İçeriğe geç

Ünite EDB-201-08 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi · Uzman ünitesi

Destanların derlenme süreci, Uygur metinleri ve Budist-Maniheist etkiler

EDB-201 İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı

2.788 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma · anlatım 16 dk

  • derleme katmanı
  • toyın
  • Maniheizm
  • Budizm
  • kut
  • çeviri edebiyatı
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Uygur göç destanının iki ayrıntılı kaydı vardır: Yu Ji'nin 1334 yazıtına dayanan Çince Yuan shi (1370) ve Cüveynî'nin Farsça Tarih-i Cihangüşa'sı (1252–1260); ikisi de Uygurların kendi kitaplarına dayanıyor olmalıdır.
  2. Bögü Kağan anlatısında katmanlar ayrılabilir: ağacı dölleyen kutsal ışık Maniheist bir motiftir, kamları yenen toyınlar Budisttir, «hayret» çerçevesi ve Afrasiyab özdeşliği Müslüman İranlı tarihçinin eklemesidir.
  3. Tarihte Bögü Kağan 762–763'te Maniheizmi devlet dini yaptı; destandaki Budist zafer, anlatının yazıya geçtiği çağın izini taşıyor olabilir.
  4. Kutlu kaya anlatısı, Orhun yazıtlarındaki Çin korkusunu bir olay örgüsüne dönüştürür: kut bir taşa bağlıdır, taş gidince devlet de gider.
  5. 840 sonrası Koço ve Beşbalık'ta çevrilen Maytrısimit ve Altun Yaruk gibi metinler, alp kahramanın yanına merhamet ve feragati yücelten ikinci bir kahraman tipi getirdi; bu metinleri bugün Turfan seferlerinin getirdiği parçalardan tanıyoruz.

Kazanımlar

  • Uygur göç destanının Çince (Yuan shi) ve Farsça (Cüveynî) kayıtlarını karşılaştırarak her kaydın kim tarafından, ne zaman ve hangi çerçeveyle yazıldığını gösterebilir.
  • Bögü Kağan anlatısında Maniheist, Budist ve İslami katmanları birbirinden ayırt edebilir.
  • 840 sonrasında Turfan ve Beşbalık'ta çevrilen Budist ve Maniheist metinlerin Türk edebiyatına getirdiği yeni kahraman ve değer tiplerini örnekle açıklayabilir.
  • Bir destanın yazıya geçiş sürecini, yazan elin inancı, dili ve çağının metni nasıl biçimlendirdiği üzerinden değerlendirebilir.

Video metni

Soğuk açılış

1250'lerin başı, Moğol başkenti Karakurum. İranlı bir bürokrat, Atâ Melik Cüveynî, Moğol fetihlerinin tarihini Farsça yazmaya başlamıştır. Müslümandır, Moğol sarayında görevlidir. Bir bölümde Uygurlara gelir ve onların kendi kitaplarında okuduğu köken anlatısını aktarır: iki ağacın arasına gökten bir ışık iner, bir tepe kabarır, içinden beş çocuk çıkar. Ama anlatıya başlamadan önce okuruna bir uyarı yapar. Bu anlatılanları hakikat ve kesinlik olarak değil, hayret edilecek bir şey olarak sunduğunu söyler.

Bir Türk destanı; Uygur kitaplarında korunmuş, Moğol sarayında okunmuş, Müslüman bir İranlının eliyle Farsça yazılmış. Bu destan bize ulaşana kadar kaç elden geçti ve her el ona ne kattı?

Büyük soru

Önceki ünitelerde iki uç gördük: şarkıcının dinleyiciye göre değiştirdiği Manas ve bir daha değişmesin diye taşa kazınmış Orhun yazıtları. Destanların çoğu bu iki ucun arasında bir yolla bize geldi: onları söyleyenler değil, başka dilde, başka inançta, başka çağda yaşayan kişiler yazıya geçirdi. O zaman sorumuz şu: sözlü bir destan yazıya geçerken, onu yazan elin inancı, dili ve çağı metni ne kadar değiştirir?

Bağlam

744–745'te Göktürk Kağanlığı yıkıldı ve Moğolistan bozkırında iktidar Uygurlara geçti. Uygur başkenti Ordu-Balık, Orhun ırmağının kıyısındaydı; yani Kül Tigin taşının hemen yakınında.

Uygur tarihinin edebiyat açısından ilk kırılması bir din değişimidir. Uygur kağanı Bögü, Çin'deki bir seferden dönerken Maniheist din adamlarıyla tanıştı ve 762–763'te Maniheizmi devlet dini yaptı. Maniheizm, üçüncü yüzyılda İran'da Mani'nin kurduğu, dünyayı ışık ile karanlığın çatışması olarak gören bir dindi.

İkinci kırılma 840'ta geldi. Kırgızlar Uygur Kağanlığı'nı yıktı; Uygurların bir kısmı güneybatıya, Turfan havzasına ve Beşbalık'a göç etti. Orada kurulan Koço Uygur devleti yaklaşık dört yüz yıl yaşadı. Bu şehirler İpek Yolu'nun üzerindeydi ve Budizmin Orta Asya'daki büyük merkezleri arasındaydı. Uygurlar yerleşik hayata geçtikçe Budizm ağır bastı; Maniheizm bir süre onunla yan yana yaşadı.

EDB-107-02'de bu dönemin yazılarını ve çevirinin Türkçenin sözvarlığını nasıl genişlettiğini görmüştük. Burada soruyu edebiyat açısından soruyoruz: bu yeni inançlar anlatıları, kahramanları ve destanların kendisini nasıl değiştirdi?

Bunu bilebilmemizin nedeni de bir derleme sürecidir, ama bu kez arkeolojik bir derleme. 1902 ile 1914 arasında dört Alman seferi Turfan'a gitti. Albert Grünwedel ve Albert von Le Coq'un yönettiği bu seferler, duvar resimlerinin yanında kırk bin kadar metin parçasını Berlin'e taşıdı. Uygur edebiyatının büyük kısmı bugün bu parçalardan tanınıyor.

Ana anlatı — ışıktan doğan kağan

Önce göç destanının ilk yarısına bakalım: Uygurların türeyişi. Bu anlatının iki ayrıntılı kaydı var ve ikisi de Uygurların kendisinden değil, onları yöneten Moğol İmparatorluğu'nun dünyasından geliyor.

Birinci kayıt Çincedir. Moğolların Çin'de kurduğu Yuan hanedanı döneminde, 1334'te, saray bilgini Yu Ji, Moğollara hizmet eden Uygur hükümdar ailesi için bir anıt yazıtı kaleme aldı. Anlatı oradan, 1370'te derlenen resmî Yuan tarihi'ne, yani Yuan shi'ye geçti. İkinci kayıt Farsçadır: Cüveynî'nin Tarih-i Cihangüşa'sı, yani Dünya Fatihinin Tarihi. Cüveynî onu 1252–53'te Karakurum'da yazmaya başladı ve 1260'ta hâlâ üzerinde çalışıyordu.

İki kayıt şaşırtıcı ölçüde birbirine yakındır. İki ırmak, gökten inen ışık, ağaçta beliren kabarıklık, beş çocuk, en küçüğünün hükümdar olması. Boyle'un İngilizce çevirisi Yuan shi kaydının Cüveynî'ye dikkat çekici biçimde yakın olduğunu not eder. Ortak bir kaynağa, büyük olasılıkla Uygurların kendi kitaplarına dayanıyor olmalıdırlar. Ama ayrıntılarda ayrılırlar ve asıl ilginç olan bu ayrılıklardır.

Cüveynî'nin anlatısı çok daha uzundur ve bir masal gibi çoğalır. Çocuklar sütlerini, ağızlarının karşısında asılı borulardan emer. Anne babalarını sorduklarında halk onlara iki ağacı gösterir. Çocuklar ağaçların önünde eğilir; ağaçlar dile gelir ve onları kutsar. En küçükleri Bögü, güzelliği, aklı ve bütün halkların dillerini ve yazılarını bilmesiyle ötekilerden üstün bulunur ve han yapılır. Tanrı ona bütün dilleri bilen üç kuzgun gönderir. Bir kız her gece bacadan inip onunla konuşur; yedi yıl, altı ay, yirmi iki gün sonra ona doğudan batıya kadar dünyanın onun olacağını söyleyip veda eder.

Sonra din sorusu gelir. Cüveynî'ye göre Bögü Han Çin'e elçi gönderir ve Budist rahipleri, Uygurca adıyla toyınları çağırtır; Boyle'un notuna göre Türkçe bir sözcük olan toyın, Budist rahip demektir. Toyınlar ile kamlar karşı karşıya getirilir. Toyınlar kutsal kitaplarından «nom» adını verdikleri bölümleri okur; kamlar cevap veremez. Böylece Uygurlar, Cüveynî'nin deyişiyle «put tapıcılığı», yani Budizmi kabul eder. Cüveynî bunu anlatırken bir Müslüman olarak konuşur. Budist öğretilerin içinde bütün peygamberlerin dinine uygun güzel öğütler bulunduğunu teslim eder, ama sahneyi, Doğu'nun putperestlerinden daha bağnaz ve İslam'a daha düşman kimse olmadığı yargısıyla bitirir.

Şimdi katmanları ayıralım. Tarihte Bögü Kağan'ın benimsediği din Maniheizmdir. Cüveynî'nin anlatısında ise kamları yenen din Budizmdir. Bu uyumsuzluk için kesin bir açıklama yok. Ama akla yatkın bir okuma şu: Cüveynî'nin çağında Uygurların büyük çoğunluğu Budistti. Anlatı, onu anlatan topluluğun bugününe göre güncellenmiş olabilir; tıpkı Manas şarkıcısının dinleyicisine göre Beyaz Çar'ı eklemesi gibi.

Öte yandan eski katman tamamen silinmemiştir. Alman tarihçi Josef Marquart, ağacın üzerine inen ve onu dölleyen ışık akışını «gerçek Maniheist» bir motif olarak görür. Maniheizmde ışık, karanlığa hapsolmuş kutsal özdür. Yuan shi'nin modern baskısındaki bir not ise Bögü adının Çince yazılışının Sincan'da bulunan Maniheist yazmalardaki adla uyuştuğunu belirtir. Yani doğuş sahnesinde Maniheist bir ışık, din sahnesinde Budist bir zafer ve bütün anlatının çevresinde Müslüman bir tarihçinin çerçevesi vardır. Cüveynî'nin eklediği bir ayrıntı daha var: Bögü Han'ın, İran destanı Şehname'deki Turan hükümdarı Afrasiyab olduğunun söylendiğini aktarır. Bir Uygur kahramanı, böylece İran'ın destan haritasına da yerleştirilir.

Yaygın yanlış«Göç destanında Uygurlar Maniheizmi kabul eder.»
Doğrusu

Bazı yeniden anlatımlar böyle özetler, ama Cüveynî'nin metni Budist toyınların kamları yendiğini ve Uygurların «put tapıcılığını», yani Budizmi kabul ettiğini söyler. Uygurların 762–763'teki tarihsel din değişimi Maniheizme olmuştur. Destan ile tarih burada ayrılır ve bu ayrılık, anlatının hangi çağda yazıya geçtiğinin bir izi olarak okunabilir.

Ana anlatı — kutlu kaya ve göç

Destanın ikinci yarısı, Uygurların neden yurtlarını bırakıp göç ettiğini anlatır. Bu kez ayrıntıyı Yuan shi verir.

Bögü'den otuz küsur hükümdar sonra Yulun Tigin tahttadır. Uygurlar Tang Çinlileriyle sık sık savaşır; sonunda barış için bir evlilik kararlaştırılır. Çin sarayı bir prensesi Yulun Tigin'in oğlu Kalı Tigin'e verir. Prenses Karakurum'daki bir dağa yerleşir. Yakında «Tanrı dağı» adında bir dağ ve onun güneyinde, adı «kut dağı» anlamına gelen kayalık bir dağ vardır.

Çin elçileri, yanlarında yer bilimcilerle birlikte gelir ve yeri inceler. Aralarında şöyle konuşurlar: bu ülkenin gücü bu dağdan gelir, dağı yıkarsak ülke zayıflar. Sonra kağanın oğluna giderler: artık dünür olduk, sizden bir dileğimiz var; bu kayanın size bir yararı yok, bizimkiler onu görmek istiyor. Uygur tarafı kayayı verir. Kaya yerinden oynatılamayacak kadar büyüktür. Çinliler onu ateşte kızdırır, üzerine sert sirke dökerler; kaya parçalanır, arabalara yüklenip götürülür. Ülkedeki kuşlar ve hayvanlar ağlaşır. Yedi gün sonra Yulun Tigin ölür. Felaketler birbirini izler, halk huzur bulamaz, hükümdarlar birbiri ardına ölür ve sonunda Uygurlar Koço'ya göç eder.

Bu anlatı bir önceki üniteden tanıdık bir korkuyu tekrar eder. Kül Tigin yazıtında Bilge Kağan, Çinlilerin tatlı sözü ve yumuşak ipeğiyle uzaktaki halkları yaklaştırıp sonra onlara kötülük düşündüğünü söylüyordu. Göç destanında aynı korku bir olay örgüsüne dönüşür: bir evlilik, dostça bir dilek ve kutun kendisinin kaybı. Tarihte Uygurların göçünü tetikleyen Kırgız saldırısıdır; destan ise kaybı içeride, bir kutsal taşın elden çıkarılmasında arar. Kut, bir toprağa ve bir taşa bağlı olarak düşünülür; taş gidince devlet de gider.

Ana anlatı — yeni kahramanlar, yeni metinler

Koço'da ve Beşbalık'ta yazılan Uygur metinlerinin büyük kısmı dinî ve çeviri metinlerdir. En hacimli ve en tanınmış olanları Toharcadan çevrilen Maytrısimit, Çinceden çevrilen Altun Yaruk ve Çinli hacı Hüen-tsang'ın biyografisidir.

Maytrısimit'in adı, Budizmde geleceğin Buda'sı sayılan Maitreya ile buluşmayı anlatır. Maniheist misyonerlerin Mani'yi Budistlere tam da bu adla, «geleceğin Buda'sı» olarak tanıttığını hatırlayalım. İki din Turfan'da yalnız yan yana yaşamadı, birbirinin dilini de ödünç aldı.

Altun Yaruk, yani «Altın Işık», Mahayana Budizminin bir sutrasıdır. Uygurca çevirisi onuncu yüzyılda Beşbalıklı Şıngku Seli Tutung'a bağlanır. Kitapta Buda'ya sorular yöneltilir, Buda da çoğu zaman bir hikâyeyle cevap verir. Bunların en ünlüsü aç kaplan hikâyesidir. Üç prens ormanda, açlıktan yavrularını yemek üzere olan bir dişi kaplana rastlar. En küçük prens kendini kaplana yem olarak verir.

Bu hikâyeyi Orhun yazıtlarının kahramanlarının yanına koyalım. Kül Tigin'in yiğitliği düşmanın üzerine atılmakla, atları altında vurulsa da savaşmayı sürdürmekle ölçülüyordu. Altun Yaruk'un prensi ise en büyük kahramanlığı kendi bedenini başka bir canlının acısına vermekte bulur. Bu, eski kahramanın yerini tümüyle alan bir ideal değildir; Uygur toplumunda savaşçı ve bilge hükümdar övgüsü sürdü. Ama Türkçeye, gücü ve fethi değil merhameti ve feragati yücelten ikinci bir kahraman tipi girdi.

Kaynakların bir sınırı da var. Turfan'dan çıkan metinlerin büyük kısmı parça hâlindedir; bir sayfanın yarısı, bir tomarın kenarı. Uygur edebiyatını bugün bildiğimiz biçimde kuran şey, bu parçaları bir araya getiren yirminci yüzyıl filologlarının emeğidir. Yani Uygur metinleri de bize, yüzyıllar sonra, başka ellerin derlemesiyle ulaşmıştır.

Metin anı

Şimdi Yuan shi'deki doğuş sahnesine yakından bakalım. Metin Çincedir; burada onun en yoğun cümlelerini okuyoruz.

一夕,有神光降于樹,在兩河之間,人即其所而候之,樹乃生癭,若懷姙狀,自是光常見。越九月又十日而樹癭裂,得嬰兒者五,土人收養之。其最稚者曰卜古可罕。

İlk ayrıntı ışığın niteliğidir. Metin sıradan bir ışıktan değil, «kutsal ışık»tan söz eder. Bu ışık ağacı döller; ağaç bir anne karnı gibi kabarır. Marquart'ın Maniheist bulduğu motif budur: ışığın maddeye inip onda yaşam doğurması.

İkinci ayrıntı süredir. Dokuz ay on gün, bir insan gebeliğinin süresidir. Destan, olağanüstü bir doğumu insan ölçüsüne bağlar. Ağaç bir anne gibi davranır; bu yüzden Cüveynî'nin çocuklarının ağaçlara anne baba diye eğilmesi de şaşırtıcı değildir.

Üçüncü ayrıntı tanıklardır. İnsanlar ışığı görür, gider, bekler; çocukları yerli halk büyütür. Kağan halkın gözü önünde doğmuştur. Bu ayrıntı meşruiyeti kurar: Bögü'nün soyu bir iddiaya değil, toplu bir tanıklığa dayanır.

Son ayrıntı sıradır. Hükümdar olan, beşin en küçüğüdür. Bu, Türk anlatılarında sık görülen bir düzendir. Ama asıl dikkat çeken, bütün bu sahnenin bir Çin resmî tarihinde, Moğollara hizmet etmiş bir Uygur ailesinin soyunu yüceltmek için yazılmış bir yazıta dayanmasıdır. Destan burada bir aile şeceresinin işini görür.

Cevap ve bağlantı

Büyük soruya dönelim. Göç destanının yolu şöyle izlenebilir. Önce Uygurların kendi kitapları vardı; bunlar bugün elimizde değil. Sonra iki derleyici geldi. Biri Moğol sarayında görevli, Müslüman ve İranlı bir tarihçiydi. Öbürü, Moğollara hizmet eden Uygur hükümdar ailesi için yazan Çinli bir saray bilginiydi. Birinin kaydı Farsça bir fetih tarihine, öbürününki Çince bir resmî tarihe girdi.

Her el bir şey kattı ya da bir şeyi değiştirdi. Cüveynî anlatıyı «hayret» diye çerçeveledi, Bögü'yü Afrasiyab'a bağladı ve din değişimini kendi çağındaki Budist Uygurların bakışıyla aktardı. Yu Ji ile Yuan shi'nin derleyicileri ise anlatıyı bir ailenin şeceresinin başına yerleştirdi. Ama ikisi de kutsal ışığı, iki ağacı ve beş çocuğu korudu. Bu iki kaynağı yan yana koyduğumuzda ortak çekirdek ile her derleyicinin katkısını ayırabiliyoruz.

Cevap şu: yazıya geçiş, bir destanı donduran tarafsız bir fotoğraf değildir. Yazan elin inancı anlatının dinini değiştirebilir, dili onu başka bir destan haritasına yerleştirebilir, çağı da ona bir işlev yükleyebilir. Ama tek bir kaynağa değil birden çok kayda sahipsek, bu değişiklikleri görünür kılabiliriz.

Bu yöntem EDB-201-05'te Çin yıllıklarındaki kurt anlatılarını, EDB-201-04'te de Uygur harfli Oğuz Kağan ile Reşîdüddin'in İslami biçimini karşılaştırırken kullandığımız yöntemdir. İslamiyet öncesi Türk edebiyatının büyük kısmı bize böyle ulaşır: kendi sesiyle değil, başkalarının yazısında korunarak. Bunu bilmek, o edebiyatı küçültmez; onu okumanın dürüst yolunu gösterir.

Kapanış kancası

Cüveynî, Uygurların Budizmi kabul edişini anlatırken bir Müslüman olarak konuşuyordu. Oysa onun yazdığı çağdan üç yüz yıl kadar önce, Beşbalık'tan çok uzak olmayan Kaşgar'da bir Türk hanedanı, Karahanlılar, İslamiyet'i kabul etmişti. Bir yanda Budist sutralar çevrilirken öbür yanda Türkçe, Arap harfleriyle ve İslami kavramlarla yeni bir edebiyat kurmaya başlıyordu. Bir toplum din değiştirince edebiyatı nasıl değişir: eski kahramanlar ve eski sözler yeni inancın içinde nasıl bir yer bulur?

Özet kartı

  1. Uygur göç destanının iki ayrıntılı kaydı vardır: Yu Ji'nin 1334 yazıtına dayanan Çince Yuan shi (1370) ve Cüveynî'nin Farsça Tarih-i Cihangüşa'sı (1252–1260); ikisi de Uygurların kendi kitaplarına dayanıyor olmalıdır.
  2. Bögü Kağan anlatısında katmanlar ayrılabilir: ağacı dölleyen kutsal ışık Maniheist bir motiftir, kamları yenen toyınlar Budisttir, «hayret» çerçevesi ve Afrasiyab özdeşliği Müslüman İranlı tarihçinin eklemesidir.
  3. Tarihte Bögü Kağan 762–763'te Maniheizmi devlet dini yaptı; destandaki Budist zafer, anlatının yazıya geçtiği çağın izini taşıyor olabilir.
  4. Kutlu kaya anlatısı, Orhun yazıtlarındaki Çin korkusunu bir olay örgüsüne dönüştürür: kut bir taşa bağlıdır, taş gidince devlet de gider.
  5. 840 sonrası Koço ve Beşbalık'ta çevrilen Maytrısimit ve Altun Yaruk gibi metinler, alp kahramanın yanına merhamet ve feragati yücelten ikinci bir kahraman tipi getirdi; bu metinleri bugün Turfan seferlerinin getirdiği parçalardan tanıyoruz.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Derleme katmanıLayer of transmissionBir anlatının yazıya geçtiği her aşamada yazanın inancından, dilinden ve çağından metne karışan öğeler
ToyınToyin (Buddhist monk)Türkçede Budist rahip; Cüveynî'nin anlatısında kamları tartışmada yenen din adamları
ManiheizmManichaeismMani'nin üçüncü yüzyılda kurduğu, ışık ile karanlığın çatışmasına dayanan düalist din; 762–763'te Uygurların devlet dini oldu
BudizmBuddhismBuda'nın öğretisine dayanan din; Koço ve Beşbalık'ta Uygurlar arasında ağır basan inanç
KutKut (heavenly charisma)Eski Türk inancında Tanrı'nın verdiği, hükümdarlığı ve toplumun mutluluğunu sağlayan kutsal güç
Çeviri edebiyatıTranslation literatureBaşka dilde oluşmuş metinlerin aktarılmasıyla oluşan ve hedef dilin anlatı dağarcığını genişleten edebiyat

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Göç destanının Çince ve Farsça kayıtlarını kim, ne zaman ve hangi bağlamda yazdı? İki kaydın ortak çekirdeği nedir?
  2. (Kazanım 2) Bögü Kağan anlatısında hangi öğe Maniheist, hangisi Budist, hangisi Müslüman tarihçinin katkısıdır?
  3. (Kazanım 2) Tarihte Bögü Kağan hangi dini benimsedi? Cüveynî'nin anlatısındaki din değişimi bununla neden örtüşmez ve bu nasıl açıklanabilir?
  4. (Kazanım 3) Altun Yaruk'taki aç kaplan hikâyesinin kahramanı, Orhun yazıtlarının kahramanından hangi bakımdan ayrılır?
  5. (Kazanım 4) «Yazıya geçiş, bir destanı donduran tarafsız bir fotoğraf değildir» yargısını göç destanından iki örnekle destekleyin.

Cevaplar

  1. Çince kayıt, Yu Ji'nin 1334'te Moğollara hizmet eden Uygur hükümdar ailesi için yazdığı yazıttan 1370'te derlenen Yuan shi'ye geçmiştir. Farsça kayıt, Moğol sarayında görevli Müslüman İranlı tarihçi Cüveynî'nin 1252–1260 arasında yazdığı Tarih-i Cihangüşa'dadır. Ortak çekirdek: iki ırmak, gökten inen ışık, ağaçta beliren kabarıklık, beş çocuk ve en küçüğü Bögü'nün hükümdar olması.
  2. Ağacı dölleyen kutsal ışık Maniheist bir motiftir (Marquart); kamları yenen toyınlar Budisttir; anlatının «hayret» olarak çerçevelenmesi, Bögü'nün Afrasiyab ile özdeşleştirilmesi ve din sahnesinin İslam'a düşmanlık yargısıyla bitmesi Müslüman tarihçinin katkısıdır.
  3. Maniheizmi, 762–763'te. Cüveynî'de ise Budist toyınlar kamları yener. Bir açıklama, Cüveynî'nin çağında Uygurların çoğunun Budist olması ve anlatının anlatanların bugününe göre güncellenmiş olmasıdır; kesin bir açıklama yoktur.
  4. Orhun kahramanı yiğitliğini düşmana saldırmakta ve savaşta direnmekte gösterir; Altun Yaruk'un prensi ise kendini aç bir kaplana yem olarak vererek merhamet ve feragati yüceltir.
  5. Örneğin Cüveynî din değişimini kendi çağındaki Budist Uygurların bakışıyla aktarır ve Bögü'yü Şehname'nin Afrasiyab'ına bağlar; Yuan shi ise anlatıyı Moğollara hizmet eden bir Uygur ailesinin şeceresinin başına yerleştirir.

Okuma

  • ʿAtâ Melik Cüveynî, Tarih-i Cihangüşa, Uygur bölümü — Türkçe çevirisi Mürsel Öztürk (Tarih-i Cihan Güşa, Ankara 1988; tek cilt 1999); İngilizce çevirisi J. A. Boyle, The History of the World-Conqueror (1958), c. I, s. 53–61.
  • Yuan shi, 122. bölüm, Barçuk Art Tigin'in yaşamöyküsü — Çince Vikikaynak.
  • Altun Yaruk, aç kaplan hikâyesi — Türkiye Türkçesine aktarılmış seçmelerden.
  • Şinasi Gündüz, «Maniheizm», TDV İslâm Ansiklopedisi — Uygurların benimsediği dinin temel kavramları için.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:50 Soğuk açılış: Karakurum'da bir yazı odası; Farsça yazan bir kalem. Masada Uygur harfli bir kitap açık. Kalemin yazdığı ilk satırın üstünde «hayret» sözcüğü belirir.
  • 0:50–1:20 Büyük soru: soldan sağa üç imge: çadırda şarkı söyleyen ozan, bozkırda taş yazıt, bir yazı masası. Ok, ortadaki masayı gösterir.
  • 1:20–3:40 Bağlam: harita; Orhun kıyısında Ordu-Balık, 840'ta güneybatıya bir göç oku, Turfan, Koço ve Beşbalık. Zaman çizelgesi: 744–745, 762–763, 840, 1902–1914. Ekranda bir ışık ile bir karanlık yarımı birbirini iter (Maniheist düalizm). Berlin'e giden sandıklar.
  • 3:40–7:30 Ana anlatı — ışıktan doğan kağan: iki ağaç, gökten inen ışık, kabaran tepe, beş küçük çadır. İki sütun: solda Çince bir tomar (1334/1370), sağda Farsça bir sayfa (1252–1260); ortak öğeler iki sütun arasında köprü kurar. Konuşan ağaçlar, üç kuzgun, bacadan inen kız. Toyınlar ile kamların karşılaşması. Katmanlar üç renkte işaretlenir: ışık (Maniheist), toyın (Budist), çerçeve (İslami).
  • 7:30–9:30 Ana anlatı — kutlu kaya ve göç: dağın güneyinde bir kaya; ateşte kızdırılan, sirkeyle parçalanan taş, arabalar. Kuşlar ve hayvanlar ağlaşır. Kül Tigin taşındaki ipek ve tatlı söz satırı kısa bir yankı olarak belirir. Göç yolu Koço'ya uzanır.
  • 9:30–11:30 Ana anlatı — yeni kahramanlar, yeni metinler: Beşbalık'ta bir çeviri masası; Çince ve Uygurca sayfalar. Aç kaplan hikâyesi yumuşak çizgilerle: üç prens, kaplan ve yavruları. Yan yana iki kahraman silueti: at üstünde savaşçı ve eğilmiş prens. Parçalanmış yaprakların filolog masasında birleştirilmesi.
  • 11:30–13:10 Metin anı: Çince cümleler ekranda; her ayrıntı vurgulanır: «神光» (kutsal ışık), «九月又十日» (dokuz ay on gün), «土人收養» (yerli halk büyüttü), «最稚» (en küçük).
  • 13:10–14:40 Cevap ve bağlantı: bir aktarım zinciri şeması: Uygur kitapları → Cüveynî / Yu Ji → Tarih-i Cihangüşa / Yuan shi → bugünkü okur. Her halkada küçük bir ekleme simgesi.
  • 14:40–15:10 Kapanış kancası: harita batıya kayar, Kaşgar'da Arap harfli bir sayfa açılır.

Telaffuz

  • Cüveynî: «cü-vey-Nλ, î uzun; Atâ Melik: «a-T me-LİK»; Tarih-i Cihangüşa: «taa-RÎ-hi ci-han-gü-ŞA».
  • Bögü: «bö-GÜ»; Sungur Tigin: «sun-GUR ti-GİN»; Yulun Tigin: «yu-LUN ti-GİN»; Kalı Tigin: «ka-LI ti-GİN».
  • Ordu-Balık: «or-DU ba-LIK»; Koço: «ko-ÇO»; Beşbalık: «beş-ba-LIK»; toyın: «to-YIN».
  • Yuan shi: «yü-EN şı»; Yu Ji: «yü Cİ»; Barçuk Art Tigin: «bar-ÇUK art ti-GİN».
  • Maytrısimit: «may-trı-si-MİT»; Altun Yaruk: «al-TUN ya-RUK»; Şıngku Seli Tutung: «şıŋ-KU se-Lİ tu-TUNG»; Hüen-tsang: «hü-EN tsang».
  • Albert Grünwedel: «AL-bert GRÜN-ve-del»; Albert von Le Coq: «al-BER fon lö KOK»; Josef Marquart: «YO-zef MAR-kvart»; Afrasiyab: «ef-raa-si-YAAB».