Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Tanzimat öncesi Osmanlı nesri, Fahir İz'in 1964 tarihli kitabından bu yana sade, süslü ve orta diye üçe ayrılır; bu, Osmanlı yazarlarının değil yirminci yüzyılın bir okuma aracıdır.
- Sade nesir halk diline dayanır, kısa ve devrik cümleler kurar; süslü nesir Arapça-Farsça kelime ve kurallarla yüklü, uzun ve secili cümleler kurar; orta nesir ikisinin arasındadır ve en çok kullanılan tarzdır.
- Aynı yüzyılda Fâtih'i anlatan Âşıkpaşazâde sade, Tursun Bey süslü yazdı; fark bir yetenek farkı değil, okur ve amaç farkıdır.
- Âşıkpaşazâde'nin Süleyman Şah pasajında kısa cümleler bir olay zinciri kurar, «-miş» anlatıcının sesini taşır; Sinan Paşa'nın Maârifnâme cümlesinde «gâh» tekrarı ve «şikâyetler edem / hikâyetler edem» secisi düzyazıya şiirin ritmini verir.
- Sinan Paşa, süslü nesrin ilk örneği sayılsa da kısa ve açık cümleleriyle kategorinin sınırında durur; üç üslup bir üstünlük merdiveni değil, bir okur haritasıdır.
Kazanımlar
- Tanzimat öncesi Osmanlı nesrinin sade, orta ve süslü diye üçe ayrılmasını, her birinin dil, cümle ve okur özellikleriyle açıklayabilir.
- Aynı yüzyılda aynı konuyu yazan Âşıkpaşazâde ile Tursun Bey'in üsluplarını karşılaştırarak üslubun okur ve amaçla ilişkisini gösterebilir.
- Bir Âşıkpaşazâde pasajında ve bir Sinan Paşa cümlesinde cümle uzunluğunu, seciyi ve kelime seçimini inceleyebilir.
- Üçlü sınıflamanın sınırlarını, Sinan Paşa gibi kategorilere tam oturmayan örnekler üzerinden değerlendirebilir.
Video metni
Soğuk açılış
On beşinci yüzyılın sonu. İki adam, birbirlerinden habersiz, aynı padişahın, Fâtih Sultan Mehmed'in tarihini yazıyor.
Birincisi seksenini geçmiş bir derviştir. II. Murad'ın seferlerine katılmış, Fâtih'in çağını yakından görmüştür; gördüklerini anlatır. Cümleleri kısadır, konuşur gibi yazar: «geldi», «vardı», «didiler». Kitabı, İslâm Ansiklopedisi'ne göre, orta tabaka ve özellikle askerler arasında okunmak için yazılmıştır. Adı Âşıkpaşazâde'dir.
İkincisi emekli bir devlet adamıdır; yıllarca Fâtih'in veziri Mahmud Paşa'nın divan kâtipliğini yapmıştır. Onun cümleleri uzundur, Farsça ve Arapça söz dizimiyle kurulur, sıfatlarla yüklenir. Adı Tursun Bey'dir.
Aynı olaylar, aynı padişah, aynı yüzyıl. İki bambaşka dil.
Büyük soru
Divan şiirinin altı yüz yılını geride bıraktık; ama o yüzyıllar yalnızca beyit yazmadı. Tarihler, mektuplar, tezkireler, öğüt kitapları, gezi notları da yazıldı. Bu kursun sorusu şu: Osmanlı nasıl hikâye anlatırdı? İlk adım olarak daha temel bir soru soralım: aynı çağda, aynı dilde yazan iki kişi neden bu kadar farklı yazdı? Bir yazarı kısa ve açık, bir başkasını uzun ve bezekli cümlelere yönelten nedir?
Bağlam
İslâm Ansiklopedisi'nin «Nesir» maddesinin Türk edebiyatı bölümünde Mustafa İsmet Uzun, Türk nesrinin tarihini Orhun yazıtlarından başlatır. Anadolu'da on dördüncü yüzyılda Kelîle ve Dimne çevirileri, halk arasında yüzyıllarca okunan Hamzanâme, on beşinci yüzyılda Dede Korkut Kitabı ve Battalnâme gibi eserler vardır. Aynı yüzyılda bir şey daha doğar: devletin resmî yazışmalarının ve mektupların dili, klasik Osmanlı inşâsı.
Uzun, on beşinci yüzyıldan Tanzimat'a kadarki nesrin, Fahir İz'in 1964'te yayımlanan Eski Türk Edebiyatında Nesir kitabından bu yana üç kategoride incelendiğini yazar: sade, süslü ve orta. Bu sınıflama Osmanlı yazarlarının kendi kullandıkları bir sınıflama değil, yirminci yüzyılın bir okuma aracıdır. Ama eski metinlerin dünyasında yolumuzu bulmamıza yardım eder.
Ana anlatı — üç üslup
Sade nesir, Uzun'a göre halk diline dayanır. Yer yer inşâdan kelimeler, deyimler ve kalıplaşmış ifadeler girse de söz varlığı büyük ölçüde halkın anlayacağı cinstendir; devrik cümleler kullanılır, Farsça tamlamalar azdır. Bu üslupla tefsirler, ilmihaller, tasavvuf kitapları, menâkıbnâmeler, halk hikâyeleri ve masallar, cenk ve gaza kitapları yazılmıştır. Okuru geniştir.
Süslü nesir bunun karşı ucundadır. Söz varlığı ağırlıkla Arapça ve Farsça kelime ve terkiplerden oluşur; bu dillerin gramer kuralları da uygulanır. Cümleler sıfat-fiil ve zarf-fiillerle bazen sayfalarca uzatılır, simetrik terkipler ve cümleler tekrar edilir, eş anlamlı ve secili kelimeler art arda dizilir. Uzun'a göre şiirdeki belagat kuralları bu nesir için de geçerlidir. Okuru dardır: süslü nesir gittikçe halktan uzaklaşıp yüksek zümrenin tercih ettiği tarz olmuştur. Tursun Bey'le başlayarak pek çok tarihçi, tezkire yazarı ve münşeat derleyicisi bu üslubu kullanmıştır.
Orta nesir ikisinin arasındadır ve Uzun'a göre Osmanlı yazısında en çok rağbet göreni odur. Halkın dilinden oldukça uzaklaşmıştır; hüner göstermek için secili ibareler kullanılır, Arapça ve Farsça kelimelere yer verilir. Ama asıl amaç bilgiyi ve düşünceyi aktarmaktır; bu yüzden anlaşılması süslü nesirden kolaydır. Âlimlerin ve sanatkârların çoğu bu üslubu seçer. Vak'anüvis tarihlerinin çoğu, siyasetnâmeler, sefaretnâmeler, öğüt ve ahlak kitapları bu nesirle yazılmıştır. Uzun, Evliya Çelebi'nin Seyahatnâme'sini ve Kâtib Çelebi'nin bazı eserlerini de bu gruba koyar; bu iki yazar, bu kursun ilerleyen ünitelerinde bizi bekliyor.
Ana anlatı — aynı yüzyıl, iki tarih
Soğuk açılıştaki iki adama dönelim. İslâm Ansiklopedisi'ndeki Tursun Bey maddesinde Mertol Tulum, Tursun Bey'in Târîh-i Ebü'l-Feth'ini aynı dönemde yazılan Âşıkpaşazâde, Oruç ve Neşrî tarihleriyle karşılaştırır ve eserin dil ve üslup bakımından onlara «hiç benzemediğini» söyler. O tarihlerde kısa cümleler ve süssüz, kuru ifadeler vardır; Tursun Bey'de ise Farsça ve Arapça söz dizimine uygun uzun cümleler, tasvirlerde bol sıfatlar. Tulum bir ayrıntı da ekler: Tursun Bey, Arapça ve Farsça unsurlara yer verse de Türkçeyi hiçbir zaman ihmal etmez.
Bu fark bir yetenek farkı değil, bir amaç ve okur farkıdır. Özcan'a göre Âşıkpaşazâde'nin tarihi orta tabaka ve askerler için bir tür halk destanı tarzında yazılmıştır; Türk Maarif Ansiklopedisi'nde Vedat Turgut, eserin zaviyesindeki sohbetlerden etkilenenlerin isteği üzerine yazıldığına yazarın kendisinin işaret ettiğini belirtir. Tursun Bey ise kitabını, devlet kademelerinde gördüğü iyilikler için bir minnet borcu olarak, sarayın ve seçkinlerin okuyacağı bir eser olarak kaleme alır. Birinin anlatısı bir meydanda yüksek sesle okunabilir; öbürününki bir kütüphanede, yavaş yavaş çözülür.
Yaygın yanlış«Süslü nesir daha değerli, sade nesir daha basit bir edebiyattır.»
Üç üslup, farklı okurlara ve amaçlara göre yapılmış seçimlerdir; birini öbürünün üstüne koyan bir merdiven değildir. Âşıkpaşazâde'nin sade tarihi, yazıldığı devirde Neşrî'nin tarihine kaynak oldu; Tursun Bey'in süslü tarihi ise Kemalpaşazâde'nin Fâtih bölümünün en önemli kaynağı oldu. Bir metnin iyi yazılıp yazılmadığı, üslubunu amacına uygun kullanıp kullanmadığıyla ölçülür.
Metin anı
İki pasajı yan yana okuyalım. İlki Âşıkpaşazâde'den: Osman Gazi'nin dedesi Süleyman Şah, göçer obasıyla Fırat'ı geçmek ister.
Süleymân Şâh dahı atın suya depdi. Öŋi yar-ımış; at sürçdi, Süleymân Şâh suya düşdi. Ecel mukadder-imiş, Allah'uŋ rahmetine kavuşdı. Sudan çıkardılar, Ca'ber Kal'ası'nuŋ öŋinde defn itdiler. Şimdiki hînde aŋa «Mezâr-ı Türk» dirler.
İkincisi Sinan Paşa'dan: Maârifnâme adlı öğüt kitabında, kitapta ne yapacağını anlatır.
gâh dünyanın fenâsından şikâyetler edem ve gâh nefsin mekrlerinden hikâyetler edem, gâh ahlâkın iyilerinden takrir ve gâh hikmet yolundan makālât edem ve gâh tevbîh yüzünden kelimât edem
Önce Âşıkpaşazâde'ye bakalım. Beş cümle, otuz beş kelime kadar, ve bir insanın ölümü. Cümleler bir olay zinciri gibi dizilir: sürdü, sürçtü, düştü, kavuştu, çıkardılar, gömdüler. Arapça kelimeler vardır, «ecel», «mukadder», «rahmet», «defn», ama hepsi gündelik dinî dilin kelimeleridir. Süs yoktur; ama bir anlatıcı sesi vardır. «Öŋi yar-ımış», «Ecel mukadder-imiş»: «-miş» ekiyle anlatıcı olayı duyduğunu, kaderin böyle yazıldığını söyler. Son cümle ise zamanı bugüne bağlar: bu yere hâlâ «Türk Mezarı» derler. Bir yer adı, bir hikâyenin tanığı olur.
Sonra Sinan Paşa'ya bakalım. Burada olay yoktur; bir yazarın planı vardır. Ama plan bir müzik gibi kurulur. «Gâh» kelimesi, «kimi zaman», her parçayı başlatır ve beş kez döner. Parçaların sonları birbirine seslenir: «şikâyetler edem» ile «hikâyetler edem» neredeyse aynı sesle biter; «makālât» ile «kelimât» da öyle. Bu seci'dir. Cümle, Uzun'un anlattığı gibi, şiirin kurallarını düzyazıya taşır. Anlam basittir, «kitapta çeşitli konuları işleyeceğim», ama söyleyiş bir süs gösterisidir.
Yine de Sinan Paşa sınıflamanın sınırını da gösterir. Uzun'a göre onun Tazarru'nâme'si süslü nesrin ilk örneği sayılır, ama kısa ve açık cümleleri yüzünden bu kategoriden ayrı düşünülmelidir. Gerçekten de okuduğumuz parçalar kısadır ve anlaşılırdır; süs, cümleyi uzatmaz, ritimlendirir. Üç kutu bir harita gibidir; metinlerin bir kısmı sınırların üstünde durur.
Cevap ve bağlantı
Büyük soruya dönelim. Üç üslubu birbirinden ayıran birkaç şey vardır: kelimelerin kaynağı ve yoğunluğu, cümlenin uzunluğu ve yapısı, seci ve söz sanatlarının payı. Ama bunların arkasında daha temel bir şey vardır: yazarın kime ve niçin yazdığı. Âşıkpaşazâde askerlere ve dervişlere bir destan anlatır gibi yazdı; Tursun Bey saraya bir minnet borcu öder gibi. Sade, orta ve süslü, bir okur haritasıdır.
Bir de şunu hatırlayalım: bu üçlü sınıflama yirminci yüzyılda, Fahir İz'in kitabıyla yerleşti. Osmanlı yazarları kendi eserlerini böyle etiketlemedi; tezkireler bir yazarın «inşâsını» över, «selâset», yani akıcılık, «elfaz», yani kelime seçimi gibi başka ölçütler kullanırdı. Etiketler bize yol gösterir; ama her metni bir kutuya yerleştirmek yerine, onun kutular arasındaki yerini görmek daha çok şey öğretir.
Kapanış kancası
Osmanlı yazarları hikâye anlatmanın bir başka büyük yolunu da bildi: düzyazıyla değil, beyit beyit. Binlerce beyit süren aşk ve macera hikâyeleri, kahramanlarıyla, sahneleriyle, iç konuşmalarıyla yüzyıllarca okundu. Bu uzun manzum hikâyelere bugün «divan edebiyatının romanı» dendiği olur. Bu benzetme ne kadar doğru, ve beyitle anlatmak bir hikâyeye ne kazandırır, neyi elinden alır?
Özet kartı
- Tanzimat öncesi Osmanlı nesri, Fahir İz'in 1964 tarihli kitabından bu yana sade, süslü ve orta diye üçe ayrılır; bu, Osmanlı yazarlarının değil yirminci yüzyılın bir okuma aracıdır.
- Sade nesir halk diline dayanır, kısa ve devrik cümleler kurar; süslü nesir Arapça-Farsça kelime ve kurallarla yüklü, uzun ve secili cümleler kurar; orta nesir ikisinin arasındadır ve en çok kullanılan tarzdır.
- Aynı yüzyılda Fâtih'i anlatan Âşıkpaşazâde sade, Tursun Bey süslü yazdı; fark bir yetenek farkı değil, okur ve amaç farkıdır.
- Âşıkpaşazâde'nin Süleyman Şah pasajında kısa cümleler bir olay zinciri kurar, «-miş» anlatıcının sesini taşır; Sinan Paşa'nın Maârifnâme cümlesinde «gâh» tekrarı ve «şikâyetler edem / hikâyetler edem» secisi düzyazıya şiirin ritmini verir.
- Sinan Paşa, süslü nesrin ilk örneği sayılsa da kısa ve açık cümleleriyle kategorinin sınırında durur; üç üslup bir üstünlük merdiveni değil, bir okur haritasıdır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Sade nesir | Plain prose | Halk diline dayanan, kısa ve devrik cümleli, tamlamaları az düzyazı |
| Orta nesir | Middle-register prose | Secili ibarelere yer verse de asıl amacı bilgi aktarmak olan, en yaygın Osmanlı düzyazısı |
| Süslü nesir | Ornate prose | Arapça-Farsça yüklü, uzun, simetrik ve secili cümleli, yüksek zümreye hitap eden düzyazı |
| Seci | Rhymed prose | Düzyazıda cümle parçalarının uyumlu seslerle bitmesi |
| İnşâ | Ornate chancery prose | Resmî yazışma ve mektupların sanatlı düzyazısı; genel olarak nesir sanatı |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Sade, orta ve süslü nesri dil, cümle yapısı ve okur bakımından karşılaştırın. Osmanlı yazısında en çok hangisi kullanılmıştır?
- (Kazanım 2) Tulum'a göre Tursun Bey'in tarihi çağdaşı Âşıkpaşazâde'ninkinden hangi yönlerden ayrılır? Bu farkı okur ve amaç üzerinden açıklayın.
- (Kazanım 3) Âşıkpaşazâde'nin Süleyman Şah pasajında cümleler nasıl dizilir? «-miş» ekinin ve son cümlenin işlevi nedir?
- (Kazanım 3) Sinan Paşa'nın Maârifnâme cümlesinde seciyi ve tekrarı gösterin. Cümlenin anlamı ile söyleyişi arasındaki ilişki nedir?
- (Kazanım 4) Üçlü sınıflama hangi durumlarda yetersiz kalır? Sinan Paşa örneğini ve sınıflamanın ne zaman konduğunu kullanarak tartışın.
Cevaplar
- Sade nesir halk diline dayanır, kısa ve devrik cümleler kullanır, Farsça tamlamalara az yer verir; geniş bir okura hitap eder. Süslü nesir Arapça ve Farsça kelime, terkip ve kurallarla yüklüdür, cümleleri sayfalarca uzayabilir, seci ve söz sanatlarını yoğun kullanır; yüksek zümreye hitap eder. Orta nesir secili ibarelere ve Arapça-Farsça kelimelere yer verse de asıl amacı bilgi aktarmaktır; Uzun'a göre Osmanlı yazısında en çok rağbet göreni odur.
- Tulum'a göre Âşıkpaşazâde, Oruç ve Neşrî'nin tarihlerinde kısa cümleler ve süssüz ifadeler varken Tursun Bey Farsça ve Arapça söz dizimine uygun uzun cümleler kurar, tasvirlerde bol sıfat kullanır; yine de Türkçeyi ihmal etmez. Âşıkpaşazâde orta tabaka, askerler ve dervişler için bir tür halk destanı yazmıştır; Tursun Bey ise sarayın ve seçkinlerin okuyacağı, bir minnet borcu olarak kaleme alınmış bir eser yazmıştır.
- Cümleler kısa ve art arda dizilir: sürdü, sürçtü, düştü, kavuştu, çıkardılar, gömdüler; bir olay zinciri kurar. «Yar-ımış», «mukadder-imiş» gibi «-miş» ekleri anlatıcının olayı aktardığını ve kaderin böyle yazıldığını söyleyen bir ses taşır. Son cümle hikâyeyi bugüne bağlar: yere hâlâ «Türk Mezarı» denir.
- «Gâh» kelimesi her parçanın başında tekrar eder; «şikâyetler edem» ile «hikâyetler edem», «makālât» ile «kelimât» uyumlu seslerle biter, bu seci'dir. Anlam basittir, kitapta çeşitli konular işlenecektir; ama söyleyiş şiirin ritmini düzyazıya taşıyan bir süs gösterisidir.
- Uzun'a göre Sinan Paşa'nın Tazarru'nâme'si seci ve simetri yönünden süslüdür ama kısa ve açık cümleleriyle süslü nesirden ayrı düşünülmelidir; yani bazı metinler kategorilerin sınırında durur. Ayrıca sınıflama Osmanlı yazarlarının kendi kullandığı bir ayrım değil, Fahir İz'in 1964 tarihli kitabıyla yerleşmiş modern bir okuma aracıdır; Osmanlı tezkireleri selâset ve elfaz gibi başka ölçütler kullanırdı. İyi bir cevap, sınıflamanın yol gösterici ama her metni tam açıklamayan bir harita olduğunu gösterir.
Okuma
- Mustafa İsmet Uzun, «Nesir» maddesinin Türk edebiyatı bölümü, TDV İslâm Ansiklopedisi (çevrimiçi) — üç üslup ve Tanzimat sonrası nesrin sadeleşmesi.
- Âşıkpaşazâde, Osmanoğulları'nın Tarihi, hzl. Kemal Yavuz ve M. A. Yekta Saraç — Süleyman Şah ve Osman Gazi bölümlerini yüksek sesle okuyun.
- Fahir İz, Eski Türk Edebiyatında Nesir — üçlü sınıflamanın kaynağı olan seçki ve giriş yazısı.