İçeriğe geç

Ünite EDB-109-05 · Seviye 1 — Temel

Empresyonizm ve ekspresyonizm

EDB-109 Edebi Akımlar

2.214 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · anlatım 12 dk

  • empresyonizm
  • ekspresyonizm
  • izlenim
  • dizi üslubu
  • öznel algı
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Empresyonizm adını Monet'nin Impression, soleil levant tablosundan alır; Louis Leroy 1874 sergisi hakkındaki alaycı yazısında ressamlara «izlenimciler» dedi.
  2. Edebî empresyonizm, olayları bir karakterin anlık, öznel algısı üzerinden anlatır; anlamı belirsiz bırakır, kronolojiyi bozar, izlenimi taşıyan ayrıntıları seçer. Conrad 1897 önsözünde görevini «her şeyden önce size göstermek» diye tanımladı; Hâşim'in şiiri de sembolist-empresyonist tablolara benzetilir.
  3. Ekspresyonizm, adını 1911'de Kurt Hiller'den alır ve yaklaşık 1905–1925 dönemini kapsar; göze düşen ışığı değil içeride görülen gerçekleri anlatır, sanayileşmiş toplumda insanlıktan çıkarılmaya karşı çıkar.
  4. Van Hoddis'in «Weltende»si (1911) dizi üslubuyla felaketle önemsizi yan yana dizer; Pinthus'un Menschheitsdämmerung'u (1919/20) yirmi üç ekspresyonist şairi topladı.
  5. Trakl'ın «Grodek»i (1914) savaşı bir manzara olarak çizer: altın ve mavi ile başlayan renkler kızıla ve karaya döner; «Bütün yollar kara bir çürümeye çıkar».

Kazanımlar

  • Empresyonizm adının resimden edebiyata nasıl geçtiğini ve edebî empresyonizmin başlıca özelliklerini açıklayabilir.
  • Ekspresyonizmi dönemi, dergileri ve konularıyla tanıtıp empresyonizmden «dıştan içe» ve «içten dışa» ayrımıyla ayırt edebilir.
  • Trakl'ın «Grodek» şiirinde ekspresyonist imge ve renk kullanımını çözümleyebilir.
  • Conrad'ın 1897 önsözündeki «görmenizi sağlamak» hedefini empresyonist anlatımla ilişkilendirebilir.

Video metni

Soğuk açılış

Berlin, 1911. Küçük bir dergide yalnızca sekiz dizelik bir şiir çıkar. Adı «Weltende», yani «Dünyanın sonu». Bir burjuvanın sivri kafasından şapkası uçar. Havada çığlıklar yankılanır. Çatı ustaları düşer ve ikiye bölünür. Kıyılarda, «okuduğumuza göre», sular yükselir. Fırtına gelmiştir, azgın denizler karaya sıçrar. Ve tam bu felaketin ortasında bir dize: «İnsanların çoğu nezle olmuş.» Son dizede trenler köprülerden düşer.

Kıyamet ile nezle aynı şiirde, aynı ağırlıkta yan yana durur. Şiirin yazarı, Jakob van Hoddis takma adını kullanan genç bir şairdir. Bu küçük şiir, sonradan Alman ekspresyonizminin ilk metinlerinden biri sayılacaktı.

Büyük soru

Edebiyat dünyayı göze nasıl göründüğüyle mi anlatmalı, yoksa insanın içinde nasıl yankılandığıyla mı? Ve bir resim sanatının sözcükleri, edebiyatta ne anlama gelir?

Bağlam

Bu dersin iki akımı adlarını resimden aldı. Nisan 1874'te Paris'te bir grup ressam, resmî salonun dışında kendi sergilerini açtı. Sergide Claude Monet'nin Le Havre limanını sabah sisinde gösteren bir tablosu vardı: Impression, soleil levant, yani İzlenim, gün doğumu. Eleştirmen Louis Leroy, Le Charivari gazetesindeki alaycı yazısında bu tablodan yola çıkarak ressamlara «izlenimciler» dedi. Alay için konan ad akımın adı oldu.

Empresyonist ressamlar bir nesnenin ne olduğunu değil, belli bir anda, belli bir ışıkta göze nasıl göründüğünü yakalamak istiyordu. Ekspresyonistler ise otuz yıl kadar sonra tersine döndü: göze düşen ışık uyarımlarını değil, insanın içinde görülen gerçekleri anlatmak istediler. Adları da bunu söyler: Latince ex ve premere, yani «dışarı bastırmak», «ifade etmek».

Ana anlatı — izlenim: dış dünya, bir bakışın içinden

Edebî empresyonizm, resimdeki gibi açık sınırları olan bir okul değildir. Yazarlar kendilerine nadiren bu adı verdi; eleştirmenler sonradan belli ortak özellikleri bu adla topladı. Bu özelliklerin merkezinde, olayların kendisinden çok bir karakterin onları nasıl algıladığı vardır. Anlam çoğu zaman belirsiz bırakılır. Anlatı olayları kronolojik sırayla dizmek zorunda değildir. Ayrıntılar, bir sahnenin bıraktığı izlenimi taşıyacak biçimde seçilir. Ve bakış açısı kişiseldir: gerçeğin kenarları, bir karakterin öznel algısının içinden bulanıklaşır.

Edebî empresyonizmin en sık anılan örneklerinden biri Joseph Conrad'dır. Polonya asıllı, İngilizceyi sonradan öğrenmiş bu eski denizci, 1897'de bir gemi tayfasını anlatan romanı için bir önsöz yazdı. Ama önsöz, dönemin bir tavsiyesiyle, kitapla birlikte basılmadı; romanı tefrika eden New Review dergisi onu son bölümün ardına bir sonsöz olarak ekledi. Conrad önsözü ancak 1914'te kitaba geri koydu. Bu «bastırılmış önsöz»de yazarın görevini şöyle tanımlar:

My task which I am trying to achieve is, by the power of the written word to make you hear, to make you feel—it is, before all, to make you see.

Bugünkü Türkçeyle: «Başarmaya çalıştığım görev, yazılı sözün gücüyle size duyurmak, size hissettirmektir; her şeyden önce de size göstermektir.» Conrad «açıklamak», «öğretmek» ya da «anlatmak» demez; duyurmak, hissettirmek, göstermek der. Yazar okuru bir sonuca değil, bir algıya götürür. Aynı önsözde, zamanın acımasız akışından hayatın geçici bir anını çekip almanın yazarın işinin yalnızca başlangıcı olduğunu ekler. Bir anı yakalamak: Monet'nin sabah sisindeki limanıyla aynı istek.

Türk şiirinde bu yaklaşımın en belirgin izi Ahmed Hâşim'dedir. İslâm Ansiklopedisi Hâşim'in şiirlerini, sembolist-empresyonist akımın etkisi altında, netlikleri silinmiş, gölgelenmiş tablolara benzetir. Önceki ünitede sembolizmle bağını gördüğümüz şair, burada bir ressamın gözüyle yeniden karşımıza çıkar.

Ana anlatı — ifade: iç dünya, dışarıya fırlatılmış

Ekspresyonizm adını 1911'de yazar Kurt Hiller'den alır ve yaklaşık 1905 ile 1925 arasındaki dönemi adlandırır. Akımın merkezi Almanca konuşulan dünyadır. Der Sturm, Die Aktion ve Innsbruck'ta çıkan Der Brenner gibi dergiler yeni şairlerin sesini taşıdı.

Ekspresyonist yazarlar, hızla sanayileşen bir toplumda insanın insanlıktan çıkarıldığına inanıyordu. Büyük şehrin kalabalığı ve yalnızlığı, makineler, babalık otoritesi, savaş: bunlar dış dünyada yaşanıyordu, ama şairler onları dışarıdan betimlemek yerine içlerinde bıraktığı sarsıntıyla anlatmak istedi. Empresyonist dünyayı bir bakışın içinden gösterirdi; ekspresyonist iç dünyayı dünyanın üzerine fırlatır.

Soğuk açılıştaki «Weltende» bu yeni sesin ilk örneklerindendir. Şiirin ilk dörtlüğü:

Dem Bürger fliegt vom spitzen Kopf der Hut,
In allen Lüften hallt es wie Geschrei.
Dachdecker stürzen ab und gehn entzwei
Und an den Küsten – liest man – steigt die Flut.

Biçim olarak şiir gelenekseldir: düzenli ölçü, düzenli uyak. Ama dizeler birbirine bağlanmadan, her biri kendi başına bir olay olarak art arda dizilir. Almanca eleştiri buna dizi üslubu der. Neden ile sonuç, önemli ile önemsiz arasındaki bağ kopmuştur; bir şapka ile bir sel aynı sesle haber verilir. «Okuduğumuza göre» ara sözü ise felaketin bile gazeteden, ikinci elden öğrenildiği bir şehir hayatını gösterir.

Akımın büyük antolojisi, savaştan hemen sonra Kurt Pinthus'un derlediği Menschheitsdämmerung'dur, yani İnsanlığın Alacakaranlığı. 1919'da küçük bir baskıyla çıkan antolojide yirmi üç şair yer alıyordu; bunların altısı savaşta ölmüştü.

Yaygın yanlış«Empresyonizm ve ekspresyonizm, resimde de edebiyatta da aynı dönemin iki adıdır; ikisi de gerçeği bulanıklaştırır.»
Doğrusu

— İki akım yönleri bakımından birbirinin tersidir. Empresyonizm dış dünyayı, bir anın ışığında, bir bakışın algıladığı hâliyle yakalar: dışarıdan içeriye. Ekspresyonizm insanın iç dünyasındaki sarsıntıyı dış dünyanın üzerine yansıtır: içeriden dışarıya. Birinde bulanıklık bir algının inceliğidir; öbüründe bozulma bir çığlığın şiddetidir.

Metin anı

Georg Trakl, Salzburglu bir eczacıydı. 1914'te Avusturya-Macaristan ordusunda sağlık görevlisi olarak Doğu Cephesi'ne gönderildi. Gródek Muharebesi sırasında doksan kadar yaralı askerin bakımı ona kaldı. Aynı yılın kasımında, yirmi yedi yaşında, Kraków'da aşırı dozda kokainden öldü. En bilinen şiiri, o savaşın adını taşır:

Am Abend tönen die herbstlichen Wälder
Von tötlichen Waffen, die goldnen Ebenen
Und blauen Seen, darüber die Sonne
Düster hinrollt; umfängt die Nacht
Sterbende Krieger, die wilde Klage
Ihrer zerbrochenen Münder.
Doch stille sammelt im Weidengrund
Rotes Gewölk, darin ein zürnender Gott wohnt,
Das vergossne Blut sich, mondne Kühle;
Alle Straßen münden in schwarze Verwesung.

Bugünkü Türkçeyle: «Akşam, güz ormanları çınlar ölümcül silahlarla; altın ovalar ve mavi göller, üzerlerinde güneş karanlık yuvarlanır; gece sarar ölen savaşçıları, kırık ağızlarının vahşi yakınmasını. Ama sessizce toplanır söğüt dibinde kızıl bulut, içinde öfkeli bir tanrı oturur, dökülmüş kan, ay serinliği; bütün yollar kara bir çürümeye çıkar.»

Şiirde savaş vardır, ama muharebe yoktur. Ne bir tarih, ne bir birlik adı, ne bir düşman. Trakl bir savaş muhabiri gibi olanı anlatmaz; bir manzara çizer. Ama bu manzara gözün gördüğü manzara değildir. Ormanlar silahla çınlar, güneş «karanlık» yuvarlanır. Doğa, içeride yaşanan dehşetin rengine boyanmıştır.

Renklere bakalım: altın ovalar, mavi göller, kızıl bulut, kara çürüme. Şiir aydınlık renklerle başlar ve karanlıkla biter. Altın ile mavi bir resmin renkleridir; kızıl, dökülen kanın; kara, ölümün. Renk dizisi bir akşamın kararması kadar bir hayatın sönüşünü de izler. Bu, empresyonistin ışığı yakalamak için kullandığı renk değildir; bir ruhun dünyaya bulaştırdığı renktir.

İnsan sesleri ise yalnızca bir kez duyulur: «kırık ağızlarının vahşi yakınması». Askerlerin sözü yoktur, yalnızca parçalanmış bir çığlıkları vardır. Ve onuncu dize bütün şiirin yönünü söyler: «Bütün yollar kara bir çürümeye çıkar.» Hiçbir yol bir yere varmaz; her yol aynı sona döner. Ekspresyonizmin dünyası tam olarak budur: dış gerçeklik, içerideki çaresizliğin haritasına dönüşmüştür.

Cevap ve bağlantı

Edebiyat dünyayı göze göründüğü gibi mi, içimizde yankılandığı gibi mi anlatmalı? Bu dersin iki akımı bu soruya zıt yönlerden cevap verdi. Empresyonizm dış dünyayı bir bakışın içinden gösterdi: Conrad'ın «size göstermek» isteği, Monet'nin sabah sisi. Ekspresyonizm iç dünyayı dış dünyanın üzerine fırlattı: van Hoddis'in parçalanmış şehri, Trakl'ın kararan manzarası.

İki akım da realizmin güvenini sarstı. Realist, dünyanın herkes için aynı olduğu ve bir aynanın onu yansıtabileceği inancıyla yazıyordu. Empresyonist, her aynanın bir gözün aynası olduğunu hatırlattı. Ekspresyonist ise aynanın kırıldığını gösterdi. Hangisinin gerçeğe daha yakın olduğu tartışılabilir; ama yirminci yüzyıl edebiyatı, gerçeğin bir bakış açısına bağlı olduğu fikriyle bu iki akımdan geçerek tanıştı.

Kapanış kancası

Trakl'ın öldüğü savaş sürerken, tarafsız İsviçre'de, Zürih'te bir grup genç sanatçı bir kabarede toplandı. 15 Mayıs 1916'da çıkardıkları derginin ilk ve tek sayısında yeni bir sözcük göründü: DADA. Bu adı kimin, nasıl bulduğu konusunda bugün bile anlaşılamıyor. Onlar dünyayı ne göstermek ne ifade etmek istiyordu; sanatın kendisini yıkmak istiyorlardı.

Özet kartı

  1. Empresyonizm adını Monet'nin Impression, soleil levant tablosundan alır; Louis Leroy 1874 sergisi hakkındaki alaycı yazısında ressamlara «izlenimciler» dedi.
  2. Edebî empresyonizm, olayları bir karakterin anlık, öznel algısı üzerinden anlatır; anlamı belirsiz bırakır, kronolojiyi bozar, izlenimi taşıyan ayrıntıları seçer. Conrad 1897 önsözünde görevini «her şeyden önce size göstermek» diye tanımladı; Hâşim'in şiiri de sembolist-empresyonist tablolara benzetilir.
  3. Ekspresyonizm, adını 1911'de Kurt Hiller'den alır ve yaklaşık 1905–1925 dönemini kapsar; göze düşen ışığı değil içeride görülen gerçekleri anlatır, sanayileşmiş toplumda insanlıktan çıkarılmaya karşı çıkar.
  4. Van Hoddis'in «Weltende»si (1911) dizi üslubuyla felaketle önemsizi yan yana dizer; Pinthus'un Menschheitsdämmerung'u (1919/20) yirmi üç ekspresyonist şairi topladı.
  5. Trakl'ın «Grodek»i (1914) savaşı bir manzara olarak çizer: altın ve mavi ile başlayan renkler kızıla ve karaya döner; «Bütün yollar kara bir çürümeye çıkar».

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
empresyonizmimpressionismOlayların bir karakterin anlık, öznel algısı üzerinden anlatıldığı, resimden edebiyata geçen yaklaşım
ekspresyonizmexpressionismİç dünyadaki sarsıntıyı dış dünyanın üzerine bozulmuş imgeler ve sert renklerle yansıtan akım
izlenimimpressionBir nesnenin ya da sahnenin belli bir anda, belli bir ışıkta algıda bıraktığı iz
dizi üslubuReihungsstilDizelerin aralarında neden-sonuç bağı kurulmadan bağımsız görüntüler olarak sıralanması
öznel algısubjective perceptionOlayların bir karakterin duyuları ve ruh hâli üzerinden aktarılması

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) «Empresyonizm» adı nereden gelir? Edebî empresyonizmin iki özelliğini yazın.
  2. (Kazanım 2) Empresyonizm ile ekspresyonizm arasındaki temel yön farkı nedir? Ekspresyonizmin dönemini ve iki dergisini yazın.
  3. (Kazanım 2) «Weltende»de «İnsanların çoğu nezle olmuş» dizesinin felaket imgeleri arasında yer alması neyi gösterir? Dizi üslubu bu etkiye nasıl katkıda bulunur?
  4. (Kazanım 3) «Grodek»te renklerin sırası ve «Bütün yollar kara bir çürümeye çıkar» dizesi ekspresyonizmin hangi özelliğini gösterir?
  5. (Kazanım 4) Conrad'ın «before all, to make you see» cümlesi empresyonist anlatımla nasıl ilişkilidir? Conrad hangi fiilleri kullanmaz?

Cevaplar

  1. Monet'nin 1874 sergisinde gösterilen Impression, soleil levant tablosundan; eleştirmen Louis Leroy alaycı bir yazıda ressamlara «izlenimciler» dedi. Özellikler: olayların bir karakterin öznel algısı üzerinden anlatılması, anlamın belirsiz bırakılması, kronolojinin bozulması, izlenimi taşıyan ayrıntıların seçilmesi (herhangi ikisi).
  2. Empresyonizm dış dünyayı bir bakışın algıladığı hâliyle yakalar (dıştan içe); ekspresyonizm iç dünyadaki sarsıntıyı dış dünyanın üzerine yansıtır (içten dışa). Dönem yaklaşık 1905–1925; dergiler: Der Sturm, Die Aktion, Der Brenner (herhangi ikisi).
  3. Kıyamet ile gündelik bir rahatsızlığın aynı ağırlıkta yan yana durduğunu, önemli ile önemsiz arasındaki ölçünün kaybolduğunu gösterir. Dizi üslubunda dizeler arasında neden-sonuç bağı kurulmadığı için her görüntü kendi başına, eşit değerde durur; dünya birbirine bağlanamayan parçalara ayrılmış gibi görünür.
  4. Renkler altın ve maviyle başlar, kızıla ve karaya döner: doğa, gözün gördüğü gibi değil, içeride yaşanan dehşetin ve ölümün rengine boyanmıştır. Son dize hiçbir yolun kurtuluşa varmadığını söyler; dış manzara, içerideki çaresizliğin haritasına dönüşür. Bu, iç dünyayı dış dünyaya yansıtma özelliğidir.
  5. Conrad yazarın görevini okura duyurmak, hissettirmek ve her şeyden önce göstermek olarak tanımlar; okuru bir sonuca değil, bir algıya götürür. Bu, empresyonizmin olayları algı ve izlenim üzerinden aktarma isteğiyle örtüşür. Conrad «açıklamak», «öğretmek» ya da «anlatmak» fiillerini kullanmaz.

Okuma

  • Georg Trakl, «Grodek» (1914): Almanca metin Vikikaynak'ta; şiiri yüksek sesle okuyup renk sözcüklerini işaretleyin.
  • Jakob van Hoddis, «Weltende» (1911): sekiz dize; her dizeyi ayrı bir resim karesi gibi düşünerek okuyun.
  • Joseph Conrad, 1897 önsözü: Gutenberg'deki 17731 numaralı dijital baskıda, Conrad'ın 1914 tarihli notuyla birlikte.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:50 Soğuk açılış: 1911 Berlin'inde bir gazete sayfası; sekiz dize tek tek ekrana düşer. Her dizede ayrı bir çizim: uçan bir şapka, düşen çatı ustaları, yükselen sular, hapşıran insanlar, köprüden düşen bir tren. Hepsi aynı büyüklükte, yan yana.
  • 0:50–1:10 Büyük soru: bir göz ile bir kalp simgesi; ikisinden de aynı sokağa doğru ışık çıkar ama farklı renklerde.
  • 1:10–2:30 Bağlam: 1874 Paris'i; bir sergi salonu; sisli bir liman tablosu. Bir gazetecinin kalemi «impression» sözcüğünü alayla yazar; sözcük bir bayrağa dönüşür. Ardından Latince «ex» ve «premere» sözcükleri, içeriden dışarıya bastıran bir el.
  • 2:30–5:20 Ana anlatı — izlenim: bir geminin güvertesi; ışık ve su yüzeyi her an değişir. Conrad'ın cümlesinde «hear», «feel», «see» sözcükleri sırayla yanar. Bir dergi sayfasının arka kapağına iliştirilmiş bir önsöz; 1914'te kitabın başına taşınır.
  • 5:20–7:40 Ana anlatı — ifade: büyük şehir, kalabalık, makineler; üç dergi kapağı: Der Sturm, Die Aktion, Der Brenner. «Weltende»nin ilk dörtlüğü; her dize ayrı bir kutuda, kutular arasında bağ yok. Bir antoloji kapağı; yirmi üç ad, altısının yanında siyah bir işaret.
  • 7:40–10:00 Metin anı: bir güz ormanı; ağaçlardan silah sesleri yükselir. Renkler sırayla belirir: altın ova, mavi göl, kızıl bulut, kara bir yol. Bütün yollar aynı karanlık noktada birleşir.
  • 10:00–11:00 Cevap ve bağlantı: bir ayna; önce bir gözün aynası olur, sonra çatlar ve parçalara ayrılır.
  • 11:00–11:30 Kapanış kancası: Zürih'te bir kabare kapısı; 15 Mayıs 1916 tarihli bir dergi kapağında «DADA» sözcüğü; harfler dağılır.

Telaffuz

  • Impression, soleil levant: «en-pre-SYON so-LEY lö-VAN»; Claude Monet: «klod mo-NE»; Louis Leroy: «lu-İ lö-RUA»; Le Charivari: «lö şa-ri-va-Rİ».
  • Joseph Conrad: «CO-zıf KON-red»; New Review: «nyu ri-VYU».
  • Jakob van Hoddis: «YA-kob fan HO-dis»; Weltende: «VELT-en-de»; Kurt Hiller: «kurt Hİ-ler»; Kurt Pinthus: «kurt PİN-tus»; Menschheitsdämmerung: «MENŞ-hayts-de-me-rung».
  • Der Sturm: «der ŞTURM»; Die Aktion: «di ak-TSYON»; Der Brenner: «der BRE-ner»; Reihungsstil: «RAY-ungs-ştil».
  • Georg Trakl: «GE-ork TRA-kıl»; Grodek: «GRO-dek»; Gródek: «GRU-dek»; Kraków: «KRA-kuf».
  • Am Abend tönen die herbstlichen Wälder: «am A-bent TÖ-nen di HERPST-li-hen VEL-der»; Alle Straßen münden in schwarze Verwesung: «A-le ŞTRA-sen MÜN-den in ŞVAR-tse fer-VE-zung».