûsuf-ı Meddâh her meclisi açıp kapatırken dinleyicilere hikâyenin devam edeceğini bildirir.
Bu, bir roman okurunun deneyiminden farklıdır. Roman, çoğunlukla yalnız ve sessizce okunur. Varka ve Gülşah ise bir meddahın ağzından, belki birkaç akşama bölünerek, bir topluluğa anlatılır. Her meclisin sonu, bir dizi bölümünün sonu gibi, merakı ertesi oturuşa taşır.
Bu yüzden eserin bazı özellikleri roman ölçüsüyle bakıldığında garip, meclis ölçüsüyle bakıldığında anlamlıdır. Anlatıcı kendini gizlemez; araya girer, yargılar, dua eder. Kahramanlar, Tolu'nun belirttiği gibi, on iki gazelde birbirlerine seslenir; hikâye yer yer bir şarkıya dönüşür. Ve son beyitlerde şair, dinleyicisiyle doğrudan konuşur: eserinin bin yedi yüz beyit olduğunu, Sivas'ta Rebîülevvel ayının ilk günü başladığını, 743 yılında yazıldığını söyler. Sondan bir önceki beyitte veznini bile verir: «Fā'ilātün fā'ilātün fā'ilāt / Muṣṭafānuñ rūḥına vir ṣalavāt.» Şair, kullandığı ölçünün adını, bir duanın içine saklamıştır.
Metin anı
Soğuk açılıştaki sahnenin devamını okuyalım. Varka hançerini çekmiştir; gerçek, altmış kadar beyit sonra ona ulaşır. Ardından Varka, gerçeği söyleyen kıza teşekkür eder.
Ölmedi ol Gülşāh zīnhār ölmedi
Tāzedür ol gül yañaġı ṣolmadı
Çün işitdi Varḳa ol ḳızun sözin
Düşdi ayaḳlarına sürdi yüzin
Cānuma irdüñ meded iy aṣl-ı pāk
Sen dimeseñ ben olurıdum helak
İlk beyit bir haber verir ve haberi tekrarla verir. «Ölmedi» iki kez söylenir, arada «zînhâr», yani «sakın, asla» vardır. Cümle bir teselli değil, bir düzeltmedir: yanlış bir inancı zorla kırar. İkinci mısra ise haberi bir mazmuna bağlar: gül yanak solmamıştır. Ölüm, divan şiirinin diliyle, bir çiçeğin solmasıdır; Gülşah'ın adında da «gül» vardır. Haber, kahramanın adını hatırlatan bir imgeyle mühürlenir.
İkinci beyit bir hareket sahnesidir. «Çün işitdi»: işitir işitmez. Varka ayaklara kapanır, yüzünü sürer. Fiiller art arda gelir: düştü, sürdü. Sahneyi sesli dinleyen bir topluluk, bu hareketi gözünün önünde görür. Romanın sayfalarca iç dünya tasvirine ayıracağı şey, burada tek bir jestle söylenir.
Üçüncü beyit bir cümleyle hikâyenin gerilimini geriye dönük açıklar: «Sen dimeseñ ben olurıdum helak.» Sen söylemeseydin ölmüştüm. Dinleyici, bir önceki meclisteki hançerin ne kadar yakına geldiğini bu cümleyle yeniden hisseder. Mesnevi, gerilimi bir beytin iki mısraı arasında kurar ve bir sonraki beyitte çözer; bu ritim, bir meddahın sesine uygundur.
Yaygın yanlış«Mesnevi, nazımla yazılmış bir romandır.»
Benzerlikler gerçektir: olay örgüsü, kişi kadrosu, yer ve zaman, bir anlatıcı. Ama romanın merkezinde çoğu zaman bireyin iç dünyası, gündelik hayat ve inandırıcılık kaygısı vardır; Varka ve Gülşah ise ölen iki âşığın bir duayla dirilip kırk yıl yaşamasıyla biter, kahramanlarını ideal tipler olarak kurar ve bir dinleyici topluluğuna öğüt vererek konuşur. 003-06'da gördüğümüz romans, bu yapıya romandan daha yakındır.
Cevap ve bağlantı
Büyük soruya dönelim. Mesnevi, divan şiirinin hikâye anlatma aracıydı: beyit içi kafiye ve tek bir vezin, binlerce beyitlik bir anlatıyı mümkün kıldı; giriş, konu ve bitiş düzeni ona bir çerçeve verdi. Varka ve Gülşah'ta bu araç, kaçırılmalar, entrika ve sahte ölümle dolu bir aşk ve macera hikâyesi anlatır.
«Divan edebiyatının romanı» benzetmesine iki türlü bakılabilir. Selami Ece'ye göre mesneviler klasik dönemin roman ihtiyacını karşılamış, özellikle aşk mesnevileri hikâye etme tekniğiyle yazılmıştır; mesnevide Türk romanını şekillendiren özellikleri ve modern hikâyeleme tekniklerini bulmak mümkündür. Tolu da roman inceleme tekniğinin mesneviye uygulanabileceğini gösterir. Öbür yandan Ece'nin kendisi, mesnevi şairinin önünde çok sayıda kurgu seçeneği bulunmadığını, şairin ustalığını çoğu zaman kurguyla değil üslupla gösterdiğini de yazar. Aynı hikâyenin onlarca kez yazıldığı bir gelenekte beğeni, olayın yeniliğinden değil anlatışın inceliğinden doğar.
Bu yüzden benzetme bir kapıdır, ama bir teşhis değildir. Mesneviyi roman gibi okumak, olay örgüsünü ve kişileri görmemizi kolaylaştırır. Onu meclis gibi dinlemek ise anlatıcının sesini, gazellerin şarkısını, bir oturuştan ötekine taşınan merakı duymamızı sağlar.
Kapanış kancası
Varka ve Gülşah, adını iki âşıktan alan pek çok mesneviden biriydi. Bunların en çok yazılanları ve en çok okunanları iki hikâyedir: çölde bir âşığı aşkından çıldırtan Leylâ vü Mecnûn ile bir hükümdarı, bir prensesi ve dağı delen bir sevdalıyı aynı hikâyede buluşturan Hüsrev ü Şîrîn. İkisi de Türk şairlerince defalarca yeniden yazıldı. Aynı iki kahramanlı şema, nasıl olur da birinde bir çöle, öbüründe bir saraya çıkar?
Özet kartı
- Mesnevide her beyit kendi içinde kafiyelidir; eser tek bir vezinle, genellikle kısa bir aruz kalıbıyla yazılır; bu özellikler binlerce beyitlik anlatıları mümkün kılar. Mesnevi giriş, konu ve bitiş (hâtime) bölümlerinden oluşur.
- Türk edebiyatında mesnevi hemen her dönemde gazel ve kasideden geride sayılmış, yalnız mesnevi yazan şairler küçümsenmiştir.
- Yûsuf-ı Meddâh'ın Varka ve Gülşah'ı (1342-43, Sivas) altı meclis ve on iki gazelden oluşan, kaçırılma, entrika, sahte mezar ve dirilişle biten bir çift kahramanlı aşk mesnevisidir.
- «Meclis» bölümleri ve dinleyiciye seslenen anlatıcı, eserin bir meddah tarafından topluluğa yüksek sesle anlatıldığına işaret eder; gerilim beyitten beyte kurulur ve çözülür.
- Selami Ece'ye göre mesneviler klasik dönemin roman ihtiyacını karşıladı, ama şair ustalığını kurgudan çok üslupta gösterdi; ideal kahramanlar, olimpik anlatıcı ve doğaüstü son, mesneviyi romandan çok romansa yaklaştırır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Tahkiye | Narration | Bir olayı kişileri ve yerleriyle hikâye ederek anlatma |
| Meclis | Session | Bir oturuşta anlatılacak mesnevi bölümü; aynı zamanda dinleyici topluluğu |
| Hâtime | Conclusion | Mesnevinin bitiş bölümü; eserin tamamlandığı, tarihi ve duası |
| Çift kahramanlı aşk mesnevisi | Romance of two lovers | Adını iki âşıktan alan ve kavuşmalarını engelleyen olayları anlatan mesnevi |
| Olimpik anlatıcı | Olympian narrator | Her şeyi bilen, zamanı ve mekânı düzenleyen, yorumlayıp öğüt veren mesnevi anlatıcısı |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Mesnevinin biçim özellikleri uzun bir hikâye anlatmayı nasıl kolaylaştırır? Bir mesnevinin giriş ve bitiş bölümlerinde neler bulunur?
- (Kazanım 2) Varka ve Gülşah'ın olay örgüsünü beş cümleyle özetleyin. Hikâyedeki başlıca engeller nelerdir?
- (Kazanım 3) «Ölmedi ol Gülşāh zīnhār ölmedi / Tāzedür ol gül yañaġı ṣolmadı» beytinde tekrar ve gül imgesi nasıl bir işlev görür?
- (Kazanım 3) Eserin «meclis»lere ayrılması ve şairin hâtimede dinleyiciye seslenmesi, bu mesnevinin nasıl bir ortamda anlatıldığı hakkında ne söyler?
- (Kazanım 4) «Mesnevi divan edebiyatının romanıdır» görüşünü destekleyen ve zayıflatan birer gerekçe verin. Siz bu benzetmeyi ne ölçüde kullanırsınız?
Cevaplar
- Her beyit kendi içinde kafiyeli olduğu için şair binlerce beyit boyunca tek bir kafiyeye bağlı kalmaz; eser tek bir vezinle, çoğunlukla kısa bir aruz kalıbıyla yazıldığı için anlatım akıcıdır. Girişte tevhid, münâcât, na't, övgü ve sebeb-i telif bulunur; bitişte, yani hâtimede şair eserin tamamlandığını bildirir, dua eder, çoğu zaman yazılış yerini, tarihini ve beyit sayısını verir.
- İki amca çocuğu Varka ile Gülşah birbirine vaat edilmiştir. Düğün hazırlanırken Gülşah bir kabile reisi tarafından kaçırılır; Varka onu kurtarır. Varka düğün için yardım istemeye Yemen'e gider ve gecikir; bu arada Gülşah Şam hükümdarıyla evlendirilir ve Varka'ya sahte bir mezar gösterilir. Gerçeği öğrenen Varka Şam'a gider, ama Gülşah nikâhlı olduğu için ayrılır ve yolda ölür; Gülşah onun mezarında kendini öldürür. Peygamber'in duasıyla ikisi dirilir ve kırk yıl yaşar. Başlıca engeller kaçırılma, yoksulluk ve gecikme, ailenin entrikası ve Gülşah'ın başka biriyle evliliğidir.
- «Ölmedi» iki kez, araya «zînhâr» konarak söylenir; bu tekrar bir teselliden çok, yanlış bir inancı zorla kıran bir düzeltmedir. İkinci mısra haberi bir mazmuna bağlar: ölüm bir gülün solmasıdır ve gül yanak solmamıştır; Gülşah'ın adındaki «gül» de bu imgeyi kahramanın kendisine bağlar.
- Meclis, bir oturuşta anlatılacak bölümü ve bir topluluğun toplandığı ortamı anlatır; Yûsuf-ı Meddâh her meclisi açıp kapatırken dinleyiciye hikâyenin devam edeceğini söyler. Hâtimede de beyit sayısını, yeri ve tarihi dinleyicisine doğrudan bildirir. Bu, eserin bir meddah tarafından, belki birkaç oturuşa bölünerek, bir topluluğa yüksek sesle anlatıldığını gösterir.
- Destekleyen gerekçe: mesnevide olay örgüsü, kişi kadrosu, yer, zaman ve anlatıcı vardır; Ece'ye göre mesneviler klasik dönemin roman ihtiyacını karşılamıştır ve Tolu roman inceleme tekniğini Varka ve Gülşah'a başarıyla uygular. Zayıflatan gerekçe: kahramanlar ideal tiplerdir, anlatıcı öğüt verir, son doğaüstüdür ve eser bir dinleyici topluluğu için yazılmıştır; Ece'ye göre şairin kurgu seçeneği azdır ve ustalık üsluptadır. Bu yapı romandan çok romansa yakındır. Her iki yöndeki gerekçeli cevap kabul edilir; iyi bir cevap benzetmeyi bir inceleme aracı olarak kullanıp sınırlarını da söyler.
Okuma
- Yûsuf-ı Meddâh, Varka ve Gülşah, hzl. Kâzım Köktekin (TDK) — sahte mezar sahnesinin bulunduğu dördüncü ve beşinci meclisleri okuyun; ya da Mehmet Kanar'ın günümüz Türkçesine düzyazıyla aktarımı.
- Selami Ece, «Modern Öyküleme Teorileri Açısından Mesnevî», Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi 20, 2002 — mesnevi ile romanı karşılaştıran kısa bir makale.
- Mustafa Çiçekler ve İsmail Ünver'in İslâm Ansiklopedisi'ndeki «Mesnevi» maddesi — biçim, bölümler ve Türk mesnevisinin tarihi.