Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Yazıdan önceki Türk edebiyatı törenlerde yaşadı; Türk edebiyatı tarihleri bu dönemi çoğu zaman sığır (sürek avı), şölen (topluluk yemeği) ve yuğ (yas töreni) ile birlikte anlatır.
- Kâşgarlı Mahmud Dîvânü Lugāti't-Türk'te sığırı hanların halkla birlikte yaptığı, yaban hayvanlarının hana doğru sürüldüğü av olarak açıklar; TDK şöleni «din töreni niteliğinde yemek toplantısı» olarak da kaydeder.
- Çinli tarihçi Linghu Defen'in Zhou shu'su (636) Göktürk cenazesini anlatır: çadırın çevresinde yedi kez at koşturma, yüzü kesme, kan ile gözyaşının birlikte akması, gömü için mevsimin beklenmesi, mezara dikilen taşlar.
- Kardeşi için diktirdiği taşta Bilge Kağan, onun ölümüne «gözden yaş gelse durdurarak, gönülden ağıt gelse geri çevirerek» yas tuttuğunu söyler; «yuğçı sıgıtçı» olarak Çin'den, Tibet'ten, Soğd'dan, Kırgızlardan gelenleri sayar.
- Kül Tigin'in ilk ayda ölüp dokuzuncu ayda yuğunun yapılması, Çin kaynağındaki «otların sararmasının beklenmesi» âdetiyle örtüşür: dış ve iç kaynaklar birlikte kayıp bir dünyayı kurar.
Kazanımlar
- Sığır, şölen ve yuğ törenlerini tanımlayıp sözlü edebiyatın bu törenlerle ilişkisini açıklayabilir.
- Göktürk cenaze törenini hem bir Çin kaynağından hem de Kül Tigin yazıtından izleyebilir.
- Kül Tigin yazıtının kuzey yüzündeki yas satırlarında yuğun dilini çözümleyebilir.
- Yazıdan önceki bir edebiyatı, ona dışarıdan ve içeriden bakan kaynaklarla nasıl kurduğumuzu tartışabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Bir çadırın içinde bir ölü yatar. Oğulları, torunları, bütün akrabaları, kadınlar ve erkekler, birer koyun ve at keserler ve çadırın önüne dizerler. Sonra atlara binip çadırın çevresinde yedi kez dolaşırlar. Her turun sonunda çadırın kapısına gelir, bıçakla yüzlerini keser ve ağlarlar. Kan ile gözyaşı birlikte akar. Bunu yedi kez yaparlar.
Bu sahneyi bir Türk anlatmaz. Yedinci yüzyılda bir Çinli tarihçi yazmıştır. Türklerin kendi sözleri ise o çağdan bize taşlara kazınmış olarak ulaşır. Bir taşta bir kağan, ölen kardeşi için şöyle der: gözümden yaş gelse durdurdum, gönlümden ağıt gelse geri çevirdim.
Büyük soru
Yazıdan önce bir millet edebiyatını nerede yaşatır? Ve o edebiyatı, yazılı izleri bu kadar az olan bir çağdan nasıl yeniden kurabiliriz?
Bağlam
Bu dersle Türk edebiyatının en eski katmanına iniyoruz. Edebiyat tarihi derslerinde gördüğümüz gibi, Türkçenin bilinen en eski uzun metinleri sekizinci yüzyıl Göktürk yazıtlarıdır. Ama bu yazıtlardan önce ve onlarla birlikte uzun bir sözlü gelenek yaşıyordu. Şiirler, ağıtlar, kahramanlık anlatıları kuşaktan kuşağa ağızdan aktarılıyordu.
Bu sözlü edebiyatın bir kitabı, bir okuru, bir yazarı yoktu. Bir sahnesi vardı: tören. Türk edebiyatı tarihlerinde bu dönemin edebiyatı çoğu zaman üç büyük törenle birlikte anlatılır: av törenleri olan sığır, ziyafet ve kutlama toplantıları olan şölen ve ölünün ardından yapılan yas töreni yuğ. Topluluk bu törenlerde bir araya gelir; şiir, ezgi ve söz de bu toplantılarda söylenir, dinlenir ve akılda tutulur.
Ana anlatı — sığır ve şölen: topluluğun büyük toplantıları
Sığır, büyük sürek avının adıdır. Kâşgarlı Mahmud on birinci yüzyılda yazdığı Dîvânü Lugāti't-Türk'te bu sözcüğü açıklarken hanların halkla birlikte yaptığı bir av türünden söz eder: hanın adamları ormana ve kıra dağılır, yaban hayvanlarını önlerine katıp hanın bulunduğu yere doğru sürerler. Sürek avının düzeni bir ordunun düzenine benzediği için araştırmacılar onu aynı zamanda bir askerî eğitim sayar.
Şölen ise bugün de kullandığımız bir sözcüktür. Türk Dil Kurumu sözlüğü, gündelik «ziyafet» anlamının yanında, toplumbilimde «din töreni niteliğinde yemek toplantısı» anlamını da kaydeder. Bu ikinci anlam, sözcüğün eski katmanını korur: şölen yalnızca bir sofra değil, topluluğun bir arada bulunduğu, törensel bir toplantıdır. Böyle bir toplantı, sözün dinleyicisini bulduğu bir sahnedir.
Bu törenlerin kendisinden söyledikleri sözlere ne kadarı bize ulaştı? Çok azı. Sığırda ve şölende söylenen şiirlerin çoğu, yazıya geçmeden kayboldu. Ama bir tören, geride hem Türklerin kendi sözlerini hem de yabancı bir tanığın ayrıntılı tasvirini bıraktı: yuğ.
Ana anlatı — yuğ: bir yas töreni, iki tanık
Yuğ ya da yoğ, eski Türklerde ölüler için yapılan töreni anlatır. Bu törenin en ayrıntılı dış tasviri, Çinli tarihçi Linghu Defen'in 636'da tamamladığı Zhou shu'da, yani Kuzey Zhou Hanedanı'nın resmî tarihinde yer alır. Göktürklerden söz eden bölüm, cenazeyi soğuk açılışta anlattığımız gibi tasvir eder ve devam eder:
春夏死者,候草木黃落,秋冬死者,候華葉榮茂,然始坎而瘞之。
Bugünkü Türkçeyle: «İlkbaharda ya da yazda ölenler için otların sararıp yaprakların döküldüğü zaman beklenir; güzün ya da kışın ölenler için çiçeklerin ve yaprakların açtığı zaman beklenir; ancak o zaman çukur kazılıp gömülürler.»
Aynı kaynak, gömünün ardından mezarın başına taşlar dikildiğini, taşların sayısının ölünün hayatında öldürdüğü düşman sayısı kadar olduğunu da kaydeder. Ve bir ayrıntı daha ekler: gömü günü kadınlar ve erkekler en güzel giysilerini giyip mezar yerinde toplanır; bir erkek bir kadını beğenirse eve döner dönmez onu istemek için birini gönderir. Yas töreni, aynı zamanda topluluğun en kalabalık buluşmasıdır.
Yaygın yanlış«Yazıdan önceki Türk edebiyatı tamamen kayboldu; hakkında hiçbir şey bilemeyiz.»
— Söylenen sözlerin büyük bölümü kayboldu, ama bu edebiyatı kuşatan dünya kaybolmadı. Çin yıllıkları gibi dış kaynaklar törenleri ayrıntısıyla anlatır; Göktürk yazıtları Türklerin kendi yas dilini taşır; Kâşgarlı Mahmud'un sözlüğü sözcükleri ve şiir parçalarını korur; bugün hâlâ yaşayan ağıt ve destan gelenekleri bu dünyanın izlerini sürdürür. Bu kaynakları karşılaştırarak, tek tek eksik olan bir resmi birlikte kurabiliriz.
Metin anı
Şimdi yuğa içeriden bakalım. Kül Tigin, Göktürk kağanı Bilge Kağan'ın küçük kardeşiydi ve 731'de, kırk yedi yaşında öldü. Bilge Kağan onun için bir anıt diktirdi ve taşa kendi ağzından yazdırdı. Kuzey yüzünün on birinci satırı:
Ança sakındım. Közde yaş kelser tıda, köŋülte sıgıt kelser yanduru sakındım. Katıgdı sakındım.
Bugünkü Türkçeyle: «Öyle yas tuttum. Gözden yaş gelse durdurarak, gönülden ağıt gelse geri çevirerek yas tuttum. Derinden yas tuttum.»
Satırın ilk dikkat çeken yanı tekrardır. «Sakındım» fiili üç kez gelir: öyle sakındım, yanduru sakındım, katıgdı sakındım. Fiil burada düşünmek, kaygılanmak ve yas tutmak anlamlarını birlikte taşır. Tekrar, bir ağıtın ritmidir; üç kez söylenen fiil, yasın bir kez söylenip geçilemediğini gösterir.
İkinci yanı karşıtlıktır. Göz ile gönül, yaş ile sıgıt, yani ağıt, yan yana konur. Ama kağan gözyaşını da ağıtı da durdurur. Neden? Satırın devamı cevabı verir: kardeşlerinin, oğullarının, beylerinin ve halkının «gözü kaşı kötü olacak» diye kaygılanmıştır. Kağanın yası, kişisel bir acı ile topluluğun önündeki bir sorumluluk arasında sıkışmıştır. Bir hükümdar ağlamak ister, ama ağlarsa halkı yıkılır.
Satır burada yas tutan yabancılara geçer: «yuğçı sıgıtçı», yani yasa ve ağıta gelenler, önce Kıtay ve Tatabı boylarından. Sonraki satırlar listeyi uzatır: Çin kağanından elçiler bir tümeni aşan altın ve gümüş getirir; Tibet kağanından, batıda Soğd ve Buhara'dan, On Ok Türgiş'ten, Kırgız kağanından temsilciler gelir. Yuğ, bir aile yası değil, bir bozkır imparatorluğunun uluslararası bir buluşmasıdır.
Kuzeydoğu yüzündeki kısa bir satır ise iki kaynağı birbirine bağlar. Kül Tigin, Koyun yılının ilk ayının on yedisinde ölmüştür; yuğu ise dokuzuncu ayın yirmi yedisinde yapılmıştır. Ölüm ile tören arasında aylar vardır. Zhou shu'nun kuralını hatırlayalım: ilkbaharda ölenler için otların sararması beklenir. Çinli tarihçinin dışarıdan anlattığı âdet, bir Türk kağanının kendi taşında, bir tarih olarak karşımıza çıkar.
Cevap ve bağlantı
Yazıdan önce bir millet edebiyatını nerede yaşatır? Törenlerde. Sığırın av alanında, şölenin sofrasında, yuğun yas çadırında. Söz, orada toplanan topluluğun ortak hafızasında yaşar ve yeniden söylendikçe korunur.
Peki bu edebiyatı nasıl yeniden kurarız? Birden fazla kaynağı yan yana koyarak. Kâşgarlı'nın sözlüğü sözcüklerin anlamını, Çinli tarihçinin yıllığı törenin dış görünüşünü, Kül Tigin yazıtı ise bir yas tutanın kendi dilini verir. Hiçbiri tek başına yetmez; ama bir kaynağın dışarıdan anlattığı bir âdet, ötekinin içeriden verdiği bir tarihle örtüştüğünde, kayıp bir dünyanın bir parçası yeniden görünür olur. Sonraki derslerde okuyacağımız destanlar da bu dünyadan, bu törenlerin sesinden gelir.
Kapanış kancası
Bu törenlerde birileri konuşuyordu: ölünün ardından ağıtı başlatan, şölende kopuz çalıp destan söyleyen, avın ve savaşın zaferini dile getiren biri. Bu kişi bir şair miydi? Tanrılarla konuşan bir din adamı mı? Yoksa hastaları iyileştiren bir hekim mi? Bozkırda bu üçü çoğu zaman aynı kişiydi.
Özet kartı
- Yazıdan önceki Türk edebiyatı törenlerde yaşadı; Türk edebiyatı tarihleri bu dönemi çoğu zaman sığır (sürek avı), şölen (topluluk yemeği) ve yuğ (yas töreni) ile birlikte anlatır.
- Kâşgarlı Mahmud Dîvânü Lugāti't-Türk'te sığırı hanların halkla birlikte yaptığı, yaban hayvanlarının hana doğru sürüldüğü av olarak açıklar; TDK şöleni «din töreni niteliğinde yemek toplantısı» olarak da kaydeder.
- Çinli tarihçi Linghu Defen'in Zhou shu'su (636) Göktürk cenazesini anlatır: çadırın çevresinde yedi kez at koşturma, yüzü kesme, kan ile gözyaşının birlikte akması, gömü için mevsimin beklenmesi, mezara dikilen taşlar.
- Kardeşi için diktirdiği taşta Bilge Kağan, onun ölümüne «gözden yaş gelse durdurarak, gönülden ağıt gelse geri çevirerek» yas tuttuğunu söyler; «yuğçı sıgıtçı» olarak Çin'den, Tibet'ten, Soğd'dan, Kırgızlardan gelenleri sayar.
- Kül Tigin'in ilk ayda ölüp dokuzuncu ayda yuğunun yapılması, Çin kaynağındaki «otların sararmasının beklenmesi» âdetiyle örtüşür: dış ve iç kaynaklar birlikte kayıp bir dünyayı kurar.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| sığır | drive hunt | Hanın halkla birlikte düzenlediği büyük sürek avı |
| şölen | feast | Hanların ve beylerin topluluğa açtığı, tören niteliği taşıyan yemek toplantısı |
| yuğ | funeral rite | Ölünün ardından yapılan, ağıtların söylendiği yas töreni |
| sıgıt | lament | Göktürk yazıtlarında ağıt, ağlayarak söylenen yas sözü |
| tören edebiyatı | ritual literature | Bir törenin parçası olarak topluluk önünde söylenen sözlü edebiyat |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Sığır, şölen ve yuğu tanımlayın. Bu törenler sözlü edebiyat için neden önemliydi?
- (Kazanım 2) Zhou shu Göktürk cenazesini nasıl anlatır? Gömünün zamanlaması hakkında hangi kuralı kaydeder?
- (Kazanım 3) Kül Tigin yazıtının kuzey yüzü 11. satırında «sakındım» fiilinin tekrarı ve göz ile gönül karşıtlığı neyi anlatır? Kağan neden gözyaşını ve ağıtı durdurur?
- (Kazanım 2) Yazıttaki «yuğçı sıgıtçı» listesi yuğ hakkında ne gösterir?
- (Kazanım 4) Kül Tigin'in ölüm ve yuğ tarihleri ile Zhou shu'daki kural nasıl örtüşür? Bu örtüşme yazıdan önceki bir edebiyatı kurma yöntemi hakkında ne söyler?
Cevaplar
- Sığır, hanın halkla birlikte yaptığı büyük sürek avıdır; şölen, hanların ve beylerin topluluğa açtığı tören niteliğinde yemek toplantısıdır; yuğ, ölünün ardından yapılan yas törenidir. Yazıdan önce edebiyatın bir kitabı ya da okuru yoktu; şiirler, ağıtlar ve anlatılar bu toplantılarda topluluğun önünde söylenir, dinlenir ve ortak hafızada korunurdu.
- Ölü çadırda bekletilir; akrabalar koyun ve at kesip çadırın önüne dizer, atla çadırın çevresinde yedi kez dolaşır, her seferinde kapıda bıçakla yüzlerini keser ve ağlarlar; kan ile gözyaşı birlikte akar. İlkbaharda ve yazda ölenler için otların sararması, güzün ve kışın ölenler için yaprakların açması beklenir; ancak o zaman gömülürler.
- Üç kez tekrarlanan fiil bir ağıtın ritmini kurar ve yasın bir kez söylenip geçilemediğini gösterir. Göz ile gönül, yaş ile ağıt karşılıklı konur. Kağan kardeşlerinin, oğullarının, beylerinin ve halkının «gözü kaşı kötü olacak» diye kaygılandığı için gözyaşını ve ağıtı durdurur; kişisel acısı ile topluluğa karşı sorumluluğu arasında kalmıştır.
- Yuğun yalnızca bir aile yası olmadığını, Kıtay ve Tatabı boylarından, Çin'den, Tibet'ten, Soğd ve Buhara'dan, Türgişlerden ve Kırgızlardan temsilcilerin katıldığı uluslararası bir buluşma olduğunu gösterir.
- Kül Tigin Koyun yılının ilk ayında ölmüş, yuğu dokuzuncu ayda yapılmıştır; Zhou shu ilkbaharda ölenler için otların sararmasının beklendiğini söyler. Dışarıdan gelen bir Çin kaynağının anlattığı âdet, Türklerin kendi yazıtında bir tarih olarak karşımıza çıkar. Yazıdan önceki bir edebiyatı tek bir kaynaktan değil, birbirini doğrulayan dış ve iç kaynakları karşılaştırarak kurabiliriz.
Okuma
- Kül Tigin yazıtı, kuzey yüzü 9–13. satırlar: Türkçe Vikikaynak'taki yazıt sayfasında özgün harfler, çeviri yazı ve günümüz Türkçesi yan yana.
- Kâşgarlı Mahmud, Dîvânü Lugāti't-Türk: «sıgır» ve «yuğ» maddeleri (Türk Dil Kurumu baskısı).