Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Bâkî 1526-27'de İstanbul'da yoksul bir müezzin ailesinde doğdu; Zâtî'nin dükkânında yetişti, öğrenciyken Süleymaniye inşaatında bina emini olarak çalıştı.
- Kasidelerle hâmiden hâmiye yükseldi; Kanûnî şiirlerini ona nazire için gönderdi, divanını düzenletti ve onu çağının en büyük şairi saydı; «sultânü'ş-şuarâ» unvanı yüzyıllarca onunla anıldı.
- Bâkî'nin şiiri zevkin, meclisin, İstanbul'un ve nüktenin şiiridir; divanında rubâî ve dinî şiir yoktur (Fuzûlî'de 76 rubâî vardır); imâle ve zihaf kulağı incitmeyecek kadar azalmıştır.
- Kanûnî Mersiyesi'nin beşinci bendinde padişahın ölümü bir uyku gibi söylenir ve evrene yayılır: güneş, bulut, kılıç, kalem ve bayrak yas tutar.
- Hâmilik bir imkândı ama bir bağımlılıktı da: mersiyenin sonu yeni padişaha seslenir; Bâkî azledildi, bir gazel yüzünden gözden düştü ve şeyhülislâmlığa hiç ulaşamadı.
Kazanımlar
- Bâkî'nin yoksul bir aileden «sultânü'ş-şuarâ» unvanına yükselişini, Zâtî'nin dükkânından Kanûnî'nin meclisine uzanan hâmilik ilişkileri üzerinden anlatabilir.
- Bâkî'nin şiir anlayışını, DİA'daki değerlendirme ve Fuzûlî ile yapılan ölçülebilir karşılaştırmalar üzerinden açıklayabilir.
- Kanûnî Mersiyesi'nin beşinci bendinden beyitleri okuyup padişahın ölümünün evrene nasıl yayıldığını gösterebilir.
- Hâmiliğin bir saray şairinin şiirine ve hayatına hem imkân hem bağımlılık olarak nasıl yansıdığını değerlendirebilir.
Video metni
Soğuk açılış
Eylül 1566. İstanbul'a Macaristan'dan bir haber ulaşır: Kanûnî Sultan Süleyman, Sigetvar kuşatması sırasında ölmüştür. Kırk yaşlarında bir müderris, haziranda hacca giden babasının ölüm haberini almıştır. Şimdi, yıllardır kendisini koruyan padişahı da kaybeder.
Oturur ve yazar. Yazdığı şiir, Türk edebiyatının en ünlü ağıtlarından biri olacaktır. Ama şiirin son bölümü başka bir şey de yapar: tahta çıkan yeni padişaha, II. Selim'e seslenir.
Bir yas şiiri, aynı zamanda bir iş başvurusudur. Şairin adı Bâkî'dir.
Büyük soru
Önceki ünitede, Irak'ta dokuz akçelik maaşını bile alamayan Fuzûlî'yi gördük. Aynı padişahın başkentinde ise başka bir şair, sarayın en yakın çevresine girmişti. Bir şair imparatorluğun merkezinde, gücün en yakınında yazınca şiiri nasıl bir ses kazanır ve bu yakınlık ona neye mal olur?
Bağlam
Asıl adı Mahmud Abdülbâkî'dir; 1526-27'de İstanbul'da, Fâtih Camii müezzinlerinden Mehmed Efendi'nin oğlu olarak doğdu. İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesinde Mehmed Çavuşoğlu, ailesinin yoksul olduğunu yazar. Gençliğinde saraç çırağı olduğu uzun süre anlatılmıştır; Orhan Şaik Gökyay'ın dikkat çektiği bir görüşe göre ise işi, camilerde kandilleri yakan «serrâc»lıktı.
Medreseye girer ve şiire başlar. Beyazıt Camii'nin avlusunda şair Zâtî'nin bir remilci dükkânı vardır; burası İstanbul şairlerinin buluşma yeridir. Genç Bâkî gazellerini oraya götürüp ustanın eleştirisine sunar. Zâtî onun bir beytini kendi gazeline alır ve ayıplayanlara, Bâkî gibi bir şairin şiirini almanın ayıp olmadığını söyler.
Çavuşoğlu'nun aktardığı bir ayrıntı dönemi iyi anlatır. Bâkî 1555'te padişaha sunduğu bir kasidede üç yıldır medrese odalarında yattığını ve padişahın emriyle bir yıl bina eminliği yaptığını söyler. Anlaşıldığına göre öğrenciyken, yapımı süren Süleymaniye Külliyesi'nde çalışmıştı. İmparatorluğun en büyük yapısı yükselirken, onu yazacak şair de iskelenin dibindeydi.
Ana anlatı — padişahın şairi
Bâkî'yi yükselten, bir zincir hâlinde birbirine bağlanan hâmilerdir. Hocasıyla Halep'e gider, dönüşte Şeyhülislâm Ebüssuûd'un oğluna bir kaside sunup babasına tavsiye mektubu alır, İstanbul'da Ebüssuûd'a bir kaside daha verir. Sadrazamlara, onların şeyhlerine, saray ağalarına kasideler yazar. Her kaside bir kapıyı aralar.
Zincirin ucunda padişah vardır. Kanûnî de şiir yazar, Muhibbî mahlasıyla. Cevdet Kudret'in aktardığına göre padişah şiirlerini Bâkî'ye gönderip onlara nazire yazmasını ister. Bâkî'ye kıymetli kitaplar hediye eder; divanını da onun emriyle düzenletir. Tarihçi Selânikî'nin kaydına göre Kanûnî, Abdülbâkî gibi bir kabiliyeti bulup çıkarmayı saltanatında en çok haz duyduğu işlerden biri sayarmış. Medrese arkadaşı şair Nev'î bunu tek mısrada söyler: «Bâkî'yi Sultan Süleyman etti Selmân-ı zaman.» Süleyman, Bâkî'yi zamanın Selmân'ı yaptı. Buradaki Selmân büyük ihtimalle, kuruluş döneminde Ahmedî'nin de örnek aldığı Selmân-ı Sâvecî'dir; Nev'î, Bâkî'yi o büyük saray şairlerinin sırasına koyar.
Ana anlatı — zevkin ve şeklin ustası
Bu yakınlık şiire nasıl yansıdı? Çavuşoğlu'nun tarifi açıktır: Bâkî her şeyden önce bir gazel şairidir; gazellerinde hayatın zevklerini, aşkı, meclisi, gününü gün etmeyi söyler. Bu bakımdan, şiiri manevi ıstırap etrafında dönen Fuzûlî'den çok ayrılır. Onda coşkun ilham değil, şekil üzerinde durmak, ince hayaller, nükte ve tevriye esastır. İstanbul'un tabiatı ve devrin zengin hayatı şiirine sık sık girer; divan şiirine İstanbul Türkçesini yerleştirmekte payı olduğu söylenir.
Bu fark ölçülebilir de. Songül Yağcıoğlu'nun Fuzûlî ile Bâkî divanlarını karşılaştıran doktora tezine göre Fuzûlî'nin divanında çoğu dinî konulu 76 rubâî vardır; Bâkî'nin divanında hiç rubâî yoktur. Yağcıoğlu bunu, felsefî ve hikemî konuların işlendiği bu türe Bâkî'nin hiç ilgi göstermemesiyle açıklar. Çavuşoğlu da neredeyse her büyük şairin divanında bulunan tevhid, münâcât ve na't gibi dinî şiirlerin Bâkî'nin divanında olmadığını, Mekke kadılığı yapmış bir şairin tek bir na't bile yazmamasının düşündürücü olduğunu belirtir.
Bir de dil vardır. Ahmedî'den beri şairler, Türkçeyi aruza uydurmak için heceleri uzatıp kısaltmak zorunda kalıyordu. Çavuşoğlu'na göre Bâkî'de bu imâle ve zihaflar, okuyanın kulağını incitmeyecek kadar azalmıştır. Kuruluş döneminde başlayan iş, burada bir olgunluğa ulaşır.
Yaygın yanlış«Bâkî Fuzûlî'den daha büyük şairdir» ya da tersi.
İki şair arasındaki fark bir değer sıralaması değil, bir yönelim farkıdır. Rubâî sayısı, dinî şiirlerin varlığı, imâle oranı ölçülebilir; kimin «daha büyük» olduğu ölçülemez. Kendi çağında Bâkî sultânü'ş-şuarâ sayıldı, Fuzûlî ise Karahan'ın deyişiyle tezkirelerde belki hiçbir şaire nasip olmayan bir saygıyla anıldı. Hangisini daha çok seveceğiniz sizin okumanıza kalmıştır.
Metin anı
Kanûnî Mersiyesi, bentlerden oluşan bir terkib-i benttir. Kudret'e göre bütünü yedi benttir. Beşinci bentten üç beyit okuyalım.
Gün doğdu şâh-ı âlem uyanmaz mı hâbdan
Kılmaz mı cilve hayme-i gerdûn-cenâbdan
Yollarda kaldı gözlerimiz gelmedi haber
Hâk-i cenâb-ı südde-i devlet-meâbdan
Yansın yakılsın âteş-i hecrinle âftâb
Derdinle kara çullara girsin sehâbdan
İlk beytin gücü bir çelişkidedir. Güneş doğmuştur, ama padişah uyanmaz. Sabahın gelişi, bir hükümdarın kalkıp çadırından görünmesi demektir. Burada ise sabah gelir ve beklenen gelmez. «Uyanmaz mı?» sorusu hem bir yalvarış hem bir inkârdır: şair ölümü söylemez, uykuyu söyler.
İkinci beyit bekleyişi bir sarayın diliyle kurar. Gözler yollarda kalmıştır; ama bekledikleri, devlet kapısının eşiğinden gelecek bir haberdir. Yas bile bir saray düzeninin içinde tutulur.
Altıncı beyitte ise yas evrene yayılır. Güneş ayrılık ateşinde yanmalı, bulut kara yas giysilerine bürünmelidir. Bentin devamında kılıç kınına, kalem yakasını yırtmaya, bayrak gömleğini parçalamaya çağrılır. Gökyüzünden silah ve yazıya kadar imparatorluğun bütün eşyası tek bir yasın katılımcısıdır. Bu, Fuzûlî'nin bir kişinin iç yarasından çok farklıdır: burada acı bir kişiye değil, bir düzene aittir. Evren padişahın etrafında dönüyordu; padişah gidince evren de yas tutar.
Kudret mersiyenin dilinin yer yer çok ağırlaştığını da not eder. İlk bendin açılışı buna örnektir. Beşinci bent ise ağır kelimeleri basit bir soru cümlesinin içine yerleştirir: «uyanmaz mı?»
Cevap ve bağlantı
Büyük soruya dönelim. Gücün merkezinde yazılan şiir, o gücün sesini alır: güneşi, bulutu, kılıcı ve kalemi bir padişahın etrafında düzenler. Zevkin, meclisin, İstanbul'un şiiridir; derin bir iç ıstıraptan çok şeklin, nüktenin ve kulağı incitmeyen bir Türkçenin ustalığıdır. Bâkî'yi sultânü'ş-şuarâ yapan, hem bu ustalık hem de ona kapıları açan hâmilerdir.
Ama bu yakınlığın bir bedeli vardır. Mersiye yazılır, cülûsiye sunulur, yine de Bâkî beklediği ödülü alamaz ve müderrislikten azledilir. 1575'te bir gazelin onun olduğu söylenerek padişaha karşı ima taşıdığı ileri sürülür; bir süre gözden düşer. Çavuşoğlu'na göre koruyucuları gazelin başka bir şaire ait olduğunu söyleyerek onu kurtarmıştır, oysa gazel divanının pek çok nüshasında vardır. Üç kez Rumeli kazaskeri olur ama çok istediği şeyhülislâmlığa hiç ulaşamaz. 1600'de öldüğünde, saray şiirinin hem zirvesini hem de kırılganlığını yaşamıştır.
Kapanış kancası
Bâkî'nin bir gazeli yanlış okunmuş, bir ima yüzünden gözden düşmüş, ama kurtarılmıştı. Bir kuşak sonra aynı sarayda bir başka şair, başta Bâkî olmak üzere büyük şairlere nazireler yazan ve kendini Fars ustalarına denk, hatta üstün gören Erzurumlu Nef'î, sözünü daha da keskinleştirecekti. Bu kez söz övmek için değil, yermek için kullanılıyordu. Bir şairin dili onu nereye kadar korur ve nerede onun sonunu hazırlar?
Özet kartı
- Bâkî 1526-27'de İstanbul'da yoksul bir müezzin ailesinde doğdu; Zâtî'nin dükkânında yetişti, öğrenciyken Süleymaniye inşaatında bina emini olarak çalıştı.
- Kasidelerle hâmiden hâmiye yükseldi; Kanûnî şiirlerini ona nazire için gönderdi, divanını düzenletti ve onu çağının en büyük şairi saydı; «sultânü'ş-şuarâ» unvanı yüzyıllarca onunla anıldı.
- Bâkî'nin şiiri zevkin, meclisin, İstanbul'un ve nüktenin şiiridir; divanında rubâî ve dinî şiir yoktur (Fuzûlî'de 76 rubâî vardır); imâle ve zihaf kulağı incitmeyecek kadar azalmıştır.
- Kanûnî Mersiyesi'nin beşinci bendinde padişahın ölümü bir uyku gibi söylenir ve evrene yayılır: güneş, bulut, kılıç, kalem ve bayrak yas tutar.
- Hâmilik bir imkândı ama bir bağımlılıktı da: mersiyenin sonu yeni padişaha seslenir; Bâkî azledildi, bir gazel yüzünden gözden düştü ve şeyhülislâmlığa hiç ulaşamadı.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Hâmi | Patron | Şairi koruyan, ona makam, maaş ve hediye sağlayan kişi |
| Sultânü'ş-şuarâ | Sultan of poets | «Şairlerin sultanı»; Bâkî'ye verilen unvan |
| Mersiye | Elegy | Ölenin ardından yazılan, erdemlerini anıp yasını tutan şiir |
| Cülûsiye | Accession poem | Yeni padişahın tahta çıkışını kutlayan şiir |
| Nükte | Witty point | İnce, zekice, çoğu zaman iki anlamlı buluş |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Bâkî yoksul bir aileden saray şairliğine nasıl yükseldi? Zâtî'nin dükkânı ve kasideler bu yükselişte nasıl bir rol oynadı?
- (Kazanım 2) DİA'ya göre Bâkî'nin şiir anlayışı Fuzûlî'ninkinden nasıl ayrılır? Bu farkı ölçülebilir hâle getiren iki gözlem verin.
- (Kazanım 3) «Gün doğdu şâh-ı âlem uyanmaz mı hâbdan» beytinde güneşin doğuşu ile padişahın uyanmaması arasındaki çelişki ne işe yarar?
- (Kazanım 3) Beşinci bentte padişahın ölümü hangi varlıklara yayılır? Bu yayılma, acının kime ait olduğu konusunda Fuzûlî'den nasıl bir fark gösterir?
- (Kazanım 4) Hâmilik Bâkî'nin hayatında ve şiirinde hem bir imkân hem bir bağımlılık olarak nasıl görünür? Mersiyeden ve hayatından birer örnek verin.
Cevaplar
- Fâtih Camii müezzininin oğlu olan Bâkî medreseye girdi ve şiire başladı. Beyazıt'taki Zâtî'nin dükkânı İstanbul şairlerinin buluştuğu yerdi; Bâkî gazellerini ona götürdü, Zâtî'nin takdirini kazandı. Sonra hocasına, Ebüssuûd'a, sadrazamlara ve padişaha kasideler sunarak hâmiden hâmiye yükseldi; Kanûnî ona nazire yazdırdı ve divanını düzenletti.
- Bâkî zevkin, aşkın, meclisin ve nüktenin şairidir; Fuzûlî'nin şiiri ise manevi ıstırap etrafında döner. Ölçülebilir gözlemler: Fuzûlî'nin divanında çoğu dinî 76 rubâî varken Bâkî'nin divanında hiç rubâî yoktur; Bâkî'nin divanında tevhid, münâcât ve na't da bulunmaz.
- Sabah, hükümdarın kalkıp çadırından göründüğü andır; güneş doğduğu hâlde padişahın uyanmaması, beklenen düzenin bozulduğunu gösterir. Soru hem bir yalvarış hem bir inkârdır: şair ölümü doğrudan söylemez, onu bir uyku gibi anlatır.
- Güneşe, buluta, kılıca, kaleme ve bayrağa. Gökyüzünden silah ve yazıya kadar imparatorluğun bütün eşyası yasa katılır. Fuzûlî'de acı bir kişinin iç yarasıdır; burada ise bir düzene aittir: padişah evrenin merkeziydi, o gidince evren yas tutar.
- İmkân olarak: Kanûnî'nin himayesi ona kitaplar, makamlar ve sultânü'ş-şuarâ unvanını getirdi. Bağımlılık olarak: mersiyenin son bendi yeni padişah II. Selim'e seslenir, yani yas şiiri yeni bir hâmi arayışıdır; buna rağmen Bâkî azledildi, 1575'te bir gazel yüzünden gözden düştü ve şeyhülislâmlığa hiç ulaşamadı.
Okuma
- Bâkî, Kanûnî Mersiyesi — Cevdet Kudret'in Divan Şiirinde Üç Büyükler 2: Bâkî kitabında günümüz Türkçesiyle, ayrıca Vikikaynak'ta; beşinci bendi yüksek sesle okuyun.
- Mehmed Çavuşoğlu'nun İslâm Ansiklopedisi'ndeki «Bâkî» maddesi — şairin hâmileri, makamları ve şiir anlayışı üzerine.
- Songül Yağcıoğlu, Fuzûlî ve Bâkî Divanlarının Karşılaştırılması (İÜ doktora tezi, 2009) — iki şairi nazım şekli, vezin ve kelime kadrosu üzerinden karşılaştırmak için.