İçeriğe geç

Ünite EDB-201-07 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

Orhun Yazıtları

EDB-201 İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı

1.953 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma · anlatım 11 dk

  • hitap
  • öğüt
  • anlatıcı ve yazıcı
  • ibret anlatısı
  • bodun
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Kül Tigin (732) ve Bilge Kağan (735) yazıtlarında konuşan Bilge Kağan, taşa işleyen yeğeni Yollug Tigin'dir; Tonyukuk yazıtında olaylar Tonyukuk'un ağzından anlatılır.
  2. Güney yüzü bir söylev gibi açılır: kağan olası bütün dinleyicilerini adıyla sayar, dünyayı doğuya dönmüş birinin bedeninden dört yöne ayırır ve merkeze Ötüken'i koyar.
  3. Doğu yüzü bir ibret anlatısıdır: suç bilgisiz kağanlara, uyumsuz beylere ve halka, aldatıcı Çinlilere dağıtılır; halkın «devletim nerede» yakınması aktarılır ve hanedanın meşruiyetine bağlanır.
  4. Güney yüzü 10.–11. satırlarda metin işitmeye çağırmaktan görmeye çağırmaya geçer; yaşamanın ve ölmenin yolunu «ebedî taşa» kazıdığını söyler.
  5. Aynı konuşma Bilge Kağan'ın anıtında tekrarlanır; taş, yolun üstünde, okurunu bekleyen bir vasiyettir.

Kazanımlar

  • Kül Tigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk yazıtlarında metni kimin söylediğini, kimin taşa yazdığını ve kimin diktirdiğini ayırt edebilir.
  • Kül Tigin yazıtının güney yüzündeki hitabın dinleyicilerini nasıl sayıp konumlandırdığını gösterebilir.
  • Doğu yüzündeki çöküş anlatısında suçun kimlere dağıtıldığını ve halkın sesinin nasıl sahneye konduğunu çözümleyebilir.
  • «Bengü taş» satırlarını yakından okuyarak yazıtın dinleyicisini göremeyen bir metin olarak kendine hangi okuru kurduğunu açıklayabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Moğolistan'da, Orhun ırmağının yakınında dört yüzlü bir taş. Taşın üzerinde bir kağan birinci tekil kişiyle konuşur: «Tanrı gibi, Tanrı'dan olmuş Türk Bilge Kağan, bu çağda tahta oturdum.» Ama taş onun değil, küçük kardeşi Kül Tigin'in anıtıdır. Güney yüzünün son satırında bir başkası daha adını bırakır: bu yazıyı yazan, Kül Tigin'in yeğeni Yollug Tigin'dir. Tuhaflık bununla da bitmez. Aynı konuşma birkaç yıl sonra Bilge Kağan'ın kendi anıtına, bir başka taşa, neredeyse kelimesi kelimesine yeniden kazınır. Bir konuşmayı iki ayrı taşa kazıtan kişi, onu kimin okumasını umuyordu?

Büyük soru

Bir önceki ünitede Manas'ın şarkıcısını gördük: dinleyicisinin yüzüne bakıyor, alkışa göre söylüyor, gerekirse kahramanın dostunu değiştiriyordu. Taş bunların hiçbirini yapamaz. Dinleyicisini göremez, onun itirazına cevap veremez, bir daha da değişemez. O zaman soru şu: dinleyicisini hiç göremeyen bir metin, onu ikna etmek için ne yapar?

Bağlam

Orhun yazıtları, İkinci Doğu Türk Kağanlığı'ndan kalan büyük anıtlardır. 1893'te çözüldüklerinden beri Türk dilinin tarihli en eski uzun metinleri arasında sayılırlar. Burada üçüne bakıyoruz. Kül Tigin yazıtı, 731'de ölen prens için dikilmiştir. Bilge Kağan yazıtı, 734'te ölen kağan için oğlu tarafından diktirilmiştir. Tonyukuk yazıtı ise daha önce, büyük olasılıkla 720'lerin ilk yarısında, devlet adamı Tonyukuk'un kendi sağlığında dikilmiştir.

Bu metinlerde üç ayrı rolü birbirinden ayırmak gerekir. Taşı diktiren, metni söyleyen ve harfleri taşa kazıyan her zaman aynı kişi değildir. Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarında konuşan ve olayları anlatan Bilge Kağan'dır. Harfleri taşa işleyen yeğeni Yollug Tigin'dir. Tonyukuk yazıtında ise olaylar Tonyukuk'un ağzından anlatılır; yazıcının kim olduğu belirtilmemiştir.

Ana anlatı — dinleyiciyi saymak

Kül Tigin yazıtının güney yüzü bir söylev gibi açılır. Kağan önce kendini tanıtır, sonra dinleyicisini çağırır: «Sözümü sonuna dek işit.» Ardından bir liste gelir. Önce kardeşler ve yeğenler, sonra oğullar, bütün soy ve halk. Sonra güneydeki Şadapıt beyleri, kuzeydeki Tarkat ve buyruk beyleri, Otuz Tatar, Dokuz Oğuz beyleri ve halkı. İkinci satır aynı çağrıyı bir kez daha, daha sert söyler: bu sözümü iyice işit, katıca dinle.

Bu liste bir yoklamaya benzer. Taş kimin karşısında durduğunu bilemez; bu yüzden olası bütün dinleyicileri adıyla sayar. Her okur, taşın önüne geldiğinde kendi adını listede bulabilir. Görmediği kalabalığı metin, adlarını sayarak önüne dizer.

Sonra dünya kurulur. Kağan dört yönü sayar ve hepsinin içindeki halkların kendisine tâbi olduğunu söyler. Eski Türkçede yönler bir insanın doğuya dönüp durduğu varsayılarak adlandırılır: ileri doğudur, sağ güneydir, geri batıdır, sol kuzeydir. Yani dünya, doğan güne dönmüş birinin bedeninden ölçülür. Bu merkezin adı da hemen konur. Türk kağanı Ötüken ormanında oturursa ilde hiçbir sıkıntı olmaz.

Ana anlatı — çöküşün hesabı

Doğu yüzü başka bir şey yapar. Evrenin yaratılışını tek cümleyle andıktan sonra bir tarih anlatır, ama bu tarih bir ibret anlatısıdır. Ataların, yani Bumın ve İstemi kağanların, bilge ve alp oldukları söylenir. Sonra bir kuşak boşluğu açılır. Kardeşler ağabeyleri gibi, oğullar babaları gibi yaratılmamıştır. Bilgisiz kağanlar, kötü kağanlar tahta oturmuştur.

Suç yalnızca kağanlara yüklenmez. Beyler ve halk uyumsuzdur. Çinliler hilekâr ve aldatıcıdır, kardeşleri birbirine, beyleri halka düşürmüştür. Sonuç ağır bir çift cümleyle verilir:

Tabgaç bodunka beglik urı oglın kul boltı, eşilik kız oglın küŋ boltı.

Bugünkü Türkçeyle: Çin halkına, bey olacak erkek evladı kul, hanım olacak kız evladı cariye oldu. Cümle iki yarısıyla birbirinin aynası gibi kurulmuştur. Bu koşut yapı, sözlü şiirin kulağını taşın üzerine taşır.

Doğu yüzünün en güçlü anı, kağanın bir an susup halka söz vermesidir. Yazıt, yabancı bir hükümdara hizmet eden Türk halkının içinden konuştuğunu aktarır: «Devleti olan bir halk idim; devletim şimdi nerede? Kimin için ülkeler kazanıyorum?» Hemen ardından ikinci bir yakınma gelir: kağanlı bir halk idim, kağanım nerede, hangi kağana emek veriyorum? Bu sözleri söyleyen halk isyan eder, ama düzen kuramaz ve yeniden bağımlı olur. Kurtuluşu getiren Tanrı'dır: Türk halkı yok olmasın diye Bilge Kağan'ın babası İlteriş ile annesi İlbilge Hatun'u göğün tepesinden tutup yükseltmiştir.

Bu kurgunun işlevi açıktır. Halkın acısı gerçekten dile getirilir, ama sonuç olarak bir hanedanın meşruiyetine bağlanır. Halkın sesi, kağanın sesinin içinde konuşur.

Yaygın yanlış«Yazıtlardaki "bodun" bugünkü "millet" demektir.»
Doğrusu

Bu kanı tartışmalıdır. Muharrem Ergin sözcüğü «millet» diye anlamıştı. Talat Tekin ise Türklerin yalnız yabancılarla değil, Oğuzlar, Kırgızlar, Uygurlar gibi soydaş boylarla da sık sık savaştığını hatırlatır ve «bodun»un «boy, kabile, halk» anlamına geldiğini savunur (Tekin 1998, s. 14). Metni okurken bugünkü bir kavramı sekizinci yüzyıla taşımadan önce bu tartışmayı akılda tutmak gerekir.

Metin anı

Şimdi güney yüzüne, konuşmanın doruğuna dönelim. Kağan öğüdünü bitirmiş, yaptıklarını saymış, sonra dinleyicisine taşın kendisini gösterir.

Türük begler, bodun, bunı eşidiŋ! Türük bodun tirip il tutsıkıŋın bunta urtum; yaŋılıp ölsikiŋin yeme bunta urtum. Neŋ neŋ sabım erser beŋgü taşka urtum. Aŋar körü biliŋ.

İlk sözcük yine bir hitaptır. Ama fiile dikkat edelim: «eşidiŋ», yani işitin. Taş hâlâ bir konuşmacı gibi davranır, sanki bir kurultayda sesleniyormuş gibi.

İkinci cümle iki yarıya bölünmüştür ve her yarı aynı fiille biter: «bunta urtum», buraya kazıdım. Birinde yaşamanın yolu, öbüründe ölmenin yolu vardır. Taş iki yolu da içerir. Vasiyet, okura bir hazır sonuç değil, bir seçim bırakır.

Üçüncü cümle metnin kendi bilincidir. «Ne sözüm varsa» taşa geçmiştir; söylenecek bir şey dışarıda kalmamıştır. «Bengü» sözcüğü ebedî, sonsuz demektir. Kağan, Manas şarkıcısının yapamadığı şeyi ister: sözün bir daha değişmemesini.

Son cümlede küçük ama belirleyici bir kayma olur. «Aŋar körü biliŋ»: ona bakarak bilin. Birkaç satır önce işitmeye çağıran metin, şimdi görmeye çağırır. Kulaktan göze geçiş, sözlü hitabın yazıya dönüştüğü anın ta kendisidir.

Birkaç satır sonra yazıt bir soruyla dinleyicisini sıkıştırır: şimdiki halk ve beyler, siz mi yanılacaksınız? Ve son satırda taşın neden burada durduğunu söyler. Burası yakın, kolay erişilir bir yer olduğu için ebedî taş buraya dikilmiştir. Hemen öncesinde okur listesi bir kez daha genişler: On Ok'un oğullarına, yabancılara varıncaya dek herkes bunu görüp öğrensin. Dinleyiciyi göremeyen metin, dinleyicisini yolun üstünde bekler.

Cevap ve bağlantı

Büyük soruya dönelim. Dinleyicisini göremeyen metin, onu önce adıyla çağırır. Kimin karşısında duracağını bilemediği için bütün olası dinleyicileri sayar. Sonra onlara bir dünya kurar: dört yönü, bir merkezi, o merkezden uzaklaşmanın bedelini. Sonra bir ibret tarihi anlatır; suçu kağanlara, beylere, halka ve yabancılara dağıtır, halkın kendi yakınmasını bile aktarır. En sonunda kendini gösterir: bu taş, yaşamanın ve ölmenin yolunu içerir. Bir daha değişmesin diye iki ayrı taşa kazınır ve insanların geçtiği bir yere dikilir.

Burada «vasiyet» sözcüğü bir benzetmeden fazlasıdır. Vasiyet, konuşanın yokluğunda geçerli olmak için yazılan sözdür. Kül Tigin yazıtı hem bir ölünün anıtı hem de yaşayan bir kağanın gelecek kuşaklara bıraktığı öğüttür. Bilge Kağan'ın kendi anıtında aynı konuşmanın tekrarlanması, bu öğüdün tek bir ölüme değil, bir hanedanın geleceğine yazıldığını gösterir.

Bu okuma bir sınırı da hatırlatmalı. Yazıtlar bir kağanın ağzından, bir hanedanın bakışıyla yazılmıştır. Halkın sesi duyulur, ama kağanın seçtiği yerde ve kağanın vardığı sonuca giden yolda. Taşın söylemediklerini, örneğin Çin kaynaklarının aynı olayları nasıl anlattığını, ancak başka belgelerle yan yana koyarak görebiliriz. EDB-201-01'de yuğu tam böyle, iki kaynağı karşılaştırarak kurmuştuk.

Taşın hitabını bugünkü Türkçeye aktarmak da bu yüzden yalnız bir sözcük çevirisi değildir. «Bodun»u nasıl karşıladığınız, «il»i «devlet» mi «ülke» mi diye çevirdiğiniz, metnin kime seslendiğini de değiştirir.

Kapanış kancası

Bengü taş gerçekten değişmedi, ama devlet değişti. Bilge Kağan'ın ölümünden on yıl kadar sonra bozkırda iktidar Uygurlara geçti. Onlarla birlikte yazı taştan kâğıda, devletin sesinden manastırın ve din adamının sesine taşındı. Budist ve Maniheist metinler Türkçeye çevrildi; Uygur harfleri, sonraki yüzyıllarda kimi eski anlatıların da kâğıda geçtiği yazı oldu. Sözlü destanlar ne zaman, kimin eliyle yazıya geçirildi ve bu el onları nasıl değiştirdi?

Özet kartı

  1. Kül Tigin (732) ve Bilge Kağan (735) yazıtlarında konuşan Bilge Kağan, taşa işleyen yeğeni Yollug Tigin'dir; Tonyukuk yazıtında olaylar Tonyukuk'un ağzından anlatılır.
  2. Güney yüzü bir söylev gibi açılır: kağan olası bütün dinleyicilerini adıyla sayar, dünyayı doğuya dönmüş birinin bedeninden dört yöne ayırır ve merkeze Ötüken'i koyar.
  3. Doğu yüzü bir ibret anlatısıdır: suç bilgisiz kağanlara, uyumsuz beylere ve halka, aldatıcı Çinlilere dağıtılır; halkın «devletim nerede» yakınması aktarılır ve hanedanın meşruiyetine bağlanır.
  4. Güney yüzü 10.–11. satırlarda metin işitmeye çağırmaktan görmeye çağırmaya geçer; yaşamanın ve ölmenin yolunu «ebedî taşa» kazıdığını söyler.
  5. Aynı konuşma Bilge Kağan'ın anıtında tekrarlanır; taş, yolun üstünde, okurunu bekleyen bir vasiyettir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
HitapAddressKonuşanın dinleyicisine doğrudan adıyla ya da unvanıyla seslendiği söz
ÖğütAdmonitionDinleyiciye nasıl davranması gerektiğini, çoğu zaman geçmişten örnekle söyleyen söz
Anlatıcı ve yazıcıNarrator and scribeMetnin sesi olan kişi ile metni fiziksel olarak yazıya geçiren kişi
İbret anlatısıExemplary narrativeGeçmişteki bir çöküşü ya da yükselişi, bugüne ders çıkarmak amacıyla anlatan tarih
BodunBodun (people, tribe)Orhun yazıtlarında halk, boy, kabile anlamında kullanılan sözcük; «millet» karşılığı tartışmalıdır

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Kül Tigin yazıtında konuşan, taşa yazan ve anıtı diktiren kişiler kimlerdir? Tonyukuk yazıtında durum nasıldır?
  2. (Kazanım 2) Güney yüzünün ilk iki satırındaki dinleyici listesi, dinleyicisini göremeyen bir metin için neden işlevseldir?
  3. (Kazanım 2) Eski Türkçede «ileri» ve «sağ» hangi yönleri gösterir ve bu adlandırma neye dayanır?
  4. (Kazanım 3) Doğu yüzünde çöküşün suçu kimlere dağıtılır ve halkın yakınması hangi sonuca bağlanır?
  5. (Kazanım 4) Güney yüzü 10.–11. satırlarda «eşidiŋ» ile «körü biliŋ» arasındaki fark neyi gösterir?

Cevaplar

  1. Konuşan ve olayları anlatan Bilge Kağan'dır; harfleri taşa işleyen yeğeni Yollug Tigin'dir; anıtı diktiren de Bilge Kağan'dır. Tonyukuk yazıtında olaylar Tonyukuk'un ağzından anlatılır, yazıcının kim olduğu belirtilmemiştir.
  2. Taş karşısında kimin duracağını bilemez; olası bütün dinleyicileri adıyla sayarak her okurun kendini listede bulmasını sağlar.
  3. İleri doğuyu, sağ güneyi gösterir; yönler doğan güne dönüp duran birinin bedenine göre adlandırılır.
  4. Bilgisiz ve kötü kağanlara, uyumsuz beylere ve halka, hilekâr Çinlilere. Halkın «devletim nerede, kağanım nerede» yakınması, Tanrı'nın İlteriş Kağan'ı yükseltmesine ve böylece hanedanın meşruiyetine bağlanır.
  5. «Eşidiŋ» (işitin) metni hâlâ konuşan bir sözlü hitap gibi kurar; «körü biliŋ» (bakarak bilin) okuru taşa, yani yazıya yöneltir. Bu, sözlü hitaptan yazılı metne geçişin anıdır.

Okuma

  • Talat Tekin, Orhon Yazıtları: Kül Tigin, Bilge Kağan, Tunyukuk (Simurg, 1998) — çeviri yazı ve Türkçe çeviri yan yana.
  • Bilge Kağan yazıtı, özellikle kuzey yüzü — Kül Tigin güney yüzüyle karşılaştırarak.
  • Muharrem Ergin, Orhun Abideleri — farklı bir okuma ve çeviri anlayışını görmek için.
  • «Orhun Yazıtları (Kül Tigin)», Türkçe Vikikaynak — Göktürk harfleri, harf çevirisi ve çeviri yazı yan yana.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:40 Soğuk açılış: bozkırda dört yüzlü bir taş; ilk satırın harfleri ışıkla belirir. Güney yüzünün dibinde küçük bir imza parlar. Kamera ikinci bir taşa kayar; aynı satırlar onun yüzeyinde de yanar.
  • 0:40–1:05 Büyük soru: sol yarıda bir çadırda şarkı söyleyen ozan ve alkışlayan kalabalık, sağ yarıda boş bir bozkırda tek başına duran taş.
  • 1:05–2:40 Bağlam: zaman çizelgesi (720'ler Tonyukuk, 731 Kül Tigin'in ölümü, 732 anıt, 734 Bilge Kağan'ın ölümü, 735 anıt). Üç sütun: diktiren, konuşan, yazan; adlar sütunlara yerleşir.
  • 2:40–4:50 Ana anlatı — dinleyiciyi saymak: taşın önünde boş bir meydan; liste okundukça meydan gruplarla dolar. Doğuya dönmüş bir figür; önü doğu, sağı güney, arkası batı, solu kuzey diye etiketlenir. Merkezde Ötüken ormanı.
  • 4:50–7:20 Ana anlatı — çöküşün hesabı: soy ağacı; üst kuşak parlak, alt kuşak soluk. İpek toplarından örülmüş bir ağ. D7 satırı ekranda iki yarısıyla ayna gibi açılır. Halkın yakınması tek bir sesle, sonra koro hâlinde; gökten uzanan bir el iki figürü yükseltir.
  • 7:20–9:40 Metin anı: güney yüzünün 10.–11. satırları; «bunta urtum» iki kez altı çizilir. «Eşidiŋ»de bir kulak simgesi, «körü biliŋ»de bir göz simgesi. Köşeli ayraçlı harfler kesik çizgiyle gösterilir.
  • 9:40–10:50 Cevap ve bağlantı: taş bir yol ağzına yerleşir, yolcular önünden geçer. Bir mühür: «vasiyet».
  • 10:50–11:20 Kapanış kancası: taşın gölgesi uzar; yanında bir kâğıt tomarı açılır, üzerinde Uygur harfleri ve bir tapınak silueti.

Telaffuz

  • Orhun: «or-HUN»; Kül Tigin: «KÜL ti-GİN»; Bilge Kağan: «bil-GE ka-ĞAN»; Tonyukuk: «ton-yu-KUK».
  • Yollug Tigin: «yol-LUG ti-GİN»; İlteriş: «il-te-RİŞ»; İlbilge Hatun: «il-bil-GE ha-TUN».
  • Bumın: «bu-MIN»; İstemi: «is-te-Mİ»; Ötüken: «ö-tü-KEN»; Şadapıt: «şa-da-PIT».
  • Tabgaç: «tab-GAÇ»; bodun: «bo-DUN»; bengü: «beŋ-GÜ», ŋ genizden «ng»; eşidiŋ: «e-şi-DİŊ»; körü biliŋ: «kö-RÜ bi-LİŊ».
  • Talat Tekin: «ta-LAT te-KİN»; Muharrem Ergin: «mu-har-REM er-GİN».