Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Sözlü dönemin başlıca türleri koşuk, sagu ve savdır; en zengin tanıkları, Kâşgarlı Mahmud'un 1072–1074'te Bağdat'ta tamamladığı büyük Türkçe-Arapça sözlüktür.
- Koşuk; doğa, sevgi ve yiğitliği işleyen, dörtlüklerle ve hece ölçüsüyle kurulan, koşmaya benzer biçimde kafiyelenen, kopuz eşliğinde söylenen lirik şiirdir; halk şiirindeki koşmanın atası sayılır.
- Sagu, yuğ töreninde ölenin ardından söylenen ağıttır; Alp Er Tonga sagusu en ünlü örneğidir ve tür, ağıt ile mersiyeye uzanır.
- Sav bugünkü atasözüdür; DLT'de yaklaşık 290 sav vardır. «Alp çerikde, bilge tirikde» gibi savlar ses benzerliğiyle belleğe göre biçilmiştir.
- DLT'deki koşuklar sözlüğe dağılmış dizelerden modern bilginlerce yeniden kurulmuştur: Talat Tekin ile Mustafa Sever aynı bahar koşuğunun dörtlüklerini farklı sırayla dizer; bugün okuduğumuz metin bir derleme değil, bir yeniden kurmadır.
Kazanımlar
- Koşuk, sagu ve savı konu, biçim ve söylendikleri ortam bakımından tanımlayabilir.
- Dîvânü Lugāti't-Türk'ün sözlü dönem türlerini bize nasıl ve hangi biçimde aktardığını açıklayabilir.
- Bir bahar koşuğunun ölçüsünü, kafiye düzenini ve imgelerini çözümleyebilir.
- Aynı koşuğun iki farklı modern düzenlemesini karşılaştırarak «derleme» ile «yeniden kurma» arasındaki farkı tartışabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Bağdat, 1072 ile 1074 arası. Türk asıllı bir bilgin, Arapça konuşan okurlar için bir sözlük yazıyor. Her Türkçe sözcüğün anlamını Arapça açıklıyor ve anlamı daha iyi anlaşılsın diye örnekler veriyor: bir atasözü, bir deyim, bazen de bir şiirden bir iki dize.
Karların eridiği ve dağlardan suların aktığı bir bahar sabahını anlatan dizeler, bu sözlükte bir yerde değil, farklı sayfalarda, farklı sözcüklerin açıklamasında geçer. Dokuz yüz yıl sonra bilginler bu dağınık dizeleri toplayacak ve bir şiir olarak yeniden dizecekti. Ama her bilgin onları aynı sırayla dizmeyecekti.
Büyük soru
Yazıdan önceki Türk edebiyatının hangi türleri bize ulaştı? Ve bugün «koşuk» diye okuduğumuz bir şiir, gerçekten o çağda söylendiği biçimde mi önümüzdedir?
Bağlam
Bu dersin ilk iki ünitesi sözlü dönemin törenlerini ve orada konuşanları tanıttı. Şimdi söylenen sözün kendisine geliyoruz. Türk edebiyatı tarihleri bu dönemin başlıca türlerini üç adla anar: koşuk, sagu ve sav.
Bu türleri bize en bol taşıyan eser, Türk edebiyatının dönemlerini tanırken de andığımız Kâşgarlı'nın büyük sözlüğüdür. Kâşgarlı her maddede sözcüğü bir kullanım örneğiyle göstermek ister ve bunun için halkın ağzındaki sözlere başvurur: bir deyime, bir atasözüne, bir dörtlüğe. Bu yüzden sözlük, istemeden, sözlü edebiyatın en büyük arşivine dönüşmüştür. İçinde yaklaşık 290 atasözü vardır. Şiirlerin konusu çoğunlukla savaştır; doğa ve av eğlencesi anlatanlar da vardır. Kimin söylediği ise genellikle bilinmez; sözlükte adı geçen tek şair, Çuçu adlı bir Türk'tür.
Ana anlatı — koşuk ve sagu: sevinç ve yas
Koşuk, sözlü dönemin lirik şiiridir. Doğayı, sevgiyi, yiğitliği ve av ile savaş coşkusunu işler; sığır ve şölen gibi toplantılarda, kopuz eşliğinde söylenir. Biçimi dörtlüktür ve ölçüsü hecedir. Metin anında okuyacağımız bahar koşuğunda dörtlükler aaab biçiminde kafiyelenir: ilk üç dize aynı sesle biter, dördüncü dize farklı bir sesle kapanır ve öbür dörtlüğün son dizesiyle kafiyelenir.
Sagu ise yasın şiiridir: ölenin ardından, yuğ töreninde söylenen ağıt. Ölenin yiğitliğini ve erdemlerini, geride kalanların acısını dile getirir. Türk edebiyatının ana dönemlerini tanıdığımız ünitede, Kâşgarlı'nın aktardığı en ünlü örneği, Alp Er Tonga sagusunun «Alp Er Tonga öldü mü?» diye başlayan dörtlüğünü okumuştuk. Önceki ünitede Kül Tigin yazıtındaki «sıgıt», yani ağıt sözcüğünü ve Bilge Kağan'ın yas satırlarını gördük. Sagu, yuğun sesi olarak halk şiirinde ağıta, divan şiirinde mersiyeye uzanır.
Ana anlatı — sav: bir cümlede bir hayat
Sav, bugünkü atasözünün eski adıdır: az sözle çok şey anlatan, bir deneyimi kalıcı bir cümleye sığdıran söz. Kâşgarlı'nın sözlüğündeki savların bir kısmı bugün bile tanıdıktır. «Aç ne yemes, tok ne temes» (I, 79): aç olan ne yemez, tok olan ne demez. Bazıları ise bozkır hayatının dünyasını taşır: «Alp çerikde, bilge tirikde» (I, 388); yiğit orduda, bilge toplantıda belli olur. «Arslan karışa sıçgan ötin ködezür» (III, 263); aslan kocayınca sıçan deliğini gözler.
Savın gücü biçimindedir. «Alp çerikde, bilge tirikde» iki yarımdan oluşur ve iki yarım birbirini yankılar: alp ile bilge, çerik ile tirik. Ses benzerliği, sözün akılda kalmasını sağlar. Yazının olmadığı bir dünyada bir bilginin ömrü, onun ne kadar kolay hatırlandığına bağlıdır; sav, belleğe göre biçilmiş bir sözdür.
Yaygın yanlış«Koşuklar, Kâşgarlı'nın sözlüğünde bugün okuduğumuz dörtlükler hâlinde, bir şiir kitabındaki gibi sıralı olarak bulunur.»
— Kâşgarlı'nın eseri bir şiir derlemesi değil, bir sözlüktür. Şiir dizeleri, açıklanan sözcüğe örnek olarak, çoğu zaman bir iki dize hâlinde ve sözlüğün farklı yerlerine dağılmış olarak geçer. Bugün okuduğumuz koşuklar, modern bilginlerin bu parçaları konularına ve kafiyelerine göre bir araya getirmesiyle oluşmuştur. Bu yüzden aynı koşuk farklı baskılarda farklı sırayla dizilebilir.
Metin anı
Kâşgarlı'nın sözlüğünden derlenen en ünlü koşuklardan biri bir bahar şiiridir. Dilbilimci Talat Tekin'in XI. Yüzyıl Türk Şiiri adlı derlemesindeki sıraya göre ilk iki dörtlük şöyledir:
Keldi esin esneyü
Kadka tükel osnayu
Kirdi bodun kasnayu
Kara bulıt kükreşür
Kar buz kamug erüşdi
Taglar suvı akışdı
Kökşin bulıt örüşdi
Kayguk bolup ügrişür
Bugünkü Türkçeyle: «Rüzgâr esip geldi, tipiye benzer biçimde; halk titreşerek evine girdi; kara bulut gürlüyor. Karlar, buzlar hep eridi; dağların suyu çağlayıp aktı; mavimsi bulutlar yükseldi; kayıklar gibi sallanıyor.»
Önce ölçüye ve sese bakalım. Her dize yedi hecedir: «Kar-buz-ka-mug-e-rüş-di». İlk dörtlükte «esneyü, osnayu, kasnayu» aynı sesle biter, dördüncü dize «kükreşür» ile ayrılır; ikinci dörtlükte «erüşdi, akışdı, örüşdi» birbirine kafiyelenir, «ügrişür» ayrılır. Aaab düzeni tam olarak buradadır. Ve iki dörtlüğün son dizeleri, «kükreşür» ile «ügrişür», birbirine uyar: dörtlükler sonlarından birbirine bağlanır.
Sonra imgeye bakalım. İlk dörtlük hâlâ kıştır: rüzgâr tipiye benzer, insanlar titreyerek evlerine girer, kara bulutlar gürler. İkinci dörtlük ise baharın kendisidir: kar ve buz erir, dağlardan sular iner, bulutlar kararmaktan mavimsiye döner ve gökte kayıklar gibi süzülür. Bozkırda yaşayan bir topluluk için kış ile bahar arasındaki geçiş, bir hayat ile ölüm arasındaki geçiş kadar belirleyicidir. Koşuk bu geçişi iki dörtlüğün sırasında yaşatır.
Ama işte tam burada ünitenin asıl sorusuyla karşılaşırız. Mustafa Sever'in düzenlemesinde aynı iki dörtlük ters sıradadır: «Kar buz kamug erüşdi» başa gelir, «Keldi esin esneyü» ikinci sıraya geçer. Tekin'in sırasında şiir kıştan bahara doğru ilerler. Sever'in sırasında ise bahar önce gelir, sonra rüzgâr ve kara bulut döner. İki bilgin aynı dizeleri iki farklı anlatıya dizmiştir.
Hangisi doğru? Bunu bilemeyiz, çünkü Kâşgarlı bu dizeleri tek bir şiir olarak değil, farklı sözcüklerin örneği olarak kaydetmiştir. Bugün okuduğumuz koşuk, bir derleme değil, bir yeniden kurmadır: parçalar gerçektir, ama şiirin bütününü kuran, modern bilginin kararıdır.
Cevap ve bağlantı
Yazıdan önceki Türk edebiyatının hangi türleri bize ulaştı? Doğayı ve coşkuyu söyleyen koşuklar, yasın sesi olan sagular ve hayatı bir cümleye sığdıran savlar. Üçü de bir törende, bir toplulukta, bir kopuzun ya da bir ağıtın eşliğinde yaşadı ve üçü de bize büyük ölçüde tek bir tanığın, Kâşgarlı Mahmud'un sözlüğünün sayfalarından ulaştı.
Bugün «koşuk» diye okuduğumuz şiir o çağdaki biçimiyle mi önümüzde? Tam olarak değil. Dizeler ve sözcükler gerçektir; ama onları bir şiir olarak dizen, dokuz yüz yıl sonraki bilginlerdir. Bu, o şiirleri daha az değerli kılmaz. Ama okurken, elimizdeki metnin bir yeniden kurma olduğunu ve başka bir bilginin aynı parçalardan başka bir şiir kurabileceğini hatırlamak, eski edebiyatı okumanın dürüst yoludur.
Kapanış kancası
Koşuklar, sagular ve savlar kısa türlerdir: bir dörtlük, bir ağıt, bir cümle. Ama bozkırın hafızası daha uzun anlatılar da taşıyordu. Bir çocuk doğar, kırk günde büyür, bir canavarı öldürür, dünyanın dört yanına ordular gönderir ve kendini cihanın hükümdarı ilan eder. Uygur harfleriyle yazılmış tek bir nüshada korunan bu anlatı, bir halkın kendi doğuşunu nasıl hayal ettiğini gösterir.
Özet kartı
- Sözlü dönemin başlıca türleri koşuk, sagu ve savdır; en zengin tanıkları, Kâşgarlı Mahmud'un 1072–1074'te Bağdat'ta tamamladığı büyük Türkçe-Arapça sözlüktür.
- Koşuk; doğa, sevgi ve yiğitliği işleyen, dörtlüklerle ve hece ölçüsüyle kurulan, koşmaya benzer biçimde kafiyelenen, kopuz eşliğinde söylenen lirik şiirdir; halk şiirindeki koşmanın atası sayılır.
- Sagu, yuğ töreninde ölenin ardından söylenen ağıttır; Alp Er Tonga sagusu en ünlü örneğidir ve tür, ağıt ile mersiyeye uzanır.
- Sav bugünkü atasözüdür; DLT'de yaklaşık 290 sav vardır. «Alp çerikde, bilge tirikde» gibi savlar ses benzerliğiyle belleğe göre biçilmiştir.
- DLT'deki koşuklar sözlüğe dağılmış dizelerden modern bilginlerce yeniden kurulmuştur: Talat Tekin ile Mustafa Sever aynı bahar koşuğunun dörtlüklerini farklı sırayla dizer; bugün okuduğumuz metin bir derleme değil, bir yeniden kurmadır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| koşuk | qoşuq | Sözlü dönemde doğa, sevgi ve yiğitliği işleyen, dörtlüklü, hece ölçülü, kopuzla söylenen lirik şiir |
| sagu | elegy | Yuğ töreninde ölenin ardından söylenen ağıt |
| sav | proverb | Bir deneyimi kısa ve kalıcı bir cümleye sığdıran söz; bugünkü atasözü |
| derleme | compilation | Dağınık metinlerin kaynaktaki sıra ve biçim korunarak toplanması |
| yeniden kurma | reconstruction | Parçalar hâlindeki bir metnin, özgün düzen hakkında yorum yapılarak bütün hâline getirilmesi |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Koşuk, sagu ve savı konu, biçim ve söylendikleri ortam bakımından karşılaştırın.
- (Kazanım 2) Kâşgarlı sözlüğüne şiir ve savları neden alır? Bu seçim sözlüğü sözlü edebiyat için neye dönüştürmüştür?
- (Kazanım 3) Bahar koşuğunun ilk iki dörtlüğünde ölçü ve kafiye düzeni nedir? Dörtlükler birbirine nasıl bağlanır?
- (Kazanım 3) İlk iki dörtlüğün imgeleri kış ile bahar arasındaki geçişi nasıl anlatır?
- (Kazanım 4) Tekin ile Sever'in düzenlemeleri neden farklıdır? «Derleme» ile «yeniden kurma» arasındaki fark bu örnekte nasıl görünür?
Cevaplar
- Koşuk doğa, sevgi, yiğitlik ve av-savaş coşkusunu işler; dörtlüklerle ve hece ölçüsüyle kurulur; sığır ve şölen gibi toplantılarda kopuzla söylenir. Sagu ölenin erdemlerini ve geride kalanların acısını işler; yuğ töreninde söylenir. Sav bir deneyimi ya da hayat dersini tek ve kısa bir cümleye sığdırır; belli bir törene bağlı değildir, gündelik hayatta yaşar.
- Kâşgarlı her sözcüğü bir kullanım örneğiyle göstermek ister ve bunun için halkın ağzındaki deyimlere, atasözlerine ve şiir dizelerine başvurur; bunları Arapçaya da çevirir. Bu seçim, sözlüğü istemeden sözlü edebiyatın en büyük arşivine dönüştürmüştür: içinde yaklaşık 290 sav ve dağınık hâlde pek çok şiir dizesi korunmuştur.
- Her dize yedi hecedir. İlk dörtlükte «esneyü, osnayu, kasnayu», ikinci dörtlükte «erüşdi, akışdı, örüşdi» kafiyelenir; dördüncü dizeler ayrılır: aaab düzeni. Dörtlüklerin son dizeleri «kükreşür» ile «ügrişür» birbirine kafiyelenerek dörtlükleri birbirine bağlar.
- İlk dörtlük kışı anlatır: rüzgâr tipiye benzer, halk titreyerek evine girer, kara bulut gürler. İkinci dörtlük baharı anlatır: kar ve buz erir, dağlardan sular akar, bulutlar mavimsiye döner ve kayıklar gibi süzülür. İki dörtlüğün sırası kıştan bahara geçişi yaşatır.
- Çünkü Kâşgarlı bu dizeleri tek bir şiir olarak değil, farklı sözcüklere örnek olarak sözlüğün farklı yerlerine dağılmış hâlde kaydetmiştir; bilginler onları kendi yorumlarına göre dizmiştir. Tekin'in sırası kıştan bahara, Sever'inki bahardan kışın dönüşüne ilerler. Bir derleme kaynaktaki sırayı korur; burada ise bilinmeyen özgün düzen hakkında karar verilerek bir bütün kurulmuştur: bu bir yeniden kurmadır.
Okuma
- Türkçe Vikikaynak, «Dîvânü Lugâti't-Türk», Atasözleri bölümü: savları cilt ve sayfa göndermeleriyle okuyun; bugün hâlâ kullandığımız üç tanesini bulun.
- Talat Tekin, XI. Yüzyıl Türk Şiiri: Kâşgarlı'nın aktardığı şiirlerin derlemesi ve düzenlemesi.